Kırmızı Hap’ın ortaya koyduğu tezlerin hazmetmesi zor olduğundan bahsetmiştim. Elbette bu gerçekleri, yanında getirdiği hayal kırıklığı ve sorumluluklarıyla birlikte kabul etmek herkesin üstesinden gelebileceği bir şey değil. Egosunu korumak amacıyla KH tezlerini ölümüne reddetmek, ilk tepki.

Bu reddedişlerin en kolayı ve popüleri de şu: 31ci şişko ergenlerin karı kız tavlamak için takip etmeye çalıştığı manipülasyon teknikleri. 

Bir çok erkeğin KH’ı karşı cinsle olan problemlerden dolayı bulduğu su götürmez bir gerçek.

 

Ancak KH malesef bu sebeple gelenlerin önüne “bir dakika, eğer amacın sadece kız tavlamaksa onun için pick-up artist grupları var, oraya git” şeklinde bir duvar koyuyor. Duvarda bir kapı var – ve üstünde yazan şu :

“Senin aşk ve cinsel hayatındaki aksaklıklar bir problem değil, bir semptom. Senin problemin doğana aykırı bir şekilde sosyalleştirilmiş ve potansiyelini gerçekleştirememiş  olman. Kariyerindeki, ilişkilerindeki, karşı cinsle olan ilişkilerindeki problemin kaynağı büyürken sana gösterilen yolun yanlış olması, sana anlatılan hayata dair kuralların yalan olması. Perspektifini ve en temel anlayışını düzeltmeden hayatında hiç bir şey değişmeyecek, yine mutsuz olmaya devam edeceksin. “

 

Hayatta elde etmek istediğin şeylerin doğasını anlamadan o şeyleri elde etmeye çalışmak aptallık. Etini yiyip yiyemeyeceğin, karnını doyurup doyuramayacağı, seni öldürüp öldürmeyeceği, zehirleyip zehirlemeyeceği belli olmayan bir hayvanı avlamaya çalışmak gibi.

KH erkekler başta olmak üzere insanlara, mutluluğumuzun en büyük kaynağı olan diğer insanlarla olan ilişkilerimizle ilgili ataerkilfeminist düzen tarafından ustaca (veya salaklıktan) gizlenen gerçek kuralları göstermeye çalışıyor. “Kendin gibi ol, seni sen olduğun sevecek birisi mutlaka var olacak” ya da “ruh ikizin orada bir yerlerde, onu bul” tarzı Disney masalları anlatmak yerine bireyler arası çekimin nasıl işlediğini eldeki veriler ve deneyimlerle teorik ve pratik zemine oturtarak daha iyi anlaşılmasını, bireylerin de stratejilerini buna göre şekillendirmeleri gerektiğini anlatıyor.

300-400 yıllık hayal ürünü romantik fikirlere, insana gerçekte olduğundan daha üstün bir ahlak anlayışı atfederek inşa edilmiş ve neticesi evlilik dışı birlikte yaşama toplumda kabul görmeden önceki dönemlerde evliliklerin %50e yakının boşanmayla sonuçlanması, asla büyüyemeyip oğlan çocuğu olarak yaşlanan erkekler, her zamankinden daha çok psikolojik problemlerle boğuşan kadınlar, intihar eden erkekler olan mevcut ataerkil-feminist sosyalleştirmesinin hatalarını ve yalanlarını teker teker göstermeye çalışarak doğanın nasıl işlediğini açıklamaya çalışıyor.

Tüm umutlarımıza rağmen tekrar tekrar ve kaçınılmaz olarak vardığımız neticeler KH’ı yutanlar için geri kalanlara göre daha acısız değil. Hatta KH’a olan karşıtlığın en büyük sebeplerinden birisi olan kızgınlık safhası esnasında konuyla ilgili yazan, konuşan kişilerin yaptıkları hatalar bunun en büyük kanıtı. Ama kendinize sorun, hayatınız boyunca size adeta bebeğe mama yedirir gibi yedirilen fikirlerin çoğunun yalan olduğunu öğrenmek sizi kızdırmaz mı? Çektiğiniz acıların, geri döndürülemez hataların, kaybettiğiniz insanların ve hayal kırıklığının aslında önlenebilir olduğunu fark etmek, ama bu yalanlar yüzünden önleyemediğinizi, ormanın gözünüzün önünde yandığını ama bir şey yapamadığınızı çünkü kimsenin size “su ateşi söndürür” demediğini anlamak – sizi de kızdırmaz mıydı?

İkili ilişkiler, kariyer, okul, aile, saygınlık, seks – bunlarda yaşanan problemlerin hepsi birer semptom. Bunları teker teker ele alıp nerede hata yaptığını, acımasız gerçekler ışığında nasıl değişmek gerektiğini açıklayan, bireyi yükseltmeye çalışan, mutluluğu yakalamasına yardım etmeye çalışan bir fikir kollektifine saldırıyı, aşağılamayı anlamak kolay, ama meşru görmek zor.

Keşke KH sadece kız tavlama ile ilgili olsaydı. Keşke asla istediğimiz gibi hayal ettiğimiz gibi sevilemeyecek olmamız, yarattığımız değer kadar değerli olduğumuz, sürekli bir rekabet ve toplam sıfır bir oyun içerisinde olduğumuz, mücadele içinde olduğumuz, belli şartları yerine getirmediğimiz takdirde yaşam hakkımızın bile önemsenmediği bir dünyada yaşamıyor olsaydık. Bunun ne derece gerçek olmadığını bilen birisi olarak böyle bir dünyada yaşıyor olmamızı benden daha fazla isteyen kişi sayısı azdır.

Ancak su ıslaktır, ateş de yakıcı.

Biz ne kadar aksini dilesek de insanlar arası ilişkiler bu şekilde işliyor.

Naber gençler.

Zaman zaman hortlayan bir Kırmızı Hap düşmanlığını özellikle Ekşi’deki Red Pill başlığında görebiliyoruz. İtiraf etmem gerekir ki, tartışmayı (kah okuyan ama yazmayan okuyuculara dengeli bir resim çizmek, kah klasik ben daha uzağa işerim lan rekabetçiliği yüzünden) gereksiz yere uzattığım oluyor.

Elbette bu saldırıları “yaşlı şişman 22 kedi besleyen feminazi” ya da “kızların ilgisini çekmeye çalışan, virtue signalling yapan meriç” diye sallamamak mümkün. Ancak bu tam da onların “31ci ergenler, kadın düşmanların işte” diyerek Kırmızı Hap taraftarlarını sınıflandırmalarıyla aynı şey olur.

Bu tür saldırılar daha önce başka forumlarda (Sosuave, Reddit) defalarca yaşandı. Sebepleri de uzun uzun tartışıldı. Çoğunlukla bu saldırı sebepleri bir kaç ana başlık altına düşecek şekilde sınıflandırılabilir.

1-Kadınların avantajlarını ifşa ederek kurban statüsünü bozuyor- sorumluluk yüklüyor

Kadının fiziksel olarak narin yapısı, toplumsal olarak güçlü olan yapısını maskeleyen bir avantaj haline gelmiş durumda. En şanssız kadın bireylerin yaşadığı haksızlıklar, toplu olarak erkekler üzerinde bir suçluluk duygusu yaratma ve eşitlik ilkesini bozan bir ayrımcılık yaratmakta kullanılıyor. Kocası tarafından şiddete uğrayan kadının dramı, ailesinden her türlü desteği görmüş, y.dışında okuyup İstanbul Maslak’ta kadın erkek oranının 50% olduğu, insan kaynakları departmanının 90% kadın olduğu bir şirkette çalışan kadına avantaj olarak yansıtılıyor. Halbuki erkek plaza patronlarının erkek olmasının geri kalan erkeğe bir avantajı olmadığı gibi, az sayıdaki erkeğin yaptığının sorumluluğu tüm erkeklere yükleniyor.

Ya da kadınların otomatikman masum, erkeğin otomatikman suçlu olduğu, “arızalı kadın” olarak görüldüğü bir kültürün varlığının ifşasını ele alalım. Feminizmin daha çok kabul gördüğü ve siyasi kararlara etkili olduğu ülkelerde küçük çocukların kendini daha ergenliğe girmeden “arızalı kız cocugu” gördüğünü, erkek olmaktan bir nevi utandıklarından bahsetmiştim.

Bir diğer örnek yine y.dışındaki tecavüz kültürü tartışması. Taciz postunda kısaca bahsetmiştim – gece alkol alıp birlikte olduğu erkek ile olan ilişkisinden pişman olan kız için önerilen çözüm “sen de karar verme yeteneğini sekteye uğratacak ortamlara kendini sokma” yerine “tecavüz etti, resmi makamlara şikayet et” oluyor. 

Bu tam olarak şuna benziyor – alkollü araç kullanıp kaza yapan sürücüye “alkol almak senin kararındı, sonrasında karar verme yeteneklerinin bozulması da senin suçun” diyerek alkollü araç kullanmaktan cezalandırmak yerine “alkol almış olman o yayanın yola çıkmasını ve senin frene basamamış olmanı senin problemin yapmaz, suç yayada” demek gibi.

Kırmızı Hap çatısı altına düşen gözlemler bu ve bunun gibi daha nice genel kabul görmeyen, reddedilen durumu en açık çıplaklığıyla ortaya koyduğu, bundan faydalanan gruba “kraliçe çıplak” dediği için sevilmiyor.

 

 

2-Kırmızı Hap, egonuzu incitecek acı gerçekleri ortaya koyuyor. 

Hiç bir kadının, bir erkeği annesinin sevdiği gibi sevemeyeceğini, ikili ilişkilerde kadının lehine ve aleyhine olan şartlarda ağırlık aleyhe doğru kayarsa ilişkinin biteceğini, hipergamiyi, “kendin gibi ol” öğüdünün niye saçmalık olduğunu, insanların birbirini nasıl değerlendirdiklerini, nasıl test ettiklerini, karşısındakinin değerine ve çekiciliğine nasıl karar verdiğini Disney masalları yerine somut gerçeklerle anlattığı, bu gerçekler de en başta kadının masum lekesiz imajını zedlediği, sonra da erkeklere yüklediği sorumluluklar sebebiyle hayallerini yıktığı için Kırmızı Hap fikirleri sevilmiyor.

Bu hayatı boyunca namaz kılmış bir müslümana “cennet yok, kötülük yapanlar da cehennemde yanmayacaklar, yaptığın iyiliklerin bir karşılığını almadığın gibi, allaha havale ettiğin kötülüklerin durması için kıçını kaldırman lazım” demek gibi. Dileyen bir müslümana bu cümleyi söyleyerek bir anda nasıl femi-meriç’le aynı silahları kuşandığını test edebilir.

 

3-Kırmızı Hap, ezik olarak kabul edilmiş erkeklerin hayatlarını yoluna koyarak yarışta öne geçmesini sağlıyor.

Bunun iki önemli bacağı var.

A)Kendilerinden aşağı gördükleri erkeklerin, kendileri gibi dota 2’cilik, bitmeyen futbol muhabbeti, porno, goygoy vs ile vakit harcamayıp 1-2 senede kendilerinden daha fit, daha iyi sosyal çevreye sahip, daha çok para kazanan bireylere dönüştüğünü görünce bir çok erkek kendi vasatlığını hatırlayarak kendi vasatlığı ve karşısındakinin yükselen statüsünü disiplinli çalışma harici şeylerle açıklamak ve karşısındakini X-Y-Z ile yaftalamak için her şeyi yapıyor. Amaç tıpkı cinsel değeri düşen kadınların, çekici genç kadınları “koca memeli beyinsiz” diyerek ezerek saha şartlarını eşitlemeye çalışması. Artık işe yaramayan avantajlarını gören erkek karşısındakinin statüsünü eski alt seviyeye indirebilmek için “dünün pazarcısı bugün playboy” gibi şeyler söylüyor.

Evet, dünün pazarcısı bugün seni geçti. Para olarak da statü olarak da seni eziyor. Bunun suçlusu kıçını kaldırıp kendini yükselten pazarcı değil, götünün üstüne oturup Dota oynayan sensin. Seni uyaranlara saldıracağına kafayı kullansaydın pazarcı playboya bakıp kendini kötü hissetmek zorunda kalmazdın.

Bu erkeklerin kendini iyi hissetmek için bariz bir şekilde kendilerinden statü olarak iyi olan karşı tarafı yalanlama, rezil etme ve karalamaya ihtiyacı var. Kadın düşmanı ve homofobik olarak suçlamaya ihtiyacı var. Karşı çıktıları şeyin neticelerinin bariz bir şekilde iyi olmasını yalanlamaya, yok saymaya ihtiyaçları var. Tıpkı Ateist düşüncenin hakim olduğu yerlerin gelişmiş ve huzurlu, İslam düşüncesinin hakim olduğu yerlerin ilkel ve vahşi kaldığını türlü masallarla (amariganın oyunu bunnar) açıklamaya çalışan yobaz gibi. Yatırım yapmış olduğu şeyin yalan olduğunu kabullenmek her babayiğidin harcı değil.

 

B) Genetik olarak doğuştan avantajlı ve arzulanan bireylerler ve sonradan kendini geliştiren – esasen ezik olan bireyler arasındaki farkı ayıramama korkusu.

Kadınların hipergamik yapısı kendi çekiciliğinin müsade ettiği ölçüde en üst statülü erkeği kendine bağlamayı hedefler. Doğuştan gelen avantajları sayesinde başarılı olmuş “erkek olmakta doğuştan iyi” erkek modeli bu hipergamik eğilimin aradığı şeydir.

KH’a karşı çıkan kadınların yanıldıkları nokta şurası – sanıyorlar ki “doğuştan alfa var, doğuştan beta var, bunlardan doğuştan alfa arzulanır, doğuştan betalar da ancak işe yararlıkları ölçüsünde tolere edilir. Alfa taklidi yapan betalar da tiksinti kaynağıdır. ”

Nasıl “yeni zengin” diye bir tarif varsa, parayı yeni bulduğu için “varlıklı taklidi yapıyor, biz onun pazarcılığını biliriz” saldırısı yapılıyorsa, hayatını düzene koyarak eziklikten kurtulan erkeğe de “taklitçi-sahte” muamelesi yapılıyor.

Bu görüş 2 önemli noktanın yanlış anlaşılmasından kaynaklı.

Biyolojik olarak “alfa” denilebilecek erkekler Dark Triad adı verilen narsisisizm, sosyopati ve Makyavellizm üçlüsünde yüksek eğilim gösteren erkeklerdir. Bu erkeklerin büyük bölümü kanunla başı belaya girdiği için hapistedir. Küçük ve topluma daha iyi adapte olabilmiş bölümü ise yüksek mevkilere (devlet başkanı, CEO vs) gelmiş bireylerdir.

İkincisi, erkeklerin doğası zaten “erkek olmakta iyi olmak” üzere evrimleşmiş durumdadır. Bunu da küçük erkek çocukları gözlemleyen herkes görebilir. 5-6 yaşlarına kadar erkek çocuklar zaten sizin bugün “alfa” olarak yanlışlıkla tanımladığınız hareketleri doğal olarak yaparlar. Rekabet ederler, istediklerini almak için çabalarlar, başkasının ayağına basmaktan çekinmez, kızlara prenses muamelesi yapmazlar.

Ancak erkekleri ezikleştiren şey Ataerkil sistemin bu güdüleri kontrol altına alarak grubun yaşam şansını artırma çabaları neticesinde ortaya çıkmış sosyal inşalardır. Doğal olarak erkeksi içgüdüler sahip erkekleri sürekli baskılayarak, erkek çocuklara fedakarlık etmeleri, agresifliklerini törpülemeleri, kadınlara kendi hayatlarından daha fazla değer vermeleri, ait oldukları sosyal sınıfa ve gruba kendi hayatlarından daha fazla değer vermeleri, üretme ve değer gösterme yükümlülüğü ve karşılığını istemenin ayıp olduğu, eziklik olduğu telkin ediliyor.

Yani çocukluktan itibaren erkeklere bir “betalaştırma” uygulanıyor.

Yani sizin ofiste herkesin şakalarına güldüğü başarılı ve fit adam alfa ya da dark triad değil. Sadece çocukken “ezik” diye sınıflandırabileceğimiz erkeklere göre sosyalleştirmesi daha iyi daha bilinçli yapılmıştır. Ailesi, onun diğer erkekler arasında ezik bir piyon olarak değil, öne çıkacak bir birey olması için gerekli araçları ve mentaliteyi sağlamıştır.

 

KH’ın yaptığı şey de – normalde bu dengeyi kurması gereken ailenin – özellikle de daha yaşlı erkeklerin – yapması gerekeni yapmak. Erkeklerin hatalı sosyalleşmesini düzeltmek, Ataerkil yapı ve son 50 yıldır feminist ideolojinin iyice sikip attığı erkek rolü ile bireyin kendi mutluluğu arasındaki dengeyi, bireyin kendi mutluluğunun lehinde kurmaya çalışmaktır.

Burada amaç herhangi bir grubu ezerek haklarını gasp etmek, haksız avantaj sağlamak değil. Kötü bir şekilde sosyalleşmiş ve beklentileri bozuk olan erkeklere ve kadınlara gerçekçi bir resim çizmek, hayatın kaçınılmaz kurallarını ortaya koymak ve kendini doğru bir şekilde adapte edebilmesi için bir çerçeve yaratmaktır. Burada bahsedilen araçlar, çerçeveler çekiç gibidir. Kafa da patlatabilirsin gidip inşaat da yapabilirsin. Bu araçlarla ne yapılacağı bireyin kendi ahlaki seçimidir. KH “şunu yap bunu yap” demez. Tıpkı yer çekimi teorisinin “yüksek bir yerden bıraktığın nesne dünyaya doğru çekilir – yere düşer” demesi gibi amacı sosyal dinamikleri açıklamaktır. Sen yüksek bir yerden bıraktığın taşı birinin kafasına denk gelecek şekilde bıraktın diye yer çekimi nasıl sorumlu tutulamaz ise KH da bu gerçekleri kendine haksız avantaj sağlayacak bireylerin yaptıklarından sorumlu tutulamaz.

4-Yazılı iletişimin sosyal dinamiklerin en önemli bileşenlerini devre dışı bırakması

Gerçek hayatta KH ile ilgili konulardan bahsederken bugüne kadar kimseden, tek bir kişiden bile yazılı ortamda aldığım seviyede bir düşmanca cevap almadığım gibi çoğunlukla onaylamayla karşılaştım. Bunun sebebi açık – insanlar fikir ve yorumların kaynağına göre kendi algılarını değiştiriyorlar. Benim yazılı olarak ilettiğim mesaj ile konuşarak, vücut dili ve ses tonu, dış görünüşüm ve diğer sosyal sinyallerim ile ilettiğim mesaj birebir aynı olsa bile aldığım tepkiler arasındaki uçurum bunun kesin ispatı.

Bu özellikle kadın okuyucular için geçerli. Zira kadınlar sözlü olmayan sosyal sinyalleri yakalamada erkeklere nazaran kat kat daha iyiler. Erkekler mesaj ve mesajın kaynağını birbirinden izole etmeye daha meyilliler o yüzden yazılı mesaj ve sözlü-birebir mesaj arasındaki fark erkekler için daha az, ama özellikle kadınlarla iletişimde gözlemlediğim şey mesajın kimden geldiğinin daha önemli yönünde. Benim söylediklerimi birebir söyleyen ama aynı sosyal sinyalleri veremeyen bir erkek tahmin ediyorum ki daha çok tepkiyle karşılacaktır.

 

Kadınların gerçek düşmanıdır.

Feminizm malesef 1900lerin ilk 50 yılındaki haklı mücadelesinden sonra yolunu kaybetti.

Bugün feminizmi eleştirmek islamı eleştirmek gibi bir şey. Islamda pedofilinin kabul edilmiş olduğunu söyleyip eleştirince anında nasıl islamofobik, faşist, islamı bilmeden anlamadan saldırıyor yaftası yiyorsak, feminizmi eleştirince de anında kadın düşmanı, feminizmi bilmiyor, cahil yaftası yiyorsunuz.

Çünkü “nasıl olur da eldeki verilere bakarak başka bir sonuca varabilirler? Ben aklı başında, sosyal olarak iyi bir durumdaki bir insan olarak bu sonuca vardıysam, aynı sonuca varmayan herkes ya gerizekalıdır, ya eğitimsizdir ya da manyaktır özellikle yapıyordur” zinciri oluşuyor.

Herhangi bir şeyi yeterince tanırsanız ondaki aksaklıkları rahatlıkla görürsünüz.

Akademyayı yakından tanıdığınız zaman bilim adamları, hocalar arasındaki psikolojik şiddeti yüksek rekabeti, kurumsal hayatı yakından tanıdğınız zaman mobbing’i, başkasına para kazandırma baskısını, sporcuları yakından tanıdığınızda bireyi yıkıcı rekabeti, illegal ilaç kullanımını vs görürsünüz.

Bazen bu aksaksıkları görmek için çok çok yakından bakmanız da gerekmez.
Islamdaki problemleri görmek için Turan Dursun seviyesinde bilmeye gerek yoktur.

Dışarıdan bakan, bilgisi tesadüfi olanlar için üstte saydığım alanlar “oh ne ala, 3 ay yatıyor hocalar, iki makale yazıyor hop cepte mayış” ya da “negzel klimalı ofislerde çalışıyolar işte..” ya da “olm adam madalya aldı, ne sponsorluklar ne devlet ikramiyeleri vs” şeklinde değerlendirilecektir.

Feminizm de aynı durumdan elbette muzdarip. Dışarıdan bakınca şahane. Yakından bakınca hmmm…

Feminizm bazı çok temel insan deneyimlerini yok sayarak, ayıplayarak ve dışlayarak, mücadelesi türlü bezdirme ve utandırma taktikleriyle yürütülen bir güç mücadelesine dönüştü. Bir hak arama mücadelesi olmaktan çoktan çıktı.

Eşitlik istiyoruz derken eşitlikçilik oluşturmaya çalışıyor.

Feminizm kadınları daha mutlu etmedi.

Bunu sadece az sayıda bir erkek söylemiyor üstelik. Bizzat kadınlardan geliyor bu eleştiri.

Https://medium.com/…s/the-end-of-women-9796d97f741a

alıntı yapıyorum zira şahane yazmış (tamamının çevirisi değil – yazarın amerikalı olduğunu feminizmin türkiye’dekinden çok daha ileri seviyede olduğunu unutmayalım) :


— spoiler —
anlatmaya çalıştığım şey şu – toplum ve kanunlar şu anda gerçek doğamıza ters düşüyorlar. Biz kadınlar olarak istenmek ve ‘kovalanmak’ istiyoruz. Aynı zamanda korunmak da istiyoruz.

Feminizm yüzünden bunların hiç birisi olamıyor.

Modern feminizm erkek-kadın rollerini tersine çevirerek tüm kuralları belirleme, kültürü belirleme ve çevreyi hem politik hem de cinsel açıdan kontrol altına almaya çalışıyor.

Kadınlar “güçlü ve özgür” olmak adına sevgi dolu ve şefkatli erkeklerin korumasını reddediyor ve onlar yerine hukuk sistemi ve devlete yaslanıyor. Baskınlık, güç, kudret ve liderliği saldırgan tavırlar olarak tanımlayarak maskülenliği şeytanlaştırıyor.

Kadınların davranışlarının sorumluluğunu o anda almak yerine, (feminizmin geliştirdiği) kaynakları kullanarak skor eşitlemelerini öğütleyen veya devlet ve hukuğu kendi isteklerini gerçekleştirip korunma sağlamak için birer kabadayı olarak kullanmayı öneren bir düşünce ortaya çıktı.

Ancak bu koruyucuların (sosyal inşa ve kurumlar) kağıt kadar ince olduğunu görüyoruz zira kadınlar olarak bugün istediğimiz her şeye sahipken bugüne kadar olmadığımız kadar kaygılı, depresif, zihinsel hastalıklardan muzdarip, tatminsiz ve mutsuzuz.

Doğamız ve toplum birbirine zıt çünkü erkekler, kadınları memnun etmek uğruna kadınların kuralları koymasına müsade ettiler ve bu geri tepti.

Muhtemelen bu yüzden laf yiyeceğim ama kadınların ne istediğini bilmediğine dair söylenenler büyük ölçüde doğru. Bir şey istediğimizi söyleriz , o şeyin nasıl olduğuna dair bir fikrimiz vardır o yüzden de o şeyi istediğimizi sanırız, ama o şeyi elde edince mutsuz oluruz.

Yönetimde olmak istediğimizi düşünürüz çünkü dışarıdan bakınca şahanedir, liderlik eden ve her şeyi kontrol eden birini görünce bizi heyecanlandırır ama bir çoğumuz o pozisyonda kendimizi bulunca da endişeleniyor ve o gücü doğru dürüst idare edemiyoruz. Bunu sürekli görüyoruz. Bunu söylerken tüm kadınların eksik ve zayıf olduğunu, hiç bir kadının liderlik edemeyeceğini söylemiyorum. …

Eğer kadınların gerçek güçleri ve yeteneklerine değer verir, erkeklerle rekabete zorlamazsak hepimiz daha mutlu ve tatmin oluruz. Daha az kaygılı oluruz. Karşı cinsin doğasıyla tamamlayıcı oluruz.

Bu yüzden feministleri gerçek kadın düşmanları olarak görüyorum. Feminen özellikleri, kadınsı güçleri reddedip itibarını zedeleyenler onlar.

Bir erkek gibi başarılı olan kadını alkışlayıp bir kadın gibi başarılı olan kadını rezil eden ve aşağılayan onlar.

Kadınların rastgele seksi, agresif rekabeti benimsemesini, güzellik, alımlılık ve geleneksel ilişkileri reddetmesini onlar isityor.

Kadınsı taraflarını yaşamak isteyen, bir erkeğin sevgisiyle huzur bulan, o erkeği memnun edip kendini ona adamak isteyen; saldırganlık ve korkutma yerine kadınsı çekiciliğini kullanan kadınlara onlar hakaret ediyor, onlar küçültüyor.

— spoiler —

sorumlusu olmadığınız şeyler için suçlandığınız bir ortamda kendinizi bulduğunuzda, hayatınızda hiç bir kadına el kaldırmamış, ayağına çelme takmamış, profesyonel hayatta mobbing vs yapmamış, hatta -zor biliyorum ama- trafikte çemkirmemiş olsanız bile, gayet normal, ahlaklı ve üretken olduğunu düşündüğünüz hayatınıza karşı “tüm erkekler kadınların mutsuzluğunun sebebidir” gibi şemsiye bir suçlamayla karşılaştığınız ve kurumların da bu perspektifi benimseyip size karşı tavır aldığını gördüğünüz zaman bir erkek olarak yapabileceğiniz şeyler sınırlı.

1-ya o nefret edilen sosyal gruptan (ayrıcalıklı ataerkil erkekler) kendinizi soyutlar ve başka bir sosyal gruba geçersiniz (social justice warrior-sosyal adalet savaşçısı),
2-ya da direnir, kendi grubunuzu güçlendirmeye ve farkındalık yaratmaya çalışırsınız. Tahmin edin ben hangi gruba yakınım.

SJW ve bugün MGTOW, Red Pill , Mens Rights gibi birbirine karşıt görünen akımlar aslında aynı sebepten dolayı ortaya çıkan şeyler.

Sjw ve feminizmin bir çok temel doğal gerçeği reddetmeye çalışarak, yanlış grubu nazi gibi göstererek sorunlardan sorumlu tutmaya çalışması elbette bir yerde patlayacak.
Erkeklerin tümüne “2. Dünya savaşı sonrası alman suçluluk duygusu” yerleştirme, erkek cocuklarını “arızalı kız cocugu” olarak görme çabaları elbette geri tepecek.

Geçen hafta patlayan Murat Başoğlu ensest skandalı konusunda söyleyeceklerim var. Olayın medya ve sosyal medyaya yansımasını iyi okuyanlara çok güzel dersler var.

Öncelikle ensest ile ilgili ufak bir kaç hatırlatma yapalım.

Ensest tarih boyunca görülmüş, genetik olarak yüksek riskli olduğu için doğanın bir takım önlemler alarak engellemeye çalıştığı bir ilişki türü.

Olayın ahlaki tarafına çokça takılıyoruz, ama unutmayın ki ahlak çoğu zaman çocukları doğanın zorunluluklarını test etmesinler diye insanların icat ettiği, zamana ve yere göre değişebilen kurallar.

Bu ne demek? İnsanların grup halinde yaşamaları doğanın bir zorunluluğu. Tekil yaşayan bireylerin hayatta kalma şansları düşüyor. Grup halinde yaşamak da yetmiyor, grubunuzun diğer komşu gruplara nazaran daha güçlü ve büyük olması gerekiyor. Bunu sağlamak için de belli şartların var olması gerekiyor. Örneğin hırsızlık – hırsızlık yapılması normal karşılanan bir kabile ve katı kurallarla yasaklanmış iki kabile düşünelim. İlk kabilede hırsızlık yapan bireyler dışlanmaz, ciddi cezalar almazsa ve bu pratiğe devam ederlerse hayvanlarda bile olan adalet duygusunun suistimali, bireylerin toplu üretimden çekilmesi, diğer bireylere karşı şiddet, kaynakların haksız dağıtımı neticesinde sayıların azalması (bolluk içinde yaşayan bireylere karşılık açlıktan ölen bireyler) gibi sonuçlar doğacaktır. İkinci kabilede hırsız, ilk seferinde dışlanır, daha fazla zarar vermesi engellenir, ileride hırsızlık yapma ihtimali olanlara güzel bir gözdağı ve uyarı olursa diğer kabilede yaşanan olumsuzluklar yaşanmaz.

Elbette atalarımız belki bu derinlikte analiz yapamadıkları, ya da bu derinlikte analiz yapabilecek olan az sayıdaki uyanık yöneticinin bunu toplumun en alt tabakasına anlatamadıkları için işin kolayına kaçarak “cehennemde yanarsınız” tarzı caydırıcılar icat etmiş, ya da toplumun bugün ahlak kuralları dediğimiz kurallarını oluşturarak herkesin benimsemelerini sağlamışlar.

Ahlak kurallarının bu gelişimi, söz konusu ihtiyaç ortadan kalktıktan bile eski senaryoya dayalı açıklamasının devam etmesi sebebiyle – bir nevi virüs bir kere sisteme girdiği için – kuralın akılcı açıklamasına kıyasla zayıf ve problemli bir çözümdür.

Örneğin çok yakın bir geçmişe kadar bir çocuğun babasının kimliğinin net bir şekilde anlaşılmasının yolu yoktu. Doğa bize eş kıskanma güdüsünü, kendi genlerimizi aktarma olasılığımızı artırabilmek için verdi. Eşini kıskanan erkekler diğer erkekleri savuşturup dişiyi korudukça çocuklarının kendinden olma ihtimali arttı, kendinden olan çocuklara daha iyi bakan erkeklerin kıskançlık genleri de sonraki nesillere aktarıldı.

 

Toplumlar geliştikçe az önce epey basit şekilde anlattığım türden ahlak kuralları da doğal güdülerimizle paralellik gösterecek şekilde gelişti. Çocuğun nesebini garanti etmeye yönelik bekaret, namus vs gibi ahlaki kurallar aileye bakmakla yükümlü olan erkeğin başka bir erkeğin çocuğuna bakıyor olma riskini azaltmaya yönelik kullanılıyordu. Bugün hala bu kurallar var, ancak esas problemin çok daha iyi bir çözümüne sahibiz (babalık testi). Babalık testinin var olduğu bir dünyada nesep belirlemek için bekarete ya da namus kurallarına ihtiyacımız yok. Muhtemelen bebeklerin babasını net bir şekilde görebileceğimiz bir doğal yöntem olsa idi, atalarımız da hangi çocuk hangi erkeğin bilebilselerdi bekaret, namus vs gibi kavramları asla bilmeyecektik.

Neyse.

Özetle ahlak kuralları birer sosyal icat. Ama doğal gerekliliklerle paralellik gösteriyorlar.

Enseste dair ahlaki kurallar peki neyi engelliyor?

Genetik çeşitliliğin çocukların yaşama şansını artırdığı biliniyor. Yani anne babası farklı gen havuzlarından gelen çocuklarda anne ve babadan gelen genetik miras aynı gen havuzundan ebeveynlere sahip çocuğa kıyasla daha avantajlı. Melez olmak süper olay yani.

Öte yandan bireyler genetik olarak kendilerine daha yakın birisiyle evlenmeye de meyilli. Assortative mating adı verilen etki bildiğimiz boyu boyuma-huyu huyuma deyimini karşılıyor. Yani insanoğlu genetik varyasyondan faydalanıyor, ama çok fazla genetik varyasyona da meyil etmiyor. Aynı durum bir çok hayvan türünde de var.

Kardeşler arası cinsel ilişki ise genetik varyasyonun en az olduğu durumlardan birisi. Yani  istenmeyen genetik mirasların ortaya çıkması riskini en fazla artıran şey. Akraba evliliği 9000.

Peki doğa bu riski azaltmak için ne yapmış?

Westermarck etkisi. Hayatlarının ilk bir kaç yılı bir arada yaşayan insanlar birbirlerine karşı cinsel çekim duymazlar. Araştırmalar bu ilk bir kaç senenin 6 yaşa kadar olduğunu söylüyor.

Özetle kardeşlerinize yakın büyüdüğünüz kuzenlere vs cinsel istek duymamanızın sebebi bu doğal etki.

Bakınız çok enteresan – bir de bunu destekleyen ters bir etki var – onun adı da GSA – Genetic Sexual Attraction, ya da Türkçe ismiyle Genetik Cinsel Çekim.

Bu da hayatlarının en erken dönemlerinde birlikte yaşamayan kardeşlerin (örn.evlatlık verilen) hayatlarının ileriki yıllarında karşılaşmaları durumunda birbirlerine karşı duydukları güçlü cinsel çekim.

Mesela Almanya’da şu olay baya bir ses getirmişti (evlenicez diye tutturan birbirini sonra bulmuş iki kardeş – 4 çocukları oluyor).

Ya da Antik Mısır krallıklarında firavunlar rutin olarak kız kardeşleriyle evlenirlerdi.

Ya da mesela yine Almanya’da 47 yaşındaki amcasına kaçan 15 yaşındaki kıza mahkemeler rıza yaşını geçtiği için (ne kadar hoşlarına gitmese de) kanunen herhangi bir yaptırım yapamadılar.

 

Çok uzattım farkındayım.

Anlatmak istediğim şey şu:

Ahlak kuralları fizik kuralı gibi değil. Yere ve zamana göre değişiyorlar. Göreceliler. Ensest basit bir olay değil. Kompleks sebepleri ve sonuçları olan bir fenomen.

Siz kendi yeğeninizi kuzeninizi vs düşünüp Murat Başoğlu senaryosunda oturtmaya çalıştığınız zaman yaşanan tiksintinin sebebi hayat boyu maruz kaldığımız sosyalleştirme (sosyal kurallar) ve/veya Westermarck etkisi’dir.

Ensest yapan insanların bu tiksintiyi duymalarına rağmen bu işi yaptıklarını hayal ediyoruz ve bunu yapan insanlara karşı bir tiksinti duyuyoruz.

Halbuki bu insanlar yüksek ihtimalle bu tiksintiyi duymuyorlar.

Normal olarak kabul ettiğimiz doğal tepkilerin oluşmaması durumu yaşanabiliyor. Bu ahlaki bir seçim noktasını çoktan aşmış durumda – daha çok toplumun kabul etmediği bir şeyi yapmak ya da yapmamak gibi görülüyor bu insanlar tarafından.

Örneğin hayatı boyunca müslüman ağırlıklı bir ülkede yaşayan benim gidip migrostan domuz pastırması, alkol satın alıp evde afiyetle yemem, sonra açıp sanal casinoda poker oynamam gibi bir durum (poker bilmem bu arada örnek veriyorum). Neden bu bazılarına göre ahlaki kararı hiç düşünmeden uygulayabiliyorum? Çünkü alkol almak ve domuz yemek beni iyi hissettiriyor (tiksinme yok) öte yandan bunu ayıp-günah-tiksinç vs olarak gören insanların ne düşündüğünü sikim takmıyorum, çünkü görüyorum ki bu insanlar bir çok başka konuda da hatalı.

Bakınız başkası için düşünlemeyecek bir hareketi ne kadar rahat yapabiliyorum.

Ensest de bu şekilde meydana gelebiliyor. Hissettiğim bir duygu mu? Değil. Beni insan olarak kızdırıyor sinirlendiriyor mu, çoğu zaman – özellikle bir yetişkinin yaşının getirdiği ikna kabiliyeti, fiziksel güç ve bilumum tehditlerle ufak bir çocuğu kandırması durumunda. Gel gelelim bu işin bir mekanizması var, sihirli bir durum yok ortada. Anlayabilmemiz, kızmamızın, ayıplamamızın her şeyin ötesinde benim için.

Homofobi için de benzeri bir senaryo var – grubun hayatta kalmasını riske atıcı hareketlerin ahlaki kurallar uydurularak yasaklanmaya çalışılması.

 

Neyse – Başoğlu’na dönelim. Anladığım kadarıyla bu ilişki bir süredir sürüyor, ve kadının kocası dedektif tutarak ortaya çıkarıyor.

Başoğlu 50, kadın 35 yaşında.

Buradan çıkarılabilecek dersler:

1-Sorumluluğun 90% gibi bir ağırlıkla erkeğe yüklenmesi. 35 yaşında kadına adeta çocukmuş gibi, herhangi bir iradesi, karar yetkisi vs yokmuş gibi davranılıyor. Ekşideki başlıkta 1000+ entry Murat Başoğlunun ne kadar adi şerefsiz vs olduğu ile ilgili, ama kadının sadece bugün 50 tane falan entry’si vardı.

Dersimiz nedir? Böyle durumlarda kadın sıyrılır abicim. Kurbandır, saftır, kandırılmıştır, ama fatura erkeğe kesilir. Ona göre ayağınızı denk alın. Böyle salakça işlere girmeyin.

2-Eğer statün yeterince yüksekse her türlü yırtarsın. Murat Başoğlu ismini 2 hafta öncesine kadar hiç duymamıştım. Millet ekşide yazmış “benim yaşım yetmedi sabah şekeriydi” diye. Benim beynim yetmedi birader sabah şekerine katlanmaya. O yüzden tanımıyordum. Ama öğrendik ki 50 yaşında olmasına rağmen Rambo gibi bi adam, ayrıca karısı sebebiyle de çok zengin.

Karısı olay patlayınca ne dedi? “Sevgiyle kucaklıyorum”. Bakınız bunun kadar büyük bir bayrak daha sallanamaz. Diyor ki “ne yaparsa yapsın ben bu adamın yanındayım”. Hipergami 101. Kadın, kocasının statüsüne o kadar çok yatırım yapmış durumda ki, etrafında muhtemelen 10+ yıldır “hayır param için benimle değil” masalı anlatmak zorunda kaldı, ispatlamak zorunda kaldı ki, şimdi bile o hikayeye sarılarak kocasının yanında durduğunu göstermeye çalışıyor. “Sevgiyle kucaklıyorum”. İnanılmaz.

Benden daha akıllı bir abi ne demişti hatırlayalım – kadınlar sıkıcı bir lavugun tek sevgilisi/eşi olmaktansa adam gibi adamın bir çok sevgilisinden biri olmayı tercih ederler.

Karısının ve yeğeninin gözünde demek ki bu abi öyle bir noktada ki – ki hiç nasıl konuşur, hareket eder görmedim ama kuvvetle muhtemel gayet maskülen sinyalleri Red Kit gibi sağa sola ateş ede ede gidiyodur – ne yaparsa yapsın yırtar.

Bu yazdıklarım bir onaylama ya da yerme değil. Sadece gözlem. Eğer yereceksem en başta aptallığından girmem lazım. Aldığı risk ve karşılığı arasında büyük uçurum var. 35 yaşında 5/10luk evli bir kadın, üstüne de yeğeni. Karşılığı ne? Muhtemelen ortalama bir seks deneyimi. Süper saçma geliyor bana. Yeğeni 20 yaşında Rusya’da güzellik kraliçesidir hmm olabilir dersin de bu ne amk? 100 lira için 50 metreden denize atlamak gibi bişey. Düşersen ölürsün, kazanırsan 100 tl. Kaç kişi böyle bir riski alır? Murat abi almış işte. Kafayı da çarptı kayalara.

Çarptı çarpmasına da – göreceksiniz, ölmedi. Bu işten yırtacak. Sosyal olarak patladı tabi, onu tanımayan sürüyle insan tanıdı ve ayıpladı, tanıyanların çoğu ayıpladı, gerizekalı olduğunu düşündü. Sosyal olarak karısı ve oğlu da zorlanacaklar. Ama terk edileceğini, işsiz ve parasız kalacağını, oğlundan uzak tutulacağını vs sanmıyorum.

Kanunen bir yaptırımla karşılaşacak bir şey yapmadığı sürece sosyal olarak yırtacak.

Kanunen de başına gelebilecek şey en fazla kadının kocasının açtığı boşanma davasında tazminat vs gibi bir şey olabilir.

Yine de siz siz olun risk-fayda analizini güzelce yapın. Başınız böyle şeyler için gereksiz derde girmesin.

Bir kaç gündür farkettim ki ekşisözlük’teki bir kaç başlıkta bahsettiğim şeylerle yakından ya da uzaktan alakalı sansayonel bir durum olursa benim adım olayla ve sansasyona sebep olan kişiyle bağdaştırılıyor. Artık kötü şöhret sahibi Kırmızı Hap düşüncesi, adeta şemsiye bir yafta ile her türlü düşüncenin müessibi olarak gösteriliyor.

Elbette bu bağdaştırma konuyla ilgisi ve bilgisi tesadüfi olan kişilerce yapılıyor.

Belirtmem gerektiğini düşündüğüm şey şu – benim müridim, takipçim, öğrencim yok. Tıpkı düşmanım, nemesis’lerim, rakiplerim olmadığı gibi. Yazdıklarımı bir şeyler anlatmaktan çok kendi anladığımı test etmek, zayıf noktalarını bulmak ve gelişmeye açık kısımlarını geliştirmek için yazıyorum. Çoğu orijinal değil, ama hepsi samimi.

Geçen haftasonu bana ilk defa mesaj atan ve “dostum” demekten kesinlikle imtina etmeyeceğim bir ekşisözlük yazarının mesajını, kendisinin de izniyle paylaşıyorum. Anonimliğine zarar verebilecek kısımları, anlam bütünlüğüne dikkat ederek çıkardım.

Bana bugüne kadar mesaj ve email atan yüzlerce kişiden çok çok azı gerçekten ne anlatmak istediğimi anladı. Kırmızı Hap nedir, neyi kastediyoruz çok az kişi idrak etti. Belki bu benim yazar olarak beceriksizliğim, belki de insan doğasının bir cilvesi, bilemiyorum. Çok da merak etmiyorum.

Ancak bu mesaj benim için eforlarımın tümden ziyan olmadığının ispatıdır. Bugün yazdıklarımı silsem ve erişimi imkansız kılsam bile bu yazarın hayatına olan – kendi ifadesiyle – “etkim”,  benim için kârdır, başarıdır.

 

Abicim, ben 22 yaşındayım. Yazılarınızın hemen hemen hepsini okuduğumdan dolayı yaşınızın benden büyük olduğunu biliyorum. Burada ikimiz de birbirimizi tanımıyoruz, o yüzden yazacaklarım sadece benim başıma nelerin geldiğini net ve vurgulu bir biçimde aktarmaktan ibaret olacak. Hızlı bir şekilde yazacağımdan dolayı hatalar olabilir.

 

Yeni çağa ayak uydurabilmemiz için kendi içimizdeki merak ve öğrenme isteğini canlı tutmak zorundayız düşüncesi çocukluğumdan beri benimleydi. Merak insanın “ilerlemek” için sahip olduğu en önemli niteliktir. Sanatın, bilim ve teknolojinin, endüstrilerin gelişmesi merak sayesinde olmuştur.

 

Hepimiz merak dürtüsüyle doğarız. Çocuklar bir sorunun cevabını alana dek yılmadan sormayı severler. Fakat ne yazık ki aile, okul ve toplum çocuğun doğasındaki bu merakı o kadar bastırır ki sonunda neredeyse hiç soru sormayan büyük insanlar çıkar ortaya. Oysa bizi zihinsel olarak büyüten ve geliştiren de aslında bu meraktır. Ben ise (ekşisözlük rumuzu-S.) olarak içindeki doymak bilmeyen bu iştahın sınırlarını zorladım, kullanabileceğim tüm alanları içindeki özü alana dek kurcalayacağımı kurcaladım. Bir dönem felsefehayat.net sitesinde yazıyordum. Kuantum teorisi, evrim teorisi ve yeni felsefe, eski felsefe üzerine yazıyordum orada. Sizle tanışmadan önce dergi çıkartma denemelerim oldu, 10 sayı çıkarttık.

 

Bilim, sanat, edebiyat ve felsefe içerikliydi. 4 adet fanzin çıkartıp , dağıttık vs. Hayatım sürekli olarak okumak, öğrenmek ve bunlarla etrafımdaki insanların ağzını açık bırakmakla geçiyordu. Onlara öğrendiklerimi aktardıkça daha net ve akıcı konuştuğumun değiştiğini [sic] görüyorum.

 

Vücut geliştirme üzerine spor yapmıyordum fakat yelkenclik ve yüzücülük kulüplerindeydim sürekli. Tüm bunlar olurken 5 yıldır beraber olduğum ve tüm bu yaptıklarıma gururla ve hayranıkla bakan kız arkadaşımdan ayrıldım. Kendisi muhteşem güzellikte ve akılcı bir kızdı, sebebi şu girdinizde yazılanların tamamen karşılığıydı resmen : (bkz: Erkek Olmak)

 

Ben bu girdinizi okuduğumda koca bir hassiktir çekmiştim..

Kadınları anlamaya yönelik bir gayretim yoktu, yıllarımı bir kızla geçirmiş ve kendimi dışarı kapatmıştım. Onunlayken gelen teklifler, tanışma istekleri ve daha ötesi olan şeyleri görmezden geliyordum. Benim öğrenme isteğim ve ilerleyişim kendi çapımda olan, kendi ortamımda olan bir şeydi. Bunu asla dışarıya karşı kullanmamıştım. Sizin yazılarınızla tanıştıktan sonra ilk insandan, buzul çağı insanına, tarımsal ve yerleşik düzenin baslaması, kadın ve insan piskolojisi üzerine daha detaylı araştırmalar yaptım. Sizin yazdıklarınız beni garip bir şekilde etkilemişti. Sürekli okuyor, onlar üzerine internet üzerinde arayabileceğim makaleler için anahtarlar cıkartıyordum.

 

Reddit – the red pill olayına giriştim, orada uzun bir süre takıldım ve içlerinden işime yarayacakları Word belgesi olarak kaydedip okuyordum. Bu çok garip bir şey, insan aradığını buluyor gerçekten. Buldukça bir şeyler daha iyi oturuyordu yerine. Sizin yazılarınız net bir gerçekliği gösteriyordu bana gün ve gün.. Insanlara, topluma, kadınlara ve başarıya bakışım tamamen değişmişti. Beni daha fazla itiyordu başarının açlığına bunlar. Fit bir vücudum, kızlar tarafından ilgi gören bir tip ve boy oranım olmasına rağmen bunun bana yeterli gelmediğini hissettim. 2 yıl önce vücut geliştirmeye basladım ve 2 yıldır hiç bırakmadan gidiyorum. ( bu tamamen sizin sayenizde ) hayalini dahi edemeyeceğim bir vücut, çene yapısı yaptım. Etrafımdaki kadınların ilgisini hissediyordum. Sizin yazılarınızın her bir satırı onlarla konuşurken kafamın içinden geçiyordu ve ben kendimi bir kıza bağımlı bırakıp etrafımdaki onca güzellikleri kaçırdığım için kendime kızıyordum..

 

Burada bana nelerin olduğunu ve nasıl aşamalardan geçtiğimi okuyan, öğreten birisi olarak anlamışsınızdır.

 

Şimdi ki hayatım nasıl mı?

 

Muhteşem bir okul hayatım var, hocalarımın yurtdışı seminerlerine beraber gidiyoruz. Bölümde ek dil alma olanağı sayesinde İspanyolca ve Almanca’da inanılmaz seviyelere geldim. Ingilizce zaten eğitim dilimiz. 2 yılda 300 adet yazı yazdım, bunları bir gün değerlendireceğim. Kadınlar ve diğerleri bir konuyu tartışırken ben konuştuğumda susup benim ağzımdan çıkan her bir kelimeyi hipnoz olmuş gibi dinliyorlar. Mezun olduktan sonra üniversitede hoca olmam ve daha da ilerlemem, master yapmam için planlarımız var.

 

Hiç abartmıyorum, bunların hepsini sizin yazılarınızı okuduktan sonra gelen hırs, öğrenme azmi, başarı açlığı ile yaptım.

 

Kadınlar? Onlar için hiçbir şey yapmıyorum artık, hepsi kendiliğinden oluyor. Kadınlarla olan ilişkilerim hakkında detaya girmeye gerek görmüyorum, kadın ilişkilerim hakkında nasıl bir hayatım olduğunu zaten siz görselleştirmişsinizdir kafanızda.. Beni bir şeyin tetiklemesi gerekiyordu, bir şeyleri net bir şekilde görmem gerekiyordu sanırım. Hayatım değişti, size sonsuz teşekkürler ediyorum. O yazıları anlayabilenler için orada büyük detaylar var ve ben o detayları tamamen yakaladım..

MGTOW ya da açılımıyla Men going their own way , Türkçesiyle “Kendi yoluna giden erkekler” hareketi, bir kaç yıldır internette bolca konuşulan bir akım haline geldi.

Tek cümleyle özetlersek, MGTOW “erkeklerin aleyhine, kadınların ve gücü elinde bulunduran elitlerin lehine bir şekilde oluşturulmuş sosyal düzen tarafından istismar edilmektense sosyal yaşama mümkün mertebe katılmayıp, kendi ilgileri, başarı tanımları ve isteklerine odaklanan erkeklerin benimsediği hayat felsefesi”ni temsil ediyor.

Temelde mantıklı görünen, ama biraz düşününce problemleri olduğunu düşündüğüm bir perspektif.

Öncelikle araya girerek bahsetmediğim ve çok faydalı olduğunu düşündüğüm bir pratik var – Keşiş modu veya “monk mode”.

Keşiş modu, bir erkeğin geçici bir süre keşiş gibi yaşayarak, bir çok dünyevi zevki hayatından çıkararak, tamamen hedeflerine odaklanması, kendini bu süre zarfında bir çok açıdan geliştirmesi, ve keşiş modu bittiği zaman, başladığı zamanki haline göre çok daha farklı, gelişmiş, üst versiyon bir erkek olarak hayatına kaldığı yerden devam etmesi olarak özetlenebilir.

Hayatında gerçek bir maskülen rol model olmadan büyümüş erkeklerin “bir şeyler yanlış” aydınlanması sonrasında önerilen ilk şey keşiş modudur.

-hayatından porno, bilgisayar oyunları, taraftar sporları, dizi-film maratonları, fast food, alkol, alışveriş bagımlılığı vs gibi şeyleri çıkar.

-Spora git, götü göbeği erit, kollarına omuzlarına biraz kas yap.

-Nasıl iyi giyinileceğini öğren.

-Sohbet ederken insanların ilgisini çekebilecek konularda kendini geliştir, kitap oku, belgesel izle, aktif olarak ilginç konularda amatör de olsa çalışmalar yap – kısaca “ilginç ol amk.”

-Finansal olarak seni daha iyi bir yere taşıyacak olan beceriler edin. Programlama öğren, sanatsal bir beceri öğren. Sertifikasyon programına git. Okulu bitir. Master yap. İş kur. Websitesi aç. Bişeyler üret ve sat.

-Kız peşinde koşma.

Ancak MGTOW bu geçici süreli keşiş modunu büyük ölçüde aynı şartlarla hayatın sonunda kadar uzatma üzerine kurulu.

Çünkü kendini geliştirmek için harcanan eforun karşılığında alınacak olduğu düşünülen şeyin (kadınların ilgisi başta olmak üzere sosyal statü yükselişi) bu efora değmeyeceğini, kişinin gelişmeyi diğer insanlara endekslemek yerine tamamen kendi istekleri ve kendi uygun gördüğü gerekçeler ile beslemesi gerektiğini düşünüyorlar.

Erkeklerin hayata düşük statüde başlayıp kafalarını kullanırlarsa giderek yükseldiğini, kadınların ise zaman geçtikçe statülerinin düştüğünü, bu yüzden evlenmek, uzun süreli ilişki vb. pratiklere “dezavantajları avantajlarını fazlasıyla ezen şeyler” olarak bakıyorlar.

MGTOW kadınlarla sekse karşı değiller, ancak bunu duş almak, 6 ayda bir dişçiye gitmek gibi bedensel bir ihtiyaç olarak görüyor ve bu “ihtiyacı” kendilerini birilerine ispatlamak için çalışmak yerine, çok daha pratik ve gerekirse finansal araçlar kullanarak giderme yoluna gidiyorlar. Bunlar tek gecelik ilişki, fuck-buddy ve/veya fuhuş şeklinde olabilir.

MGTOW felsefesinin düzgün uygulandığı zaman yarattığı değer gerçekten şaşkınlık verici.

Öte yandan MGTOW felsefesini takip ettiğini gözlemlediğim bireylerin büyük çoğunluğu bu felsefeyi hayattaki başarısızlıklarını düzeltmemek için bahane olarak kullanıyor.

Daha çok oyun oynayabilmek, daha çok cips yemek, daha çok dondurma yemek, tüm dizilerin tüm sezonlarını izlemek, hepsinin forumlarında sağı solu trollemek.. bunu yaparken de “abi ne gerek var yea…” modunda takılmak.

Burada olduğundan şüphelendiğim şey şu – hayata tersten bakıyorlar.

“ben ulaşmak istediğim şey için çabalamalıyım, onu kovalamalıyım”. Ulaşmaya çalıştığı şey – diğer insanların kabulu ve takdiri. Yaptığı şey doğrudan bu sonucu alacak şeyler yapmak yerine doğrudan insanları etkilemeye çalışmak.

Diğer bir deyişle, yemek kabını koyup kedinin ona gelmesini bekleyeceğine mahallede kediyi kovalamaya çalışmak. Sonra kediyi yakalayınca “öeh zaten dandik bişeymiş lan bu” demek.

İncici piç

 

Gerçekten zengin olan insanların nasıl zengin olduklarını bir düşünelim. Bill Gates elinde Windows disketleriyle sokakta insanların peşinden mi koştu? Hayır. Yarattığı değer – herkesin kullanabileceği kadar basit ama yine de kuvvetli bir yazılım üreterek bilgisayarları herkesin evine soktu. Bu değer de insanların adeta parasını Bill Gates’e atmalarına sebep oldu.

Televizyonda hiç Apple Iphone reklamı görüyor musunuz? Yılda bir kere yeni ürün çıkardıktan sonra Apple başka bir tanıtım, promosyon vs yapıyor mu? Hayır – çünkü ortaya koydukları değer zaten milletin sabahın köründe magaza önünde sıraya girmesini sağlıyor.

İnsani statü de buna benzer bir şey. Siz birey olarak ortaya ne gibi bir değer koyuyorsunuz? Aileden zengin olmak bile bir değer. Çünkü başka insanların o kaynaklara erişimini sağlama potansiyeliniz var. Fakir bir insanın nasıl bir değere erişim sağlama potansiyeli olabilir? Kendi ürettikleri, söyledikleri, yazdıkları – veya genetik olarak (güzel-yakışıklı-sağlıklı-zeki).

Parayı kovalamak size para kazandırmaz. Değer yaratmayı kovalayın, para zaten kendiliğinden gelecek.

İnsanları kovalamak sizi onların gözünde değerli yapmaz. Değer yaratın, zaten insanlar size kendiliğinden gelecek.

MGTOW eğer zaten düşük olan değerinizi yükseltmemek için kullanılan bir kalkan, bir bahane ise, o zaman çok yazık.

Eğer gerçekten kendinizi hatta insanlığı ileriye götürebilecek bir değer yaratabilmek adına dünyevi zevkler, zaman ve kaynaklarınızı boşa harcatacağını düşündüğünüz ilişkiler ve sosyal sorumluluklardan uzak duruyorsanız, bir sonraki Tesla olabilecekseniz o zaman yola devam – tüm iyi dileklerim sizinle.

MGTOW iyi bir fikirken bir “vazgeçme hastalığı”na dönüşüyorsa, işte bakın bu dramdır.

 

Bana en sık yöneltilen suçlama ayrımcı, cinsiyetçi ve şovenist olduğum. Eşitlik nedir bilmediğim.

Bense kendimi tam bir eşitlikçi olarak görüyorum.

Muhtemelen suçlamaların sebebi benim perspektifimden “eşitlik” ve karşı tarafın perspektifinden “eşitlik” arasındaki farklar.

Benim bakış açımdan eşitliğin iki önemli gereği var:

1-Fırsat eşitliği

2-Meritokrasi.

Toplumun tüm bireylerinin, dil din ırk cinsiyet cinsel eğilim vs gözetilmeksizin eşit temel fırsatlara erişimi olması sağlanmalıdır. Tüm bireylerin mutluluğu diledikleri gibi gerçekleştirme/bulma/yaratma özgürlüğü esastır. Devlet, bunu garanti etmeli, düzenlemeli ve adilane toplanan vergilerle bunu gerçekleştirmelidir.

Ancak solculuğum oraya kadar. Zira bu noktadan sonra meritokrasi devreye giriyor.

Hatta, fırsat eşitliğinden daha da önemlisi benim için meritokrasi.

Başarı, bir “olay”dır. Arkasında yatan süreç insanlar için genellikle önemsizdir.

Kimse milyonlarca satan şarkıcının yıllar süren müzik çalışmalarını, provalarını, sahnede iyi görünmek için yaptığı bitmeyen diyetleri, dans derslerini, finansal endişeleri, yükümlü olduğu sözleşme şartlarını umursamaz. Umursadıkları şey sahneye çıkan, radyoya çıkan “son ürün”dür.

Başarılı olan, geçmişinden bağımsız düşünülemez, ama neticede insanlığın geri kalanı için değer olan şey o başarıdır. Ne kadar şanslı ya da şanssız bir başlangıç yaptığı değil.

Başarıyı realize etmiş birey, kadın-erkek-cüce-dev-zenci-kızılderili vs kim olursa olsun takdir görür. Bu doğal bir insan tepkisidir.

Beni ayrımcılık-cinsiyetçilik vs ile suçlayanların “eşitlik”ten anladıkları şey çoğu zaman “netice eşitliği”dir.

Yani arkada yatan süreç ne olursa olsun, neticede hiyerarşik düzenin o yer ve zamandaki siyasi-sosyal görüşe göre müdahale ile değiştirilmesidir.

Yarışmayı kazanamayan çocuklara “katılım sertifikası”,

Erkekler kadar uzun saatler çalışmayan kadınlara “pozitif ayrımcılık terfisi”

Beyazlar kadar kalifiye olmayan azınlıklara “azınlık pozitif ayrımcılığı” vs.

Bunun, fırsat eşitliği olmadığı için gerekli olduğunu savunan komünist-sol düşünce ve feminizm “netice eşitliği”nin fırsat eşitliğinde yapılması gereken değişiklikleri geciktirdiğini nedense görmezden geliyor.

Bunun gerçek dünyadaki yansımasından bir örnek – dünyanın en feminize ülkesi Amerika’nın ordusundan geliyor – Özel kuvvetler.

Amerikan ordusu geçtiğimiz senelerde sadece erkeklerin girebildiği özel kuvvetler (Marine Corps – tam karşılığı nedir bilemiyorum) birimine kadınların da girmesine olanak tanıdı. Fırsat eşitliği. Çok güzel. Buraya kadar problem yok, olumlu gelişme.

Gel gelelim yıllardır erkekler için uygulanan standartlardaki giriş sınavlarından tek bir kadın bile mezun olamayınca Amerikan ordusu yapması gereken meritokrasiye yaslanma yerine “netice eşitliği” sağlamak için giriş sınavlarındaki zorluk derecesini düşürmeyi tartıştı.

Sonra da standartları düşürmeye karar verdiler. O zaman bile kadınların çoğu 3 barfiks testini geçemedi. Kaynak

Bu eşitlik sağlamaz. Bu pratiği genele yayar, duygular incinmesin, kimse dışlanmış hissetmesin diye herkese “aferin, al bakalım kupanı” dersek insanlık geriye gider.

Kıçını kaldırıp, karşısındakinin genetiğine, kültürüne, parasına bakmadan rekabet edip üstte çıkan benim gözümde değerlidir, takdiri haketmektedir ve yeri gelince emir alabileceğim, tavsiyesini alabileceğim birisidir. Kadın-erkek-cüce-dev olması farketmez.

Hayatta tavsiyelerine en çok uymaya çalıştığım adamlardan birisi Roma imparatoru, bir diğeri Roma’da köleydi. Her ikisi de altın madeni gibi tavsiyeler bıraktılar 2000 sene sonrasına.

Öte yandan – kadın ve erkeğin temelde farklı işleyişleri olduğunu düşünüyorum. Bu beni cinsiyetçi yapıyorsa, evet cinsiyetçiyim. Ama gözlemlerim ve deneyimlerim, erkek ve kadının “tesisat farklılıkları haricinde tamamen aynı” olduğuna ikna edemiyor. Bence bu kötü bir şey değil, zira bugün insanların ikili ilişkilerinde yaşadıkları bir çok mutsuzluğun sebebi karşısındakini kendisi gibi zannetmesi. Kadınlar erkekleri kadın gibi düşünmeye zorluyor, erkekler kadınların niye kendileri gibi düşünmediklerine şaşırıp kimseyi memnun edememe hissiyatına kapılıyor. Halbuki herkes karşı cinsin çok başka beklentileri istekleri ve motivleri olduğunu idrak edip ona göre davransa herkes daha mutlu olacak.

İlgili postlar :

Adamın suçu yok. Suç feminizmi kukla gibi kullanan kapitalizm.

50 sene önce adam karısı çalışması gerekmeyecek ve 2-3 çocuğa bakabilecek miktarda para kazanabiliyordu.

Karısı dışarıda çalışmak zorunda kalmıyor, ev ve çocuklarıyla yakından ilgilenebiliyordu.

Feministlerin çoğu zaman görmezden geldiği şey eve giren paranın harcanması ile ilgili kararları çoğu zaman kadının verdiği.

 

Kadına “özgürleşeceksiniz” masalıyla satılan ev dışı işçilik senaryosu, bir özgürleştirmeden çok köleleştirme.

Kadınlar, “hak”larındaki artış ve kagıt üstü iyileştirmelere rağmen daha mutlu değiller.

 

Bunu 35+ yaşlarına kadar kariyer peşinde koşan sonra ikna edebildiği ilk erkekle evlenip tüp bebek ikizler yapan “özgür” kadınlar en iyi şekilde biliyorlar. Hatta bkz.

Erkek kadar uzun saatler çalışan kadından ekstra iş beklemek haksızlık.

Ama bunun “suçlusu” varsa erkekler değil.

Zira erkekler objektif her açıdan bakıldığında kadınlardan hala dezavantajlı durumda.

Daha erken ölüyor, daha riskli-ölümcül işleri yapıyor, daha uzun süre çalışıyor, daha uzak yerlere işe gidiyor, askerde ölüyor, cinayetlerin  %80’ine kurban gidiyor, ailesiyle çocuklarıyla, arkadaşları ve hobileriyle daha az zaman geçirebiliyor, uzaklaştığı ailesinin gözünde bir “ATM” seviyesine, bir “necessary evil” yani “gerekli sıkıntı” seviyesine indiriliyor ve kapitalist medya bu imajı sürekli gazlıyor.

Şu dizilerdeki baba modelini bir göz önüne getirin :

Rick and morty

Modern family

Simpsons

Cocuklar duymasın

En son babalar duyar

Family guy

 

Kaç tane tv programı var aile babası erkeğin karikatürize edilip “evde 3. Bir ergen” muamelesi görmediği?

İşin trajik yanı ise tüm bu dezavantajlara sahip erkek mutsuz olunca kendisine pompalanan senaryo “daha çok çalış, daha çok üret, daha çok para kazan o zaman hayat güzel olacak” masalı.

Halbuki bilimsel araştırma diyor ki, barınak, yemek, sağlık, giyecek vs gibi temel ihtiyaçları sağlayabildikten sonra – Amerika’da bu ortalama yıllık 75000 dolar bir gelire denk geliyormuş – kazandığınız ekstra para size ekstra mutluluk olarak geri dönmüyor.

Ha gelelim seks konusuna.

Net bir şey var o da, kadın sizinle seks yapma arzusu duyuyorsa, sabah 6 akşam 8 madende de çalışsa o seks yapılır.

Seks yapılmıyorsa bilin ki orada yorgunluk, ev işi, ofis işi vs yok, orada bir arzu eksikliği var.

Ben daha çok kazanırsam, hanım daha yakın bir yerde iş bulur, daha az yorulur daha çok seks yaparız gibi bir mantık işlemez.

Hatta ev işlerine daha çok yardımcı olan erkekler daha az seks yapıyorlar.

Niye?

Arzunun pazarlığı olmaz.