“Abi selam, kızlarla özgüvensizlik problemi yaşıyorum nasıl üstesinden gelirim?”

“Merhabalar yazılarınızı okuyorum teşekkürler, ama hala kızlarla gidip konuşurken çok ezik ve özgüvensizim”

“abi kızla tam konuşucam tutuluyorum sesim fare gibi çıkıyor…”

Bana ulaşan mesaj-email vs gibi şeylerde ortak tema : “kızla konuşurken özgüvensizim”.

Şimdi burada problemin tanımını doğru koymazsak çözümünü bulamayız. Buradaki doğru kelime özgüvensizlik değil. Anksiyete – endişe. Özgüvensizlik kişinin kendi gözünden genel olarak değerine dair bir ölçüdür. Arkadaşlarıyla, ailesiyle, okulda, işyerinde, internette ve karşı cinsle – yani her ortamda ürkek, kendini değersiz gördüğü için savunmaya bile kalkmayan, hakkını yediren ve değersiz olduğunu düşündüğü için kendini başkalarına kullandıran ve sevdirmeye çalışan kişi özgüvensizdir.

Karşı cinsle ilişkiler haricindeki hayatında (okul arkadaş iş aile vs) kendini değersiz hissetmeyen, gerektiğinde hakkını ailesi, arkadaşları, okul ve işyerinde birlikte çalıştığı insanlar, yabancılar vs karşısında koruyabilen, kendini herkesin ezmeye hakkı olduğu ezik ve değersiz biri gibi görmeyen kişinin derdi özgüven değil anksiyetedir.

Bakın bunun çok olay bir testi var – eğer karşı cinsten romantik olarak ilgilendiğiniz birisiyle konuşurken heyecan-endişe vs duyuyorsanız ve bunun genel bir özgüven problemi olup olmadığını anlamak istiyorsanız yine karşı cinsten asla romantik olarak düşünmeyeceğiniz birisiyle konuşmanız esnasında kendi tepkinizi inceleyin. Mesela tipsiz, şişman, koca burunlu, salak vs olarak gördüğünüz karşı cinsten birisiyle konuşun – aynı tepkiler yoksa özgüven problemi değil anksiyete yaşıyorsunuz.

Peki neyin anksiyetesi? Sürüyle anksiyete var. Ben mesela kişisel olarak sağlık anksiyetesi yaşadım bir süre. Sürekli vücudumu monitor ederek (dinleyerek) en ufak tefek ağrı-sızı-gariplikte “lan yoksa tümör mü” diye strese giriyodum. Bunun adı hipokondria – hastalık hastası.

Karşı cinsle eşleşme amacıyla yapılan konuşmalar-hareketler-yazmalar kişide anksiyeteye sebep olabilir – bunun esas sebebi en başta reddedilme korkusudur. Peki reddedilme korkusu niye bu kadar anksiyete yaratıyor? Çünkü atalarımızın eşleşme ve üreme başarısına göre şekillenen cinsel ve sosyal stratejilerimiz için bazı anksiyetelerin pratikte hayatta kalma şansımızı artırıcı bir etkisi var.

Mesela yalnız kalmak (şehirde evde yalnız kalmak değil, dağ başında tek başına kalmak mesela) çoğu insanda anksiyete yaratır. Sebebi insanların bir an önce gruba geri katılmasının hayatta kalma şanısını artırıcı bir şey olmasıdır. Bu anksiyete genine sahip atalarımız yalnız kalınca hızla gruba dönüp yaşamaya devam ederken, bu gene sahip olmayan atalarımız ormanda dolaşmaya devam edip muhtemelen gen havuzundan elendikleri için anksiyete geni evrimsel olarak seçilime uğradı.

Ya da örneğin grup içerisindeyken ayağa kalkıp konuşmaktan çekinmek. Bir diğer tabirle “çıban başı” olmak. İnsanlar için topluluğa uygun davranmak, fazla çıban başı olmamak hayatta kalmayı (yanlış kişiyi kızdırmamak) artırıcı bir anksiyete. Öte yandan topluluk içerisinde rahat konuşabilen, dikkatleri tutabilen insanların takdir görmesi ve eş değerinin yükselmesi de yine aynı sebepten – “bu adam kalkıp 100 kişi içinde fikrini savunabiliyorsa dikkat çektiği için kendine gelebilecek tehditlerden korkmuyor demektir – o halde güçlü erkek – o halde iyi genler” mantığı işliyor.

Bakınız çok enterasan çok benzeri bir strateji kuşlarda var. Turdoides ya da Arap Yedikardeşi olarak bilinen kuşlarda yüksek dallarda tüneyip kendini daha büyük yırtıcı kuşlara potansiyel av olarak açıkta bırakan erkek kuşlar dişiler tarafından “vay be ne kadar da cesur kuvvetli bir erkek – korkmadan en üst dallara tutunabiliyor” diye algılanıp (ben basitleştiriyorum elbette kuşlar böyle demiyorlar) üreme başarısı açısından diğer erkek kuşlara kıyasla avantajlı oluyor.

İnsanlarda bu yüksek dallarda tüneme ve cinsel üreme başarısını artırma (topluluk içinde öne çıkma) stratejisi hiç bir anksiyete olmadığı durumlarda hızını alamadığı ve adamın kellesini götürebildiği için bugün bizde sadece belli durumlarda çıban başı olmayı riske eden ve bir miktar anksiyete duyan atalarımızın genleri var. Yani atalarımızı hayatta tutan fazla göze batmama – bunu korkutarak engelleme geni bize kadar gelmiş.

Zaten anksiyeteler “kertenkele zihnimizde bulunan eskale etmeme, durumu/olayı yükseltmeme, caydırma stratejileri” olarak tanımlanıyor. Yani işi bireyi harekete geçirmekten caydırmak.

Dönelim karşı cinsle reddedilme anksiyetesi yaşamaya. Buradaki anksiyetenin de çeşitli sebepleri olabilir – ama en temeli normalde herkesin birbirini iyi kötü tanıdığı 150 kişilik gruplarda yaşayan atalarımız için (sadece karşı cins tarafından değil – genel olarak) “reddedilme” grubun kendisini dışlaması gibi bir manaya geliyor. Grup/kabile tarafından dışlanmak da ölüm manasına geliyor. Bu yüzden evrimsel süreçler reddedilmeye karşı hassas bireylerin seçilimine yol açmış. Dışlanmaya sebep olacak hareketleri riske etmeyen bireyler (reddedilme anksiyetesini daha fazla hisseden bireyler) dışlanmayarak üreme ve hayatta kalma şansını artırmışlar, biz de onların torunları olmuşuz.

Bir de bu işin elbette sosyal boyutu var. Bireyin itibarının kaybı da sosyal dışlanmaya sebep olabileceği için bir caydırıcı katman daha var – yani erkek kıza yazarken reddedilirse bir de sosyal olarak itibarının bir kısmını kaybetmiş gibi olacak. Neticede karşı cinsin bir üyesinin istemediği bir birey olacak.

Artık 150 kişilik gruplarda değil milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerde yaşıyoruz, gel gelelim evrimin milyonlarca yılda beynimize soktuğu eğilimler öyle 100 sene şehirde yaşadık diye bir anda “ha gerek yok mu tamam abi ben kapatıyorum bunu” diye kaybolmuyor.

Özetle karşı cinsle konuşurken derdiniz özgüvensizlik değil, evrimsel olarak gayet mantıklı ve faydalı bir caydırma taktiği olan anksiyete.

Peki bu anksiyeteyi nasıl aşarsınız?

Tüm diğer fobi ve anksiyeteler nasıl aşılıyorsa öyle – maruz kalarak.

Yüksekten korkan birisinin bu korkuyu yenmesi için yapılan tedavi: alıştıra alıştıra daha yükseklere çıkarmak.

Topluluk önünde konuşmaktan korkan birine yapılan tedavi: önce sesli olarak boş bir odada konuşturmak, belki topluluğa konuşma yaptığını hayal ettirmek, sonra 1 kişi, sonra 5 kişi, sonra 10 kişi vs…

Bunun ismi “Exposure Therapy” diye geçiyor. Maruz bırakma tedavisi.

Özetle mantık basit – korkulan şeyin üzerine giderek artan şiddetlerle karşı karşıya kalacak şekilde gitmek.

Peki bunu karşı cinsle olan endişeleri yenmek için nasıl adapte edersiniz?

Öncelikle yabancılarla konuşmak çok iyi bir başlangıçtır. Günde 10 tane yabancıyla herhangi bir yazma amacı olmadan konuşmaya başlayın. Saat sorun, adres sorun, üzerindekini nerden aldığını sorun, tavsiye isteyin, starbucks sırasında dolaptaki X sandvici yiyip yemediklerini sorun vs.

Bir süre sonra sadece güzel bulduğunuz ve yazmak isteyeceğiniz karşı cinse aynı şeyi yapın – saati sorun, adres sorun vs. Elbette özellikle güzel kızlar adres sorma ayağına yanaşıp yazan erkeklere karşı ekstra hassas olacaklar, ama bu da sürecin bir parçası – reddedilmeyi de yaşayacaksınız, ama bu reddedilme romantik yaklaşımınızın değil adres sormanızın reddedilmesi olduğu için diğeri kadar çok can yakmayacak.

Reddedilmek özellikle erkeklerin defalarca yaşayacağı bir şey. Zam isteyeceksin reddedecekler, vize isteyeceksin reddedecekler, kızdan tlf isteyeceksin reddedecekler vs. Reddedilme hissine alışıp bunun o kadar da kötü ve korkulacak bir şey olmadığını anlamak için şahane bir yöntem var – 100 günlük reddedilme terapisi. Adam reddedilmesi kesin 100 tane şeyi 100 gün boyunca yapıyor. Dominos pizzaya gidip “bu pizzayı ben teslim edebilir miyim para istemiyorum ” diyor. Özellikle reddettiriyor kendini. Es kaza istediği şey olursa, yani reddedilmezse o gün için reddedilecek başka bir şey yapıyor. Siteyi inceleyin videolar da var – ayrıca eleman TED talk ile deneyimini anlatıyor.

Son aşama romantik olarak ilgilenebileceğiniz karşı cinse yazmak. Kızlar nadiren reddedilir, ama erkekler bolca reddedilecekler. Bundan etkilenmemenin yolu da yukarıda anlattığım gibi bolca reddedilmek ve bunun korkulacak bir şey olmadığını bizzat görmek.

 

Erkekler için reddedilmeleri azaltmak içinse sürekli söylediğimiz Hipergamiyi tatmin etme hadisesi var. Yani yazdığınız kızın hipergamisini ne oranda tatmin ediyorsanız o kadar az reddedilirsiniz. Maslak plazalarda beyaz yakalı olarak çalışan hafif kilolu 170lik erkek Levent Zorlu center’da gezinen manken kızlara yazdığı zaman reddedilecektir, ama Bağcılarda kafede kızlara yazsa daha az reddedilecektir. Hipergamiyi kendi avantajınıza çevirin – kendinizi her açıdan geliştirerek hiyerarşide yukarı tırmanmaya böylece reddedilmeyeceğiniz karşı cins havuzunu mümkün mertebe büyütmeye çalışın.

Son bir kaç haftadır Ekşisözlük The Red Pill başlığındaki tartışmalar, konuyla hiç alakası olmayanları sıkarken, konuyla ilgisi olan iki grubu kutuplaştırdı.

Bir tarafta Kırmızı Hap düşüncesini gerçekçi ve faydalı bulan, diğer tarafta zararlı ve nefret dolu bulan iki grup, karşıdan da “bi susun amk” diyen konuyla ilgisiz grup.

Bu yazıda KH ile ilgili eleştirilerin toplandığı ana başlıklara ve bunların niye yersiz ve/veya kasıtlı olduğuna dair açıklamalara daha yakından bakacağım.

Öncelikle bir şeyi baştan belirtmek gerekiyor –

KH – tatminsiz, mutsuz, ve/veya bir şekilde başarısız erkeklerin benimsediği bir düşünce sistemidir.

Bunun etrafından dolaşmanın, reddetmenin, yalanlamanın hiç bir gereği yok. Aynı doktorların tüm müşterilerinin hasta, lokantaların tüm müşterilerinin aç, berberlerin tüm müşterilerinin tipsiz olması gibi. Kimse ihtiyacı olduğunu düşünmediği, hissetmediği takdirde herhangi bir işe kalkışmaz.

Anlaşılması gereken şey, hayatta değişimin 99% travmatik olaylar, dibe vurma ve benzeri zor zamanlarda tetiklenen bir süreç olduğudur. Aldatılan, boşanan, yakınları tarafından sırtından vurulan, hayatta geldiği noktadan mutsuz olmayan adamın Kırmızı Hap gibi bir düşünce sistemiyle karşılaşması ihtimali çok düşük. Çünkü Kırmızı Hap farkındalığı, bu kişilerin dertlerini başkalarına açıp – ki biz erkekler dertlerini açmak, konuşarak çözmek yerine konuyu hasır altı etmeye meyilliyiz – bu dertlerini paylaşıp, sıkıntılarını dile getirmeleri ve başka birisinin Kırmızı Hap’tan söz etmesiyle başlayan bir süreç. Genel geçer bilgi olmadığı gibi haksız yere bile olsa kadın düşmanlığı, eziklik, ırkçılıkla ilişkilendirildiği için bir çok insanın detaylı incelemeden geçip gittiği ve başkasına tavsiye etmeyeceği bir şey.

KH’ı tavsiye olarak verecek kişi, bu düşünce kollektifinden faydalanmış, hayatını objektif değerlendirmelere göre daha iyi bir yere taşımış bireyler olacaktır. Bu da Kırmızı Hap’ı anlamış kitle içerisinde daha da ufak bir grup. Zira Kırmızı Hap’ın acı gerçekleriyle yüzleşip, bunları hazmedip hayatında iyileştirme yapmak için aksiyon alan adam sayısı sadece okuyan adam sayısından az, aksiyon alıp başarıya ulaşan adam sayısı, aksiyon alan toplam adam sayısından da az.

Yani evet – bu yazı bir “gerçek Kırmızı Hap bu değil” yazısı. Ama anlamamışsınız işte arkadaşım ben napayım?

Özetle gezegenler aynı hizaya gelip, hayatında cidden mutsuz olup “bu bana yapılır mı“ya değil, “nerede hata yaptım” noktasına varan adamın etrafında Kırmızı Hap’ı anlamış birileri olmadan, internetten ya da kitaplardan KH ile karşılaşmak düşük ihtimal. Karşılaşanlar da erkeklerin yoğun takip ettiği çeşitli forumlarda okuduğumuz, hayatta o veya bu şekilde başarısız olmuş erkekler.

O yüzden evet, Kırmızı Hap’ı bulanların çoğu mutsuz, ezik, özgüvensiz, tatminsiz ama neredeyse tamamı yardıma ihtiyacı olduğunu kabullenecek kadar dibe batmış bireyler.

Ancak Kırmızı Hap’ın kıdemli öğrencileri, işte bunlar bambaşka bir hikaye. Bir çoklarını kızdıran “olm hayat bize güzel” mesajını yazmak kolay kazanılan bir hak değil. Çünkü bunu yazabilen insanlar üstte tarif ettiğim noktadan “hayat bana güzel” noktasına gelebilmiş adamlar. Kırmızı Hap’ı benimseyen adamlar hayatlarının kötü bir dönemindeki adamlar. Ama KH’ı anlamış, götünü kaldırıp gerekli değişiklikleri yapmış adam çok farklı bir adam. Bu KH’ın zayıflığı değil, bizzat gücünü gösteren bir şeydir bana göre. Doyuran lokanta, iyileştiren doktor, yakışıklı/güzel yapan berber gibidir.

Öğrenci dememin sebebi bir başka suçlamadan bahsedecek olmam.

Kırmızı Hap’ın bir pazarlama, bir Multi Level Marketing, Ponzi aldatmacası, Secret, Guru tarikatı olduğu suçlaması. 

Kırmızı Hap’tan para kazanmak gibi bir şey söz konusu değil. Kırmızı Hap’tan para kazanıyor diyebileceğiniz adamların gelir kaynakları – yazdıkları kitaplar, PDFler, yazı yazdıkları bloglardan gelen affiliate ve reklam gelirleri, Skype üzerinden 1e1 tavsiyeler verdikleri danışmanlık hizmetleri. Bu adamların para kazanmadıklarını – daha doğrusu bir Mahmut Hoca olmadıklarını nereden biliyoruz? Çoğunun gerçek kimliği belli ve hepsinin ya normal gündüz işi var, ya da bu pratiklerden kazandıkları az miktarda parayı yetirebilmek için Doğu Avrupa veya Uzakdoğu – Güney Asya gibi yaşamın görece ucuz olduğu yerlerde yaşıyorlar.

Özetle bu para için yapılacak iş değil. Ben Kırmızı Hap yazıları ve araştırmaları-okumaları için harcadığım zaman ve emekle “Allah de ötesini bırak” tarzı bir kitabı götümle yazabilir, torunuma yetecek para kazanabilirim. Türkiye gibi kişisel gelişim pazarının Avrupa ve Amerika gibi satüre olmadığı bir pazarda, hele uyanık davranır işin içine dinsel, mistisizme dayanan öğeler eklersem Victorias Secret mankenleriyle sevgili bile olabilirim.

Öğrenci dememin sebebi de budur. Kırmızı Hap kolektifine çok katkıları olmuş, bir çok konuya getirdikleri yorumlarla aydınlanmaya yol açmış ismi bilinen veya anonim çok yazar var. Ancak bunların hiç birisi bu işin peygamberi, Gurusu ya da mutlak otoritesi değil. Birbirlerinden beslenen, fikirlerini birbirlerine çarpıştırarak Kırmızı Hap’ın gerçek olana ulaşma çabasına katkıda bulunan öğrenciler. Rollo Tomassi de öğrencidir, David Deida da öğrencidir, Pook da öğrencidir, bu isimlerin yanına kendimi yazmaktan çekinsem de ben de öğrenciyim. Hepimiz devlerin omzunda duruyoruz.

Guru’su, peygamberi olmayan, en ünlenmiş üyelerine büyük para kazandırmayan – üstüne üstlük bir çok insandan şiddetli tepki görmenize sebep olacak bir düşünce kollektifini “satmak” ne kadar akıllıca bir hareket olabilir? Bence vaktimi net geliri çok daha fazla olacak şeylere ayırabilirim pekala. Haftada 2-3 saat metroda gidip gitar çalsam daha çok para kazanırım eminim.

Özellikle benim için ilgi budalası, gördüğü ilgiye bağımlı olduğum yazılıyor sık sık. Fakat ekşisözlükte ve blogda yazdıklarımdan haberdar olan toplasan 5-6 kişinin haricinde gerçek hayatta bana sosyal medya üzerinden ulaşan kimseyle soru-cevap boyutunu aşan bir iletişimim olmadı. Kaç tane yemek-kahve-biraya gidelim teklifini geri çevirdim, parayla danışmanlık teklifini geri çevirdim hatırlamıyorum. Bunu övünmek için yazdığımı düşünenler elbette olacak. Ama neyse o. Davet alıyorum, reddediyorum. Çünkü amacım dikkat çekmek, aferin almak değil. Amacım insanların yanlış beklentilerini terk ederek daha mutlu ilişkiler yaşamaları. Sadece erkekler değil, o erkeklerle mutlu olacak kadınlar da faydalansın mutlu olsun istiyorum. Gerçek hayattaki başarılarım zaten önemsediğim az miktarda onayı (anne-babamın ve oğlumun onayı) bana fazlasıyla sağlıyor. Internette hiç tanımadığım insanların onayını ne yapayım ki? Neyse bu yazıyı kendimden bahsetmek için yazmıyorum. Merak edenler soruları ve dekolte fotolarıyla mesaj-mail atabilir. (Bkz: Send Nudes)

Peki karşı tarafın fikrini değiştirme ihtimalim düşük bile olsa niye internette yabancılarla tartışmaya devam ediyorum? Burada nereden not aldığımı hatırlayamadığım ama çok güzel şekilde hislerimi açıklayan bir beyanı aynen çalıp kopyalıyorum :

1-İkna etmeyi umduğum kişiler azılı karşıtlar değil. Henüz kararını vermemiş uzaktan izleyenler.

2-Benimle aynı fikri paylaşmasına rağmen bunu söyleme cesaretine ya da argümanlara sahip olmayanların sesi olmak.

3-Tartışma ve tepki yaratacak bile olsa fikirlerimi net bir şekilde ortaya koyabilmek, insanların farklı perspektiflerle – kabul etmeseler bile – karşılaşmasını sağlamak.

4-Karşı düşünce ne kadar bel altı vurursa vursun, işi masum mizah ve samimi bir sataşmadan öteye götürmeden, bel altı vurmadan tartışmayı sürdürebilmek.

Eğer daha önce yazdıklarımda bu dört maddeyi ihlal eden bir nokta varsa, boşluğuma gelmiştir ve benim hatamdır.

Dönelim Kırmız Hap’la ilgili yapılan eleştirilere.

Kırmızı Hap farkındalığının bilimsel verileri hatalı yorumlamakla beslendiği iddiası. 

Bu iddia, Agustos ayında Google’da politik doğruculuk, cinsiyet ayrımcılığı ve pozitif ayrımcılık ile ilgili araştırmalardan bilgiler paylaşarak bir bildiri hazırlayan James Damore‘a yöneltilen suçlamanın aynısı. Söylenen mesaj beğenilmediği takdirde bu mesajı desteklediği iddia edilen veriler de ya yanlıştır, ya da yanlış anlaşılmıştır.

Elbette Damore hadisesinde de itirazlar önce bilimin yanlış olduğu noktasından geldi. Araştırmaları yapan bilim insanları “yok öyle bişey araştırmalarımız gayet doğru” diye tepki gösterince “Dalmore yanlış anlamış”a geldi. Gel gelelim araştırmaları yapan bilim insanları bizzat “yo, memo’daki çoğu bilgi doğru temsil edilmiş” diye görüş bildirdi.

Dalmore’un yazdıklarını okuyanların yarısı “olaylara çarptılmış baktığı ve başka bir kötü niyeti olduğu için kazanımlara zarar verecek bir doküman” olarak görürken diğerleri “olaylara objektif bakan ve bu sebeple ayrımcılığı körükleyen değil, azaltacak bir doküman” olarak gördüler.

Burada esas konumuz Dalmore’un bildirisi değil – esas konumuz Dalmore’un bildirisine gelen tepkinin hemen hemen aynısı Kırmızı Hap’ın geneline geliyor.

Niye?

Benzeri tepki çoğu zaman dinle alakalı tartışmalarda geliyor. Tamamen bilimsel olan sorular – İsa öldükten sonra dirildi ya da göğe yükseldi mi? Musa Kızıldeniz’i ikiye yardı mı? Muhammed kanatlı atla dolaştı mı? – sorulduğu zaman bu soruların cevabının “evet” olmasına ihtiyaç duyan inanç, bu hikayelerin sorgulanmasını dahi düşmanca karşılar. Halbuki Musa denizi ya yarmıştır, ya da yarmamıştır. Ama Yahudiler için Musa’nın denizi yarmadığını düşünenler sadece “yanlış düşünüyor” diye algılanmaz. Bu düşünceler küfür, bunları söyleyen de kafir olarak algılanır.

Bilim insanlarının yanlış olması beklenir. Yanlışlanan bilimsel düşünceler doğruya ulaşmakta kullanılan bir araçtır. Ancak söz konusu şey bilimsel bir soru değil, bir inanç meselesi, ideoloji haline geldiyse, bunu sorgulayan her düşünce kafirlerden gelmektedir ve affedilemez.

Kırmızı Hap, kadın erkek arasındaki biyolojik farkları, erkek ve kadınların cinsel stratejilerini (örneğin ikili eşleşme stratejisi veya hata yönetme stratejisi gibi), mevcut toplumsal düzendeki güç dengelerini, kabul görmüş düşüncelerin yanlışlığını inceleyen ve bu yalanlarla dolu dünyada gerçeğe ulaşıp ona göre stratejisini değiştirmeyi hedef alan bir düşünce sistemi olduğu için, “inançlılar” tarafından “Musa denizi yarmadı” diyor gibi algılanıp otomatikman “kadın düşmanı” , “eşitlik düşmanı“, “homofobik“,  “ilişkilerinde manipülasyon yapmaya ihtiyaç duyan”, “parayla kadınları satın alabileceğini sanan” , “ezik 31ci”, “ırkçı“, “cinsiyetçi”,”genellemeci” – en komiği “adnan hocacı” olarak yaftalanıyorlar. Çünkü KH farkındalığının doğru olması durumunda ideoloji ve bizzat kendi ağızlarından “kazanım”ları tehdit altında olacak.

Üzgünüm, ama sizin kazanımlarınız gerçeklere (bilimsel verilere) veya ihtiyaçlara (inanma, anlamlandırma ihtiyacı, örn:dinler) dayanmayan şeylerse, bunları gerçeklere ya da ihtiyaçlara dayandırmak sizin sorumluluğunuz. Benim değil.

Kırmızı Hap’ın derdi o veya bu gruba ait kazanımlar ya da kayıplar değil. Ahlaki bir seçim söz konusu değil. Bilimsel bilginin ahlakı olmaz. Bilgi “vardır” sadece. Kırmızı Hap’ın derdi “abi bana gerçekte olanı, mekanizmayı anlat, ben de ona göre ayağımı denk alayım, salak salak ateşte yürümeye kalkmayayım”dan başka bir şey değildir.

KH farkındalığı, kişi Rick and Morty 1. Sezon 7. bölümdeki gezegende bile yaşasa ona göre bir strateji oluşturmasını sağlayacak bir araçtır. (Bu arada bomba bölümdür, izlemeyen kendi kaybeder.) Amacı dünyayı değiştirmek, sosyal düzeni alaşağı etmek, kadınların oy verme hakkını geri almak değildir. (Araba ehliyeti konusunda henüz karar verebilmiş değiliz ama eheh..) Amacı pozitif ayrımcılıkla savaşmak bile değildir. Yaptığı şey “olm bak pozitif ayrımcılık diye bir şey var, kadınlar-azınlıklar vs gibi gruplara dahil değilsen, daha çok çalışmalı, daha çok değer yaratmalısın çünkü en ufak hatanda seni koruyacak bir sosyal inşa bulamayacaksın” tavsiyesi vermektir. Bu saldırgan değil, tatsız ama gerçekçi bir tavsiyedir.

KH’ın amacı bireysel mutluluğa gidecek en verimli yolu bulabilmek üzere dünyayı masallara dayalı değil, gerçekçi bir bakış açısıyla anlamaktır. Dünyayı değiştirmek, pratik ve verimli bir mutluluk yolu değildir.

Bu başlıkta bariz hatalar yapmasına, Kırmızı Hap düşüncesi ve destekleyici verileri ile ilgili en temel şeylerden habersiz olmasına rağmen (örneğin daha ilk entrysinin en başında kadınların avcı değil toplayıcı olduğu için kollektivist, erkeklerin avcı olduğu için mühendisliğe yatkın olduğu varsayımından hareketle evrimsel psikolojiyi sözdebilim olarak gösteren immanuel tolstoyevski; maskülen işlere yatkınlık anne karnındayken maruz kaldığımız androgen hormonlarıyla doğrudan etkili ve bu hormonlara maruz kalan bebek kız olursa, onlar da kız cocuklar gibi insanlara ilgi göstermek yerine tıpkı erkekler gibi “şeylere” yatkın oluyorlar), hatalı örnekler vermediği yerde muğlak suçlamalar yaptığı, saman adamını eleştirdiği ama politik doğruları tekrar ettiği için bolca takdir toplayan entryler KH’ı tam olarak bu açıdan anlamamıştır.

Yine immanuel tolstoyevski’nin güya KH’ın en temel verilerinden olan kadınların hipergami eğilimini sorguladığı noktada verdiği “eşler arası eşitlik arttıkça seçim kriterleri birbirine yaklaşıyor” araştırması mesela. Burada bizzat kendi uyarısını yaptığı “yarı doğru” tuzağına düşüyor. Zira linkini verdiği araştırma okunursa evrimsel mekanizmaların eş seçim kriterlerine olan etkisinin Finlandiya gibi eşitliğin olduğu ülkelerde azaldığını, ama Türkiye gibi cinsiyet arası eşitliğin az olduğu ülkelerde daha çok etkisi olduğunu iddia ediyor. Meta analizi doğru kabul edelim, tüm çalışmaya erişimim yok. Ancak Finlandiya ve Türkiye arasındaki boşanma oranlarına bakarsak Finlandiya’nın evliliklerinin 56%sının boşanmayla sonuçlandığı, Türkiye’nin ise 22%sinin boşanmayla sonuçlandığı görülebilir. Demek ki sosyal inşalarla yapılan eş seçimleri evrimsel dürtülerle seçilen eşlerle girilenler kadar başarılı aileler yaratamıyor.

Bir başka güzel eleştiri biyolojik farkların “biyolojik determinizm”e sebep olacağı – bir nevi distopik, Gattaca benzeri doğumdan itibaren kimin ne iş yapacağının belirlenip bireyin buna zorlandığı bir kültüre yol açacağıydı. Ancak bunun gelecekte olmasını beklememize gerek yok, şu anda tersine bir zorlama zaten var. Kadınların ev hanımlığı yapması aşağılanırken (daha yeni Tolga Çevik’in eşini çocuklarına kendisi baktığı için övdüğü mesajını eleştiren yüzlerce yazı yazıldı) belki de yatkın olmadıkları bir alanda mutsuz olacakları bir kariyere zorlanan kadınların mutsuzluğunu görüyoruz. İnsanların yanlış işe zorlanması, en az doğru olma olasılığı yüksek işe zorlanması kadar zalimce. Kilit nokta “zorlanma”. Yatkınlık değil.

Tutup tüm eleştirilerin niye hatalı olduklarını ayıklamak mümkün. Ancak bu bence vaktimin doğru ve verimli bir kullanımı değil. Çünkü çürüttüğüm her eleştiri için 3 tane başka çürütülebilecek temelsiz eleştiri gelecek. Çürüt çürüt nereye kadar.

——-

Amerikan bağımsızlık bildirgesindeki en sevdiğim cümle : Her birey, ırk, dil, din vs gözetmeksizin kendi mutluluğunu özgürce arama ve yaratma hakkına sahip olmalıdır.  

Ancak eğer bu özgürce arama, çilek tarlası olduğu söylenen ama aslında mayın tarlası olan bir yerde gerçekleşiyorsa o zaman çözmemiz gereken büyük bir problem vardır.

Kırmızı Hap farkındalığı da tarlanın mayın tarlası olduğunu idrak etmektir sadece. Evet acı gerçek çilek tarlasının olmaması, meyveleri dilediğimizce yiyemeyecek olmamız, özgürce dolaşamayacak olmamız. Ancak eminim kimse habersizce mayın tarlasına girmek istemeyecektir. Ama Ekşisözlükteki “kadınların efendi adam yerine piç tercihi” başlığında kısa bir tur bile insanların aslında ne kadar konudan bihaber olduklarını görmeye yetiyor.

Gerçekleri anlayıp ona göre davranmak manipülasyondur diyen ve konuyla ilgili hiç bir bilgisi olmadığını beyan etmesine rağmen fikirlerini açıklamakta beis görmeyen diğer yazarlara en halisinden bir manipülasyon örneği vereyim : makyaj.

Makyaj, kadınların daha genç, ciltlerinin daha sağlıklı, saçlarının daha sağlıklı görünmesini sağlayan, erkeklerin “güzellik” dediği doğurganlık, simetri gibi özelliklerini öne çıkararak aslında sahip olmadıkları bir cinsel değerin reklamını yapan bir manipülasyondur. Kabul görüyor olması, milyar dolarlık bir sektör olması, bunun tamamen doğurganlık sinyallerini istismar eden bir manipülasyon olduğu gerçeğini değiştirmez. Daha estetik cerrahiye girmedik bile.

Manipülasyonların şahı

Pick up artist adı verilen kişilerin yaptığı şeyler manipülasyon olarak görülebilir, şahsi fikrim 90%ı da manipülasyondur. Ancak Pick up artistlerin mekanik taktikleri uzun vadeli bir strateji olmadığı – daha doğrusu uzun vadeli stratejileri sadece ve sadece “genç güzel kızlarla yat” olduğu için Kırmızı Hap’tan ayrılır. Kırmızı Hap’ın amacı daha çok seks değildir. Erkekler için seks azlığını diğer problemlerinin bir semptomu olarak görür. “daha çok seks istiyorsan bara git, kıza bunu bunu de” pick up artist tavsiyesidir. “Daha çok seks istiyorsan kendini geliştir, dil öğren, para kazan, ilginç ol, tipini düzelt, kas yap – pick up artistlerin emüle etmeye çalıştıkları adam ol” tavsiyesi Kırmızı Hap tavsiyesidir. Kısa vadeli taktikler açısından PUA teknikleri önerilebilir, ama bunlar nihai hedefe gitmek için kullanılabilecek araçlardır sadece. Nihai hedefe varan adamın PUA taktiklerine ihtiyacı kalmaz. “Doğal” olur.

Çocuklara nasıl para kazanacağı, nasıl okulda başarılı olacağı, nasıl futbol oynayacağı, nasıl giyineceği ve daha bir sürü şeyi nasıl yapılacağı öğretiliyor. Ama problem bu pratiklerin ve bilgilerin otomatikman mutluluk doğuracağı sanrısı. Bunları yapmasına rağmen mutsuz olan, ikili ilişkilerinden beklediğini alamayanlar “problemli” olarak sınıflandırılıyor. Kendisine verilmiş (veya kendi seçtiği) senaryoya uymasına rağmen mutsuz olan erkek ve kadınları kendini problemli sanıyor. “ee erkekleri alt ettim kariyer yaptım niye hala mutsuzum?” , “okul bitirdim, çalıştım para kazandım, baba oldum evde yardım ettim, her türlü ilgi alakayı gösterdim, niye karım beni arzulamıyor”. Bunlar özellikle post-modern demografide sık sık duyulan serzenişler. Ne zaman iş patlıyor Kırmızı Hap’lık oluyor? Adamı arzulamayan 8 yıllık 2 cocuk annesi karısı tutup adamı aldattığı zaman. 37 yaşında kedileriyle yaşayan kadın suçu “güçlü kadınlardan korkan erkekler”de aramak yerine “nerede hata yaptım” diye sormaya başladığı zaman.

Kırmızı Hap, erkeği hayatta daha mutlu yaparak etrafındaki insanların da mutluluğunu artırabilecek bir düşünce sistemi. Karşısındakini manipüle etmeye, baskı altında tutmaya, aşağılamaya çalışan, bunu öğreten ve destekleyen bir sistem değil. Kendine Kırmızı Hap’çı derken bu manipülatif taktiklerle elde ettiği başarılarla övünen adam olayın temelini kaçırmıştır benim gözümde.

Kadınların yaşadıkları en büyük problemlerden olan tecavüz, taciz, ev içi şiddet gibi olaylar erkeklerin fazla güçlü olmasından kaynaklanmıyor. Erkeklerin güçsüz olmalarından kaynaklanıyor. Tecavüz, taciz, ev içi şiddet gibi olayların daha çok sosyo ekonomik problemlerle boğuşan nüfusta yaşandığını, görece daha çok mutlu olduğunu beyan eden ailelerde bu problemlerin nadiren yaşandığını biliyoruz. Burada olan şey şiddete meyil etmeyen erkeklerin “evcilleşmiş” olması değil. Bu erkeklerin, güçsüz hemcinslerine nazaran kendilerini daha güçlü, hayatlarıyla ilgili kararlarını verebilecek durumda ve mutlu hissetmeleri. Kırmızı hap sayesinde hayatını iyileştirebilen bir erkeğin eline tüfek alıp okul basması, karısını sevgilisini dövmesi, tecavüze yeltenmesi ihtimali, hayatındaki problemleri çözemeyen ve bu yüzden izole olan erkeklerin bu işlere kalkışmaları ihtimaline göre çok daha düşük.

Kırmızı hap doğru anlaşılıp uygulandığı takdirde alınan sonuçlar ortada. Aldığım tavsiye mesajları kadar “geçen senede beri okuyorum şu şu şu gelişmeleri gösterdim” diyen mesajlar emailler alıyorum. Hayatlarında yönlendirici bir karakter olmadığı için KH’a ihtiyaç duyan insanlar var. İşe yarayan bir strateji var. İşe yaramadığı defalarca görülmüş mevcut femino-romantik perspektif var. O yüzden Kırmızı Hap farkındalığını ne kadar saman adamı argümanlarla çürütmeye çalışsanız da bu fikri benimseyen bireyler başarılı ve mutlu olmaya devam edecekler.

 

 

“Bir fikri kabul etmeden değerlendirebilmek, eğitimli bir zihnin işaretidir”
Aristo

Cinsiyetçilik, kadin – erkek düşmanliğindan ayrilmasi gereken şeydir.
Ben kadin-homoseksüel-yabanci vs düşmani olarak kendimi görmesem de cinsiyetçi olduğumu itiraf etmem lazim.

Bu da kadin erkek ilişkilerini anlamaya çalişirken harcadiğim enerji-mesai ve adina (daha iyi bir tanimlayici kelime bulamadiğimdan) “araştirma” diyeceğim şey neticesinde geldiğim nokta.

Peki kadin düşmani olmadan bir erkek nasil cinsiyetçi olur?

Örnekle açiklayayim.

Köpeğimi deli gibi seviyorum.

Peki köpeğime sicak ve sulu bifteğimi emanet eder miyim ? Tabaga koyup yanina birakip 20 dakka yan yana birakir miyim ?

Hadi biraktim ve köpek bifteği yedi

Köpeğime köpek gibi davrandiği, doğasina uygun olduğu için kizabilir miyim ?

Kizamam.

Köpeğime biftek emanet etmemek beni köpek düşmani mi yapar?

Yapmaz.

Kadinlar da böyle benim için. Hatta kadinlarin erkeklerden temelde farkli olduklarini, farkli evrimsel mekanizmalarla hayatta kaldiklarini ve hayatlarini bu şekilde optimum (mümkün olabilecek en iyi şekilde) yaşamaya çaliştiklarini, erkeklerin de ayni şeyi yaptiğini ama şartlari ve yöntemlerinin farkli olduğunu anladiğimden beri – diğer bir deyişle cinsiyetçi , kadin ve erkeğin farkli olduğunu kabul ettiğimden beri kadinlari daha iyi anliyor ve daha çok sevebiliyorum.

Beni daha önce kizdiran, üzen ve sinirlendiren şeylerin bir çoğunun doğamizda (kadin ve erkeklerin) olduğunu, bunlari kizilacak sinirlenilecek şeyler değil, anlayip adapte olmamiz gereken şeyler olduğunu anlamak, cocukluğumuzdan beri yanliş aktarilan “kadin erkek eşittir” fikrini kenara koyarak gerçeklere tekrar bakmaktan geçiyor.

Kadin ve erkeklerin farkli olduğunu, bazi konularda birbirine genellikle üstün olduğunu kabul etmemek, kadinlara erkek, erkeklere kadin rolleri-sorumluluklari yükleyerek bunlarla değerini ölçmek feminizmin kadinlara verdiği en büyük zarar olsa gerek.

Bir çok kadinin mutsuzluğunun altinda doğasina aslinda uygun olmayan ve erkeklere göre adapte edilmiş rollerin kriterlerine göre ölçülmesi ve değerlendirilmesi var.

Bir çok erkeğin özellikle kadinlarla ilişkilerindeki mutsuzluğunun altinda da kendisine öğretilen şekilde davranmasina rağmen kadinlardan olumlu tepki alamamasi yatiyor.

Kadinlarin istediği söylenen her şeyi yapmasina rağmen hala istediği türdeki ilişkiyi elde edemeyen erkekler aslinda kendi doğalarina uygun olmayan rolleri ve sorumluluklari yüklendiklerinin, balik oltasiyla kuş avina çikmaya çaliştiklarinin farkinda değil.

Bu durum şuna benziyor :

Özetle, cinsiyetçilik otomatikman düşmanlik demek değil bana göre.

Biyolojik ve psikolojik adaptasyonlarin kadin ve erkekleri temelde farkli olarak şekillendirmiş olduğu gerçeğinin tabu olmaktan çikarilmasi aslinda iki cinsin birbirini daha iyi anlamasina ve düşmanliğin azalmasina olanak taniyacak diye düşünüyorum.

 

Kırmızı Hap farkındalığının en önemli sütunlarından birisi erkeklerin dünyanın sahibi olmadığı, anlatılan tüm masallara rağmen güçlü olmadıkları gerçeğiyle yüzleşmeleridir.

Çocukluklarından beri güçlü oldukları, özellikle kadınlara göre avantajlı oldukları yönünde sosyalleştirilmiş erkekler, aslında hazırlandıkları rolün, kendilerine değil, eşleri ve cocuklarına hizmet etme rolü olduğunu, bu rolü yerine getirebildiği ölçüde kabul göreceği, bir çok insanı etkileyebilecek bir değer üretebildiği sürece statü sahibi olabileceğini veya grubu için (ülkesi, kabilesi, ailesi) için koruyucu olup ölebileceği ölçüde değerli olduğu bir rol olduğunu farkettikleri zaman Kırmızı Hap’ın “kızgınlık” fazına kesin giriş yapmış olurlar.

Bu yazıda aslında erkeklerin avantajlı olduğu düşünülen, erkeklerin ayrıcalığı gibi görünen bazı sosyal inşaların aslında ayrıcalık veya avantaj olmadığından, birer yükümlülük olduğundan bahsedeceğiz.

Bir bireyin kendini güçsüz hissetmesi ve dışarıdan algılanan gücü arasında bir bağ olmadığı noktasını en başta belirtmemiz gerekiyor. Feminizmin en büyük hatalarından birisi, kendini güçsüz hisseden kadınların “ben kendimi güçsüz hissediyorsam, erkekler kendini güçlü hissediyor olmalı” bakış açısı, ve bu bakış açısını ispatlamak üzere teyit yanılgısı ile bulduğu örnekler.

Bir ortamda kimin güçlü olduğunu anlamak için kimi eleştiremeyeceğinizi bulmanız gerekir.

“Güçsüz-masum kadın / güçlü ve kabahatli erkek” algısı, yıkılması zor gibi görünen ancak sadece basit bir perspektif kayması ile çatırdayan bir kağıt ev.

Bu perspektif algısını değiştirecek tek soru : Cui bono – kimin yararına.

Öncelikle kadınların bir çok açıdan kendini güçsüz hissetmesinin temelsiz olmadığını belirtmek gerekir.

Kadınlar çalışma hayatı, akademik kariyer konusunda tarihsel olarak geride kalmış, ve sadece son 50-60 senede kendilerine bu alanlarda ilerleme hakkı verilmiştir. Kadınlar fiziksel güçsüzlükleri sebebiyle tecavüz, taciz, cinsel saldırı, aile içi şiddet açısından erkeklere kıyaslanamayacak risklerle yaşamak zorundalar. Kadınların kendini güçsüz hissetmesi tartışmasız bir gerçek.

Feminizm kadınlara bu alanlarda bir çok kazanım sağlamıştır. Bu yadsınamayacağı gibi aklı başında hiç kimsenin kadınların en temel insan hakları açısında herhangi bir insandan farklı olmamasını sağlayacak kazanımlarını geri almaya çalışmak gibi bir amacı olabileceğini düşünmüyorum.

Neyse ki bir çok modern toplumda bu problemlerin düzeltilmesi amacıyla kanunlar çıkarılmış, inisiyatifler alınmış ve hayata geçirilen bir çok iyileşme olmuştur. Gel gelelim yine aynı toplumlarda bu iyileşmeler “kadınların problemi var, problemin kaynağı erkekler” , “kadınlar ezilmiş hissediyor, o halde ezen sınıf erkekler olmalı” şeklinde yanlış bir perspektifle hayata geçmiştir.

“Güç nedir” sorusunu burada cevaplamamız gerekiyor. Güç, kendi hayatına yön verebilme yetisidir. Kararlarını verebilme ve bunları hayata geçirmekte özgür ve bunu başarabilecek yetiye sahibi olmaktır. Bu açıdan baktığımızda “güç” herhangi bir cinsin tekelinde olan bir şey değildir. Bir erkek, erkek olarak doğduğu için hayatıyla ilgili seçimler yapma gücüne otomatikman sahip değildir. Tıpkı kadın olarak doğmanın otomatikman bu güçten feragat ettiği anlamına gibi.

Objektif olarak istatistiklere bakarsak bir çok açıdan “güç” sahibi grubun erkekler olmadığı görülebilir.

Beklenen yaşam süresi, global olarak erkeklerde kadınlardan ortalama 5 yıl daha kısadır. Türkiye için bu sayı kadınlarda 80, erkeklerde 75 yıldır. Amerika’da siyahi erkek ve kadınların beyazlardan daha az yaşaması, Siyahilerin güçsüzlüğü olarak yorumlanırken, erkeklerin kadınlardan az yaşaması, erkeklerin güçsüzlüğü olarak yorumlanmamaktadır.

İntihar oranları erkeklerin aleyhinedir.

9 yaşına kadar intihar oranları kız-erkekler için aynı.
10-14 yaşlar arasında erkeklerin intihar oranı 2 kat.
15-19 arasında erkeklerin intihar oranı 4 kat
19-24 yaş arasında erkeklerin intihar oranı 6 kat fazla.

Amerika için 10 intihardan 7si erkek. Erkek çocuklar, toplumsal erkek rollerinin baskısıyla karşılaştıkça intihar etmeye başlıyorlar. Bu sayıya içkili araç kullanarak kaza sonucu ölme şeklinde oluşan gizli intiharlar dahil değil. Kadınların daha çok depresyona girmeleri kadınların grup olarak güçsüzlüğüne yorumlanmaktadır. Erkeklerin intihar oranlarındaki üstünlükleri erkeklerin güçsüzlüğü olarak yorumlanmamaktadır.

Saldırı mağdurları çoğunlukla erkektir. Buna cinsel saldırı suçları da dahil. 1989 yılında Time dergisi 7 gün içerisinde silahlı saldırı sonucu ölen 464 kurbanla ilgili bir yazı yayınladı. Kurbanların %84’ü erkek olmasına rağmen derginin kapağında kadın kurbanlardan birisi vardı.

Erkeklerin bir çok ülkede kadınlardan daha fazla kazandıkları gözlenmiştir. Ancak harcama alışkanlıkları göz önüne alındığında haneye giren paranın 80%inin kadınlar tarafından harcandığı görülecektir. Bu durumun bir etkisi kadınlara yönelik reklam verenleri gözeterek yapılan programlardaki kadınlara yönelik öğelerdir. Kadınların hoşuna gitmeyecek – örneğin kurbanın erkek, saldırganın kadın olduğu- polisiye diziler yapılmamakta, katil erkek-kadın kurban teması istismar edilerek bulunurluk heuristic’i güçlendirilmektedir.

Erkeklerin “daha fazla harcama yapma” yükümlülüğü bulunmaktadır. Örneğin bir restorana gittiğinizde, erkeğin hesabı ödemesi 10 kat daha fazla bir ihtimaldir. “Ama erkekler daha çok kazanıyor” diyeceksiniz, peki iki kadın restorana gittiği zaman, daha çok para kazanan kadının tüm hesabı ödemesi bekleniyor mu? Elbette hayır. Erkekler, bu daha fazla harcama yapma yükümlülüğünü karşılayabilmek için daha fazla çalışmak zorundalar. Bu gerekliliği gören genç erkekler, ileride daha kolay harcama yapmalarına olanak verecek olan işleri, gerçekten isteyebilecekleri işlere tercih etmek zorunda kalıyorlar. Diğer bir deyişle erkeklerin istedikleri okula giderek istedikleri mesleği seçme olanağı, sanıldığından daha az. Çünkü yüzeyde erkeğin sanat tarihçisi, ya da dilbilimci veya müzisyen olmasına engel bir kural-kanun vs yokken, ileride omuzlarına yüklenecek olan harcama yükümlülüğü bu erkeğin (genellikle bu durumdan haberdar ve deneyimlemiş olan ailesi tarafından) para kazanması daha olası mesleklere zorlanmasına sebep olmaktadır. Erkeklerin daha çok doktor, mühendis, hukukçu, yönetici vs olmaları bir güç göstergesinden çok zorunluluktur. Kendi hayatına yön verme açısından güçsüzlüğüdür. Sosyalleşmemiz biz erkeklerin daha çok para kazandıracak (ama mutlu edeceği garanti olmayan) meslekleri birer övünç kaynağı olarak görmemize sebep olduğu, aynı zamanda aslında istediğimiz meslek olmayan mesleğe zaman-enerji ve para olarak büyük yatırım yapmış olduğumuz için “keşke sanat tarihi okuyup galerilerde, mezatlarda, sanatçılarla çalışsaydım da CEO olmasaydım” diyen erkek çok azdır.

Benzeri şekilde ülkeyi ve aileyi korumak için askerlik yapmak ve askerlik esnasında ölmek, bir erkek için çoğu toplumda erişilebilecek en üst mertebedir.

Kadınların aileyi ve cocukları yönlendirme gücü, erkeklerden daha fazladır. Kadınlar, çalışsalar da çalışmasalar da çocuklar üzerinde babanın sahip olduğundan daha fazla yönlendirme gücüne sahiptirler. Hem sosyal ilişkilerde kadınların çok daha başarılı olması, hem cocukların ihtiyaç duyduğu ve aradığı şefkati daha kolaylıkla verebilmesi, hem de babanın çoğu zaman evin dışında uzun saatler boyunca çalışması yüzünden kadınların ev halkı üzerindeki etkisi erkeğe oranla çok daha fazladır. Bir çok erkek kendini kadının evinde bir misafir gibi hissetmektedir. Virgina Woolf’un “Kendine ait bir oda” kitabı, günümüzde erkeklerin, karılarının evinde kendilerine ait bir oda (mancave, hobi odası, aynı zamanda çamaşırlık ya da kiler olan çalışma odası, küçük tuvaletteki mini kütüphane) olmasına evrilmiştir. Bu cümleyi okuyan evli erkekler neden bahsettiğim gayet iyi biliyorlar.

Kadınlar ev hanımı oldukları takdirde, kendi küçük şirketlerinin CEO’su gibiler. Erkeklerin çok az bir bölümü şirket CEO’su olabiliyorlar. Erkekler tüm gün gelirlerinin kaynağı olan yöneticilerinin, patronlarının gözü önünde çalışıyorlar ve çoğu zaman patronların belirlediği kurallara göre (şu saatte işe gel, şu kadar verimle şu kadar saat çalış, işemek ve yemek için şu kadar zamanın var) yaşıyorlar. Ev hanımları tüm gün gelirlerinin kaynağı olan kocalarının gözü önünde çalışmıyorlar, hayatlarının büyük bölümünde sınırlar içerisinde kendi kararlarını vererek yaşayabiliyorlar. Hatta bir çok kuralı koyan bizzat ev hanımları.

Erkekler tecavüzcü olunca büyük haber olur ve haftalarca konuşulurken, yanan binadan birilerini kurtarırken ölen itfaiye erleri ya da görev başında ölen asker ve polisler nadiren bu kadar büyük haber konusu olurlar.

“Kadınlar hem işe gidiyor, hem de ev işi yapıyor”. Bu cümle kadınların işyerinde harcadığı saatlere ek olarak tam zamanlı olarak ev işi yaptığı izlemini, erkeklerin ise bunun yarısı kadar çalıştığını ima ediyor. Fakat araştırmalarda erkek ve kadınların işyerinde geçirdikleri zaman (erkekler daha uzun süre ev dışında çalışıyor, kadınlar ev içinde daha çok çalışıyor), işe giderken harcadıkları zaman (erkekler daha uzak yerlere çalışmaya gidiyor) , ev işleri yaparken harcadıkları zaman (kadınlar için yemek temizlik ütü vs, erkekler için tamirat, boya badana, fatura vs gibi işler) toplandığı zaman kadınların haftada 56 saat çalışmasına karşılık erkekler 61 saat çalıştığı görülmüş.

Erkeklerin bedava badigard – yakın koruma olarak görev yapma yükümlülüğü var. Hem de sadece eşine ya da yakın akrabası kadınlara değil, tüm kadınları kapsayacak şekilde. Canı pahasına sizi koruyacak birinin kaç paraya çalışacağını hayal edin. Ya da hiç tanımadığınız bir erkeği korumak için kaç para isteyeceğinizi düşünün. Erkekler, yakınlarındaki kadınları – eşleri, kardeşleri vs olmasından bağımsız olarak – korumak üzere sosyalleşiyorlar. Bu gerçek değil diyenlerin taciz-kavga vs gibi olaylarda”orada hiç mi erkek yokmuş” “niye bana denk gelmemiş” temalı yorumları okumasını tavsiye ediyorum.

Erkeklerin durumunu bir çok açıdan kölelerle kıyaslamak mümkün. Köleler, kendileri erken ölürken tarlalarda çalışarak başkasının ekonomik çıkarına çalıştılar. Erkekler, askerlik ile başkalarının ekonomik çıkarı için savaşlarda ölüyorlar. Kölelerin cocukları zorla ellerinden alınıyordu, bugün erkeklerin çocukları boşanma neticesinde zorla ellerinden alınarak anneye veriliyor ve erişimleri kısıtlanıyor. Kadınların çocuklarına ebeveyn olma hakları varken erkeklerin bu hak için savaşmaları bekleniyor. Köleler, zorla tehlikeli işlerde çalıştırılırken, erkekler sosyalleşme ile ölüm tehlikesi olan işlerde çalışmaya itiliyor. Güney Afrika’daki aparteid rejimi zencileri elmas madenlerinde çalışmaya zorlarken, erkekler bu elmasları satın alıp kadınlara verip sevgilerini alabilmek için başka türlü madenlerde çalışmaya zorlanıyorlar. Köle sahiplerinin onlara kaynak sağlayan köleleri vardı. Kadınların kendilerine kaynak sağlayan babaları ve kocaları var.

Seçmenlerin yarısı kadın. Kadınların ama özellikle ev kadınlarının seçimleri etkileme gücü Türkiye’de ve diğer demokratik sistemle yönetilen ülkelerde büyük. Gizli oy sistemi olduğu için spesifik olarak hangi cinsiyet ne oy veriyor resmi rakamlara sahip değiliz ancak seçim sonrası anketler büyük ölçüde birbirine benzer veriler sunuyor.

Köleler ve erkekler arasındaki en büyük fark, kölelerin yaşadıkları hayatı “güçlü” olarak tanımlamamaları, ama erkeklerin yaşadıkları hayatta güçlü olduklarını düşünmeleridir. Bunun sebeplerinden birisi yine bulunurluk heuristic’i – yani güce sahip bireylerin çoğunun erkek olması, diğer erkeklerin de “yeterince çalışırsa aynı güce sahip olabileceği” sanrısıdır.

Eğer toplumda gerçekten erkekler güçlü ve kadınlara baskı yapıyor olsaydı, tıpkı kölelerin beyazların tüketmesi için kaynak sağlaması gibi, kadınların erkek tüketimi için kaynak sağladığını görürdük. Ancak var olan durumda erkekler, çoğu zaman kadınların tüketimi için üretmekle meşguller.

Eski feminist Warren Farrell 1993 tarihli kitabında problemin sebebi olarak eski ve yeni aile modellerini, bu aile modellerinin önceliklerini ve modern dünyanın sağladığı faydalar ile değişen önceliklerimizin 1. model ailedeki rollerle çatışmaya başladığını açıklar. 1900lerin başından itibaren iyileşen yaşam koşulları aile önceliğinin hayatta kalma endişesinden uzaklaşıp (çünkü hayatta kalmamızı kolaylaştırıcı devlet – hastane – sosyal kuruluşlar gibi kurumsal çözümler var) hayat tatminine yaklaşmasına – bir nevi “Aile v1.0″dan, “Aile v2.0″a geçiş yapmamıza olanak sağladı.

Buna göre 2 aile modeli şu şekilde özetlenebilir:

1.Model aile : Önceliği aileyi oluşturan cocuklar, anne, yaşlı ebeveynler ve babanın mutluluğu veya tatmini değil, insanların hayatta kalmasıdır. Roller kesin hatlarla belirlenmiştir, kadın çocuk yetiştirir, evi idare eder, erkek para-kaynak kazanır. Çocuk yapmak mecburidir. Kadınların çocuk yaparken (doğururken) hayatlarını riske atması beklenir. Erkeklerin savaşta hayatlarını riske atması beklenir. Evlilik sözleşmesinin bozulması ya imkansız ya da zordur. Mümkün olduğu yerlerde caydırıcılar vardır. Kadının sorumluluğu daha çok erkektedir. Kadının sorumluluğu erkeğin itibarına olan etkisiyle sınırlıdır. Kadınlar mal olarak görülür, ama erkekler maldan da aşağı durumdadır – mallarını (karısı, toprakları, malları) kaybetmektense (savaşta) ölmeleri beklenir. Her iki cinsiyet de ailenin ihtiyaçlarına hizmet ederler.
Eş seçiminde ebeveyn-koruyucu-kaynak sağlayıcı rolünü ne kadar iyi üstlenebildiği belirleyicidir.
Erkekler evlilik öncesinde karşı cinse cinsel açıdan erişim hakkına sahip değildir. Sekse erişebilmek için ilk önce kaynak sağlayabildiğini ispatlamak zorundadır. Kadınlar da benzeri şekilde doğurganlık ve ebeveynlik-ev yönetimi özelliklerini sergilemek durumundadır

2. Model Aile : Öncelik mutluluktur. Bireyler kendi başlarına tamdır, diğerine ihtiyaç duymamaktadır, çekim sonucu oluşan birliktelik toplamdan fazla bir mutluluk -sinerji – yaratmalıdır. Roller ortaktır. Ebeveynlik ve para kazanma rolleri keskin değildir, her iki cinsiyet de bu rolleri üstlenebilir. Çocuk yapmak zorunlu değildir. Doğumda ölüm riski düşük olduğu gibi savaşta ölme riski de düşüktür. Evlilik sözleşmesi tarafların mutluluğu devam ettiği sürece devam eder. Sözleşmeyi bozmak son derece kolaydır. Taraflardan sadece bir tanesi sözleşmeyi bozabilir, iki tarafın sözleşmeyi bitirmek üzerine anlaşmasına gerek yoktur. Eşler kendilerinden ve eşlerinden aynı derecede sorumludurlar (kadının sorumluluğu erkekte olduğu kadar erkeğin sorumluluğu kadındadır).
Eş seçiminde ebeveyn-koruyucu rol ikincil bir belirleyicidir. Ortak değerler, eşler arası çekim-arzu daha ön plandadır. Eşlerin hane gelirinin yarısından fazlasını kazanması beklentisi çoğu zaman yoktur, anne çocuklar için dışarıda çalışmak yerine evde çalışmayı seçebilir. Bu kararlar ortak verilir.
Evlilik öncesinde her iki cinsiyet karşı cinsle ilişkiye girebilir. Evlilik sekse erişim için yapılan bir sözleşme değildir, çiftlerin evlilik öncesinde seks açısından anlaşmaları ve tatmin olmaları evlilik olasılığını ve sonrasında başarısını güçlendirir.

Bu iki model arası geçiş 2. Dünya savaşı sonrasına denk gelir. Amerika’da 1. model standartlarına göre yapılan evliliklerin bir anda 2. model standartlarına göre değerlendirilmeye başlanması sebebiyle 1960larda boşanmalarda büyük bir sıçrama olmuştur. Bu sıçramanın sebebi olarak kadınların eğitime ve iş gücüne katılım oranlarının artışı gösterilse de esas sebep üstteki 1. model evliliklerin 2. modele geçişlerinin zor olması ve başka bir eşle sıfırdan 2. model bir evlilik yapmanın eskiyi 2.modele geçirmekten kolay olmasıdır.

1.model ailenin geçerli olduğu dönemde özellikle kadınların geride tutulmuş olduklarını düşünmek işin kolayına kaçmaktır. Zira çok küçük bir grup erkek haricinde, her iki cinsiyet de güçlü değildi – onun yerine cinsiyet rolleri vardı. Erkek, tıpkı kadın gibi hayatı üzerinde seçim yapma hakkı sınırlı bir yaşam sürüyordu. Eğer cinsiyetçilikten bahsedilecekse her iki cinsiyet için bahsedilmesi gerekir – sadece kadınların yaşadığı zorluklardan değil.

Son 200 senede kadınların hayatı erkeklerin hayatına kıyasla çok daha fazla iyileşme gösterdi.

200 sene önce yaşayan bir kadın, çocuklarının 3’te birini 5 yaşından önce kaybediyordu. Bugün yaşayan bir kadın için çocuğunu kaybetme riski %1den az. 200 sene önceki kadının yaptığı genellikle çok sayıda (7-8) çocuk için ev işi yapmak, yemek hazırlamak tüm gününü alan bir işti. Bugün kadın ortalama 2 cocuk sahibi oluyor ve yemek, temizlik ve benzeri ihtiyaçları kolaylaştırmak için makinelerimiz (elektrikli süpürge, fırın, mikrodalga, buzluk vs) var. 200 sene önceki kadın at arabasıyla ya da yürüyerek gidip satın aldığı malzemelerle yemek pişirmesi saatler sürüyor, ev temizliği saatler sürüyor, çamaşır su tesisatı olmadığı için akarsu kenarında yapılması gereken uzun bir iş oluyordu. Bugün motorlu araçlar, internet ya da telefonla sipariş gibi olanaklarımız var. Çamaşırlarımız makinelerde yıkanıyor, hatta kurutuluyor. 200 sene önce her yemekten sonra bulaşıklar yine akarsu kenarında elle yıkanıyordu. Bugün bulaşık makinelerimiz var. Kıyafetler evde dikiliyor ve tamir ediliyordu. Bir çocuk kıyafeti 2 günlük iş gerektiriyordu. Bugün kolaylıkla çok ucuza bol miktarda kıyafet alabiliyoruz.

200 sene önce mutlak zorunluluk olan bir çok şey bugün opsiyonel. Evde ekmek pişirmek bir gereklilik değil, bir hobi. Ben çocukken çok sevdiğim, mevsimsel olarak pişirilip ıslatıp yumuşatılarak yıl boyunca yenen yufka ekmek bile artık köylerde nadiren pişiriliyor. Çok daha ucuz ve kolay ve rahatlık sağlayan alternatiflerimiz var.

Elbette bugünün aileleri için başka zorunluluklar var. Cocuklarına iyi egitim aldırmak, üniversiteye göndermek gibi.

200 sene önceki kadın bir çocuk doğurma, yemek pişirme, temizlik yapma, elbise üretme makinesiydi. Bugün bu işlerin çoğunu kadın yerine yapan makinelerimiz var. Erkekler, kadınların yaşadıkları, kendilerinin uyumaya geldikleri evlerini, kendi çalıştıkları ve vakitlerinin çoğunu geçirdikleri yerler olan işyerlerine kıyasla çok daha iyi bir hale getirdiler. Tehlikeli işler için üretilen makineler, evdeki can sıkıcı işler için üretilen makinelerden daha sonra icat edildiler. Öncelik büyük ölçüde evde yaşayanlara verildi.

Başlık parası, kadının mirastan pay alamaması gibi “kadına baskı” ve ataerkillik unsuru olarak görülen şeylerin bile aslında kadını ve aileyi koruma amaçlı olduğunu görmek zor değil.

Kadın mirastan payını, evlenirken çeyiz olarak alıyor. Babasının ölmesini beklemek zorunda değil. Mirasını genç yaşında alıp kendi ailesine getirebiliyor. Erkek babasının ölmesini beklemek zorunda ve kendi ailesine bu varlığı getirmesi hayatının ileri yıllarında mümkün oluyor.

Başlık parası, bir erkeğin bir kadına finansal olarak sağlayabileceği kaynaklara sahip olduğunu ispatlayan bir şey. “Evlilik için X miktarda parayı verme lüksü olan erkek” mesajını veriyor. Başlık parasının kıza değil, babasına verilmesinin sebebi , damadın parayı tamamen kaybetmesinin gerekli olması – parayı eşi olacak kadına verirse o para yine birlikte kuracakları aileye geri gelecek ve erkek pratikte herhangi bir fedakarlık yapmadan, kaynak sağlama becerisinin yeterince iyi olduğunu ispat etmeden bir eşe ve sekse erişim sağlayacaktır.

Sosyal gelenekleri Kibar Feyzo’dan gördüğümüz kadarıyla bildiğimiz takdirde ise kadının inek gibi alınıp satıldığı, tamamen erkeklerin aralarında yaptığı anlaşmaya konu olduğu bir resme inanmamız gerekir. Halbuki bu gelenek insan türünün eşleşmede kullandığı “hata yönetim stratejisi“nin bir uzantısıdır.

Kadın, makine olmaktan kurtulurken erkek üretim makinesi olmaktan kurtulamadı. Kendileri de birer “erkek üretim makinesi”ne dönüşmek isteyen feministler erkekleri bu yüzden suçladı. Diğer bir deyişle erkekler kadınları kurtardıklarını sanırken onlara yaranamadıklarını gördüler.

Günümüzde seçenekleri olan kadın ve seçeneği olmayan erkek senaryosunu yaşıyoruz.

Kadın için seçenekler :

1- Tam zamanlı çalışmak.
2-Tam zamanlı annelik-ev hanımlığı yapmak.
3-bu ikisinin herhangi bir oranda birlikte olduğu (part time annelik ve part time iş) bir düzen.

Erkek için seçenekler

1-Tam zamanlı çalışmak.
2-Tam zamanlı çalışmak.
3-Tam zamanlı çalışmak.

Kadınlar annelik ve kariyerin getirdiği yükleri yönetmekle ilgili sıkıntılarını dile getirirken, erkekler çocuk doğup anne para kazanmayı bıraktıktan sonra yaşadığı daha da çok para kazanma baskısı ile ilgili sıkıntılarını dile getirmediler. Farrell kitabında “seçme şansınız olsaydı çocuğunuz doğduktan sonra onunla evde kalıp ona bakmayı seçer miydiniz” diye sorduğunda inşaat işçilerinden ofis çalışanlarına kadar erkeklerin büyük çoğunluğunun “eğer ailenin finansal durumuna zarar vermeyecekse evet çocuğumla evde kalıp onunla ilgilenmeyi tercih ederim” diye cevap verdiğini anlatır.

Bir baba olarak aynı fikirdeyim. Eğer finansal yükümlülüğüm olmasaydı oğlumun hayatının ilk 2-3 senesinde onunla tam zamanlı olarak ilgilenebilmeyi, dışarıda çalışmaya tercih ederdim.

Ancak daha önce söylediğim gibi erkeklerin daha çok harcama yapma yükümlülüğü, buna paralel olarak daha çok para kazanma yükümlülüğü var.

Doğal olarak da erkekler daha çok para kazanıyorlar. Peki bunun sebebi feminizmin anlattığı gibi erkekler ve kadınların arasında yaşanan ‘altta kalanın canı çıksın modeli’ bir ezen-ezilen dinamiği mi?

Erkeklerin niye kadınlardan daha fazla para kazandığını inceleyelim.

1-Erkekler daha çok pozitif bilimler ve teknoloji ile ilgili meslekler seçiyor.

2-Erkekler maaşlarına tazminat ek geliri olan işler seçiyor (düşük güvenlikli, riskli, zor, uzun saatler çalışılan, uzak lokasyonlarda çalışılan işler – petrol mühendisliği, gemicilik vs gibi).

3-Eğitim gerektirmeyen işlerde, dışarıda yapılan fiziksel zorlukları olan işler, ofislerde yapılan nispeten daha az fiziksel yük getiren işlere oranla daha çok para kazandırır. Aynı eğitim düzeyine sahip iki çalışandan ofiste çalışan, dışarıda teslimat yapan çalışana göre daha az kazanır.

4-Daha çok para kazandıran işlerin çoğu, iş saatleri bittikten sonra zihnen kapatabileceğiniz bir iş değildir. Avukatlar, kurumsal yöneticiler iş saatleri dışında da işle ilgili zihinlerini meşgul etmek zorundadırlar, ancak bir kütüphaneci için böyle bir durum nadiren sözkonusudur.

5-Daha çok kazandıran meslekler nadiren insani olarak tatmin edicidir. Kreş öğretmeni ve mühendis kıyaslandığında kreş öğretmenleri çok daha az kazanmalarına rağmen yaptıkları işten daha mutludur (küçük çocuklarla çalışmaya karşılık inşaatta-fabrikada çalışmak)

6-Daha çok para kazandıran meslekler çoğu zaman daha büyük riskler getirir. Yatırım danışmanı ve kasiyerin aldığı riskler kıyaslandığında yatırım danışmanı müşterilerinin büyük miktarda parasını yönetmekle sorumludur ve hatasının maliyeti büyüktür. Kasiyerin hatasının maliyeti çoğu zaman görmezden gelinebilecek boyuttadır.

7-Daha çok para kazandıran mesleklerin çalışma saatleri daha zorlayıcıdır. Aile hekimi ve acilde nöbet bekleyen doktorun kazancı temelde aynı mesleği yapsalar da bu sebepten farklıdır.

8-Can sıkıcı, duygusal olarak yorucu işler daha çok para kazandırır. Hapishanede gardiyan olmak ve fabrikada bekçi olmak arasında duygusal bir yük ve bunu telafi etmesi hedeflenen bir kazanç farkı vardır.

9-Daha uzun saatler çalışmak (mesai yapmak) daha çok para kazandırır.

10-Daha uzun eğitim gerektiren meslekler daha çok para kazandırır (cerrah ve çocuk doktoru farklı kazanır)

11-Meslekte kıdem ve deneyim daha çok kazandırır.

12-Aynı işverenle çalışılan süre uzadıkça daha çok para kazanırsınız.

13-Daha az yıllık izin kullanmak daha çok para kazandırır.

14-Daha az mazeret izni kullanmak daha çok para kazandırır.

15-Daha uzak yerlere çalışmaya gitmek daha çok kazandırır.

16-İş için taşınmak, özellikle arzu edilmeyen yerlere gitmek daha çok kazandırır. Yakın geçmişe kadar Libya’da çalışan Türk işçi ve mühendisler, Türkiye’deki benzerlerinden 4-5 kata kadar daha çok para kazanıyordu.

17-İş için daha çok yolculuk yapmak daha çok kazandırır. Daha çok yolculuk yapmayı kabul eden çalışan daha çok kazanır.

18-Ünvan aynı olsa bile daha farklı sorumluluk almak daha çok kazandırır. Aynı ünvana sahip olan iki çalışandan iş tanımında olmayan farklı sorumlulukları alan çalışan ücret artışı ve ikramiye ile ödüllendirilir.

19-Aynı şekilde ünvan aynı olsa bile daha fazla sorumluluk alan çalışan daha fazla para kazanır. 3 müşteriye bakan satışçı ile 7 müşteriye bakan satışçı arasında gelir farkı olacaktır.

20-Genel olarak daha çok üreten, daha çok para kazanacaktır.

 

Bu listeye baktığımızda niye erkeklerin daha çok para kazandığını görmek zor değil. Problem Kuzey Irak’ta kelle koltukta inşaat yapan mühendisin çok para kazanması (ve çoğu zaman İstanbul’da mutlu mesut yaşayan ailesine bakması) değil, sanat tarihi, İngiliz dili ve edebiyatı vs gibi bölümlerden mezun olduktan sonra petrol mühendisiyle aynı türde parayı kazanabileceği masalını yutmuş insanlardır. “Kendin gibi ol”, “canın neyi istiyorsa, kalbin nerdeyse o işi yap” tarzı tavsiyelere kulak vermiş insanların yaşadığı hayal kırıklığı beklentilerinin yanlış belirlenmiş olmasıdır.

Bu yazı, Warren Farrell’in The Myth of Male Power isimli kitabına kısa bir girizgah niteliğinde. Kitapta bir çok başka örnek, bir çok başka detay ve mevcut verilere bambaşka bir perspektifle bakmanızı sağlayacak tonla bilgi var. Daha önce de defalarca önerdiğim bu kitaba feminist cepheden gelen cevap: “madem bu kitap bu kadar sağlam argümanlara sahip niye bizim, akademik çevlerin haberi yok?”.

Cevap basit. Richard Dawkins’in Dan Dennett’in, Sam Harris’in kitapları niye Vatikan’da, Mekke’de, Kudüs’te ses getirmiyorsa, aynı sebepten erkekler perspektifinden konulara bakan kitaplar da feminist çevrelerde ses getirmiyor.

 

Peki bu bilgiler Kırmız hap farkındalığına sahip erkek ve kadınların nasıl işine yarayacak? KH insanı  mevcut sosyo ekonomik zeitgeist’ı iyi anlayarak kişisel olarak stratejisini belirlemekle sorumlu. Çocuk ve aile sahibi olmak isteyen insanların, mutlu ve uzun süreli bir evlilik için sağlaması gereken şartları iyi anlaması gerekli. Ya da çocukluktan beri tutkusu olan sanat tarihi ile ilgili bir kariyer seçmek isteyen kişilerin gelecekle ilgili beklentilerini gerçekçi bir şekilde değerlendirmeleri gereklidir. Yanlış beklentilerle girilmiş, yükümlülükleri ve sonuçlarından bihaber bir hayat planı insanların mutsuzluğuna en büyük sebeptir. Gençler malesef doğru beklentiler ve gerçek resme dair bilgilerle donatılmadan yetişkinliğe adım atıyor. Medyada anlatılan hikayeleri gerçek sanıp hayatları bu paralelde gitmediği takdirde mutsuz oluyor ve bu mutsuzluk için bir suçlu arayışına giriyorlar. Bu problem nesillerdir devam ettiği için çocuklarında gerçekçi bir gelecek beklentisi yaratması gereken anne babalar da cocukları kadar çaresiz ve durumun farkında değil. Yaşanan mutsuzluğu kimi zaman şımarıklık, kimi zaman tembellik, kimi zaman “rahat büyüme”ye atfederek kurbanı – yani yanlış beklentiler ve sosyalleştirmeyle büyümüş çocuğu suçluyorlar. Kendini ezilen hisseden herkes kendilerini ezen bir başkasına suçu atmaya çalışıyor. Kadınlar erkeklere, dindarlar dinsizlere, fakirler zenginlere…

Diğer ismi “kız evi naz evi”. Valla bak – anlatıyorum. Hata yönetme teorisi, kadınlar ve erkeklerin cinsel stratejilerinden birisidir. Bu da tıpkı hipergami ya da ikili cinsel strateji gibi çoğu zaman bilinçsizce takip edilen bir stratejidir. Şu şekilde özetleyebiliriz :

“Kadınların ve erkeklerin hamilelik durumundaki orantısız yatırımı ve maliyeti sebebiyle, karşı cinsin ilgisini ve kendilerine olan çekimi değerlendirirken kullandıkları perspektif farklılıkları”

Bişey anlamadınız tabi.

Doğal ortamdaki atalarımızı düşünelim (evlilik, çocuğu nüfusa yazdırma, nafaka vs gibi şeyler yok).

Erkek, karşılaştığı kadınların kendisine olan ilgisini gerçekte olduğundan fazla, abartarak algılar. Çünkü erkeğin hamilelik neticesinde maliyet riski düşüktür. Bir kadını hamile bırakıp sonra kendi yoluna gider ortadan kaybolursa sırtlanması gereken maliyet hayatından 1-2 saatle sınırlıdır.

Kadın ise karşısındaki erkeğin ilgisi bariz bile olsa, hatalı bir hamileliğin kendisine olan maliyeti sebebiyle (babalık yatırımı yapmayacak bir erkekten hamile kalarak hayatını riske atma) cinsel seçimlerde ekstra dikkatli davranır. Yanlış bir kararla birlikte olup hamile kaldığı adam kendisini 2 saat sonra bırakıp bir daha ortalarda görünmezse kadının maliyeti yıllar sürecek bir yüktür. Bu yüzden eş seçiminde kadının kendini daha çok koruması gereklidir.

Erkeğin metodu çok sayıda kadına ilgisini belli etmek, “yazmak” ve az sayıdaki kadınla (çoğu zaman 1) eşleşmektir. Erkek bir nevi saçma atan pompalı tüfekle ilgisini belli ediyor.

Kadının metodu ise ona ilgi gösteren bir çok erkek arasında şüphecilik sergileyerek en iyi seçimi yapmaktır. Sniper tüfegiyle ilgisini belli ediyor.

Sperm ucuz, yumurta pahalı.

Bu stratejinin istisnaları var mesela. Erkek, söz konusu kişi kendi kızı olduğu zaman da şüpheci davranıyor. Zira kızının maliyetli bir hamileliği kendisine yansıyacak bir maliyet. Bu yüzden erkek kendi kızı ile ilgili tıpkı kızın kendisi gibi şüpheci oluyor. Kız evi naz evi.

Kadın ise, söz konusu kendi oğlu olunca şüpheciliği bırakarak “saldır oğlum” moduna giriyor. Yani kadın 7/24 şüpheci, erkek 7/24 saldıray değil. “Aslan oğlum tabi ki yapacak” da diyebiliyor.

Bir diğer istisna da ensest’ten bahsettiğim yazıda detaylandırdığım üzere, ensest caydırıcı önlemler alan doğanın kardeşler arasında bu tür bir stratejiyi işletmemesi. Yani erkek, kız kardeşinden bu yalancı pozitif sinyalleri almıyor.

Bu strateji manipülasyona da maşa oluyor. Kadınlar, herhangi bir arzu duymadığı halde cinsellik sözü vererek ya da bunu ima ederek, erkeklerden normalde eşler için yapılması beklenen türden faydalar (taşınmaya yardım, bilgisayarımı düzelt vs) sağlıyor. Meriçler bak bu sizsiniz.

Öte yandan erkekler de çoğu zaman evlilik vaadi gibi uzun vadeli ilişki sözü veya iması ile kadınlardan cinsel fayda sağlayabiliyor. Bak bu da biziz eheh.. Yok lam, delikanlı adam niyetini baştan net koyar. Sinsilik yapmaz. İşin ilginci günümüzde erkekler o kadar şuursuz ve ikili ilişkilerde acınası durumda ki, “evlilik kartı” çoğu zaman masaya koydukları ilk kart oluyor. Bu da evlilik kurumunun ve damadın değerinde indirime sebep olduğu gibi (değerli bir şey olsa, niye çat diye hemen adanmışlığını kıza versin ki?) evlilik ve uzun süreli adanmışlığı baştan kabul etmeyen erkek değere biniyor. Halbuki doğal olan tam tersi olmalı. Uzun vadeli koruma, kaynak sağlama ve babalık yatırımı yapma değerli, gönül eğlendirme ise değersiz olmalı. Ama işte erkeklerin şuursuzluğu evliliği kızların eğlendikten sonra “e hadi artık vakti geldi” diyerek yapmaya karar verdikleri bir şey haline geldi. Erkek zaten dünden hazır gibi bişey. Meriçler bak bu yine sizsiniz.

Bu arada şüphecilik ve naz menopoz sonrasında görülmüyor kadınlarda.

Bu biyolojik eğilimler evrensel. Bir çok kültürde replike edilebilmiş eğilimler. Kültürler arasında şüpheciliğin ve saldıraylığın boyutları değişiyor, ama ana tema hep aynı. Bugün sık duyduğumuz “abim her boku yapardı ama bana hiç bişeyde izin vermezlerdi” diyen kızlarımızın ıstırabının altında yatan ana sebep bu işte. Maliyetli hatalardan kaçınmak üzere atalarımızdan miras kalan bir cinsel strateji.

İlgili çalışmalar için bkz:

http://psycnet.apa.org/record/1999-15749-006

https://www.cambridge.org/core/journals/behavioral-and-brain-sciences/article/error-management-theory-and-the-evolution-of-misbeliefs/9D0731B6A935E184DB558E98EB4053C1

 

 

Kırmızı Hap farkındalığına sahip kişilere yöneltilen bir diğer eleştiri de homofobik olduklarıdır.

Kırmızı Hap farkındalığı insanın homofobik olmasına sebep olur mu?

Kısa cevap : hayır.

Uzun cevap: bu kompleks bir konu.

Öncelikle daha önce homofobinin niye var olduğuna dair uzunca bir yazı yazmıştım. Merak eden okuyabilir, ama özeti şu: homoseksüellik, grupların (bireylerin değil) hayatta kalma şansını artırıcı bir pratik olmadığı, aksine bazı durumlarda azaltıcı bir pratik olabileceği için insan toplulukları tarafından yasaklanmış ve baskı altına alınmıştır.

Bilimsel araştırmalar heteroseksüel erkeklerin homoseksüel erkek gördükleri zaman verdikleri fizyolojik tepkilerin çürümüş yiyecek ya da kurtlanmış et vs gibi iğrenme duygusunu uyarıcı şeyleri gördükleri zaman verdikleri tepkiye benzer olduğunu gösteriyor.

İğrenme eşiği düşük insanların bu tepkiyi daha çok verdiği gözlemlenmiş. Şahsen bunu kendimden teyit edebilirim zira iğrenme eşiğim yüksektir, pis işleri (bebek bezinden tut, kokmuş yiyecek temizlemeye, pis bir yerde gerekirse uyumaya vs) zorlanmadan yapabilir, bir çok insana iğrenç gelen yiyecekleri en azından denerim. Benzeri şekilde gay pornosu açıp tepkime dikkat ettiğimde herhangi bir iğrenme (veya heyecanlanma tahrik olma) hissetmiyorum. Ancak iğrenme eşiğinin düşük olduğunu beyan eden bir arkadaşım gay pornosundan da iğrendiğini söylüyor. Bu iki kişilik örneklem boyu da bilimsel araştırmayı destekliyor.

Kırmızı Hap farkındalığı, çevremizde gördüğümüz şeyleri tüm açılardan bakarak anlamayı gerektirir.

O yüzden homofobinin sebepleri kadar homoseksüelliğin sebeplerine de bakmamız gerekir.

Homoseksüelliğin doğuştan olduğu, anne karnında maruz kalınan hormonel dengeye bağlı bir varyasyon olduğunu, bir çok hayvan türünde gözlendiğini, özetle kişinin seçim yaptığı ahlaki bir mesele, ya da “sapkınlık” olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu, solaklık, sarışınlık gibi değerlendirilmesi gerektiğini bulmak – objektif olarak homoseksüelliği anlamaya çalışan birinin en fazla 30 dakikasını alır.

Heteroseksüel insanlar nasıl hayatlarının belli bir aşamasında “evet ben karşı cinsten hoşlanmaya onunla cinsellik yaşamaya karar verdim” demiyor, kendini bildi bileli hep karşı cinse ilgi duyuyor ise, homoseksüeller de aynı şekilde kendilerini bildi bileli karşı cinse değil, kendi cinslerine ilgi duyuyorlar. Toplum baskısı bunu çoğu zaman bırak dışarıya kendilerine bile itiraf etmelerini engelliyor, ama örneğini verdiğim “evet ben erkeklerden hoşlanmayı seçiyorum” tarzı bir bilinçli karar söz konusu değil.

Adamın dibi Freddie

Tıpkı kişinin “evet ben solak olacağım” ya da “ben sarışın olmaya karar verdim” gibi bir şey demediği gibi.

Kırmızı hap farkındalığına sahip birinin elindeki veriler belli – homoseksüelliğin sebepleri, homofobinin sebepleri. Bu bilgiler ışığında ne yapacağı artık ahlaki bir karar haline geliyor. Kişi homoseksüellerden iğrenmese bile başka (miras aldığı) değer yargıları sebebiyle homofobik olabilir. İğrendiği için olabilir. İğrendiği halde homofobi karşıtı olabilir. İğrenmiyordur ve homofobik değildir.

KH düşüncesine sahip insanların bir kısmının homofobik olduğu tartışma götürmez. Diğer yandan KH farkındalığına sahip homofobik olmayan insanlar var olduğu da tartışma götürmez. Tıpkı (homoseksülelliği günah olarak tanımlayan dinler harici) diğer düşünce gruplarına mensup insanlar gibi. Ama KH düşüncesi sistematik olarak homoseksüelliğin kötü olduğunu, homofobinin doğru olduğunu telkin etmez. Homoseksüelliği insanın ahlaki bir seçimi olmadığı için günah sınıfına sokmak homoseksüelliği anlamamak demektir.

KH düşüncesinin sistematik olarak homoseksüelliği öğütlediğini iddia etmek, KH’ı yanlış anlamış, hiç anlamamış veya anladığı halde işine geldiği için manipülasyon yapıyor olmayı gerektirir.

Kırmızı Hap farkındalığına sahip olan insanlara yöneltilen eleştirilerden en yaygını ırkçı olduğumuz. Peki bu doğru mu?

Kısa cevap : Hayır.

Uzun cevap: Kesinlikle hayır.

Kırmızı Hap farkındalığı, dünyaya adeta bir bilim adamı gibi bakarak gerçekleri net bir şekilde görmeye dayanır. Sırf ahlaki değil diye, hoşumuza gitmiyor diye, rahatsız ediyor diye dünyada var olan bir gerçeği görmezden gelmek, sorgulanmasını engellemeye çalışmak, inceleyip anlamamak romantik-feminist düşüncenin yöntemidir.

Kırmızı Hap’ın ırkçılıkla ilişkilendirilmesinin en büyük sebebi de budur. KH forumlarında sık sık karşılaşılan temalardan birisi “ben Güneydoğu Asya ırkından, esmer, 168 cm, 83 kilo bir erkeğim, birlikte olmak istediğim kadınlarsa uzun boylu sarışın İsveçli kızlar…” tarzı tavsiye istekleridir.

Bu tavsiye istekleri Kırmızı Hap’ı “pick up artist” ile karıştıranların istekleri olsa da özellikle deneyimli KH farkındalığına sahip kişilerden gelen tavsiyeler durumu olduğu gibi analiz eden, gerçekçi tavsiyeler sunan ve romantikleştirmeyen, şekerle kaplamayan tavsiyelerdir. Bu tavsiyeler Güzin Abla tarzı (bkz: işe yaramayan) tavsiyelerden çok farklıdır zira tavsiyeyi isteyenin karşı karşıya olduğu şeyi net anlamasını sağlamaya çalışır.

Şu tavsiye politik doğrucuların altına yapmasına sebep olacak türde olsa bile yerinde ve gerçeklere dayalıdır:

“Öncelikle kadınların hipergamik eğilimini tatmin ediyor olman lazım. 168 boy İsveç için kısa. 83 kiloysan şişkosun, kilo vermen ve ağırlık kaldırarak şekle girmen lazım. Kısa boyunun ve esmer teninin İsveçli kızlarda yaratacağı ön yargıyı aşabilmek için 190 boyundaki sarışın Avrupalıya göre 3 kat fazla çalışman, aksanın varsa düzeltmen, kişisel kıyafet stilinle ilgili ciddi bir güncelleme ve yükseltme yapman, hijyen ve yemek yeme alışkanlıklarında İsveçlilere ters gelen bir şeyler varsa değiştirmen, ayrıca statünü ispat edecek türden bir iş yaparak zekanı, hırsını, çalışkanlığını ve kaynaklara erişiminin yüksekliğini ispatlaman lazım”.

Bu bilgi ırkçı değil. Bu bilgi gerçekçi. Bu bilgiyi alarak “İsveçli kızlar ırkçı o yüzden kısa boylu şişman pakistanlı erkeklere bakmıyorlar” demek meriç şapşallığı. “KH forumlarında insanları dış görünüşlerinden dolayı eziyolar, beyaz erkekler en iyi imajı çiziyorlar” demek feminist ve politik doğruculuk şapşallığı.

KH Tavsiyesi: Kısa boylu esmer ve ufak tefek misin? Aziz Ansari gibi ünlü ol.

Bu üstteki yorumdan rahatsız olan arkadaşlara sormamız gereken soru – istediğimiz şeyi almak için üstesinden gelmemiz gereken şeyi doğru anlamazsak, o şeyin üstesinden gelebilme ihtimalimiz nedir? Politik doğruculuk ve kimsenin kalbini kırmama, kötü hissettirmeme uğruna sakladığımız gerçeklerin sebep olduğu mutsuzluk çok daha büyük bir günah değil mi?

Gerçeklere dair gözlemlerin ahlaki bir tarafı olmamasının yanı sıra, en iyi yanları yanlışlanabilir olmaları. Eğer birisi bana İsveçli kızların Avrupa kökenli ırklardan, kendilerinden uzun, 3-5 yaş daha büyük, en az eşit veya daha çok para kazanan erkeklerle değil, güneydoğu Asya’lı, kısa boylu, kendilerinden az kazanan erkeklerle daha çok birlikte olduğunu ispatlayabilirse ben de fikrimi ve o noktadan sonra verdiğim tavsiyeleri ona göre değiştirebilirim. Zira gerçeklere dair gözlemler sizin birey olarak ahlaki ve egonuza bağlı bir yatırım yapmanıza ihtiyaç duymaz. Haksız çıkmanız işinize gelir çünkü gerçeğe biraz daha yaklaşmış olursunuz.

Özetle, KH farkındalığının ırkçılıkla ilgili bir öğretisi, bir dayatması, bir telkini yoktur. KH farkındalığına sahip olan bireylerin bazıları ırkçı olabilir. KH ile edindiği yeni bilgileri ırkçılığını meşru göstermek için kullanabilir. Tıpkı dini ırkçılığını meşru göstermek için kullanan, tıpkı tarihi ve milliyetçiliği kullananlar gibi. Bulabildiğiniz her ırkçı örneğe karşılık aynı verilere bakmasına rağmen ırkçı olmayan insanlar bulabilirsiniz.

KH farkındalığını ırkçılıkla ilişkilendirmek ya KH ile ilgili en temel şeylerden habersiz olmanın ya da konuyu anlamasına rağmen işine gelmediği için kasıtlı bir manipülasyonun eseri olabilir.

 

Kırmızı Hap ile ilgili yanlış anlaşılan en temel şeylerden birisi yapılan genellemeler. Kırmızı Hap perspektifiyle incelenen -özellikle kadınlarla ilgili olan -konularda yapılan genellemeler bahsedilen şeyin tüm üyelerini kapsayan ve hepsi için doğru olan bir genellemeden çok, heuristic adı verilen ve 100% doğru olmasa bile, varsayılması kişiye en az sayıda hata yaptıran kurallardır.

Bunun ne demek olduğunu inceleyelim. Bu noktada Nobel ödüllü Daniel Kahneman ve Amos Triversky’nin 1974 tarihli, insanların rasyonel canlılar olduğu fikrini sarsan çalışmasından bolca yararlanacağız.

Kahneman ve Traversky, yaptıkları deneylerde insanların, yeterince bilgi olmadan vermek zorunda kaldıkları kararlarda ne gibi zihinsel süreçler takip ettikleri ve ne gibi hatalar yaptıklarını araştırdılar ve buldukları bazı sık yapılan hataları sınıflandırdılar.

Bunların başlıcaları :

1-Kolay/bol bulunurluk- insanlar sık ve bol miktarda karşılaştıkları şeylerden etkilenerek karar verirler. Örneğin insanlar terörizmden ölme risklerini, kalp hastalığı veya diyabetten ölme riskinden daha fazla olarak değerlendirirler. Bunun sebebi medyada terörizmden ölen insanların sık sık haber konusu olması, ama kalp hastalığından ya da diyabetten ölen insanların haber konusu olmamasıdır. Halbuki insanların terör saldırısında ölme ihtimali çok az iken, kalp hastalıkları, kanser  ve diyabet ölümlerin çok büyük bir kısmının sebebidir. Kahneman, bunu ödüllü kitabı “Thinking fast and slow”da “what you see is all there is” yani “gördüğün şey ne ise, var olan da odur” diye özetlemiştir. Gözden ırak olan, gönülden de ırak gibi bir durum. Görünmeyen şey, insanlar tarafından yok gibi algılanır.

Kırmızı Hap açısından bu heuristic’in önemi ne? Medya sürekli olarak gerçekte olan oranlardan farklı şeyleri gözümüze sokuyor. Kadınların cinayete kurban gitmesi, erkeklerin cinayete kurban gitmesinden çok daha fazla medyada yer buluyor. Filmlerde ve dizilerde kötü karakter çoğu zaman erkek olurken, kadın korunması ve kurtarılması gereken karakter olarak karşımıza çıkıyor. Zor duruma düşen ve izleyicinin empati yaptığı, sempati beslediği karakterler kadınken, onları kurtarmakla görevli olanlar çoğu zaman erkek. Nadiren kadınlar fesat ve kötü karakterleri oynuyor, oynadıkları takdirde de bu karakterin özellikle çirkin olmasına dikkat ediliyor. Bu da “güzel kadınlar kötülük yapmaya muktedir değil” gibi bir algı yaratıyor. İstisnalar aklınıza geliyor elbette, ancak Disney çizgi filmlerinden Türk dizilerine bu stereotipler kullanılıyor. Bu bombardıman insanların karşısındakini değerlendirmesinde yanlış bir temel oluşturmalarına sebep oluyor.

 

2-Temsil etkisi – Bir bireyin ya da nesnenin belli bir gruba aidiyetine dair karar verirken yapılan hatalar. Örneğin bir kişinin terörist olma ihtimali gibi. Burada öznenin, belli bir grubun özelliklerinin ne kadarını taşıdığı ile ilgili gözlem yapan kişinin, o özne ile ilgili verdiği kararın doğruluğu araştırılır. Havalimanında kuyrukta bulunan sarıklı, sakallı, sandaletli, esmer, bol kıyafetli 20li yaşlardaki yalnız yolculuk eden adamın radikal islamcı terörist olma ihtimali ile kısa boylu şişman sarışın şortlu 45 yaşındaki kadının radikal islamcı terörist olma ihtimallerinin gözlemciler tarafından değerlendirilmesinde adamın dış görünüşü (gördüğün şey ne ise, var olan da odur) önemli bir veri olur.

Bu etkinin ve bu etki neticesinde oluşan heuristic’in Kırmızı Hap açısından önemi ne peki?

Kadınlar hipergamiktir, erkekte zayıflıktan uzak duracak şekilde evrimleşmiştir gibi genellemeler yaptığımız zaman, aslında temsil etkisi heuristic’ini kullanıyoruz.

Yani dediğimiz şey “tüm kadınlar hipergaminin kölesidir, nasıl kuşlar su altında yüzemezlerse, kadınlar da aynı şekilde hipergamik eğilimleri tarafından davranışları şekillenen, başka türlü davranamayan canlılardır” değil.

Anlaşılması gereken “kadınlar, evrimsel bir adaptasyon olarak hipergami eğilimini kazanmışlardır. İlişkide olduğunuz kadının hipergami eğilimi olduğunu varsaymanız, davranışları o perspektiften değerlendirmeniz, hipergami eğilimi yokmuş gibi davranmanıza nazaran çok daha mantıklıdır”. Özetle nasıl erkeklerin yeterince damarına basınca kavga etmesi, agresyon göstermesi gibi bir beklentimiz var ise, kadınların da hipergami eğilimi olmasını beklememiz gereklidir.

Hipergami nankörlük, güvenilir olmama gibi bir etkisi olan bir eğilim gibi görülse de burada hipergaminin bir vakumda yer almadığı, ve kadının eş olarak seçmiş olduğu erkekle doğrudan ilişkili olduğudur.

Kadın bir ilişkiye girmeye karar verdiği, rıza gösterdiği takdirde kendi özelliklerinin müsade ettiği en iyi eşi bulmak üzere bir değerlendirme yapmış ve  karşısındaki erkeğin özelliklerini hipergamik bir perspektiften tartarak bu kararı vermiştir. Bunu oturup Excel listesine +/- işaretleri koyarmış, yeterince çok puan alan erkeği seçermiş gibi düşünmeyin. Elbette bunu da yapan var ama çoğu zaman eşe duyulan arzunun ve istek (aşk) büyük bölümü zaten bilincinde olmadığımız süreçlerle oluşuyor. İnsanlar, ama özellikle kadınlar önce hissediyor (aşık oluyor) sonra aşık oldukları kişinin pozitif özelliklerini abartıp, negatif özelliklerini minimize ederek bu durumu kendilerine rasyonalize ediyorlar.

Temsili

Kırmızı Hap perspektifi, genel olarak insanların beyan ettiklerine değil, yaptıklarına bakarak niyetlerini anlamayı; insanların da yaptığı şeylerin çok önemli bir kısmının evrimsel mirasımızdan kaynaklandığını göz önünde bulundurmayı, her zaman akılda tutmayı öğütler. Bir kadının hipergamik olmasını beklemek, en gerçekçi beklentidir. Bir erkeğin yeterince kızdığı zaman dırdır yapmak yerine, oturup ağlamak yerine fiziksel şiddete başvurmasını beklemek en gerçekçi beklentidir. Gerçekte olan şeyi anlamadan ona karşı stratejimizin nasıl olacağını belirlememiz imkansızdır. Doğasını anlamadığımız birisiyle girilen herhangi bir ilişki ya da anlaşma, zar atmaktan farksız ve hayal kırıklığına davetiye çıkarmaktır.

Heuristicler esasen insanlara doğru olmayan kararlar aldırabildikleri gösterilmiş, hatalı önyargılara dayanan meyiller. Ancak söz konusu olan karşı cinsle ilişkiler olunca tüm diğer alanlardan daha fazla yanlış önyargılar var. Yani heuristiclerin işlevselliği, faydası zaten çok güvenilir değilken bir de üstüne gerçeğe dayanmayan önkabuller olduğu zaman kişinin yanılma payı çok artıyor.

Kırmızı Hap perspektifi, doğru olma olasılığını düşüren genellemeleri (heuristic) doğru olma olasılığını yükselten genellemeler ile değiştirmeyi tavsiye eder.

Bu bağlamda Kırmızı Hap’ın esas hedefi genellemenin öznesi değil, genellemenin ne kadar doğruyu yansıttığıdır. Diğer bir deyişle Kırmızı Hap’ın oluşturmaya çalıştığı farkındalık, yanlış ve yüksek maliyetli kararlar verilmesine sebep olacak genellemeler yerine, daha doğru kararlar vererek daha sağlıklı ilişkilerin ve birlikteliklerin kurulabilmesini sağlayacak genellemelerdir.

Erkeklerin bir çok mutsuzluğa rahatsızlığa katlanabildiğini (zor yaşam ve çalışma koşulları, savaş) ancak çoğu zaman karşı cinsle yaşadıkları problemlerin, kötü gidişatın ve çok sayıda başarısızlığın bir tetik olduğundan bahsetmiştim.

Bu tetik, erkeği depresyon, alkolizm, madde bağımlılığı gibi arzulanmayan bir yola itebileceği gibi, kendini daha güçlü, daha iyi bir noktaya taşımak için bir kıvılcım vazifesi de görebilir.

Özellikle karşı cinsle şansı yaver gitmiş, şansı yaver gitmediği zaman da bunu kolaylıkla hazmedebilmiş, rasyonalize edebilmiş insanların “acaba problem bende mi” diye sorması nadirdir. Zira on yıllar boyu bir nevi yatırım yaptığımız egomuzu korumak için değme demagoglara taş çıkartacak akıl oyunlarıyla yaptığımız hataları rasyonalize edebilir, hataları kontrolümüz dışındaki kaynaklara bağlayabiliriz.

Karşıdaki insanı nankör, kötü niyetli, içten pazarlıklı olarak tanımlamak, kendimizi beceriksiz, eksik ve zayıf olarak tanımlamaktan daha kolaydır.

Gel gelelim insanların çok büyük çoğunluğu kişisel olarak nankör, kötü niyetli ve içten pazarlıklı değil. O yüzden çoğu zaman sorun onda değil, sende. Bu karşı tarafın kendine ait sorunları olmadığı manasına gelmiyor elbette – herkes bir miktar arızalı. Ama karşı taraf sana acı çektirmek için yola çıkmıyor. Amacı seni ezmek, hakkını gasp etmek değil çoğu zaman.

Kırmızı Hap, bir çok erkeğin eksikliğini hissettiği erkek rol modelinin yapması gerekeni – yani erkeği pışpışlayıp iyi hissettirmek yerine almak istediği netice için yapması gerekenleri net bir şekilde ortaya koymaya çalışan bir perspektif.

Elbette bunun merkezi bir manifestosu, bir kurallar ve “ibadetler” listesi olmadığı için bunun formatı kişinin kendi durumunu iyice inceleyip ona göre yapması gerekeni belirlemesini, yani sadece çözüm için değil, problemi netleştirmek için sorumluluk almasını gerektiriyor. Kırmızı Hap’ın söylediği sadece “kendin gibi olmaya devam ettikçe istediğin neticeyi alamıyorsan, farklı birisine dönüşmen gerekiyor”.

Bu “farklı birisine dönüşme” tavsiyesi her birey için farklı. Bu şişman birinin kilo vermesinden, fakir birinin para kazanmasından tutun, kişisel hijyene, bilgi-görgü kültüre kadar geniş bir skalaya yayılabilir.

Bu yazının konusu spesifik olarak “para” ile ilgili.

“kadınlar paraya gelir” sığ ve geçersiz olmasına rağmen sık sık tekrar edilen bir tavsiye.

“Kadınlar paraya gelir” önerisi yanlış değil. Ancak burada anlaşılması gereken şey kadınların, bifteğe gelen bir köpek gibi paraya gelmedikleri.

Bunu bir örnekle açıklayalım.

Ahmet, orta halli bir ailenin çocuğu, anne baba genellikle aydan aya yaşayan (birikimleri az olan, temel ihtiyaçlar harici ayırabilecekleri kaynakları sınırlı olan) bir aile. Ahmet ufak bir Anadolu şehrinde üniversiteyi yurtta kalarak okumuş, şimdi büyük bir şehirde bir bankada çalışıyor, günde 2-3 saat arası otobüsle yolculuk edip iş-ev arası bir rutini, haftasonları da bilgisayar oyunu-halısaha gibi hobileri var.

Kısıtlı kaynakları sebebiyle kadınlarla arasının kötü olduğunu düşünüyor. Bu yüzden tipsiz-salak olmamasına rağmen sevgilisi yok.

Bir gün Ahmet sayısal loto oynayıp 10 milyon lira kazanıyor. Ahmet parasıyla gidip önce güzel bir muhitten daire alıyor, içini dayayıp döşüyor, altına Porsche bir araba çekiyor. Zorlu Center’a gidip kendine tasarımcı magazalarından kıyafetler alıyor. Özetle vitrini olabilecek en iyi şekilde oluşturuyor.

Tahmin edebileceğiniz üzere bu vitrini gören karşı cinsle ilişkileri bir anda artıyor. Görsel sinyaller insanoğlunun sözsüz iletişiminde çok büyük yer kapladığı için – “what you see is what you get” yani “ne görüyorsan aldığın şey odur” – insanlar Ahmet’e daha iyi davranıyor, daha saygılı, yaptığı saçma şakalara gülüyor, beceriksizlikleri bir anda şirinlik olarak algılanıyor.

Gel gelelim, Ahmet kısa süreli ilişkiler haricinde ilişki yürütemiyor. İlişkileri bittikçe “insanlar benimle param için birlikte oluyorlar, param için şakalarıma gülüyor bana iyi davranıyorlar – gerçek beni tanıyan benden uzaklaşıyor” diye düşünmeye başlıyor. Bunda haklı, zira tam olarak olan şey bu. Ahmet yine yalnız ve mutsuz oluyor. Tek fark daha iyi bir yerde yaşıyor, daha iyi yemekler yiyor, daha güzel şeyler giyiyor.

 

Bir de Mehmet’i inceleyelim.

Mehmet de, orta halli bir ailenin çocuğu, anne baba genellikle aydan aya yaşayan (birikimleri az olan, temel ihtiyaçlar harici ayırabilecekleri kaynakları sınırlı olan) bir aile. Ahmet ufak bir Anadolu şehrinde üniversiteyi yurtta kalarak okumuş, şimdi büyük bir şehirde bir bankada çalışıyor, günde 2-3 saat arası otobüsle yolculuk edip iş-ev arası bir rutini, haftasonları da bilgisayar oyunu-halısaha gibi hobileri var.

Mehmet akşamları oyun oynamak futbol programı vs izlemek yerine kendine yatırım yaparak kitaplar okuyor, beceriler öğrenmek için online kurslara katılıyor. 1-2 sene içerisinde bir çok programlama dili, arama motoru optimizasyonu, online ödeme sistemleri vs gibi konulara hakim oluyor. Önceleri bu becerilerini freelance çalışarak başkalarına satıyor. Ek gelir elde ediyor. Sonra bir gün piyasada bir boşluk farkederek, aklına bir çok insana değerli gelebilecek, bir çok insanın problemlerinden birini çözebilecek bir fikir geliyor. Bu fikri hayata geçirmek için 10 ay kadar iş ve ofise git gel harici uyanık kaldığı tüm vakti çalışıyor. İzinlerini evde projesi üzerinde çalışarak geçiriyor. 10 ay sonra projeyi hayata geçiriyor.

Büyük umutlarla hayata geçirdiği projesi 6 ay sonra elinde patlıyor. Harcadığı vakti freelance olarak çalışmış olsa belki araba parası biriktirmiş olabilecekken şu anda 1.5 sene olduğu noktada olduğunu görüyor. Ancak Mehmet’in bu başarısızlıktan elde ettiği çok önemli dersler var. Mehmet bu başarısızlıktan aldığı dersleri objektif ve acımasız bir gözle değerlendirip bir sonraki projesinde aynı hataları yapmıyor.

6 ay sonra ikinci büyük projesini hayata geçiriyor. Bu kez proje biraz daha iyi gidiyor, ama 1 sene sonra farkediyor ki astarı yüzünden pahalıya gelen bir iş yapıyor. Bunu da başarısızlık olarak kabul edip, yine nerede ne yanlışlar yaptığını araştırıyor. Bu dersleri yine cebine koyup bir sonraki projesi üzerinde çalışmaya başlıyor. Bu kez projesi gerçekten bir çok insanın yaşadığı bir problemi çözen bir proje. Kolaylıkla bir çok insana hizmet verebilecek bir yapısı var, hayata geçirdiği hizmet/ürünün çekiciliği var. İnsanlar bu ürün/hizmeti almak için para vermeye dünden razı. Bir anda Mehmet’e para akmaya başlıyor. Hiç beklemediği şekilde daha önce hiç görmediği, ailesinde kimsenin dahi görmediği kadar para kazanmaya başlıyor.

Bu noktada başarısını kıskanan – veya başarısına sonradan ortak olmaya, asalak olmaya çalışan arkadaşlarının arkadan vurmaları, dedikoduları ile karşılaşıyor. Bazı çok eski arkadaşlarını hayatından çıkarmak zorunda kalıyor. Hayatına yeni giren çalışma arkadaşları, yakınlık kurduğu insanları çok daha detaylı incelemek zorunda kalıyor. Önceleri zor gelen bu iş zamanla kolaylaşıyor, yeni tanıştığı insanlarda neye dikkat etmesi gerektiğini içselleştiriyor. Zehirli insanlardan kolaylıkla uzaklaşabiliyor.

Projesini devam ettirmek için işe insanlar alıyor. Kendi yaptığı işleri başkalarına delege edebiliyor. Artık sistem kendi kendine işlemeye ve Mehmet’e para akıtmaya devam ediyor. Artık Mehmet’in kendine ayıracak vakti var.

Bu başarıyı hayata geçirdiği sürede fedakarlık ettiği şeyleri yapmaya başlıyor. Dünyayı geziyor. Sevgilileri oluyor, ayrılıyor, aynı iş için yaptığı gibi nerelerde hata yaptığını anlamaya ve tekrar etmemeye çalışıyor.

Bu sırada Mehmet’in de bankada 10 milyon lirası birikiyor.

Muhtemelen nereye varmak istediğimi anladınız.

Ahmet ve Mehmet arasındaki fark, Ahmet’in de Mehmet’in aynı paraya sahip olmalarına rağmen, Mehmet’in o parayı kazanırken geçirdiği deneyimlerle yaşadığı olgunlaşma ve gelişim. Carol Dweck’in meşhur kitabı Mindset’te bahsettiği “olgunlaşma mizacı”. Kişisel özelliklerin doğuştan gelen sabit şeyler değil, esnek ve gelişmeye son derece açık olması neticesinde Mehmet’in hatalarını avantajına çevirmesi ve Ahmet’le aynı paraya sahip olduğu noktaya gelene kadar bir çok badireler, hayal kırıklıkları, başarısızlıklar atlatması, bunları hazmetmesi, sebat etmesi.

Kadınlar paraya gelmez. Kadınlar bir erkeğin parayı kazanabilme becerisine, potansiyeline gelir. Para burada basit bir “beceriklilikmetre” görevi görür. Babadan zengin, sayısal loto talihlisi ile kendi kendini inşa etmiş adamın parası arasında dağlar kadar fark vardır.

Kırmızı Hap’ta “git önce para kazan, paran olsun” tavsiyesi verildiği zaman, salakoğlanlar bunu “abi karılar paraya veriyo yeaa” diye algılarken, Kırmızı Hap mizacını, “mindset”ini anlamış adam “burada benim hangi sorumluluğu almam tavsiye ediliyor, hangi şeyi inşa etmem öneriliyor, hangi süreçten geçmem gerekiyor” diye algılar.

Para nihai hedef değildir, para, olgunlaşma ve gelişme nihai hedefini kovalarken kendiliğinden oluşan olumlu bir yan etkidir.

 

 

Kadınlar ve erkekler, evrimsel süreçte türümüze hayatta kalma avantajı yaratacak çiftleşme/eşleşme stratejileri geliştirmişlerdir. Bunlar tıpkı vücut sıcaklığımız dengelemek için terlemek ya da titremek – veya bizi hasta eden yiyeceği uzun süre yiyememek (Garcia etkisi) gibi belli problemleri çözen stratejilerdir. Tıpkı blogda bahsettiğim diğer strateji örnekleri gibi eşleşme stratejileri de bilinçli olarak niyet edilerek yapılan manipülatif hareketlerden ziyade, otomatik pilotta yapılan hareketlerdir. Terlememizi kontrol edemememize benzer bir durum vardır.

Yani bireyler bu stratejileri kullanırken çoğu zaman tam olarak ne yaptıklarını, hangi problemi çözdüklerini bilmezler. Hatta muhtemelen bunu bilmemeleri, kişilerin üreme başarısı için yararlıdır zira bu stratejilerin sürekli farkında olmak, konuyu ahlaki bir seçime götürüp kişinin üremeye varacak hareketleri yapmasını durdurarak üremesini engelleyebilir. Bunlardan en temeli ve önemlisi dualist-ikili eşleşme stratejisidir.

“Kadınların ikili eşleşme stratejisi” En temel haliyle, kadınların üreme sürecindeki büyük risk ve yatırımı sebebiyle kaynaklara erişim ve hayatta kalma amacıyla bulabildiği en iyi erkekle eşleşme stratejisi izlerken, aynı zamanda en iyi genlere sahip babadan çocuk yapma eğilimini açıklar.

Bu stratejinin en önemli noktası – bu eğilimleri tatmin etmek için her zaman aynı erkeği kullanma zorunluluğu olmaması. Yani bir kadın (kendi ve cocukları için) kaynaklara erişim, korunma, barınma vs gibi ihtiyaçları için belli bir tip erkekle birliktelik kurarken, aynı zamanda iyi genlere sahip ama uzun vadeli birliktelik açısından avantajlı olmayan erkekten çocuk sahibi olmayı seçebilir.

University Of California araştırmacılarının yaptığı araştırmadan bazı detaylar paylaşacağım. Araştırmanın orijinali için tıklayınız.

Öncelikle iyi genetik ve iyi kaynak sağlama kavramlarını açalım.

İyi genetik dendiği zaman kastedilenler:

1-Maskülenlik. Testosteron’un vücuda yüksek seviyelerde zararlı olması, sadece en iyi bağışıklık sistemine sahip bireylerin yüksek testosteron salgılama lüksü olması, bu erkekleri eş olarak seçen dişilerin çocuklarının da bu genleri taşıyarak yaşam şansının artması sebebiyle yüksek testosteron nesiller boyu eş tercihine pozitif etki edecek şekilde evrimlemiştir. Bugün bizim kısaca maskülenlik olarak tanımladığımız kas kütlesi, geniş omuzlar, sert yüz hatları, derin/kalın ses, hırs gibi şeyler aslında testosteron seviyesinin yüksekliğini simgeleyen özelliklerdir.

2-Fiziksel çekicilik. Yine iyi genetik özellikleri simgeleyen bir özellik. Fiziksel çekicilik (fotografa bakınca görülen iki boyutlu çekicilik) yüzde simetri, güzel cilt, saçlar, dişler vs gibi sağlıklı bir bireyi simgeleyen özelliklerdir.

3-Fit vücut. Şişmanlık ve çok zayıflık yerine kaslı ve orantılı kiloda olan erkek ve kadınlar, diğer iki uca göre daha çok tercih edilmektedir. Bu durum da aynı diğer iki genetik gösterge gibi bireyin sağlıkl olduğuna işaret eden göstergelerdir.

4-Zeka. Hayatta kalma şansını artırıcı özelliklerin en başında gelen özellik. Akıllı adam-kadın aç kalmaz, eşini daha iyi seçer, genlerini sonraki nesle daha büyük oranda aktarabilir.

İyi kaynak sağlama becerisi

1-Potansiyel gelir. Henüz olmasa bile ileri vadede yüksek kazanca sahip olacak bireyler, ileride kazancının seviyesi muğlak olan bireylere nazaran daha çekicidir. Tıp öğrencisi, bu açıdan işletme öğrencisine oranla daha çekici bir eş adayıdır.

2-Eğitim – Zekanın olduğu kadar mevcut kaynakların da ispatıdır, zira 4-5 sene boyunca üretim yapmadan okuyabilmek aileden ya da başka bir yerden kaynaklara erişim olduğunu ispatlar.

3-Çalışkanlık ve hırs. Verimli bir şekilde üretken olan bireyler, oturup 9-10 saat Dota oynayan bireylere oranla daha çekicidir.

4-Sosyal statü. Diğer insanlar arasındaki sosyal statü, yani insanların bir bireye nasıl davrandıkları diğer insanların onlara bakışını büyük ölçülerde etkiler. Tek başınayken herhangi bir ilgi görmeyecek adamın etrafında güzel kadınlar, yakışıklı erkekler dolanıyor ve bu kişiye ilgi gösteriyorlarsa onu tanımayan diğer insanlar da “bi numarası var ki…” diye düşünüp benzeri ilgi ve saygıyı gösterirler. Her zaman diğer insanların davranışlarını gözlemlemek mümkün olmadığı için bir kişinin ünvanı, benzeri ünvana sahip diğer insanlara olan genel ilgi ve saygı ile kıyaslanarak otomatikman bir statü yükselmesi sağlar – doktorların ilk fırsatta doktor olduğunu belirtmesi bu avantajdan mümkün olduğunca erken yararlanmaktır. Yine ter bezlerimizde olduğu gibi bir çok birey “doktor oldugumu söyleyeyim de bana saygı duysunlar” diye düşünerek bunu söylemez. Statüsünü ispat ederek rekabette avantaj yakalamaya çalışmak evrensel bir eşleşme stratejisidir.

5-Dişiden daha yaşlı olma. Ortalama 3-4 yaş, evliliklerdeki en yaygın yaş farkı. Kadınlar kendilerinden daha fazla hayat deneyimi olan erkeği, daha az deneyimi olan erkeğe tercih ederler – ancak bunun bir azalan verimi vardır. Yani hayat tecrübesinin çok artması, eşler arası yaş farkını artırmak zorunda olacağından – ve erkeğin aileye kaynak ve babalık olarak faydalı olabileceği zamanın kısalttığından eşler arası büyük yaş farkı nadiren görülür. Hatta çoğu toplumda bu ilişkiler bireyler reşit bile olsa yadırganır.

Baba olma

Çocukları sevme, çocuklara uzun sürecek yatırım yapma niyeti, kaynaklarını (enerji, zaman, edinilen varlıklar) başka kadın/cocuklarla paylaşmaması vs gibi özellikler bir erkeğin eş olarak arzulanırlığını artıran özellikler.

 

Eş olarak değeri yüksek kadınlar (erkeklerin kadınlarda aradıkları özelliklerin bir çoğunu barındıran kadınlar) üstte sayılan tüm özellikleri taşıyan erkeklerle eşleşmeyi başarıyorlar. Film artistleri, şarkıcılar, mankenler, soylu ailelerin güzel kızları bir çok açıdan üstte saydığım erkek özelliklerinin çoğunu tek bir bünyede barındıran erkeklerle (diğer film artistleri, şarkıcılar, iş adamları, devlet adamları, diğer soylu erkekler vs) eşleşmektedirler.

Öte yandan eş olarak arzulanırlığı film aktrisleri, mankenler, şarkıcılar vs gibi olmayan kadınlar da, erkeklerde aradıkları özellikleri, karşı cinsi çekebilme becerilerine orantılı olarak standartları düşürerek değerlendirirler. Bu aşama toplumun büyük bölümünü oluşturan “normal” insanları ilgilendiren kısmı.

Zira maskülenlik özellikleri, çok başarılı olmuş azınlık haricinde ya az bulunuyor, ya da antisosyal davranış bozukluklarıyla bir arada bulunuyor. Çoğu zaman kaynaklara erişim ve baba özellikleri baskın, ama maskülenlik açısından zayıf erkekler toplumun büyük bölümünü oluşturuyorlar.

Mevcut söylem, bu tür erkeklerin değerli olduğu, mutluluğu bu tür erkeklerin sağlayabileceği çünkü iyi kalpli, şefkat dolu, güvenilir, çalışkan ve eşini rahat ettirme, çocuklarını yetişkinliğe kadar yetiştirme isteğine sahip olduklarıdır. Bu formüle uymayan erkekler de toplum tarafından garipsenir, hatta çoğu zaman bu formüle uymaları için aileleri başta olmak üzere tüm çevrelerinden baskı görürler.

Maskülen özellikler gösteren erkekler bile çoğu zaman bu baskıya ve çocukluklarından itibaren maruz kaldıkları sosyalleşmeye boyun eğerek hızlı yaşadıkları delikanlılık yıllarını evlilikle bitirerek bir kaç sene içerisinde maskülen özelliklerini kaybederek kaynak sağlayan baba rolüne geçiş yaparlar. Toplum bu tür erkekleri sosyal olarak kabul ettiği için de – diğer bir deyişle herkes aynısını yaptığı için – bu erkekler “doğru olan budur” diye düşünerek herhangi bir değişiklik arayışına girmezler.

Burada Kırmızı Hap farkındalığı için dikkat edilmesi gereken konu, erkeklerin mutluluğunda çok büyük rol oynayan cinsel olarak tatmin olma ve sağladığı kaynaklar, yaptığı fedakarlıklar için takdir-saygı görme noktasındadır.

Ancak gerçekte, maskülen özellikleri yeterince göstermeyen erkeklerin eşleri, onlara karşı samimi bir arzu duymayı bırakırlar. Erkekler, evlilikten önce eşlerine çekici gelen maskülen özelliklerini, kaynak sağlayıcı ve baba rolüyle çelişen çocukça ve toyluk göstergesi özellikler olarak lanse eden medya ve sosyal söylem yüzünden yavaş yavaş terk eder, eşlerinin arzu ve saygısının ona ve çocuklarına sağladığı imkanlarla oluşacağını düşünmeye başlar.

Erkek ve kadın arasında herhangi bir alış veriş yokken var olan arzunun, alış verişle canlı tutulacağı yanılgısındadırlar. Halbuki arzu, pazarlığı yapılabilecek, satın alınabilecek bir şey değil. Bir erkeğin ailesine sağladığı imkanlar, yaptığı fedakarlıklar, o ailedeki bireylerin vicdanına, düşüncesine göre değerli olabilir, ancak o erkek eğer arzulanmıyorsa, bugüne kadar yaptığı fedakarlıklar ve sağladığı kaynaklar bir yana bırakılarak erkek kenara atılabilir.

Kırmızı Hap farkındalığına sahip bir erkek, eşleştiği kadının samimi arzusunun başka, kaynak sağlayıcı rolü, korumacı rolü ve babalık rolünün neticesi olan takdir ve minnet duygusunun başka kulvarlardan ilerleyen şeyler olduğunu ve mutluluğun, bir ilişkiden ve aileden istediklerini almanın bu iki kulvarda birden iyi olarak başarılabileceğini bilir.

Bu sebeple Kırmızı Hap farkındalığına sahip bir erkeğin “ona neler verdim, ne istediyse aldım, nankör yine aldattı” diye ağlaması beklenmez. Onun yerine bu erkek kısa bir muhakeme ile özellikle maskülenlik ve arzu kulvarında neyi eksik yaptığını görerek hatasını çok net bir şekilde belirleyebilecektir.

Toplum, evlilik müessesesi ve evlilik harici ilişkileri cezalandıran ahlak kuralları ile, kadınların maskülen ve kaynak sağlayıcı-baba rollerinden birinden feragat etmesi gerektiği zaman (ki genellikle bu maskülenlik olur) istek duydukları iyi genlere sahip erkeklerle kaçamak yapmasını caydırıcı araçlar geliştirmiştir. Yakalanma durumunda kadının yüzleşeceği sonuçlar maliyetlidir. Ayrıca unutulmaması gereken şey kadınların da aynı erkekler gibi kaynak sağlayıcı ve babalık yanı güçlü erkeklerin arzulanır olması gerektiğine dair sosyalleşmeye maruz kalmalarıdır. Bu sebeple mevcut araştırmalara göre kadınların sadece 1-2%sinin başka erkeklerden çocuk sahibi olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak bu durum kadınların evlilik dışı ilişkilere girmesinden farklıdır – zira kadınların 20-25%i evlilik dışı ilişki yaşadığını beyan etmektedir.

Kadınların özellikle ovulasyon dönemlerinde mevcut ilişki dışında ilişkilere girdikleri gözlemlenmiştir. Bekar kadınların yine ovulasyon dönemlerinde kendilerini seksle sonuçlanabilecek ortamlara ve durumlara soktukları (alkol alınan partilere daha sık gitmek ve normalden daha fazla cildi gösteren giysiler giymek gibi) gözlemlenmiştir. Ovulasyon dönemindeki kadınlar daha fazla maskülen özellikler gösteren erkekleri tercih ederken hamile kalamayacakları diğer zamanlarda ise maskülen özellikleri çok daha az bariz olan erkekleri tercih etmektedirler. Ancak istenmeyen hamileliğin maliyetinin riskli olması sebebiyle kadınların ovulasyon dönemlerinde tecavüz riskini azaltıcı eğilimler gösterdiği de -örneğin tek başına karanlık bir sokakta yürümemek gibi- gözlemlenmiştir. (David Buss:Handbook of Evolutionary Psychology – S363) Yani kadın sekse yol açacak makul riskleri ovulasyon döneminde daha fazla alırken (istenen hamileliği kovalıyor) aynı dönemde istenmeyen seksten uzak durmaya çalışıyor (istenmeyen hamilelikten kaçıyor).

Ovulasyon döngüsü – yeşil dilim hamile kalma penceresi

Sanırım buradaki problemi görebiliyorsunuz. Kadınlar aylık döngü içinde hamile kalabilecekleri ve hamile kalmak istedikleri (kızgınlık dönemi diyebiliriz) dönemlerde maskülen özellikler isterken, kendini bu erkeklerle birlikte olabilecek ortamlara daha çok sokarken, hamile kalamayacakları dönemde ise kaynak sağlayıcı-baba özelliklerini daha çok istiyorlar ve aktif olarak maskülen erkek arama eğilimleri azalıyor. Fakat bu kaynak sağlayıcı babalar da aynı maskülen erkeklerin arzulandığı gibi arzulanmak istiyor ve yaptıkları fedakarlık ve sağladıkları kaynaklar sebebiyle buna hakları olduğunu düşünüyorlar.

Manosphere forumlarında sürekli tekrar eden bir tema – kocasıyla tutucu bir seks hayatı olan kadının (sadece misyoner pozisyonunda sıkıcı bir seks hayatı) üniversitede grup seks ya da sevgilileriyle porno filmleri aratmayacak seks hayatı olduğunun ortaya çıkması. Bu kadınlar belli ki arzuladıkları erkeklerle herhangi bir sınır koymadan seks yapabiliyorken niye onlara hayatlarını ve tüm kaynaklarını (zaman-enerji-varlık) adayan erkeklere karşı seks konusunda bu denli cimri? Arzu yokluğundan. Arzu duymadıkları erkeğe sosyal olarak kabul gören minimum oranda seksi görev icabı vererek erkekten kaynak sağlayıcı ve baba olarak faydalanmaya devam ediyorlar.

Peki bu noktaya nasıl geliniyor?

Erkekler yeterince maskülen özellikler gösteremedikleri, bu döngüyü kıramadıkları takdirde ortaya çıkan manzara şu oluyor:

Kadın yüksek maliyetler (itibarının zarar görmesi, boşanma, terk edilme vs) yüzünden evliliğini/ilişkisini riske edecek hareketlere girmiyor. Ovulasyon döneminde canı seksi diğer dönemlere göre daha fazla istiyor, ancak bu istek eşine karşı çok yüksek değil. Cinsel hayatı yeterince tatmin edici değil. Kadın bu problemi çözebilmek için dırdır yazılarında detaylandırdığım “yetkinlik testleri”ne başvuruyor. Erkeği test ederek, damarına basarak maskülen tepkiler tetiklemeye çalışıyor. Bu tepkiyi alamadıkça testlerin şiddeti ve sıklığı artıyor. Aradığı şey, eşleştiği erkekten maskülen özellikler göstermesi ve arzusunu uyandırması. Maalesef bu bilinç altında yaşanan bir süreç olduğu, tıpkı ter bezlerimiz gibi işlediğinden bir çok kadın esas problemi fark edemeden “masayı silmedin, ayakkabılarını dolaba koymadın” döngüsünde kalıyor.

Erkek yaptığı fedakarlık ve sağladığı kaynaklar karşılığında sekse istediği kadar erişim hakkı olduğunu düşünüyor çünkü sosyalleşmesi (iyi bir kariyerin olursa insanları seni sever) o yönde, ancak kendisini beklediği oranda arzulamayan bir eşi var. Bunun çözümü olarak da yaptığı şey halihazırda yaptığı şeyi daha fazla yapmak. Eşinin ona karşı arzu duymamasının sebebi olarak yeterince iyi kaynaklar sağlayamadığını düşünüyor, bunu yapabilmek için de daha fazla çalışmaya yöneliyor. Bu da erkeğin evden ve ailesinden daha fazla uzakta çalışmasını gerektirdiğinden erkeği yakınlığını aradığı insanlardan daha da uzaklaştırıyor. Ya da erkek karısının dırdırlarını kelime manasıyla alarak evde daha çok iş yapmaya çalışıyor – ancak daha çok ev işi yapmanın daha çok sekse yol açmadığı araştırmalarla sabit.

Kırmızı Hap farkındalığı, kadınların bu ikili cinsel stratejisinin iyi bir şekilde anlaşılmasını, bireyin ona göre bir strateji ve taktik izlemesini sağlar. Erkek eşinin ovulasyon dönemlerini, yetkinlik testlerini, söylediklerinden ziyade yaptıklarını takip ederek hanzoluğa kaçmadan yeterince maskülen, sünepeliğe kaçmadan yeterince kaynak sağlayıcı-baba rolünü yerine getirerek uzun yıllar sürecek mutlu bir birliktelik ve sağlıklı çocuklar hedefini gerçekleştirebilir.