Monthly Archives: March 2018

Kırmızı Hap Eleştirisi 2

Yine Twitter’da “ekşideki redpill başlığında elle tutulur eleştiri var mı” soruma gelen yanıt entrylerden birisini ele alıyorum.

Orijinal entry 

daha önce sık sık görüp merak etmediğim, ama geçenlerde uçakta yine rastlayınca biraz okuduğum konudur bu. sonrasında “bu olamaz” diye düşünerek dış kaynaklı bir kaç siteye de göz attım… buymuş.

Türkçesi – hakkında bilgim tesadüfi ve sığ ama fikir beyan etmekte beis görmüyorum.

trp konusuna sıkı sıkıya bağlanmış insanlar, bunun karşısında pozisyon alan insanları zayıflıkla suçluyor.

Pek değil.

Birisi kalkıp 2000 saat Dota 2 oynamayı savunduğunda, insanların doğasına dair gerçekle örtüşmeyen iddialarda bulunduğunda, rasyonel ve realist bakış açısıyla varılan pozisyonu da nefret suçu işlemekle suçladığında kaçınılmaz olarak tepki görüyor.

Mutluluğa, verimli ve erdemli bir yaşama ulaşmanın yolunun asla ve asla realist ve rasyonel bakan kırmızı hap olamayacağını iddia ettiğinde tepki görüyor.

Bu “Kırmızıhapı almayan herkes zayıftır” demek değil.

Hedef alınan grup, tartışmasız olarak patolojik fikirlerini kırmızı hap kisvesi altında gizleyenler olsa “evet haklılık payı var” derim. Ama getirilen eleştirilerin 99.99%u saman adamı argümanları.

“oysa trp gibi tuhaf bir akımın ortaya çıkmasının temellerinde erkeğin kadın karşısında kendisini dezavantajlı görmesi var. bir takım inanışlar ve kurallar bütünü ile bu zayıflığı kırabileceklerini düşünüyorlar.”

Erkek dezavantajlı zaten. Ama sadece bazı açılardan. Bazı açılardan da avantajlı. Erkeğin dezavantajı karşılıklı fayda sağlamasını beklediği birlikteliklerini kurmak istediği yaşlarda bunu yapabilecek tecrübeye, donanıma ve beceriye sahip olmaması. Avantajı ise bu konuda çalışarak kendini inşa edebilmesi. Kadının avantajı birliktelik kurmak için 10 yıllık bir penceresinin oluşu ve bu 10 yıl boyunca büyük fedakarlık yapmak zorunda olmadan, doğru türden bir erkekle birliktelik kurarak erkeğin aynı yaşlarda istediği şeye ulaşabilmesi. Dezavantajı ise bu 10 yıllık pencere kapandıktan sonra bunun ciddi bir şekilde zorlaşması. Kırmızı hap insanların avantajlı olduğu alanları maksimize etmelerine, dezavantajlı oldukları alanları da optimize etmelerine yarıyor.

“aynı dezavantajı hissetmeyeler, zaten bu tip “öğretilere” ihtiyaç duymuyor.”

Ee? Hasta olmayan doktora, karnı acıkmayan lokantaya, ayakları çalışan tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duymuyor?

Ama illa “dibe vurmak” da gerekmiyor buna ihtiyaç duymak için.

Peki ya oyunu çok iyi oynamasına rağmen mutsuz olan çoğunluk?

Evliliklere bakarak inceleyelim. Amerika’da evliliklerin 50%si boşanmayla bitiyor. İngiltere keza o civarlarda. Türkiye’de 25%.

Bunlar boşanma noktasına gelip boşanabilmiş çiftler. Buna bir de aslında pratikte boşanmış olup o veya bu sebeple hala evli kalanları eklersek insanların büyük çoğunluğunun ilişkiler konusunda beceriksiz ve mutsuz oldukları görülebilir.

Bu insanların işi, evi, arabası, sosyal çevresi, iyi kötü hobisi, çocukları var, kanunlara uyuyorlar, oyunu kuralına göre oynuyorlar. Dejenere, sapkın değiller. Kurallara uymalarına rağmen mutsuzlar ama.

Burada bir problem yok mu? Sence “ihtiyaç duymayan” “ihtiyacı olduğunun farkında olmayan” olamaz mı?

Kendimden örnek vereyim, ben net bir şekilde bu türden bir öğretiye ihtiyaç duymasını beklemediğin insanlar sınıfındayım. Tevazunun müsade ettiğine terbiyem müsade etmediği için “şöyle yaptım böyle kraldım” diye detaylandırmıyorum. Ama temin ederim ki “aha bu yüzden senin buna ihtiyacın var” diyeceğin birisi değilim. Bana emaille ulaşıp tavsiye isteyen insanların da çoğu kağıt üzerinde bu türden şeylere ihtiyaç duyacak türden insanlara benzemiyorlar. Ne sevgili/eş, ne iş, ne statü edinmede problemleri olmayan – ama yine de mutsuz olan insanlar çok fazla.

“tpp nedir? yeri gelince maviyi, yeri gelince kırmızıyı kullanabilmek, ama bunu düşünmeden, doğal bir şekilde yapabilmek demektir.”

Buradan kırmızı hap’ı anlayan kişinin sabah akşam planlar stratejiler taktikler yaparak manipülasyonla dolu bir hayat yaşadığı izlenimi var gibi. Öyle bir şey yok.

“açık konuşmak gerekirse ben zaman zaman kaybeden olmayı da seviyorum. yeterince kazanıyorum zaten. ama kaybetmenin tadı başka. çok özgün bir tadı var. çok güzel. ara sıra kaybetmek, daha sonra kazanmayı daha da güzel kılıyor.”

“Kaybetmek” ne tanımlamamış. Neye kaybetmek olarak bakıyoruz? Ben oo cebimde 10 tane kız olsun, çok param olsun, yatlarda mankenlerle takılayım modundayım gibi mi görünüyor yazdıklarımdan? Bu mudur sizin “kazanan kırmızı hap” anlayışınız? Öyleyse yanlış geldiniz.
Kırmızı hap’ın herhangi bir “end game”i yok. Bir “kupa”sı yok. “Madalya”sı yok. Kırmızı hap size “birader bu dünya böyle böyle, ona göre” demekten başka bir şey söylemez. “Git para kazan, saç ektir, sixpack yap, işyerinde ve yatakta domine et…” tarzı tavsiyeleri izole düşünürseniz patlarsınız.

Kaybetmekten kasıt işten atılmak mı? Dersini çıkar, sonraki işinde ona göre davran. Terk edilmek mi? Dersini çıkar, sonraki ilişkinde ona göre davran. Yalnız kalmak mı? Dersini çıkar ona göre davran. Kazanmayı daha güzel kılan şey tecrübelerini hiçe sayarak rastgeleliğe kendini teslim etmekse ben almayayım. Ama sen zaten “olur mu yahu tecrübe tabi ki etkili” diyorsan sen de kırmızı haplısın birader hiç birbirimizi yemeyelim.

“Ben niye istediğim gibi bir iş, sevgili, arkadaş, hayat gayesi bulamıyorum” diye soran kişiye rasyonel ve realist bir şekilde “eksiklerin bu” tavsiyelerindeki “para kazan saç ektir sixpack yap…” önerilerini görürsünüz. Bu tavsiyelerin kime verildiğinden bağımsız olarak değerini ve amacını düşünemezsiniz.

Obez birisinin çekici olmaması, sosyal olarak güzel-yakışıklı birisi kadar sözünün sallanmaması, statüsünün otomatikman düşük görülmesi bir hayat gerçeğidir. Sürüyle bilimsel araştırmayla sabit. Bu adam-kız gelip “benim niye hayatım boktan” diye sorduğunda ilk tavsiye kaçınılmaz olarak “kilo ver” olacaktır.

Fakir ve para kazanma potansiyeli olmayan bir erkeğin “ben niye doktor Elif’le birlikte olamıyorum” diye sorduğunda “çünkü Elif paraya bakan orospu” demiyoruz. Diyoruz ki “olm azıcık kafanı çalıştır, kız senle iyi mutlu mesut ama kız hayatta izole değil, ailesi var sosyal çevresi var, koruması gereken bir itibarı var, tutup sen gibi işsiz güçsüz berduşla birlikte olursa kucağına sürüyle yeni problem almış olacak. Sen gerçekten de doktor Elif’in bu problemleri göğüsleyeceği kadar değerli biri misin de ‘niye olamıyorum’ diye soruyorsun? Masaya ne getiriyorsun da Elif’in ailesine arkadaşlarına itibarına karşı cephe almasını istiyorsun – önce git adam gibi değerini ispat et, bir erkek için para kazanma becerisi en birinci yetkinlik işaretidir” diyoruz.

“tamamen kendi egonuzu korumaya yönelik trp tarzı formüle edilmiş yaklaşımlar bence fazlasıyla çocukça. hatta yukarıda da dediğim gibi, zayıflık göstergesi. hatta ve hatta gelişmenizin önünde engel bile teşkil edebilir bunlar.”

Valla realitede böyle değil birader. Çok başarılı olmasına rağmen kırmızı hap perspektifiyle tanışmadan kendi evini düzene sokamayan sürüyle adam tanıyorum. Bu adamlar çok zeki, çok çalışkan, güzel paralar kazanan, dünyayı gezen, kültür, bilgi, hoş sohbetlik ne ararsan cebinde olan adamlar. Rasyonel bakabildikleri için de aileleri yukarıdaki istatistiklerden biri olmaktan kurtuldu. Sen buna “egoyu korumak” gibi ultra saçma – çünkü her şey egoyu korumaya yönelik hayatta – bir yerden vurmaya çalışıyorsun ama fotoğraf belli.

“bazen doğru olmasını istediğiniz şeye inanırsınız, bazen inandığınız şeyin doğru olacağı ortamı kurmaya çalışırsınız. “

Benim doğru olmasını istediğim şeye olan inancımın realiteye hiç bir etkisi yok. Gerçekte olacak olan, yine olacak. Olmayacak olan, yine olmayacak. Etki edebilecek tek şey arzularım ya da korkularım değil, yaptıklarım ya da yapmadıklarım.

Benim mutlu huzurlu versiyonum da bu işte. İşler benim zararıma geliştiği zaman bile berrak bir şekilde “bunu yaptığım, şunu yapmadığım için böyle oldu” diyebilmek en büyük huzur kaynağı benim için.

Advertisements

Kırmızı Hap Eleştirileri

Twitterdan “Ekşideki başlıkta redpill eleştirisi entry ne var” soruma yanıt olarak gelenlerden bir tanesi.

Orjinal entry : https://eksisozluk.com/entry/70462915 

Alıntılar italik karakterlerle.

Entry’nin ilk kısımlarında bir argüman yok, şuraya dek:

“sosyal kondisyonlama diye bir şey yok sayın okur. yaşananların sebebi değil bu, sonucu. toplum bize erkekliğimizi baskılamayı, hollywood bize efendi çocuğun günün sonunda kazanacağını falan öğretmedi. beyinlerimiz yıkanmadı: beyinlerimiz sikildi. çünkü sorun bu red pill denen komplo teorisinin bahsettiği gibi, aydınlanmaya başlamadan hemen öncesinden bugüne kadar “bize yedirilen safsatalar”a inanmak değil. sorun o safsatalara inanma ihtiyacı duymuş olmakla başlıyor. “

Hayır, hayatında herhangi bir (üstte sayılan türden) travma olmayan erkek ve kadın da geçerli söyleme uygun bir şekilde hayat görüşü oluşmuş ve bu yüzden bilmediği denizlerde rotasını bulmaya çalışan çok insan var. Üstte örneği verilen durumlar yok değil, ama nadir. Kırmızı hap perspektifinin hayatını daha iyi bir noktaya taşımaya yardım ettiği insanların büyük bir kısmı oyunu görünen kurallarına göre çok iyi oynamış olmasına rağmen mutluluğu bulamamış, tatmin olamamış hatta ihanet ve haksızlığa uğramış insanlar.

“kendi sınırlarını çizememiş, haklıyken bile boyun eğmek zorunda hissetmiş adama diyorsun ki: “özgüvenin olsun biraz. meriç olma, sınırlarını çiz. yapışkan göt oğlanı olma. düşün ki o bunu okuyor’da ağlama.”

Evet ama eksik.

KH o veya bu sebeple tarif edildiği gibi olan kişiye der ki: “Başına gelenlerin yegane suçlusu sen değilsen bile bunu düzeltme sorumluluğu senin. Özünde anlamı olmayan bu hayata bir anlam kazandırmak, kendine ve çevrene faydalı olmak, kötülüğe ve acıya sebep olmamak senin sorumluluğun. Bunu gerçekleştirip gerçekleştirmemek sana kalmış bir seçim. Bunu gerçekleştirmeye karar verdiğin durumda hayatında yolunda gitmeyen ne varsa belirleyip bunları düzeltmek için harekete geçmek zorundasın.”

Bu noktaya gelmiş -genellikle erkekler- için hayatlarında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun en büyük semptomu tatmin edici ve karşılıklı fayda sağlanan bir ilişkisinin olmamasıdır. Kırmızıhap’ın en başta kadın erkek ilişkilerine odaklanmasının ana sebebi de budur. Diğer bir deyişle kırmızıhap’ı bulanların nerdeyse asla şaşmayan ortak problemi hayatlarında karşı cinsle ilişkileri asla istedikleri gibi olmamış olmasıdır.

Bu da kırmızıhap’ın “karı sikmeye çalışan ergenler yea” olarak görülmesinde payı olan bir özelliktir doğal olarak.

Benim perspektifimde KırmızıHap görüşü realist, stoacı ve rasyonalist görüşlerin politik doğruculuk filtresinden geçmemiş hallerinin harmanlanmasıdır sadece.

Entry’nin devamı ailesinde şiddet olmuş bireyleri örneklendirerek bu küçük grup üzerinden geneli eleştirmeye devam ediyor. Ailesinde patolojik problemler olan kişilerin “kurtarılması” için spora gitmekten, hayatına çeki düzen vermekten çok daha derinlere inmesi gereken müdahaleler gerekiyor. Bunun da yolu bana göre üstte saydığım realist, rasyonalist, bilimsel ve stoacı kaideleri benimsemiş bir profesyonelin (psikolog) yardımıyla olur.

Ama benim netteki tartışmalarda görebildiğim (ve bana gelen yüzlerce email-mesajda da teyit ettiğim) şey tarif edilen patolojik ortamda istismar içinde büyümüş insanların sayısının çok çok az olduğu.

“sen çocukken annesi evden kaçtığı için, daha aklı kemale ermeden en değerli varlığı onu terk ettiği için yalnızlığıyla kendini en merkeze yerleştiren, 20 yıl sonra bile kendinden dahi gizlediği terk edilme korkusuyla insanlara her koşulda yalan söylemeyi amaç edinen kadın için diyorsun ki: “orospunun bana yaptıklarına bak. kadınlara güven olmayacağını ben o gün anladım.””

Hayır öyle demiyorum. KH patolojik ortamlarda büyüdüğü için tabiri caizse “hasarlı” olan insanların bu durumlarına dair dışarıya yansıttığı sinyalleri, diğer deyişle kırmızı bayrakları tanımanıza yarayan araçlar, mental şemalar sunar. Bu şekilde bir insanla yaşanmış kötü olayın sorumluluğunu direk karşıdakine atmak yerine “bunu yaşadım çünkü ilişkiye gireceğim kişileri doğru kriterlere göre seçebilecek donanıma sahip değilim” diyerek kendine de pay biçer.

“evet karşımdaki insan patolojik çıktı – ama ben niye bunu daha önce fark edemedim?” sorusunu sormayı öğretir. Nefret etmek işe yaramaz. KH nefret gibi enerjimizin ziyan edileceği şeyler yerine pratik adaptasyon stratejilerine odaklanmayı öğütler.
“Evet karın seni 5 kişiyle grup yaparak aldattı. Sen bu konuda ne yapacaksın” diye sorar. Nefret anlayamadığın tanıyamadığın şeye karşı hissettiğin bilinmezlik ve korku neticesinde olur. Anlayabildiğin bir şeyden nefret etmen imkansıza yakındır.

Bugün iliklerine kadar nefret ettiğin herhangi bir şeyi temsil eden ve benzer IQ’ya sahip birisiyle oturup konuşabilsen o şeyi karşı tarafın perspektifinden dinleyip daha iyi anlayabilirsen nefret azalır, mekanizmayı anlamak korkuyu yok eder. Onaylamaya başlarsın demiyoruz tabi – ama nefret bu noktadan sonra çözülerek yerini idrak etmeye bırakır.

“düşüncen ne kadar saçma olursa olsun, seninle aynı fikirde bir phd’li bulursun.” diye.
yani david m. buss kadının ve erkeğin cinsiyet rollerine yönelik evrimsel içgüdüleri hakkında ne demiş sikime kadar. david can buss deeeeez nuts. psikoloji herkesin hakkında atıp tutabildiği bir disiplin. hatta psikologların bile!”

He tamam. Hem tesadüfi bilgin ve saman adamı argümanlarınla anlamadığın bilmediğin bir şeyi eleştir, hem de kırmızıhap’la alakasını dahi bilmediğin dünya çapında bir profesörü eleştir. Ok.

“merak etmiyor musun? “ne yanlış gitti? neden bilgisayar oyunlarıyla, mastürbasyonla kaçmak istedik? neden ta en baştan ‘efendi erkek’, ‘sünepe’, ‘meriç’ olduk? ‘kaşar’lar neden kaşar oldu? ‘orbiter’lar neden orbiter oldu? ‘player’lar neden player oldu?” bunları sormuyorsun.”

Soruyoruz tabi. Ama çoğu zaman senaryo aynı. Ayrıca geleceğe dönük etkisi de çok değil. Esas soru “bundan sonra ne yapacaksın” sorusu.

“hemen kolaya kaçıp işi evrime bağlıyorsun, çünkü one size fits all bir çözüm sunuyor sana. her şeyi tek bir değişkene indirmene izin veriyor. ya arzudeğersin, ya da değil. “

Yine saman adamı argümanları. Şu cümle bile ne kadar bilmediğinin bir başka ispatı : “ya arzudeğersin, ya da değil.” Öyle bir şey yok. Mevcut durumu anlayıp sonraki adımları planlamak ve hayata geçirmek var. Arzu duyulacak birisi değilsen “şu anda” değilsin. Şu andaki haline dönüşmüş olmanda kah şartların, kah verdiğin kararların etkisi var. Bunlardan ileriki planlara etkisi olacak olanları iyice anlamak, stratejini ona göre belirlemek var. “ya arzudeğersin ya da değil” tam bir kurban mentalitesi işareti.

Öldüğün ana kadar durumunu iyileştirebilir ya da kötüleştirebilirsin. Sabit kalman imkansız. Tıpkı aynı dereden 2 kere su içemediğin, aynı havayı iki kez ciğerlerine çekemediğin gibi aynı cümleyi aynı insanın söylemesi imkansız. Her an, her cümle, gördüğün duyduğun her şey o veya bu şekilde seni sürekli değiştiriyor. Mesele bu değişimi daha iyiye doğru nasıl yönlendireceğin.

“tarikatlar çok yapar buradaki “ya bizdensin ya da meriç” geyiklerini.”

Öyle bir şey yok. Kırmızıhap bir taraftar toplama, mürit toplama hareketi değil. Liderleri yok. Merkezi bir kurallar listesi yok. Bir din değil. Paket program değil. Aklına yatanı alır, işine yarayanı alır, işine gelmeyeni almazsın. “Meriç” nedir ne değildir zaten yeterince konuşuldu. Ama bugün meriç diye tabir ettiğimiz, prim yapmak amacıyla erdem sinyalleyen arkadaşlar yarın hepimize gerçek erdem dersi verebilecek kişilere dönüşebilirler. Bunu illa kırmızıhap perspektifinden yapmasına da gerek yok. Ama benim “erdemli yaşam” olarak kabul edip takdir edeceğim yaşam kaçınılmaz olarak rasyonel, gerçekçi ve stoacı felsefeye paralel bir hayat olacaktır. Adına ne dersen de.

“bu sebeple insanlar “red pill/the secret/(herhangi bir self-help tarikatı) sayesinde bunları başardım, hayatım değişti” diyor. yapmayın. bırakın göz yaşlarınız dökülsün, bırakın yaralarınız kanasın. yerini bir şeylerle doldurmayın. o yüzden bugün buradayız zaten hepimiz.”

Hangi sebeple? Ortada tarikat yok, clique yok, grup yok, toplantı yok, özel mesajlaşma bile sınırlı. Tavsiye alıp verme tarikat oluşturmaya yeterli mi?

Kırmızıhap perspektifi işe yarıyor çünkü hayat gerçekleriyle paralel. Gerçekleri kabul ettikten ve ona göre pozisyon aldıktan sonra istediğini elde edememek çok zor.

Sonraki paragraf daha önce sorduğu soruların (neden böyle oldu) uzatılmış hali. Cevabı:
1-ne bileyim ben,
2-farketmez.

“öyleyse nerede sosyal kondisyonlama? “

Sosyal şartlanmayı bu kadar basite indirgeyebiliyor olması hakkaten şahane. Birey kadar farklı sosyal şartlanma var. Herkesin doğduğu ve büyüdüğü şartlar ayrı olduğu gibi ikizlerin bile genetik varyasyonları eğilimlerini değiştirmeye yetecek miktarda oluyor.

Öte yandan, bir çok insanın aynı sorunlardan muzdarip olmasını da açıklayan şeylerden birisi de geçerli sosyal söylem evet. Bunun sürücüleri çoğu zaman ekonomik çıkarlar. Bunun bileşenleri arasında medya da var basın da var, okullar da var, siyasi aktörler de var.

“neden aynı ortamlar, aynı medya, aynı sosyoekonomik sınıf, hatta aynı aile hepimize aynı şekilde etki etmedi? neden skeptico tüm gün starcraft oynarken ben msn’den kız düşürüyordum? esas soru bu, bunları sor red pill. “

Çünkü ben çoktan “düşürmüş”, “uzun süreli ilişki” durumundaydım ve oyun oynama lüksüm var sanıyordum. Hiç bir zaman sevgili, arkadaş, iş vs edinme problemim olmadı ki? Problem kağıt üzerinde her şeyi (tahsil, iş, aile, sosyal çevre, iş harici aktiviteler vs) başarıyla gerçekleştirmeme rağmen mutsuz olmamdı.

Ben oyunu çok çok iyi oynadım. Ama oyun iyi oynarsan kazanabileceğin satranç gibi, go gibi bir oyun değil, kumarhanedeki hileli slot makinesiymiş.

“Sorry Mario – the princess is in another castle”.

Prenses mrenses yokmuş.

Benim kırmızı hapım da o oldu işte. Çok iyi oynadığım oyunun benim asla mutluluğu yakalayamayacak şekilde kurulu olduğunu ve 30 küsür yıllık çabamın, yaşadığım acıların ve fedakarlıkların çoktan yaratmış olması gereken neticeyi oyuna devam ederek asla elde edemeyeceğimi kabul etmek zorunda kalmam.

Bir çok insanın problemi ne sanıyosun ki? Bir çok insan hayatta istediğini elde edemeyişlerini oyunu yeterince iyi oynayamamalarına bağlayarak yaptıkları şeyin aynısını daha fazla yapmaya çalışıyor. Slot makinesine daha da fazla jeton atıyor yani. Sonra kazanamadan ve daha da kötüsü kendine kazanamadığını itiraf bile etmeden ölüyor.

“ilk katmandaki red pill, evrimsel psikoloji, pua, transactional analysis geyiklerini öğrenip istikrar sağlayabilmek zaten yıllarca tecrübe, fedakarlık ve azim alıyor. tam her şeyi anladım dediğinde paradigmanın ne kadar dar olduğunu anlıyorsun ve ikinci katmana gelip diğer insanların hikayelerini dinlemeye, patternları görmeye başladığında işler karışıyor. “

Heh.. “ilk katman“.. tamam.
“ikinci katmana gelip…işler karışıyor.” 

“Ben bunları aştım yea.. siz daha ilk bölümdesiniz…” – sinyallerin güzelmiş birader güle güle kullan.

İşler karışmıyor. Çünkü öyle katmanlar falan yok. Berraklık ve netlik var. Yeterince bilgiye sahip olduğun anda realist ve rasyonel bakış açısının anlayamayacağı hiç bir şey yok. Amk rasyonel bakış açısı uzaya robot yollayıp yüzbinlerce galaksinin fotoğrafını çekip dünyaya yollayabilmiş, bunu mu anlayamayacak? Olay sadece yeterince bilgiye sahip olmakta.

Kırmızıhap perspektifi benim için bu işte. Anlayamadığım bir şey olduğunda “allahın hikmeti, şans, kader” moduna girmektense “bu konuda doğru karar verebilecek kadar yeterli bilgiye sahip değilim” dedirten şey. Neden “bilimsel şüphecilik” değil de kırmızıhap perspektifi diyorum? Çünkü bilimsel şüphecilikten hayatını kazanan insanların dahi mesele mutlulukla ilgili konular olduğu zaman bu melekelerini yere bıraktıklarını gördüm. Bilimsel şüphecilik ve rasyonel bakış açısını toplumun uygun gördüğünden başka alanlara yöneltmek için kırmızıhap gerekiyor.

“en “anladım” dediğinde, yıllarca kandırıldığını fark edip tüm düşünce biçimini ve hayat stilini değiştirdiğinde bile kelimenin tam anlamıyla romantikmişsin, hollywood’muşsun. yine iyiler, kötüler çizmişsin. ha efendi erkek-piç erkek, ha meriç-alfa. yine sonunda kazanacağını, kaybedeceğini düşündüğün tipler oluşturmuşsun. yine yanılmışsın”

Ne diyor kimi tarif ediyor anlamadım. Çok sık gördüğüm bir şeyin izlerini görüyorum – tribalizm. “biz ve onlar” mentalitesi. Valla başkası için konuşamam ama bende “biz ve onlar” diye bir mentalite yok. Mürit biriktirmek gibi, bir hareket başlatmak gibi bir niyetim yok. Tamamen bencil sebeplerle mutluluk peşinde koşan birisiyim. Benim kötü kararlar sonucu yaşadığım tecrübeler, başkalarının kötü kararları sonucu yaşadığı tecrübelerle birleşti ve kollektif bir şeye dönüştü. Benim bu kollektiften aklıma yatan ve işime yarayan kısımları paylaşıyor olmam bir ordu kurma amacında olduğum için değil. Mutsuz olup eski sevgilisinin evini basıp sağa sola ateş edebilecek kadar cinnet geçirme potansiyeli olan tek bir kişinin bile bu yola girmesini engellesem, intihara meyilli bir adamın vaz geçmesini sağlasam, senin tarif ettiğin dayakçı babaya dönüşüp hıncını çocuklarından karısından almasına engel olsam kardır diye düşündüğümden. Bunu başarıp başaramadığımı da asla bilemeyeceğim tabi ki. Ama bu benim için kanserin çaresini bilip saklamak gibi bir şey.

“dünya böyleymiş: herkes yıkılıyormuş, herkes yıkıyormuş. seni beğeneni sen sen beğenmezmişsin, senin beğendiğin ise seni beğenmezmiş. daha da beteri: bütün bu kaçanı kovala geyiğinin sebebi alfa-beta falan değilmiş, çoğumuz özümüzde acıya ve öfkeye alışıkmışız ta el kadarkenden beri, ve alışık olduğumuz patternları tekrar yaratmak için aynı konumu kovalıyormuşuz. “

Kırmızıhap’ı “karı kız tavlama” için bir araç olarak gören sığ görüşün yansıması.

“yetmedi mi? güzel, çünkü bir tane daha katman var, bu da üçüncü ve son kısmı. tüm bunların felsefi, ahlaki boyutu. şimdi eğer herkesin travmaları varsa, herkesin hayatı daha çocukluktan itibaren soluksuz sikilmişse, hepimiz bu yaşadıklarımıza tepki olarak kimi zaman toplum tarafından takdir görecek, kimi zaman dışlanacak kaçışlar ve başa çıkma mekanizmaları oluşturduysak, kişilik nerede başlıyor?”

Cevap:
1-ne bileyim ben
2-farketmez.

Fark yaratacak şey sonraki adımların. Kimin umrunda amk kişilik nerde başlıyor nerde bitiyor? Bunu bilmen neye yarayacak? Laf salatasından başka ne yaptın şu ana kadar? Elle tutulur ne perspektif kattın tartışmaya?

“ailesinin sırf kendi yaşanamamışlıklarını onun üzerinden başarabilmek adına baskılayıp over 9000 tane kursa yolladığı, kendi yetersizliklerini kızından çıkardığı için kendine nefretinden, kendisini yetersiz bulduğundan başarıdan başarıya koşan, ivy league’de doktora yapan robert college kız mesela: alkol ve uyuşturucu bağımlısı kadıköy erkeğinden ya da steam’inde over 9000 oyun olan tipten ne kadar farklı kendinden kaçma konusunda? tamam – peki kim iyi, kim kötü?”

Yine ‘ne bileyim ben’ ve yine ‘farketmez’.
Bundan sonra ne yapacağı önemli.

Doktora yapan kız kendini kokaine verip, 3 senede mutluluğu yakalayabilmesini sağlayacak elinde kalan şeyleri harcayabilir, aynı 3 senede dotacı eleman kendini yeniden yaratabilir. Tersi de olabilir. Pratikte bugüne kadar kim olduğunun önemi, ileriye dönük stratejine etkisi kadar. Geçmişin adaptasyonunu ve optimizasyonunu etkilediği kadar önemli. Neyi tamir edeceğini belirleyene kadar önemli. Geçmiş değiştirilemez. Gelecek değiştirilebilir. O yüzden farketmez. Fark edemez.

“p. p. s. neyse, perde arkasında nelerin döndüğünü daha iyi anlama ve nispeten iyileşebilme adına faydasını gördüğüm bir okuma listesi: https://www.neilstrauss.com/…etruth_readinglist.pdf”

Bak problem burada. Kırmızıhap’ı pick up artist saçmalıklarından ibaret sanıyor. Keşke bu linki en başta verseydi de 25000 karakterlik saman adamı argümanıyla uğraşmasaydım.

Alakalı olarak ekşideki redpill başlığındaki diğer entrylerim için bakınız.

Kırmızı Hap ve İslami perspektif

Zaman zaman İslami perspektiften kadına (ve genel olarak ilişkilere, cinsiyet rollerine) bakış ve Kırmızı Hap perspektifinin karşılaştırıldığını görüyorum.

Geçen hafta Ekşi’de gördüğüm şu entry bir örnek (başlıkta İslam diye aratınca sürüyle başka atıf çıkıyor)

yukarıdaki röportajla büyük bir kesim kadının aşağılık davranışlara sahip olduğu, kadınların kendi ağzından onaylandığına göre konu kapanmıştır.

şahsıma gelince, ben bu felsefeyi ağıma bikaç delik düşürüp işimi görmek için referans almıyorum. herhangi bir şekilde uygulayayım alfa olayım epsilon olayım derdinde de değilim. kadınların ne kadar güvenilmez olduğunu anlatmakta yetersiz kaldığımda imdada yetişiyor bu felsefe. burda anlatılanların hepsi aslında herkesin bir dönem yaşayıp, bilip de adını koyamadığı şeylerin bir araya gelmiş hali. bunun farkında 28’de değil de 21 yaşımda olsaydım, şu an hayatım çok farklı olurdu. ben de kadınlar yüzünden sayısız tatsız olay yaşadım, sayısız kepazelik gördüm, türlü manipülasyonlara hedef oldum, anlatsam burdaki rezalet başlıkları gibi olay olur. ben de kendimi akıllı sanardım üstelik, ona rağmen 🙂

bir arkadaş yukarıda yazmıştı, sırf bu felsefe onun islam’a dönmesine vesile olmuş, bu çok hoşuma gitmişti mesela. kadınların fıtratını en iyi bilen, onu yaratan olduğu için, islam’da erkekler kadınlar hakkında çok defa uyarılmıştır. hatta bir hadiste de söylendiği gibi, şeytanın en güçlü iki silahı, kadın ve öfkedir. islam’da da ilk fitne bir kadın yüzünden (aişe) çıkmıştır. peygamberler dahi eşlerinden çekmiştir, hz. nuh ve hz. lut’un eşleri cehennemliktir mesela. imam ali (as)’da nehcül belağa’da kadınlar hakkında şöyle söylemiştir;

“hayvanların işleri-güçleri karınlarını doyurmaya uğraşmaktır; yırtıcı canavarların işleri-güçleri, kendilerinden başkalarına düşmanlıkta bulunmaktır; kadınların kaygıları, dertleri, dünyâ ziynetiyle bezenmek, dünyâda bozgunculuk etmektir. inananlarsa kendilerini aşağı, yok-yoksul görenlerdir; inananlarsa öğüt verenlerdir; inananlarsa korkanlardır.”

şimdi bunları din söyleyince gericilik oluyordu, ama tüm dünyada erkekler aynı şeyleri gözlemleyince artık inkar edilemez hakikatler ortaya çıkmış oluyor. halbuki hakikat gözümüzün önündeyken, başta hiçe sayıp, sonunda onu tersten dolaşıp buluyoruz.

bütün bu olaylar, bir tarafın orospuluğu, öbür tarafın da güç ve hakimiyet savaşı sonucunda olan, kadın erkek farketmeden, bu saçmalığın ortasında kalan, dürüst, temiz, ahlaklı, saf ve de öyle kalmaya çalışan insanlara oluyor.

Bu entry o kadar yanlış, o kadar yanlış ki… Bu konuyla ilgili twit atmış, ama detayına girememiştim.

bir kesim kadının aşağılık davranışlara sahip olduğu, kadınların kendi ağzından onaylandığına göre konu kapanmıştır.

Ee? Bir kesim erkek de çocuk istismarı yapıyor, cinayet işliyor. Biz de mi susalım?

kadınların ne kadar güvenilmez olduğunu anlatmakta yetersiz kaldığımda imdada yetişiyor bu felsefe.

Kadın “güvenilmez” değil. Bazı insanlar diğerlerine kıyasla daha güvenilir ve bu erkek ve kadın için geçerli. Kadının erkek gibi, erkeğin de kadın gibi davranacağına güvenemeyiz. Bir kadının erkek gibi sebat etmesi nasıl nadirse, bir erkeğin de kadın gibi şefkatle ve fedakarlıkla çocuklarına bakması nadir. Türümüz her iki cinsiyet aynı özelliklere sahip olduğu için milyonlarca senedir her türlü doğa şartına adapte olarak varlığını korumamış – cinsiyetler birbirini tamamladığı için varlığını koruyabilmişler. Bir cinsi diğer cinsin doğal olarak güçlü olduğu özelliklere tabi tutarak yargılamak gerizekalılık. Bir çok açıdan insan türünün kadını ve erkeği arasındaki karakteristiklerin büyük ölçüde örtüştüğü kaçınılmaz. Ama uçlara gittiğimiz zaman baskın özelliklerin ne olduğunu görebiliyoruz.

sırf bu felsefe onun islam’a dönmesine vesile olmuş, bu çok hoşuma gitmişti mesela. kadınların fıtratını en iyi bilen, onu yaratan olduğu için, islam’da erkekler kadınlar hakkında çok defa uyarılmıştır.

En rahatsız edici beyan bu.

Öncelikle şunu aradan çıkaralım. Allah yok. Din yalan.

İslam – domuz eti yemeyi ve alkol içmeyi net yasaklarken pedofili ile ilgili en iyi ihtimalle muğlak ifadelerle bir çok acıya sebep olan, en kötü ihtimalle çocuk istismarını kurumsallaştıran (Talak 4) ve evreni ve içindekileri yaratmış bir varlıktan çok, 7.yy’da Arabistan’da yaşamış bir kabile şefinin endişelerine göre yazılmış bir kurallar ve masallar kitabıdır. İslam’dan çok daha önce yazılmış bir çok daha erdemli, daha akılcı ve daha ahlaklı felsefi eserler olduğu gibi, çok sonraları yazılmış benzeri eserler bulunmakta. Bırak evreni yaratmayı, tek bir ağaç yaratabilecek kudrete sahip bir varlığın yazdığı herhangi bir şeyin insanların yazdıklarından 100 kat daha tutarlı, etkileyici, doğru ve erdemli olmasını bekleriz.

Bu evreni inşa eden bilinçli ve kudretli bir mimar varsa bile, o varlık İbrahimi dinlerde anlatılan Yahveh ya da Allah değil.

Ancak buradaki en rahatsız edici şey olayı İslam’a “aha bak yazıyo işte kuranda” diye olayı atfetmesi değil.

Buradaki en rahatsız edici nokta kadınların algılanan “güvenilmez”liğini kaçınılmaz bir kader ve “yaratıcı takdiri” olarak görerek erkekleri “olm bu kadınlar kanser gibi bişey – bunla yaşamayı öğrenin” şeklinde olaya yaklaşması.

Kırmızı Hap perspektifi kesinlikle böyle bir saçmalığı meşrulaştırmak için kullanılamaz.

Kırmızı Hap perspektifinin en temel kaidelerinden biris “başına gelenlerin en birinci sorumlusu sensin” düşüncesidir. Kişinin bugüne kadar yaptığı seçimler, bir noktaya kadar elinde olmayan çevresel faktörlerin (genetik faktörler, kökene dair faktörler, sosyo-ekonomik, politik, coğrafi, tarihi faktörler) kişinin şu andaki halinin sebebi olduğunu ifade eder.

Burada çok mühim gördüğüm nokta şu – eğer siz – özellikle kötü bir zaman geçiren birine – “senin suçun yok, bunlar başına geldi” diye yaklaşırsanız, onun geldiği noktadaki sorumluluğunu yok sayarsanız, o kişinin bu zor zamanları atlatacak manevraları yapma gücünü de elinden almış oluyorsunuz. Sorumluluğu almak, herhangi bir etki etme gücünü de elinden almak oluyor.

Din tam olarak bunu yapıyor işte. “Tüm cevaplar bende – bana gel” diyor. Karın çektiriyor mu “olm dedik ya sana şeytanın silahı kadındır…”

Böyle gerizekalı bir bakış açısı olamaz. 2018 yılında elinin altında tüm insanlığın bilgisi olan bir insanın bu kadar ilkel olma lüksü yok.

Bu düşünce şeması, insanların saçmalık toleransını artıran şeylerden birisi. Astroloji, tarot, fal, reiki, kuantumculuk, çakracılık, “doğal ürünler”cilik, “organikcilik”, bu tür eleştirel düşünce yoksunu şeyler toplu olarak insanların saçmalığa, yalanlara toleransını yükseltiyor. Bu yalanlar insanlara doğru gibi göründükçe, kimse tarafından sorgulanmadıkça akepe modeli demagoji siyaseti yapan partilerin seçilmesi, kimlik siyasetinin iş yapması kaçınılmaz. Yaptığımız her seçim bir çok başka seçimimizi de etkiliyor. Size “yok artık” dedirtecek belki ama “kimyasal olmadan hazırlanmış doğal sabun” aldığınız her seferinde beyninizin yapması gereken işi – size sağlıklı şüpheciliğiyle yol göstermesini – engellemiş oluyor, bir sonraki seçimde oy verirken de beyninizi nadiren hakkıyla kullandığınız için sizi en çok kandırana oy veriyorsunuz. Bu olayları birbirinden baiımsız, izole olaylar gibi görmek modern insanın en büyük hatası.

İzlediğiniz tv kanalından okuduğunuz gazeteye, size bu saçmalıkları satan insanlarla yaptığınız arkadaşlıktan vaktinizi harcadığınız köfte polisiye romana kadar hepsi genel olarak potansiyelinizin altını oyan şeyler.

O yüzden üstteki gibi “kuranda yazıyo yea” modeli yorumlar çoğu insanın radarında “burada bir problem mi var?” olarak bile görünmüyor.

bütün bu olaylar, bir tarafın orospuluğu, öbür tarafın da güç ve hakimiyet savaşı sonucunda olan, kadın erkek farketmeden, bu saçmalığın ortasında kalan, dürüst, temiz, ahlaklı, saf ve de öyle kalmaya çalışan insanlara oluyor.

Erdem reklamımı da yaparım demiş eleman. “dürüst temiz ahlaklı saf ve öyle kalmaya çalışan insan”. Siktir ordan. Kafatasının içindekini çalıştırmak yerine “kuranda yazıyo yea” diyen, 2000 küsür yıllık masallara yaslanan tam olarak sensin.

Başına gelenlerden dolayı “ben nerede ne hata yaptım” diye sormayan, koskoca bir türün 3.5 milyar üyesini komple suçlayan sensin.

Kırmızı Hap perspektifi insan türünü başarıyla doğaya adapte etmiş yetenekleri olduğu gibi görmek, bunların işleyişini anlamak ve hızla değişen modern dünyada bunlara kendini yeniden adapte etmektir. Kırmızı hap “kader böyleymiş” demek değildir. Kırmızı hap ipleri eline almak, gerekeni net anlayıp harekete geçmektir.

X veya Y konuda “böyle evrimleşmiş” “böyle yaratılmış” diyerek “yapacak bişey yok” pozisyonunu almak zavallı bir harekettir.

Her zaman yapacak bir şeyler var. Her zaman daha iyi olmak mümkün. Çünkü daha ölmedik.

Azize – Fahişe ikilemi

Biraderlerim (özellikle biraderlerim diye başlıyorum).

 

13-14 Yaşlarındasınız. Çükünüz yeni yeni çalışmaya başlamış. Kurcalıyosunuz ufaktan. Masturbasyon vs. Aynı sıralarda ilk kez belki aşık oluyorsunuz. Bildiğiniz mideniz bulanıyor, kekeliyosunuz kızı görünce.

Çükünüzle oynarken aşık olduğunuz kızı düşününce ama… pısss..

Hiç niye diye düşündünüz mü?

Peki şu senaryo?

20-22 yaşındasınız. Yeni yeni seks yapmaya başladınız. Seks yapana kadar peşinden koştuğunuz midenizde kelebekler uçurtan kızla nihayet (6 ay sonra) yatabildikten sonra bir anda kızdan soğuyorsunuz. Niye diye düşündünüz mü?

Ya da şu senaryo?

Çok iyi anlaştığınız güzel bulduğunuz birlikte olmak istediğiniz ama “fazla rahat” diyerek birlikte olmaktan kaçındığınız kızlar oldu mu?

Muhtemelen bu üstteki senaryolardan biri ya da bir kaçı başınıza geldi.

Bu durum nadir değil, sık görülen bir durum adı da azize-fahişe ikilemi. İngilizcedeki (ve genellikle bilinen ismi Madonna-Whore Complex).

İyi kız / kötü kız

Bu fenomenin evrensel bir tanımı yok – ama kabaca cinsel çekim ve şefkat duygularının aynı kadında hissedilememesi durumu. Kadınları ya azize (erkeğin annesiyle aynı klasmanda) ya da fahişe (izlediği pornolardaki kadınlarla aynı klasmanda) görme durumu. Bir false dilemma – sahte ikilem durumu var yani. Kadınların aslında azize ve fahişe olarak iki ekstrem ucu bulunan bir spektrumun ortalarına bir yere geldiklerinden habersiz olarak iki kaba gruba ayırma eğilimi.

Bunun çeşitli sebepleri olduğu ileri sürülmüş. Çoğu açıklama çocukluk sırasında anneyle olan patolojik (sağlıksız) ilişkiye işaret ediyor. Detayını merak edenlerin çeşitli açıklamaları araştırıp okumalarını öneririm, ama benim görebildiğim kadarıyla bu perspektife sahip erkeklerin pratikte bu probleminin kaynağının bir önemi pek yok.

Bu dinamiği kadınlardaki ikili eşleşme stratejisine benzetmek çok mümkün. Çocuklarına genlerini aktarmak isteyecekleri – ama babalık yatırımı yapmak istemeyen erkekler ile genlerini değil, kaynaklarını istedikleri erkeklerle kurulan birliktelikler.

Toplumdaki geçerli senaryo kaynakların ve çocukların aynı babadan geldiği durumlar ve toplumsal sözleşme bu yönde gelişmiş (evlilik, aile, namus vs gibi kurumlar). Ancak bu suni inşalar evrimsel olarak ortaya çıkmış olan ikili eşleşme stratejisini susturan bir şey değil.

Benzeri şekilde erkeklerde de cinsel arzu nesnesi ve şefkat-koruma nesnesi olarak gördükleri kadınlar ayrılıyor.

Peki bu problemi nasıl çözersiniz?

Öncelikle bu perspektife sahip olup olmadığınızı anlamanız lazım. Üstte verdiğim örnekler tanıdık geliyor mu? Yatakta çılgın atan bir sevgiliniz olduğu takdirde onu “uzun vadeli ilişki kurulabilir” sınıfına sokmakta zorlandınız mı?

Annenizin ultra tutucu ve sadece siz ve kardeşlerinizi yaparken misyoner pozisyonunda seks yaptığını düşünüp farklı bir senaryoyu red mi ediyorsunuz?

Kadınlara genel bir kızgınlık ve güvensizlik duyuyor musunuz? Kadınlara dair varsayılan tavrınız şüpheci ve tetikte olma şeklinde mi?

Bekaretle ilgili katı ve tartışmaya açık olmayan görüşleriniz mi var?

Azize-Fahişe ikileminden muzdarip olabilirsiniz.

Çözüm kadınları A veya Z olarak görmek yerine A-B-C….Y-Z olarak görebilmekte. Elbette iki uca yaklaştıkça arzulanmayan özelliklerin baskınlığı artacaktır. Porno filmlerde oynamış bir kadınla evlenip iyi bir anne olmasını beklemek çok gerçekçi olmadığı gibi seksi pis ve kötü bir şey olarak gören bir kadınla evlenip onun zamanla yatakta “çılgın atma” seviyesine çıkmasını beklemek de gerçekçi değil.

Ancak “yeterince” gözüyle bakıldığı takdirde daha sağlıklı ilişkiler kurmak pekala mümkün.

Yatakta yeterince eğlenceli, dışarıda yeterince hanımefendi. Çünkü sağlıklı bir ilişki her açıdan her iki taraf için de doyurucu ve mutlu edici olmalı. Bir kadınla sırf iyi yemek yapıyor, cocuklara iyi bakar, evi derli toplu tutar diyerek evlenip, cinsel ihtiyaçları porno-fuhuş vs ile karşılamak yıkıcı etkileri olacak bir pratiktir. Aynı şekilde hem yüksek libido hem de düşük özsaygıya sahip ve onaylanmayı cinselliğini kullanarak sağlayan bir kadınla birliktelik kurup eksik kaldığı yerleri erkeğin kapatması (karısı tutkularının peşinde koşarken ev işi yapan erkek?) da aynı şekilde yıkıcı olacaktır.

Burada yapılması gereken iki uçtaki artıları ve eksileri iyi bilerek evlilik gibi uzun süreli ilişki gibi önemli kararlar verilirken tıpkı bir şirkete ortak oluyor gibi, tıpkı bir okul seçer ya da yatırım yapar gibi değerlendirmek olmalıdır.

Kalbinizle değil beyninizle karar verin.

Peki bu problem kadınlarla olan ilişkilerinizi nasıl baltalıyor?

Cinsellik noktasına geldiğinizde kadını bir fahişe gibi gördüğünüz hissedilirse karşı tarafın hata yönetim stratejisi uyarınca savunması anında yükseliyor. Bu da sizin ilişkiyi cinsellik seviyesine yükseltmenizin önüne geçiyor. Sağlıklı bir birliktelik için olmazsa olmaz olan cinselliği yaşayabilmeniz, kadının erkek tarafından sırf normal ve sağlıklı seks yaptığı için yargılanmayacağı, aşağılanmayacağı, rezil edilmeyeceği, itibarının herhangi bir zarar almayacağının anlaşılmasına sıkı sıkıya bağlıdır.

Erkek için “riskli seks sonrası böbreği çalınmış olarak buz dolu küvette uyanma” gibi bir şeydir zira bir kadın için çekici bulduğu, yeterince iyi olduğuna karar verdiği bir erkekle seks yaptıktan sonra itibarının zedelenmesine sebep olacak şeyler yaşamak.

“Centilmen özel hayatlarından bahsetmez”

Bunun daha önemlisi, sağlıklı ve özsaygısı olan bir erkek olarak itibarını zedeleme ihtiyacı duyacağınız türden bir kadınla birlikte olmamanız, birliktelik kuracağınız kişiyi çok iyi değerlendirmeniz gerekiyor.

Tabi ki bunu yapabilmek için de kadınlar tarafından beğeni gören, diğer erkeklere kıyasla üstün özellikleri olan, toplumsal hiyerarşide üst seviyelerde bir erkek olmanız – yani seçilen değil seçen taraf olabilmeniz gerekiyor.

Diğer bir deyişle sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurabilmeniz için belli kriterlere sahip bir eş seçebilmeniz gerekiyor. Bunun da ön şartı kendinizi inşa ederek seçim yapabileceğiniz eş havuzunu mümkün olabildiğince büyütmek.

O dotayı bırak dotayı.