Kırmızı Hap Eleştirileri

Twitterdan “Ekşideki başlıkta redpill eleştirisi entry ne var” soruma yanıt olarak gelenlerden bir tanesi.

Orjinal entry : https://eksisozluk.com/entry/70462915 

Alıntılar italik karakterlerle.

Entry’nin ilk kısımlarında bir argüman yok, şuraya dek:

“sosyal kondisyonlama diye bir şey yok sayın okur. yaşananların sebebi değil bu, sonucu. toplum bize erkekliğimizi baskılamayı, hollywood bize efendi çocuğun günün sonunda kazanacağını falan öğretmedi. beyinlerimiz yıkanmadı: beyinlerimiz sikildi. çünkü sorun bu red pill denen komplo teorisinin bahsettiği gibi, aydınlanmaya başlamadan hemen öncesinden bugüne kadar “bize yedirilen safsatalar”a inanmak değil. sorun o safsatalara inanma ihtiyacı duymuş olmakla başlıyor. “

Hayır, hayatında herhangi bir (üstte sayılan türden) travma olmayan erkek ve kadın da geçerli söyleme uygun bir şekilde hayat görüşü oluşmuş ve bu yüzden bilmediği denizlerde rotasını bulmaya çalışan çok insan var. Üstte örneği verilen durumlar yok değil, ama nadir. Kırmızı hap perspektifinin hayatını daha iyi bir noktaya taşımaya yardım ettiği insanların büyük bir kısmı oyunu görünen kurallarına göre çok iyi oynamış olmasına rağmen mutluluğu bulamamış, tatmin olamamış hatta ihanet ve haksızlığa uğramış insanlar.

“kendi sınırlarını çizememiş, haklıyken bile boyun eğmek zorunda hissetmiş adama diyorsun ki: “özgüvenin olsun biraz. meriç olma, sınırlarını çiz. yapışkan göt oğlanı olma. düşün ki o bunu okuyor’da ağlama.”

Evet ama eksik.

KH o veya bu sebeple tarif edildiği gibi olan kişiye der ki: “Başına gelenlerin yegane suçlusu sen değilsen bile bunu düzeltme sorumluluğu senin. Özünde anlamı olmayan bu hayata bir anlam kazandırmak, kendine ve çevrene faydalı olmak, kötülüğe ve acıya sebep olmamak senin sorumluluğun. Bunu gerçekleştirip gerçekleştirmemek sana kalmış bir seçim. Bunu gerçekleştirmeye karar verdiğin durumda hayatında yolunda gitmeyen ne varsa belirleyip bunları düzeltmek için harekete geçmek zorundasın.”

Bu noktaya gelmiş -genellikle erkekler- için hayatlarında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun en büyük semptomu tatmin edici ve karşılıklı fayda sağlanan bir ilişkisinin olmamasıdır. Kırmızıhap’ın en başta kadın erkek ilişkilerine odaklanmasının ana sebebi de budur. Diğer bir deyişle kırmızıhap’ı bulanların nerdeyse asla şaşmayan ortak problemi hayatlarında karşı cinsle ilişkileri asla istedikleri gibi olmamış olmasıdır.

Bu da kırmızıhap’ın “karı sikmeye çalışan ergenler yea” olarak görülmesinde payı olan bir özelliktir doğal olarak.

Benim perspektifimde KırmızıHap görüşü realist, stoacı ve rasyonalist görüşlerin politik doğruculuk filtresinden geçmemiş hallerinin harmanlanmasıdır sadece.

Entry’nin devamı ailesinde şiddet olmuş bireyleri örneklendirerek bu küçük grup üzerinden geneli eleştirmeye devam ediyor. Ailesinde patolojik problemler olan kişilerin “kurtarılması” için spora gitmekten, hayatına çeki düzen vermekten çok daha derinlere inmesi gereken müdahaleler gerekiyor. Bunun da yolu bana göre üstte saydığım realist, rasyonalist, bilimsel ve stoacı kaideleri benimsemiş bir profesyonelin (psikolog) yardımıyla olur.

Ama benim netteki tartışmalarda görebildiğim (ve bana gelen yüzlerce email-mesajda da teyit ettiğim) şey tarif edilen patolojik ortamda istismar içinde büyümüş insanların sayısının çok çok az olduğu.

“sen çocukken annesi evden kaçtığı için, daha aklı kemale ermeden en değerli varlığı onu terk ettiği için yalnızlığıyla kendini en merkeze yerleştiren, 20 yıl sonra bile kendinden dahi gizlediği terk edilme korkusuyla insanlara her koşulda yalan söylemeyi amaç edinen kadın için diyorsun ki: “orospunun bana yaptıklarına bak. kadınlara güven olmayacağını ben o gün anladım.””

Hayır öyle demiyorum. KH patolojik ortamlarda büyüdüğü için tabiri caizse “hasarlı” olan insanların bu durumlarına dair dışarıya yansıttığı sinyalleri, diğer deyişle kırmızı bayrakları tanımanıza yarayan araçlar, mental şemalar sunar. Bu şekilde bir insanla yaşanmış kötü olayın sorumluluğunu direk karşıdakine atmak yerine “bunu yaşadım çünkü ilişkiye gireceğim kişileri doğru kriterlere göre seçebilecek donanıma sahip değilim” diyerek kendine de pay biçer.

“evet karşımdaki insan patolojik çıktı – ama ben niye bunu daha önce fark edemedim?” sorusunu sormayı öğretir. Nefret etmek işe yaramaz. KH nefret gibi enerjimizin ziyan edileceği şeyler yerine pratik adaptasyon stratejilerine odaklanmayı öğütler.
“Evet karın seni 5 kişiyle grup yaparak aldattı. Sen bu konuda ne yapacaksın” diye sorar. Nefret anlayamadığın tanıyamadığın şeye karşı hissettiğin bilinmezlik ve korku neticesinde olur. Anlayabildiğin bir şeyden nefret etmen imkansıza yakındır.

Bugün iliklerine kadar nefret ettiğin herhangi bir şeyi temsil eden ve benzer IQ’ya sahip birisiyle oturup konuşabilsen o şeyi karşı tarafın perspektifinden dinleyip daha iyi anlayabilirsen nefret azalır, mekanizmayı anlamak korkuyu yok eder. Onaylamaya başlarsın demiyoruz tabi – ama nefret bu noktadan sonra çözülerek yerini idrak etmeye bırakır.

“düşüncen ne kadar saçma olursa olsun, seninle aynı fikirde bir phd’li bulursun.” diye.
yani david m. buss kadının ve erkeğin cinsiyet rollerine yönelik evrimsel içgüdüleri hakkında ne demiş sikime kadar. david can buss deeeeez nuts. psikoloji herkesin hakkında atıp tutabildiği bir disiplin. hatta psikologların bile!”

He tamam. Hem tesadüfi bilgin ve saman adamı argümanlarınla anlamadığın bilmediğin bir şeyi eleştir, hem de kırmızıhap’la alakasını dahi bilmediğin dünya çapında bir profesörü eleştir. Ok.

“merak etmiyor musun? “ne yanlış gitti? neden bilgisayar oyunlarıyla, mastürbasyonla kaçmak istedik? neden ta en baştan ‘efendi erkek’, ‘sünepe’, ‘meriç’ olduk? ‘kaşar’lar neden kaşar oldu? ‘orbiter’lar neden orbiter oldu? ‘player’lar neden player oldu?” bunları sormuyorsun.”

Soruyoruz tabi. Ama çoğu zaman senaryo aynı. Ayrıca geleceğe dönük etkisi de çok değil. Esas soru “bundan sonra ne yapacaksın” sorusu.

“hemen kolaya kaçıp işi evrime bağlıyorsun, çünkü one size fits all bir çözüm sunuyor sana. her şeyi tek bir değişkene indirmene izin veriyor. ya arzudeğersin, ya da değil. “

Yine saman adamı argümanları. Şu cümle bile ne kadar bilmediğinin bir başka ispatı : “ya arzudeğersin, ya da değil.” Öyle bir şey yok. Mevcut durumu anlayıp sonraki adımları planlamak ve hayata geçirmek var. Arzu duyulacak birisi değilsen “şu anda” değilsin. Şu andaki haline dönüşmüş olmanda kah şartların, kah verdiğin kararların etkisi var. Bunlardan ileriki planlara etkisi olacak olanları iyice anlamak, stratejini ona göre belirlemek var. “ya arzudeğersin ya da değil” tam bir kurban mentalitesi işareti.

Öldüğün ana kadar durumunu iyileştirebilir ya da kötüleştirebilirsin. Sabit kalman imkansız. Tıpkı aynı dereden 2 kere su içemediğin, aynı havayı iki kez ciğerlerine çekemediğin gibi aynı cümleyi aynı insanın söylemesi imkansız. Her an, her cümle, gördüğün duyduğun her şey o veya bu şekilde seni sürekli değiştiriyor. Mesele bu değişimi daha iyiye doğru nasıl yönlendireceğin.

“tarikatlar çok yapar buradaki “ya bizdensin ya da meriç” geyiklerini.”

Öyle bir şey yok. Kırmızıhap bir taraftar toplama, mürit toplama hareketi değil. Liderleri yok. Merkezi bir kurallar listesi yok. Bir din değil. Paket program değil. Aklına yatanı alır, işine yarayanı alır, işine gelmeyeni almazsın. “Meriç” nedir ne değildir zaten yeterince konuşuldu. Ama bugün meriç diye tabir ettiğimiz, prim yapmak amacıyla erdem sinyalleyen arkadaşlar yarın hepimize gerçek erdem dersi verebilecek kişilere dönüşebilirler. Bunu illa kırmızıhap perspektifinden yapmasına da gerek yok. Ama benim “erdemli yaşam” olarak kabul edip takdir edeceğim yaşam kaçınılmaz olarak rasyonel, gerçekçi ve stoacı felsefeye paralel bir hayat olacaktır. Adına ne dersen de.

“bu sebeple insanlar “red pill/the secret/(herhangi bir self-help tarikatı) sayesinde bunları başardım, hayatım değişti” diyor. yapmayın. bırakın göz yaşlarınız dökülsün, bırakın yaralarınız kanasın. yerini bir şeylerle doldurmayın. o yüzden bugün buradayız zaten hepimiz.”

Hangi sebeple? Ortada tarikat yok, clique yok, grup yok, toplantı yok, özel mesajlaşma bile sınırlı. Tavsiye alıp verme tarikat oluşturmaya yeterli mi?

Kırmızıhap perspektifi işe yarıyor çünkü hayat gerçekleriyle paralel. Gerçekleri kabul ettikten ve ona göre pozisyon aldıktan sonra istediğini elde edememek çok zor.

Sonraki paragraf daha önce sorduğu soruların (neden böyle oldu) uzatılmış hali. Cevabı:
1-ne bileyim ben,
2-farketmez.

“öyleyse nerede sosyal kondisyonlama? “

Sosyal şartlanmayı bu kadar basite indirgeyebiliyor olması hakkaten şahane. Birey kadar farklı sosyal şartlanma var. Herkesin doğduğu ve büyüdüğü şartlar ayrı olduğu gibi ikizlerin bile genetik varyasyonları eğilimlerini değiştirmeye yetecek miktarda oluyor.

Öte yandan, bir çok insanın aynı sorunlardan muzdarip olmasını da açıklayan şeylerden birisi de geçerli sosyal söylem evet. Bunun sürücüleri çoğu zaman ekonomik çıkarlar. Bunun bileşenleri arasında medya da var basın da var, okullar da var, siyasi aktörler de var.

“neden aynı ortamlar, aynı medya, aynı sosyoekonomik sınıf, hatta aynı aile hepimize aynı şekilde etki etmedi? neden skeptico tüm gün starcraft oynarken ben msn’den kız düşürüyordum? esas soru bu, bunları sor red pill. “

Çünkü ben çoktan “düşürmüş”, “uzun süreli ilişki” durumundaydım ve oyun oynama lüksüm var sanıyordum. Hiç bir zaman sevgili, arkadaş, iş vs edinme problemim olmadı ki? Problem kağıt üzerinde her şeyi (tahsil, iş, aile, sosyal çevre, iş harici aktiviteler vs) başarıyla gerçekleştirmeme rağmen mutsuz olmamdı.

Ben oyunu çok çok iyi oynadım. Ama oyun iyi oynarsan kazanabileceğin satranç gibi, go gibi bir oyun değil, kumarhanedeki hileli slot makinesiymiş.

“Sorry Mario – the princess is in another castle”.

Prenses mrenses yokmuş.

Benim kırmızı hapım da o oldu işte. Çok iyi oynadığım oyunun benim asla mutluluğu yakalayamayacak şekilde kurulu olduğunu ve 30 küsür yıllık çabamın, yaşadığım acıların ve fedakarlıkların çoktan yaratmış olması gereken neticeyi oyuna devam ederek asla elde edemeyeceğimi kabul etmek zorunda kalmam.

Bir çok insanın problemi ne sanıyosun ki? Bir çok insan hayatta istediğini elde edemeyişlerini oyunu yeterince iyi oynayamamalarına bağlayarak yaptıkları şeyin aynısını daha fazla yapmaya çalışıyor. Slot makinesine daha da fazla jeton atıyor yani. Sonra kazanamadan ve daha da kötüsü kendine kazanamadığını itiraf bile etmeden ölüyor.

“ilk katmandaki red pill, evrimsel psikoloji, pua, transactional analysis geyiklerini öğrenip istikrar sağlayabilmek zaten yıllarca tecrübe, fedakarlık ve azim alıyor. tam her şeyi anladım dediğinde paradigmanın ne kadar dar olduğunu anlıyorsun ve ikinci katmana gelip diğer insanların hikayelerini dinlemeye, patternları görmeye başladığında işler karışıyor. “

Heh.. “ilk katman“.. tamam.
“ikinci katmana gelip…işler karışıyor.” 

“Ben bunları aştım yea.. siz daha ilk bölümdesiniz…” – sinyallerin güzelmiş birader güle güle kullan.

İşler karışmıyor. Çünkü öyle katmanlar falan yok. Berraklık ve netlik var. Yeterince bilgiye sahip olduğun anda realist ve rasyonel bakış açısının anlayamayacağı hiç bir şey yok. Amk rasyonel bakış açısı uzaya robot yollayıp yüzbinlerce galaksinin fotoğrafını çekip dünyaya yollayabilmiş, bunu mu anlayamayacak? Olay sadece yeterince bilgiye sahip olmakta.

Kırmızıhap perspektifi benim için bu işte. Anlayamadığım bir şey olduğunda “allahın hikmeti, şans, kader” moduna girmektense “bu konuda doğru karar verebilecek kadar yeterli bilgiye sahip değilim” dedirten şey. Neden “bilimsel şüphecilik” değil de kırmızıhap perspektifi diyorum? Çünkü bilimsel şüphecilikten hayatını kazanan insanların dahi mesele mutlulukla ilgili konular olduğu zaman bu melekelerini yere bıraktıklarını gördüm. Bilimsel şüphecilik ve rasyonel bakış açısını toplumun uygun gördüğünden başka alanlara yöneltmek için kırmızıhap gerekiyor.

“en “anladım” dediğinde, yıllarca kandırıldığını fark edip tüm düşünce biçimini ve hayat stilini değiştirdiğinde bile kelimenin tam anlamıyla romantikmişsin, hollywood’muşsun. yine iyiler, kötüler çizmişsin. ha efendi erkek-piç erkek, ha meriç-alfa. yine sonunda kazanacağını, kaybedeceğini düşündüğün tipler oluşturmuşsun. yine yanılmışsın”

Ne diyor kimi tarif ediyor anlamadım. Çok sık gördüğüm bir şeyin izlerini görüyorum – tribalizm. “biz ve onlar” mentalitesi. Valla başkası için konuşamam ama bende “biz ve onlar” diye bir mentalite yok. Mürit biriktirmek gibi, bir hareket başlatmak gibi bir niyetim yok. Tamamen bencil sebeplerle mutluluk peşinde koşan birisiyim. Benim kötü kararlar sonucu yaşadığım tecrübeler, başkalarının kötü kararları sonucu yaşadığı tecrübelerle birleşti ve kollektif bir şeye dönüştü. Benim bu kollektiften aklıma yatan ve işime yarayan kısımları paylaşıyor olmam bir ordu kurma amacında olduğum için değil. Mutsuz olup eski sevgilisinin evini basıp sağa sola ateş edebilecek kadar cinnet geçirme potansiyeli olan tek bir kişinin bile bu yola girmesini engellesem, intihara meyilli bir adamın vaz geçmesini sağlasam, senin tarif ettiğin dayakçı babaya dönüşüp hıncını çocuklarından karısından almasına engel olsam kardır diye düşündüğümden. Bunu başarıp başaramadığımı da asla bilemeyeceğim tabi ki. Ama bu benim için kanserin çaresini bilip saklamak gibi bir şey.

“dünya böyleymiş: herkes yıkılıyormuş, herkes yıkıyormuş. seni beğeneni sen sen beğenmezmişsin, senin beğendiğin ise seni beğenmezmiş. daha da beteri: bütün bu kaçanı kovala geyiğinin sebebi alfa-beta falan değilmiş, çoğumuz özümüzde acıya ve öfkeye alışıkmışız ta el kadarkenden beri, ve alışık olduğumuz patternları tekrar yaratmak için aynı konumu kovalıyormuşuz. “

Kırmızıhap’ı “karı kız tavlama” için bir araç olarak gören sığ görüşün yansıması.

“yetmedi mi? güzel, çünkü bir tane daha katman var, bu da üçüncü ve son kısmı. tüm bunların felsefi, ahlaki boyutu. şimdi eğer herkesin travmaları varsa, herkesin hayatı daha çocukluktan itibaren soluksuz sikilmişse, hepimiz bu yaşadıklarımıza tepki olarak kimi zaman toplum tarafından takdir görecek, kimi zaman dışlanacak kaçışlar ve başa çıkma mekanizmaları oluşturduysak, kişilik nerede başlıyor?”

Cevap:
1-ne bileyim ben
2-farketmez.

Fark yaratacak şey sonraki adımların. Kimin umrunda amk kişilik nerde başlıyor nerde bitiyor? Bunu bilmen neye yarayacak? Laf salatasından başka ne yaptın şu ana kadar? Elle tutulur ne perspektif kattın tartışmaya?

“ailesinin sırf kendi yaşanamamışlıklarını onun üzerinden başarabilmek adına baskılayıp over 9000 tane kursa yolladığı, kendi yetersizliklerini kızından çıkardığı için kendine nefretinden, kendisini yetersiz bulduğundan başarıdan başarıya koşan, ivy league’de doktora yapan robert college kız mesela: alkol ve uyuşturucu bağımlısı kadıköy erkeğinden ya da steam’inde over 9000 oyun olan tipten ne kadar farklı kendinden kaçma konusunda? tamam – peki kim iyi, kim kötü?”

Yine ‘ne bileyim ben’ ve yine ‘farketmez’.
Bundan sonra ne yapacağı önemli.

Doktora yapan kız kendini kokaine verip, 3 senede mutluluğu yakalayabilmesini sağlayacak elinde kalan şeyleri harcayabilir, aynı 3 senede dotacı eleman kendini yeniden yaratabilir. Tersi de olabilir. Pratikte bugüne kadar kim olduğunun önemi, ileriye dönük stratejine etkisi kadar. Geçmişin adaptasyonunu ve optimizasyonunu etkilediği kadar önemli. Neyi tamir edeceğini belirleyene kadar önemli. Geçmiş değiştirilemez. Gelecek değiştirilebilir. O yüzden farketmez. Fark edemez.

“p. p. s. neyse, perde arkasında nelerin döndüğünü daha iyi anlama ve nispeten iyileşebilme adına faydasını gördüğüm bir okuma listesi: https://www.neilstrauss.com/…etruth_readinglist.pdf”

Bak problem burada. Kırmızıhap’ı pick up artist saçmalıklarından ibaret sanıyor. Keşke bu linki en başta verseydi de 25000 karakterlik saman adamı argümanıyla uğraşmasaydım.

Alakalı olarak ekşideki redpill başlığındaki diğer entrylerim için bakınız.

Advertisements

One thought on “Kırmızı Hap Eleştirileri

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s