Ataerkil Toplum

Ataerkil toplum çok yanlış anlaşılan şeydir.

Ataerkil toplum, Orwell’in 1984 romanındaki gibi bir “big brother” modeli kurum değildir.

Ataerkil toplum, kadını baskılamayı hedeflemez.

Esas baskılamaya çalıştığı şey erkektir. Kadının baskılanması bir “yan etki”dir sadece.

 

Insan türünün erkeği, doğada varolan en yıkıcı, en tehlikeli, en acımasız avcısıdır. Tek bir erkek kendi başına yüksek miktarda yıkıma yetkin olduğu gibi (bkz: anders breivik) , bir araya gelen erkekler daha bile yıkıcı olabilmektedir. (bkz: mogol istilası) (bkz: naziler)

Öte yandan, erkek aynı kurucu, inşa edici ve keşfedicidir. Dünya’nın her yerini keşfetmiş, şehirler inşa etmiş teknolojiyi geliştirmiş, uzaya istasyon kurmuş ve cheesecake gibi mucizevi bir şeyi icat etmiştir.

 

 

 

 

Diğer bir özelliği ise tembellik ve hedonizm’e olan yatkınlığıdır.

Normal bir erkek bu 3 kutba genellikle eşit mesafededir.

En kolay ve zevklisi hedonizmdir, ama bolluk içinde yaşam şartları gerektirir. Hedonizm topluma da hizmet etmez, kaynak tüketir sadece.

Yaratmak en zoru ve kısa vadede en sıkıcısıdır. Ama topluma değer , bireyin hayatına anlam kazandırır.

Yıkım ise yaratmaktan kolay oldugu gibi sıkıcı da değildir. Ancak topluma değer katmadığı gibi değerini azaltır. Kısa vadeli değer artışı olsa bile (osmanlı ve savaş ganimetleri gibi) uzun vadede bir grubun kaynak tüketiminin faturasına başka gruplara kesmektir.

 

Peki bu 3 kutup içerisinden erkeğin gönüllü olarak yıkım ve hedonizm yerine yaratmayı seçmesini nasıl sağlarsınız?

3 yolu var.

Zorlamak, rüşvet vermek ve aile kurumu.

Zorla yaratma denemeleri, tarih boyunca gösterdi ki işe yarayan bir şey değil. Ilk problem erkek milletinin inatçılığı ve boyun egmektense ölmeyi tercih edebilmesi. Boyun egmek zorunda kalırsa bunu değiştirmek için fırsat kollaması. Değiştirecek fırsat bulana kadar da hayatta kalmak için yapması gerekenin minimumunu yapması. Potansiyeli realize eden bir sistem değil.

Rüşvet vermek – yani kaynaklara erişim (ücret-ödül) belli bir miktarda işe yarar. Bir erkeğe yiyecek, barınak ve seks verirseniz – biraz da eglence varsa yeterince mutlu olabilir. Bir noktadan sonra daha fazla kaynak (para, yiyecek vs) ile ödeme yapmak “diminishing returns” olayına sebep olacak. Yani sen adama istediğin kadar para-kaynak vermeye devam et, adam çok fazla yaratma ihtiyacı hissetmeyecek. Verdiğin kaynak ve aldığın değer lineer olarak artmayacak. Hedonizm’e kayacak.
“10 milyon dolardan sonra daha fazla zenginleşmiyorsun” gibi düşünün.

Geriye kalan yöntem “aile kurumu”. Erkek milleti eşi ve cocukları için normalde girmeyeceği yüklerin altına girer ve onların salahiyeti ve geleceği için çoğu zaman ölene kadar bir “değer yaratma” uğraşı edinir. Bu model toplum için en faydalı olandır. Toplum için en faydalı olan olduğu gibi en tahmin edilebilir ve yönetilebilir olanıdır aynı zamanda.

Ancak buradaki problem, erkeğin eşinin doğurduğu cocukların babası olup olmadığını çok yakın bir geçmişe kadar bilmesinin imkansız olması. Insan erkeği de, diğer hayvanlar gibi başka bir erkeğin cocugunu öldürebilecek bir canlı. Hatta şimdi bulmaya üşendiğim bir istatistik diyordu ki cocuk cinayetleri (ya da istismarı ya da saldırısı) ezici bir çoğunlukla kendi babası hariç erkeklerin işlediği bir suç.

O yüzden erkeğin “yaratma ile sonuçlanacak yük” altına girmesi için cocugun kendisine ait olduğuna dair garantiye ihtiyacı var.

Ayrıca, eğer sekse erişim kısıtlı değilse erkeğin sekse erişebilmek için değer yaratmasına da gerek kalmıyor.

Bu da bizi ataerkil topluma getiriyor.

Ataerkil toplumda erkeğin sekse erişimi ahlak kuralları, hukuk kuralları, toplumsal yazılı olmayan kurallar ile kısıtlanmış durumdadır.

Erkeğin sekse erişebilmesi için değer yaratabiliyor olduğunu ispat etmesi gerekir.

 

 

 

Değer yarattığını ispat eden erkek “evlenme” için yeterlilik göstermiş demektir ve evlilik dışı seks de kontrol altında olduğu için karısının doğuracağı cocukların babası olduğunun garantisi çok yüksektir.

Bu kısıtlamalar ve garantiler, erkeklerin değer yaratmasını sağlar. Bu diğer grupların aleyhine bir yıkım şeklinde de olabilir (askerlik) bizzat değer yaratarak (kaynak yaratmak, yiyecek elde etmek) da olabilir. Ancak sabit olan aileye ve yaşadığı topluma değer yaratmasıdır.

Bir erkeğin tecavüz etme, cinayet işleme, yakma yıkma talan etme ve tembellik etme güdüleri ataerkil toplumda törpülenir ve baskılanır. Çünkü bu davranışları gösteren bireyler toplumdan ayıklanır (idam, sürgün vs) üreme ve idam edilmediyse toplumdan dışlandığı takdirde hayatta kalma olanağı kalmaz.

Tekeşliliğin norm olduğu ataerkil toplumlarda her erkeği tek bir kadınla evlenecek şekilde kısıtlamak, en alt sınıf erkekler (çok fakir, özürlü, hastalıklı vs) haricindeki erkeklerin (yani erkeklerin çoğunluğunun) sekse ve aile kurumuna erişimini sağlar.
Erkeklerin çoğunluğunun geleceğe yatırım yaparak değer yaratmasını sağlar.

Bu da “free for all” modeli bir toplumda görülebilecek olan alfa erkeklerin birden fazla kadını havuzdan çıkardığı ve bir çok erkeğin kendi arasında geride kalan az sayıdaki kadın için savaştığı ve yıkıma sebep olduğu bir toplum modeline göre tercih edilecek bir modeldir.

Özetle ataerkil toplum erkeğin yaratmasını sağlayacak şekilde kısıtlanmasıdır. Kadının kısıtlanması erkeği kısıtlamak içimdir. Esas amaç değil, ikincil bir konudur.

Feministlerin anlattığı “kadınların güçlenmesinden korkan ataerkil erkek” modeli bu yüzden bir masaldır işte. Korkulan bir şey varsa o kadınlar değil, erkeklerin yıkıcı potansiyelinin ortaya çıkmasıdır.

Erkeğin ataerkil toplumun çizdiği roller çerçevesinde kısıtlanmasının medeniyetin gereği olduğunu sanırım anlamışsınızdır.

Bizler binlerce yıldır erkeklerin bu güdüsünün törpülendiği bir toplum modelinde yaşadığımız ve alternatifi görmediğimiz için büyük resme bakmak zor olabilir. Çünkü baktığınızda gördüğünüz şey hadım edilmiş erkeklerden ibaret. Yıkım ve hedonizm yüzünü nadiren görüyoruz. Gördüğümüzde de dehşete düşüyoruz. Ataerkil düzeni kötü bir şey sanan insanlar bu senaryonun “kötünün iyisi” olduğunu kaçırıyor.

Erkeklerin normalinin “yaratma kutbu” olduğunu sanıyorlar. Halbuki sistemin erkekleri daimi bir “yaratma kutbu” içinde tutmak üzere evrimleştiğinin farkında değiller. Ben size norm’u söyleyeyim – The Walking Dead dizisindeki ortam “normal”. Walking Dead gibi sınırlı kaynaklar, toplumsal kuralların ve kısıtların olmadığı bir ortamda, bu kurallarla asla tanışmamış insanların nasıl davranacaklarını hayal edin. Işte o senaryo insanoğlunun normali.

Bugün ataerkil düzenin bu dinamikler anlaşılmadan zayıflatılmasına şahit oluyoruz.

Erkekler evlilik haricinde sekse hiç olmadığı kadar kolay erişim sağlıyor (eyooo!! Feminizm ftw!!!).

 

 

 

Aile sahibi olmak, kendine yetecek miktardan daha fazla değer yaratmak için bir sebebi olmadığı için değer yaratmak bekar erkek için gereksiz ve vaktinin bir nevi ziyan olması. Mecbur olmadığı şeyi yapmıyor. Daha kolay ve eglenceli şeylerle vakit geçiriyor (bkz: porno)

Bu da batılı toplumlarda karşılaştığımız “man child” “otaku” “hikikomori” modeli erkekler. Bu erkeklere ek olarak “değmez” diyen ve MGTOW (Men going their own way) adı verilen, seks piyasasından tamamen çekilen erkekler var.

Bu erkekler toplumun ilerlemesi için yaratmayı bırakmış ya da hiç başlama ihtiyacı duymamış erkekler. Sadece kendi ihtiyacını giderecek kadar yaratan, ya da mevcut kaynaklarını tüketen erkekler.

Bu etkinin çoğaldığını düşündüğümüzde gelişmenin yavaşlayacağını öngörmek çok zor değil. Teknolojinin gelişmesi de türümünüzün dünyanın tükenen kaynaklarını düşündüğümüzde çok bir geleceği olmadığını gösteriyor. Yaratmazsak öleceğiz.

Önemli bir diğer nokta, bu tür erkeklerin (bekar, değer yaratmayan ve düşünecek ailesi olmayan) şiddete ve suça olan eğilimi.

Devletin “baba” yerine geçtiği ve kadın-çocuğa kaynak sağladığı toplumlarda, özetle erkeğe ihtiyaç kalmayan bu yüzden erkeğin evlilikte aldığı ve verdiği arasında uçurum oluştuğu noktada (zira kadının erkeği takdir etmesi, erkeğe saygı göstermesi ve evliliği devam ettirmesi için bir sebebi pek yok, en kötü ihtimal devlet evin erkeği oluyor) erkek aileyi terk ediyor.

Cocukların büyük bölümünün babasız büyüdüğü amerikadaki siyahi mahallelerde değer yaratılmadığı için oluşan fakirlik, aileyi düşünmek zorunda olmayan erkekleri suça meylettiriyor.

Bu basit bir “suçlu erkek” vakası değil. Hepsi birbirine bağlı.

Büyük yıkıma sebep olan (toplu katilam) erkeklerin büyük çoğunluğunun bekar olduğunun – altını çizeyim. Istatistiği var ama yine bulmaya üşendim.

Bu senaryo kadınlar için arzulanır bir senaryo değil.

 

 

 

Erkeklerin üretimden çekilmesi kadınlar için daha az kaynak, çocuklar için daha az kaynak, toplumun gelişmesinin yavaşlaması hatta gerilemesi, güçlü ve sorumluluk sahibi babaların yokluğunda gelecek nesillerin daha bile kötü bir iş çıkarması manasına geliyor.

Erkeklerin ataerkil rollerden uzaklaşması, yıkım ve tembelliğe sebep olacak.

Aterkil sistem hem erkek hem kadınlar için iyi. Bireyleri daha mutlu edecek daha iyi bir sistem elbette arzulanır, ancak ataerkil sistemi eleştiren kamplardan (sizden bahsediyorum feministler) gelen fikirler hem sığ, hem de büyük resmi görmekten aciz.

Teklif edilen değişiklikler (bkz: vicdani ret) gerçekçi olmadığı gibi çoğunlukla kadınların lehine ama erkeklerin aleyhine olan çözümler (bkz: pozitif ayrımcılık).