Orijinal konu için Bakınız: Ekşisözlük

Seçiciliktir tabi ki.

Fahişe ve tedarikçi arayan arasında temelde bir fark yok.

Fahişe az miktarda kaynağı, çok sayıda tedarikçiden toparlamayı seçmişken, diğeri arzulanabilirliği ile orantılı kaynakları maksimum düzeyde sağlayacak tek bir tedarikçiyle birlikte olmayı seçmiştir.

Toplumdaki kuralların büyük çoğunluğu insanların üremesi için düzenlenmiş kurallar. Bunu en iyi şekilde düzenleyerek daha çok bebek doğmasını ve bu bebeklerin yetişkinliğe kadar yaşamasını amaçlar.

Kurum olarak evlilik, namus, töre, dinler, başlık parası, kan davası, homofobi, milliyetçilik vs gibi şeylerin tamamının altında bu amaç yatar.

Daha çok seks yapın – daha çok cocuğunuz olsun – grup güçlensin – büyüsün.

Erkeklere yüklenen sorumluluk ve roller daha kolay eş bulmasını ve cocuklara daha kolay bakmasını sağlarken kadına yüklenen geleneksel roller de daha kolay hamile kalmasını ve cocuk büyütmesini sağlamayı amaçlar.

Öncelikli olarak :
Erkek ne istiyor? Seks yapmak.
Kadın ne istiyor? Korunmak.

Fahişe niye kötü ?

Çünkü erkeklerin uğruna hayatlarını adayacakları şeyi (seks) ucuzlatıyor. Erkek az miktarda para ve sıfır sorumlulukla sekse erişim sağlayabiliyor. Toplum bunu ayıplamaz, dışlamaz olsa idi kaç erkek hayat boyu bir kadına bakmayı kabul ederdi ? Çok az. Kadının doğurganlığı ya da arzulanırlığı azaldıktan sonra bile kadına bakmayı garanti eden bir sistem evlilik aslında. Boşanmak bazı dinlerde imkansız ve tüm sosyal kurallarda caydırıcıları olan bir şey.

Benzeri bir durum homoseksüellikte var – (bkz: homofobi/@skeptico)

Kadın hayat boyu korunma, kaynaklara erişim karşılığında erkeğe seks sunuyor temelde. Tüm sosyal anlaşmaları bu iki güdüye indirgemek mümkün.

Çünkü insanlık henüz 100 sene öncesine kadar agırlıklı olarak “hayatta kalma” ile meşguldü. Bugünkü varoluşçu problemlerimiz, hayatta mutlu olmak gibi endişelerimiz ancak yeterince yiyecek, su, güvenlik vs gibi şeyler mevcut olduktan sonra mümkün olabildi. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde daha yeni yeni yükseliyoruz. Eski insanların mutlu olmak gibi bir lüksü neredeyse yoktu – ilk amaç mümkün mertebe hayatta kalmaktı.

Bugün o “hayatta kalma” dönemlerinde oluşturulmuş sosyal inşaları (evlilik din geleneksel roller vs) devam ettiren ama aslında hayatta kalma endişemiz büyük oranda giderilmiş olduğu için varoluşçu problemlerle uğraşan bir nesiliz.

Ben mesela 200 sene önce yaşasaydım bunları düşünecek vaktim ve enerjim olmayacaktı. Tüm gün doğada bedensel işlerle uğraşıp yemek yiyip gece evde karımla seks yapıp uyumayı hedefleyecektim. Varoluşçu meraklarım ve endişelerim de din tarafından cevaplanacaktı ve sorgulamam caydırılacaktı. Bu tür bir sistemde boşanmanın olmaması ve geleneksel roller gayet mantıklı. Evrimsel olarak meyillerimiz de buna göre şekillenmiş halde. Erkekler koca popo büyük memeli güzel ve anaç kadınlar ararken kadınlar da korumacı, güçlü ve iyi tedarikçi erkeklere ilgi duyuyor.

Mantıken seçmeleri gereken okumuş ilginç kültürlü ufak tefek hipster ana kuzusu efendi erkeklere arzu duymuyorlar. Evrim öyle 100 senede değişen bişey değil. Sonra “niye bu erkekler böyle rererörö”.

Hmm.. Bu entry’de feministlere sataşamadım.. Neyse artık bi dahakine.

Bu ikisinin en büyük özellikleri amazonları tarihsel bir gerçek zanneden ve anaerkil toplumlarda (politik gücün kadınlarda olduğu) bile fiziksel koruma rolünü erkeklerin üstlendiğinden habersiz instagram taciz rezaleti feministlerinden daha gerçekçi olmalarıdır.

Ayrıca seksin “kapısını tutma” işinin kadında, “tedarik kapısını tutma” işinin de erkekte olduğunu, tüm sosyal inşaların bunun üzerine olduğunu da bilmez bu instagram taciz rezaleti feministleri.

Kadın seks yaptığı erkeği iyi seçmek zorunda. Çünkü limitli miktarda üreyebiliyor. Üremek maliyetli. Belki yılda 1 kez doğurabilir.
Erkek hayatını ve kaynaklarını adadığı kadını iyi seçmek zorunda. Çünkü limitli sayıda kadına ve cocuga tedarikçi rolüne girebilir. Ama bir çok kadınla seks yapmak neredeyse hiç maliyetsiz bir şey eğer yapabiliyorsa (biyolojik olarak) . Yılda 365 cocugu olabilir.

Feministler hayatı son 50 seneden ibaret, geri kalan insanlık tarihini de hain erkeklerin kadınları ezmek için kurulmuş bir kumpas olarak hayal ettiği için bunları idrak edememeleri normal.

Hah feministlere sataştım – rahatladım

Sonra niye feministlere sataşıyorsun.

Çünkü salaksınız. “aşk var taaam mı” diye aglıyorsunuz.

Bak sana basitçe anlatayım.

Senin aşk dediğin şey şu :

Vücudun, sen farkında olmadan karşındaki insanın sağlığını, gözle görülen genetik özelliklerini, sosyal önkabul ve önyargılarına, beynindeki beklenti ve uyarılara uygunluğunu denetleyen bir makine.

Farzet kafanda bir excel listesi var, karşındaki insanın belli sınırlar arasında olup olmadığına karar veriyor beynin, ve senin tekil (unique) beklenti ve isteklerine cevap verdiğini anladığı anda sana email atamayacağı için hormonlarını tetikliyor ve sen “aşk” adını verdiğin şeyleri hissediyorsun.

Salakça bir tepkiyle salya malya diye saldırdığın adam diyor ki sana “aşk sihirsel büyüsel doğaüstü bir şey değil, senin vücudunun mikroba karşı ateşini yükseltmesine benzer bir fizyolojik tepki sadece”.

Bunu ben icat etmedim, ilk ben farketmedim, bu kuralı ben koymadım. Bunun varlığını söylemek “yer çekimi vardır” demekten farklı değil. Hoş sen gibi embesiller “dünya evrenin merkezi değil” deyince galileo’da saldırmıştı, o yüzden beni bir nebze “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” hissiyatına sokmadın değil, eksik olma.

Şimdi benim sığ feminist arkadaşım, “aşk” dediğimiz şeyin bir hormonal tepki olduğunda hemfikir isek benim dediğime geri gelelim :

Erkeklerin beynindeki excel listesinde, doğurganlık özellikleri çoğunlukta. Sağlık ve doğurganlığı ispat eden şeylerin ağırlığı daha fazla. Buna karşın sosyal olarak başarı gibi kriterler daha az önem taşıyor.

Kadınların beynindeki excel listesinde ise, iyi genetikler önem taşıdığı kadar doğacak çocuğa bakabilme becerisi ve bakma niyeti gibi şeyler var. “evet bu benden cocuk yapabilecek kadar sağlıklı ve doğan cocuk yaşayabilecek kadar iyi genlere sahip olacaktır – ama peki bu adam bize tedarikçi olmaya niyetli mi acaba?” sorusunu sen begensen de begenmesen de senin beynin sürekli soruyor. Sürekli bunu test ediyorsun. Evlendikten ve cocuk yaptıktan sonra bile bunu dırdır formatında teyit ediyorsun.

Senin salako gibi anladığın şey benim bahsettiğim şey değil. Sen akşam kek yiyip götünü büyütürken kanal d’de izlediğin 300 tane dizideki para için koca tavlamaya çalışan karakterler ve sürekli kadını yataga atmaya calısan adamlar hayal ediyorsun.

Benim anlattığım şey bambaşka. Benim anlattığım şey doğanın bir mekanizması. Suyun buharlaşması, tavugun yumurtlaması gibi bir şey.

Her şey doğa ve fizik kanunlarına göre işlesin, ama “aşk” doğaüstü olsun, sihirsel olsun. Yok ya?

“aşk var taaam mı?!!”

He var. Adrenalin, dopamin, serotonin ve oxytosin hormonları salgılanınca var. Hayalindeki kadar romantik olmadığı için bana küfredeceğine doğa anaya küfret. O da feminist değil hem bak.

Ek:

Şimdi soruyorsunuz niye feministlere saldırıyorsun diye.

Çünkü “fahişe”ye saldıranlar onlar. “slut shaming” diye bir şey var (google’dan bakın) ve bu, seksi ucuzlatan kadınlara bizzat kadınlar tarafından yapılan ayrımcılık ve dışlamaya verilen isim.

Feministler bunu duble yapıyorlar, çünkü feministler, doğal olan yollarla (güzellik, feminenlik, anaçlık) toplayamadıkları ilgiyi, sosyal düzeni değiştirip kendilerini arzulanır olarak tanımlayarak kapatmaya çalışıyorlar. Erkeklerin feminen, güzel, genç, anneliğe ilgili kadınlar (ev hanımına ne kadar da uyan bir tanım) yerine kariyerli, okumuş vs kadınlarla birlikte olması gerektiğini, en doğru ve ahlaklı yolun bu olduğunu sadece güzelliğe önem veren erkeklerin sığ olduğunu, güçlü kadından korktuğunu, gerçek erkeklerin başarılı güçlü kadından korkmayacaklarını vs öne sürerek bir yandan kendi arzulanırlıklarını artırmaya çalışırken bir yandan erkeklerin doğal olarak çekici buldukları kadınları aşağılayarak rakiplerini güçsüzleştirmeye çalışıyorlar.

Bunu gerçekleştirmek için de neredeyse hiç bir sınır tanımıyorlar.

Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki – bugün cocuguna bakmak için kariyerine ara veren kadınlar üzerinde ciddi bir mahalle baskısı var. “boşuna mı okudun” “kocanın eline mi bakacaksın” baskısı ile kadınların uzun süre cocuklarına bakabilecekleri bir ev yaşantısı adeta stigmatize ediliyor. Benim gözümde kariyerine 4-5 sene ara verebilen kadın güya başarılı güçlü kadınlardan çok daha cesur bir konumda. Önemli olanı görmüş ve çevre baskısına direnebilmiş bir kadındır ve takdir edilmesi gerekir 6 aylık annelik izninden daha uzun süre kariyerine ara veren kadın.

Erkek olmak tamamen feminize olmuş amerika isveç vs gibi ülkelerde büyük dezavantaj haline geldi. Hatta erkekler baba olmak , kariyer sahibi olmak vs gibi şeylere giden yolun zorluğu ve karşılığında aldıkları arasındaki büyük orantısızlığı görerek üniversiteye gitmekten vaz geçiyor, iş gücüne sadece bekar bir erkeğe yetecek düzeyde gelir getirecek kadar katılmayı tercih ediyor, asla evlenip baba olmayı düşünmüyorlar.

Bugün feminizmin geldiği nokta kadınların insan haklarından eşit faydalanmasını isteyen ilk dalga feminizmle çok alakasız bir yerde. Ama hala ilk dalga feminizmin haklı davasının rüzgarını arkasına ahlaksızca almaktan geri kalmadığı gibi , gücü elinde toplamaya çalışıp hem kurban görünüp hem de güçlü olabilmeyi çok iyi başarıyorlar. Helal olsun demekten başka çok bir şey gelmiyor elimizden. Ancak objektif verilere bakan herkes kadın olmanın feministlerin iddia ettiği gibi dezavantajlı bir durum olmadığını net görebilir.

Bir yalanı yeterince tekrarlarsan gerçek olur misali, kadınların dezvantajda olduğu durumları hakettiğinden fazla kamuoyuna duyurarak organize olarak kurban-güçlü statüsünü gün geçtikçe sağlamlaştırıyorlar.

Ne diyelim, helal olsun.