Kırmızı Hap farkındalığının en önemli sütunlarından birisi erkeklerin dünyanın sahibi olmadığı, anlatılan tüm masallara rağmen güçlü olmadıkları gerçeğiyle yüzleşmeleridir.

Çocukluklarından beri güçlü oldukları, özellikle kadınlara göre avantajlı oldukları yönünde sosyalleştirilmiş erkekler, aslında hazırlandıkları rolün, kendilerine değil, eşleri ve cocuklarına hizmet etme rolü olduğunu, bu rolü yerine getirebildiği ölçüde kabul göreceği, bir çok insanı etkileyebilecek bir değer üretebildiği sürece statü sahibi olabileceğini veya grubu için (ülkesi, kabilesi, ailesi) için koruyucu olup ölebileceği ölçüde değerli olduğu bir rol olduğunu farkettikleri zaman Kırmızı Hap’ın “kızgınlık” fazına kesin giriş yapmış olurlar.

Bu yazıda aslında erkeklerin avantajlı olduğu düşünülen, erkeklerin ayrıcalığı gibi görünen bazı sosyal inşaların aslında ayrıcalık veya avantaj olmadığından, birer yükümlülük olduğundan bahsedeceğiz.

Bir bireyin kendini güçsüz hissetmesi ve dışarıdan algılanan gücü arasında bir bağ olmadığı noktasını en başta belirtmemiz gerekiyor. Feminizmin en büyük hatalarından birisi, kendini güçsüz hisseden kadınların “ben kendimi güçsüz hissediyorsam, erkekler kendini güçlü hissediyor olmalı” bakış açısı, ve bu bakış açısını ispatlamak üzere teyit yanılgısı ile bulduğu örnekler.

Bir ortamda kimin güçlü olduğunu anlamak için kimi eleştiremeyeceğinizi bulmanız gerekir.

“Güçsüz-masum kadın / güçlü ve kabahatli erkek” algısı, yıkılması zor gibi görünen ancak sadece basit bir perspektif kayması ile çatırdayan bir kağıt ev.

Bu perspektif algısını değiştirecek tek soru : Cui bono – kimin yararına.

Öncelikle kadınların bir çok açıdan kendini güçsüz hissetmesinin temelsiz olmadığını belirtmek gerekir.

Kadınlar çalışma hayatı, akademik kariyer konusunda tarihsel olarak geride kalmış, ve sadece son 50-60 senede kendilerine bu alanlarda ilerleme hakkı verilmiştir. Kadınlar fiziksel güçsüzlükleri sebebiyle tecavüz, taciz, cinsel saldırı, aile içi şiddet açısından erkeklere kıyaslanamayacak risklerle yaşamak zorundalar. Kadınların kendini güçsüz hissetmesi tartışmasız bir gerçek.

Feminizm kadınlara bu alanlarda bir çok kazanım sağlamıştır. Bu yadsınamayacağı gibi aklı başında hiç kimsenin kadınların en temel insan hakları açısında herhangi bir insandan farklı olmamasını sağlayacak kazanımlarını geri almaya çalışmak gibi bir amacı olabileceğini düşünmüyorum.

Neyse ki bir çok modern toplumda bu problemlerin düzeltilmesi amacıyla kanunlar çıkarılmış, inisiyatifler alınmış ve hayata geçirilen bir çok iyileşme olmuştur. Gel gelelim yine aynı toplumlarda bu iyileşmeler “kadınların problemi var, problemin kaynağı erkekler” , “kadınlar ezilmiş hissediyor, o halde ezen sınıf erkekler olmalı” şeklinde yanlış bir perspektifle hayata geçmiştir.

“Güç nedir” sorusunu burada cevaplamamız gerekiyor. Güç, kendi hayatına yön verebilme yetisidir. Kararlarını verebilme ve bunları hayata geçirmekte özgür ve bunu başarabilecek yetiye sahibi olmaktır. Bu açıdan baktığımızda “güç” herhangi bir cinsin tekelinde olan bir şey değildir. Bir erkek, erkek olarak doğduğu için hayatıyla ilgili seçimler yapma gücüne otomatikman sahip değildir. Tıpkı kadın olarak doğmanın otomatikman bu güçten feragat ettiği anlamına gibi.

Objektif olarak istatistiklere bakarsak bir çok açıdan “güç” sahibi grubun erkekler olmadığı görülebilir.

Beklenen yaşam süresi, global olarak erkeklerde kadınlardan ortalama 5 yıl daha kısadır. Türkiye için bu sayı kadınlarda 80, erkeklerde 75 yıldır. Amerika’da siyahi erkek ve kadınların beyazlardan daha az yaşaması, Siyahilerin güçsüzlüğü olarak yorumlanırken, erkeklerin kadınlardan az yaşaması, erkeklerin güçsüzlüğü olarak yorumlanmamaktadır.

İntihar oranları erkeklerin aleyhinedir.

9 yaşına kadar intihar oranları kız-erkekler için aynı.
10-14 yaşlar arasında erkeklerin intihar oranı 2 kat.
15-19 arasında erkeklerin intihar oranı 4 kat
19-24 yaş arasında erkeklerin intihar oranı 6 kat fazla.

Amerika için 10 intihardan 7si erkek. Erkek çocuklar, toplumsal erkek rollerinin baskısıyla karşılaştıkça intihar etmeye başlıyorlar. Bu sayıya içkili araç kullanarak kaza sonucu ölme şeklinde oluşan gizli intiharlar dahil değil. Kadınların daha çok depresyona girmeleri kadınların grup olarak güçsüzlüğüne yorumlanmaktadır. Erkeklerin intihar oranlarındaki üstünlükleri erkeklerin güçsüzlüğü olarak yorumlanmamaktadır.

Saldırı mağdurları çoğunlukla erkektir. Buna cinsel saldırı suçları da dahil. 1989 yılında Time dergisi 7 gün içerisinde silahlı saldırı sonucu ölen 464 kurbanla ilgili bir yazı yayınladı. Kurbanların %84’ü erkek olmasına rağmen derginin kapağında kadın kurbanlardan birisi vardı.

Erkeklerin bir çok ülkede kadınlardan daha fazla kazandıkları gözlenmiştir. Ancak harcama alışkanlıkları göz önüne alındığında haneye giren paranın 80%inin kadınlar tarafından harcandığı görülecektir. Bu durumun bir etkisi kadınlara yönelik reklam verenleri gözeterek yapılan programlardaki kadınlara yönelik öğelerdir. Kadınların hoşuna gitmeyecek – örneğin kurbanın erkek, saldırganın kadın olduğu- polisiye diziler yapılmamakta, katil erkek-kadın kurban teması istismar edilerek bulunurluk heuristic’i güçlendirilmektedir.

Erkeklerin “daha fazla harcama yapma” yükümlülüğü bulunmaktadır. Örneğin bir restorana gittiğinizde, erkeğin hesabı ödemesi 10 kat daha fazla bir ihtimaldir. “Ama erkekler daha çok kazanıyor” diyeceksiniz, peki iki kadın restorana gittiği zaman, daha çok para kazanan kadının tüm hesabı ödemesi bekleniyor mu? Elbette hayır. Erkekler, bu daha fazla harcama yapma yükümlülüğünü karşılayabilmek için daha fazla çalışmak zorundalar. Bu gerekliliği gören genç erkekler, ileride daha kolay harcama yapmalarına olanak verecek olan işleri, gerçekten isteyebilecekleri işlere tercih etmek zorunda kalıyorlar. Diğer bir deyişle erkeklerin istedikleri okula giderek istedikleri mesleği seçme olanağı, sanıldığından daha az. Çünkü yüzeyde erkeğin sanat tarihçisi, ya da dilbilimci veya müzisyen olmasına engel bir kural-kanun vs yokken, ileride omuzlarına yüklenecek olan harcama yükümlülüğü bu erkeğin (genellikle bu durumdan haberdar ve deneyimlemiş olan ailesi tarafından) para kazanması daha olası mesleklere zorlanmasına sebep olmaktadır. Erkeklerin daha çok doktor, mühendis, hukukçu, yönetici vs olmaları bir güç göstergesinden çok zorunluluktur. Kendi hayatına yön verme açısından güçsüzlüğüdür. Sosyalleşmemiz biz erkeklerin daha çok para kazandıracak (ama mutlu edeceği garanti olmayan) meslekleri birer övünç kaynağı olarak görmemize sebep olduğu, aynı zamanda aslında istediğimiz meslek olmayan mesleğe zaman-enerji ve para olarak büyük yatırım yapmış olduğumuz için “keşke sanat tarihi okuyup galerilerde, mezatlarda, sanatçılarla çalışsaydım da CEO olmasaydım” diyen erkek çok azdır.

Benzeri şekilde ülkeyi ve aileyi korumak için askerlik yapmak ve askerlik esnasında ölmek, bir erkek için çoğu toplumda erişilebilecek en üst mertebedir.

Kadınların aileyi ve cocukları yönlendirme gücü, erkeklerden daha fazladır. Kadınlar, çalışsalar da çalışmasalar da çocuklar üzerinde babanın sahip olduğundan daha fazla yönlendirme gücüne sahiptirler. Hem sosyal ilişkilerde kadınların çok daha başarılı olması, hem cocukların ihtiyaç duyduğu ve aradığı şefkati daha kolaylıkla verebilmesi, hem de babanın çoğu zaman evin dışında uzun saatler boyunca çalışması yüzünden kadınların ev halkı üzerindeki etkisi erkeğe oranla çok daha fazladır. Bir çok erkek kendini kadının evinde bir misafir gibi hissetmektedir. Virgina Woolf’un “Kendine ait bir oda” kitabı, günümüzde erkeklerin, karılarının evinde kendilerine ait bir oda (mancave, hobi odası, aynı zamanda çamaşırlık ya da kiler olan çalışma odası, küçük tuvaletteki mini kütüphane) olmasına evrilmiştir. Bu cümleyi okuyan evli erkekler neden bahsettiğim gayet iyi biliyorlar.

Kadınlar ev hanımı oldukları takdirde, kendi küçük şirketlerinin CEO’su gibiler. Erkeklerin çok az bir bölümü şirket CEO’su olabiliyorlar. Erkekler tüm gün gelirlerinin kaynağı olan yöneticilerinin, patronlarının gözü önünde çalışıyorlar ve çoğu zaman patronların belirlediği kurallara göre (şu saatte işe gel, şu kadar verimle şu kadar saat çalış, işemek ve yemek için şu kadar zamanın var) yaşıyorlar. Ev hanımları tüm gün gelirlerinin kaynağı olan kocalarının gözü önünde çalışmıyorlar, hayatlarının büyük bölümünde sınırlar içerisinde kendi kararlarını vererek yaşayabiliyorlar. Hatta bir çok kuralı koyan bizzat ev hanımları.

Erkekler tecavüzcü olunca büyük haber olur ve haftalarca konuşulurken, yanan binadan birilerini kurtarırken ölen itfaiye erleri ya da görev başında ölen asker ve polisler nadiren bu kadar büyük haber konusu olurlar.

“Kadınlar hem işe gidiyor, hem de ev işi yapıyor”. Bu cümle kadınların işyerinde harcadığı saatlere ek olarak tam zamanlı olarak ev işi yaptığı izlemini, erkeklerin ise bunun yarısı kadar çalıştığını ima ediyor. Fakat araştırmalarda erkek ve kadınların işyerinde geçirdikleri zaman (erkekler daha uzun süre ev dışında çalışıyor, kadınlar ev içinde daha çok çalışıyor), işe giderken harcadıkları zaman (erkekler daha uzak yerlere çalışmaya gidiyor) , ev işleri yaparken harcadıkları zaman (kadınlar için yemek temizlik ütü vs, erkekler için tamirat, boya badana, fatura vs gibi işler) toplandığı zaman kadınların haftada 56 saat çalışmasına karşılık erkekler 61 saat çalıştığı görülmüş.

Erkeklerin bedava badigard – yakın koruma olarak görev yapma yükümlülüğü var. Hem de sadece eşine ya da yakın akrabası kadınlara değil, tüm kadınları kapsayacak şekilde. Canı pahasına sizi koruyacak birinin kaç paraya çalışacağını hayal edin. Ya da hiç tanımadığınız bir erkeği korumak için kaç para isteyeceğinizi düşünün. Erkekler, yakınlarındaki kadınları – eşleri, kardeşleri vs olmasından bağımsız olarak – korumak üzere sosyalleşiyorlar. Bu gerçek değil diyenlerin taciz-kavga vs gibi olaylarda”orada hiç mi erkek yokmuş” “niye bana denk gelmemiş” temalı yorumları okumasını tavsiye ediyorum.

Erkeklerin durumunu bir çok açıdan kölelerle kıyaslamak mümkün. Köleler, kendileri erken ölürken tarlalarda çalışarak başkasının ekonomik çıkarına çalıştılar. Erkekler, askerlik ile başkalarının ekonomik çıkarı için savaşlarda ölüyorlar. Kölelerin cocukları zorla ellerinden alınıyordu, bugün erkeklerin çocukları boşanma neticesinde zorla ellerinden alınarak anneye veriliyor ve erişimleri kısıtlanıyor. Kadınların çocuklarına ebeveyn olma hakları varken erkeklerin bu hak için savaşmaları bekleniyor. Köleler, zorla tehlikeli işlerde çalıştırılırken, erkekler sosyalleşme ile ölüm tehlikesi olan işlerde çalışmaya itiliyor. Güney Afrika’daki aparteid rejimi zencileri elmas madenlerinde çalışmaya zorlarken, erkekler bu elmasları satın alıp kadınlara verip sevgilerini alabilmek için başka türlü madenlerde çalışmaya zorlanıyorlar. Köle sahiplerinin onlara kaynak sağlayan köleleri vardı. Kadınların kendilerine kaynak sağlayan babaları ve kocaları var.

Seçmenlerin yarısı kadın. Kadınların ama özellikle ev kadınlarının seçimleri etkileme gücü Türkiye’de ve diğer demokratik sistemle yönetilen ülkelerde büyük. Gizli oy sistemi olduğu için spesifik olarak hangi cinsiyet ne oy veriyor resmi rakamlara sahip değiliz ancak seçim sonrası anketler büyük ölçüde birbirine benzer veriler sunuyor.

Köleler ve erkekler arasındaki en büyük fark, kölelerin yaşadıkları hayatı “güçlü” olarak tanımlamamaları, ama erkeklerin yaşadıkları hayatta güçlü olduklarını düşünmeleridir. Bunun sebeplerinden birisi yine bulunurluk heuristic’i – yani güce sahip bireylerin çoğunun erkek olması, diğer erkeklerin de “yeterince çalışırsa aynı güce sahip olabileceği” sanrısıdır.

Eğer toplumda gerçekten erkekler güçlü ve kadınlara baskı yapıyor olsaydı, tıpkı kölelerin beyazların tüketmesi için kaynak sağlaması gibi, kadınların erkek tüketimi için kaynak sağladığını görürdük. Ancak var olan durumda erkekler, çoğu zaman kadınların tüketimi için üretmekle meşguller.

Eski feminist Warren Farrell 1993 tarihli kitabında problemin sebebi olarak eski ve yeni aile modellerini, bu aile modellerinin önceliklerini ve modern dünyanın sağladığı faydalar ile değişen önceliklerimizin 1. model ailedeki rollerle çatışmaya başladığını açıklar. 1900lerin başından itibaren iyileşen yaşam koşulları aile önceliğinin hayatta kalma endişesinden uzaklaşıp (çünkü hayatta kalmamızı kolaylaştırıcı devlet – hastane – sosyal kuruluşlar gibi kurumsal çözümler var) hayat tatminine yaklaşmasına – bir nevi “Aile v1.0″dan, “Aile v2.0″a geçiş yapmamıza olanak sağladı.

Buna göre 2 aile modeli şu şekilde özetlenebilir:

1.Model aile : Önceliği aileyi oluşturan cocuklar, anne, yaşlı ebeveynler ve babanın mutluluğu veya tatmini değil, insanların hayatta kalmasıdır. Roller kesin hatlarla belirlenmiştir, kadın çocuk yetiştirir, evi idare eder, erkek para-kaynak kazanır. Çocuk yapmak mecburidir. Kadınların çocuk yaparken (doğururken) hayatlarını riske atması beklenir. Erkeklerin savaşta hayatlarını riske atması beklenir. Evlilik sözleşmesinin bozulması ya imkansız ya da zordur. Mümkün olduğu yerlerde caydırıcılar vardır. Kadının sorumluluğu daha çok erkektedir. Kadının sorumluluğu erkeğin itibarına olan etkisiyle sınırlıdır. Kadınlar mal olarak görülür, ama erkekler maldan da aşağı durumdadır – mallarını (karısı, toprakları, malları) kaybetmektense (savaşta) ölmeleri beklenir. Her iki cinsiyet de ailenin ihtiyaçlarına hizmet ederler.
Eş seçiminde ebeveyn-koruyucu-kaynak sağlayıcı rolünü ne kadar iyi üstlenebildiği belirleyicidir.
Erkekler evlilik öncesinde karşı cinse cinsel açıdan erişim hakkına sahip değildir. Sekse erişebilmek için ilk önce kaynak sağlayabildiğini ispatlamak zorundadır. Kadınlar da benzeri şekilde doğurganlık ve ebeveynlik-ev yönetimi özelliklerini sergilemek durumundadır

2. Model Aile : Öncelik mutluluktur. Bireyler kendi başlarına tamdır, diğerine ihtiyaç duymamaktadır, çekim sonucu oluşan birliktelik toplamdan fazla bir mutluluk -sinerji – yaratmalıdır. Roller ortaktır. Ebeveynlik ve para kazanma rolleri keskin değildir, her iki cinsiyet de bu rolleri üstlenebilir. Çocuk yapmak zorunlu değildir. Doğumda ölüm riski düşük olduğu gibi savaşta ölme riski de düşüktür. Evlilik sözleşmesi tarafların mutluluğu devam ettiği sürece devam eder. Sözleşmeyi bozmak son derece kolaydır. Taraflardan sadece bir tanesi sözleşmeyi bozabilir, iki tarafın sözleşmeyi bitirmek üzerine anlaşmasına gerek yoktur. Eşler kendilerinden ve eşlerinden aynı derecede sorumludurlar (kadının sorumluluğu erkekte olduğu kadar erkeğin sorumluluğu kadındadır).
Eş seçiminde ebeveyn-koruyucu rol ikincil bir belirleyicidir. Ortak değerler, eşler arası çekim-arzu daha ön plandadır. Eşlerin hane gelirinin yarısından fazlasını kazanması beklentisi çoğu zaman yoktur, anne çocuklar için dışarıda çalışmak yerine evde çalışmayı seçebilir. Bu kararlar ortak verilir.
Evlilik öncesinde her iki cinsiyet karşı cinsle ilişkiye girebilir. Evlilik sekse erişim için yapılan bir sözleşme değildir, çiftlerin evlilik öncesinde seks açısından anlaşmaları ve tatmin olmaları evlilik olasılığını ve sonrasında başarısını güçlendirir.

Bu iki model arası geçiş 2. Dünya savaşı sonrasına denk gelir. Amerika’da 1. model standartlarına göre yapılan evliliklerin bir anda 2. model standartlarına göre değerlendirilmeye başlanması sebebiyle 1960larda boşanmalarda büyük bir sıçrama olmuştur. Bu sıçramanın sebebi olarak kadınların eğitime ve iş gücüne katılım oranlarının artışı gösterilse de esas sebep üstteki 1. model evliliklerin 2. modele geçişlerinin zor olması ve başka bir eşle sıfırdan 2. model bir evlilik yapmanın eskiyi 2.modele geçirmekten kolay olmasıdır.

1.model ailenin geçerli olduğu dönemde özellikle kadınların geride tutulmuş olduklarını düşünmek işin kolayına kaçmaktır. Zira çok küçük bir grup erkek haricinde, her iki cinsiyet de güçlü değildi – onun yerine cinsiyet rolleri vardı. Erkek, tıpkı kadın gibi hayatı üzerinde seçim yapma hakkı sınırlı bir yaşam sürüyordu. Eğer cinsiyetçilikten bahsedilecekse her iki cinsiyet için bahsedilmesi gerekir – sadece kadınların yaşadığı zorluklardan değil.

Son 200 senede kadınların hayatı erkeklerin hayatına kıyasla çok daha fazla iyileşme gösterdi.

200 sene önce yaşayan bir kadın, çocuklarının 3’te birini 5 yaşından önce kaybediyordu. Bugün yaşayan bir kadın için çocuğunu kaybetme riski %1den az. 200 sene önceki kadının yaptığı genellikle çok sayıda (7-8) çocuk için ev işi yapmak, yemek hazırlamak tüm gününü alan bir işti. Bugün kadın ortalama 2 cocuk sahibi oluyor ve yemek, temizlik ve benzeri ihtiyaçları kolaylaştırmak için makinelerimiz (elektrikli süpürge, fırın, mikrodalga, buzluk vs) var. 200 sene önceki kadın at arabasıyla ya da yürüyerek gidip satın aldığı malzemelerle yemek pişirmesi saatler sürüyor, ev temizliği saatler sürüyor, çamaşır su tesisatı olmadığı için akarsu kenarında yapılması gereken uzun bir iş oluyordu. Bugün motorlu araçlar, internet ya da telefonla sipariş gibi olanaklarımız var. Çamaşırlarımız makinelerde yıkanıyor, hatta kurutuluyor. 200 sene önce her yemekten sonra bulaşıklar yine akarsu kenarında elle yıkanıyordu. Bugün bulaşık makinelerimiz var. Kıyafetler evde dikiliyor ve tamir ediliyordu. Bir çocuk kıyafeti 2 günlük iş gerektiriyordu. Bugün kolaylıkla çok ucuza bol miktarda kıyafet alabiliyoruz.

200 sene önce mutlak zorunluluk olan bir çok şey bugün opsiyonel. Evde ekmek pişirmek bir gereklilik değil, bir hobi. Ben çocukken çok sevdiğim, mevsimsel olarak pişirilip ıslatıp yumuşatılarak yıl boyunca yenen yufka ekmek bile artık köylerde nadiren pişiriliyor. Çok daha ucuz ve kolay ve rahatlık sağlayan alternatiflerimiz var.

Elbette bugünün aileleri için başka zorunluluklar var. Cocuklarına iyi egitim aldırmak, üniversiteye göndermek gibi.

200 sene önceki kadın bir çocuk doğurma, yemek pişirme, temizlik yapma, elbise üretme makinesiydi. Bugün bu işlerin çoğunu kadın yerine yapan makinelerimiz var. Erkekler, kadınların yaşadıkları, kendilerinin uyumaya geldikleri evlerini, kendi çalıştıkları ve vakitlerinin çoğunu geçirdikleri yerler olan işyerlerine kıyasla çok daha iyi bir hale getirdiler. Tehlikeli işler için üretilen makineler, evdeki can sıkıcı işler için üretilen makinelerden daha sonra icat edildiler. Öncelik büyük ölçüde evde yaşayanlara verildi.

Başlık parası, kadının mirastan pay alamaması gibi “kadına baskı” ve ataerkillik unsuru olarak görülen şeylerin bile aslında kadını ve aileyi koruma amaçlı olduğunu görmek zor değil.

Kadın mirastan payını, evlenirken çeyiz olarak alıyor. Babasının ölmesini beklemek zorunda değil. Mirasını genç yaşında alıp kendi ailesine getirebiliyor. Erkek babasının ölmesini beklemek zorunda ve kendi ailesine bu varlığı getirmesi hayatının ileri yıllarında mümkün oluyor.

Başlık parası, bir erkeğin bir kadına finansal olarak sağlayabileceği kaynaklara sahip olduğunu ispatlayan bir şey. “Evlilik için X miktarda parayı verme lüksü olan erkek” mesajını veriyor. Başlık parasının kıza değil, babasına verilmesinin sebebi , damadın parayı tamamen kaybetmesinin gerekli olması – parayı eşi olacak kadına verirse o para yine birlikte kuracakları aileye geri gelecek ve erkek pratikte herhangi bir fedakarlık yapmadan, kaynak sağlama becerisinin yeterince iyi olduğunu ispat etmeden bir eşe ve sekse erişim sağlayacaktır.

Sosyal gelenekleri Kibar Feyzo’dan gördüğümüz kadarıyla bildiğimiz takdirde ise kadının inek gibi alınıp satıldığı, tamamen erkeklerin aralarında yaptığı anlaşmaya konu olduğu bir resme inanmamız gerekir. Halbuki bu gelenek insan türünün eşleşmede kullandığı “hata yönetim stratejisi“nin bir uzantısıdır.

Kadın, makine olmaktan kurtulurken erkek üretim makinesi olmaktan kurtulamadı. Kendileri de birer “erkek üretim makinesi”ne dönüşmek isteyen feministler erkekleri bu yüzden suçladı. Diğer bir deyişle erkekler kadınları kurtardıklarını sanırken onlara yaranamadıklarını gördüler.

Günümüzde seçenekleri olan kadın ve seçeneği olmayan erkek senaryosunu yaşıyoruz.

Kadın için seçenekler :

1- Tam zamanlı çalışmak.
2-Tam zamanlı annelik-ev hanımlığı yapmak.
3-bu ikisinin herhangi bir oranda birlikte olduğu (part time annelik ve part time iş) bir düzen.

Erkek için seçenekler

1-Tam zamanlı çalışmak.
2-Tam zamanlı çalışmak.
3-Tam zamanlı çalışmak.

Kadınlar annelik ve kariyerin getirdiği yükleri yönetmekle ilgili sıkıntılarını dile getirirken, erkekler çocuk doğup anne para kazanmayı bıraktıktan sonra yaşadığı daha da çok para kazanma baskısı ile ilgili sıkıntılarını dile getirmediler. Farrell kitabında “seçme şansınız olsaydı çocuğunuz doğduktan sonra onunla evde kalıp ona bakmayı seçer miydiniz” diye sorduğunda inşaat işçilerinden ofis çalışanlarına kadar erkeklerin büyük çoğunluğunun “eğer ailenin finansal durumuna zarar vermeyecekse evet çocuğumla evde kalıp onunla ilgilenmeyi tercih ederim” diye cevap verdiğini anlatır.

Bir baba olarak aynı fikirdeyim. Eğer finansal yükümlülüğüm olmasaydı oğlumun hayatının ilk 2-3 senesinde onunla tam zamanlı olarak ilgilenebilmeyi, dışarıda çalışmaya tercih ederdim.

Ancak daha önce söylediğim gibi erkeklerin daha çok harcama yapma yükümlülüğü, buna paralel olarak daha çok para kazanma yükümlülüğü var.

Doğal olarak da erkekler daha çok para kazanıyorlar. Peki bunun sebebi feminizmin anlattığı gibi erkekler ve kadınların arasında yaşanan ‘altta kalanın canı çıksın modeli’ bir ezen-ezilen dinamiği mi?

Erkeklerin niye kadınlardan daha fazla para kazandığını inceleyelim.

1-Erkekler daha çok pozitif bilimler ve teknoloji ile ilgili meslekler seçiyor.

2-Erkekler maaşlarına tazminat ek geliri olan işler seçiyor (düşük güvenlikli, riskli, zor, uzun saatler çalışılan, uzak lokasyonlarda çalışılan işler – petrol mühendisliği, gemicilik vs gibi).

3-Eğitim gerektirmeyen işlerde, dışarıda yapılan fiziksel zorlukları olan işler, ofislerde yapılan nispeten daha az fiziksel yük getiren işlere oranla daha çok para kazandırır. Aynı eğitim düzeyine sahip iki çalışandan ofiste çalışan, dışarıda teslimat yapan çalışana göre daha az kazanır.

4-Daha çok para kazandıran işlerin çoğu, iş saatleri bittikten sonra zihnen kapatabileceğiniz bir iş değildir. Avukatlar, kurumsal yöneticiler iş saatleri dışında da işle ilgili zihinlerini meşgul etmek zorundadırlar, ancak bir kütüphaneci için böyle bir durum nadiren sözkonusudur.

5-Daha çok kazandıran meslekler nadiren insani olarak tatmin edicidir. Kreş öğretmeni ve mühendis kıyaslandığında kreş öğretmenleri çok daha az kazanmalarına rağmen yaptıkları işten daha mutludur (küçük çocuklarla çalışmaya karşılık inşaatta-fabrikada çalışmak)

6-Daha çok para kazandıran meslekler çoğu zaman daha büyük riskler getirir. Yatırım danışmanı ve kasiyerin aldığı riskler kıyaslandığında yatırım danışmanı müşterilerinin büyük miktarda parasını yönetmekle sorumludur ve hatasının maliyeti büyüktür. Kasiyerin hatasının maliyeti çoğu zaman görmezden gelinebilecek boyuttadır.

7-Daha çok para kazandıran mesleklerin çalışma saatleri daha zorlayıcıdır. Aile hekimi ve acilde nöbet bekleyen doktorun kazancı temelde aynı mesleği yapsalar da bu sebepten farklıdır.

8-Can sıkıcı, duygusal olarak yorucu işler daha çok para kazandırır. Hapishanede gardiyan olmak ve fabrikada bekçi olmak arasında duygusal bir yük ve bunu telafi etmesi hedeflenen bir kazanç farkı vardır.

9-Daha uzun saatler çalışmak (mesai yapmak) daha çok para kazandırır.

10-Daha uzun eğitim gerektiren meslekler daha çok para kazandırır (cerrah ve çocuk doktoru farklı kazanır)

11-Meslekte kıdem ve deneyim daha çok kazandırır.

12-Aynı işverenle çalışılan süre uzadıkça daha çok para kazanırsınız.

13-Daha az yıllık izin kullanmak daha çok para kazandırır.

14-Daha az mazeret izni kullanmak daha çok para kazandırır.

15-Daha uzak yerlere çalışmaya gitmek daha çok kazandırır.

16-İş için taşınmak, özellikle arzu edilmeyen yerlere gitmek daha çok kazandırır. Yakın geçmişe kadar Libya’da çalışan Türk işçi ve mühendisler, Türkiye’deki benzerlerinden 4-5 kata kadar daha çok para kazanıyordu.

17-İş için daha çok yolculuk yapmak daha çok kazandırır. Daha çok yolculuk yapmayı kabul eden çalışan daha çok kazanır.

18-Ünvan aynı olsa bile daha farklı sorumluluk almak daha çok kazandırır. Aynı ünvana sahip olan iki çalışandan iş tanımında olmayan farklı sorumlulukları alan çalışan ücret artışı ve ikramiye ile ödüllendirilir.

19-Aynı şekilde ünvan aynı olsa bile daha fazla sorumluluk alan çalışan daha fazla para kazanır. 3 müşteriye bakan satışçı ile 7 müşteriye bakan satışçı arasında gelir farkı olacaktır.

20-Genel olarak daha çok üreten, daha çok para kazanacaktır.

 

Bu listeye baktığımızda niye erkeklerin daha çok para kazandığını görmek zor değil. Problem Kuzey Irak’ta kelle koltukta inşaat yapan mühendisin çok para kazanması (ve çoğu zaman İstanbul’da mutlu mesut yaşayan ailesine bakması) değil, sanat tarihi, İngiliz dili ve edebiyatı vs gibi bölümlerden mezun olduktan sonra petrol mühendisiyle aynı türde parayı kazanabileceği masalını yutmuş insanlardır. “Kendin gibi ol”, “canın neyi istiyorsa, kalbin nerdeyse o işi yap” tarzı tavsiyelere kulak vermiş insanların yaşadığı hayal kırıklığı beklentilerinin yanlış belirlenmiş olmasıdır.

Bu yazı, Warren Farrell’in The Myth of Male Power isimli kitabına kısa bir girizgah niteliğinde. Kitapta bir çok başka örnek, bir çok başka detay ve mevcut verilere bambaşka bir perspektifle bakmanızı sağlayacak tonla bilgi var. Daha önce de defalarca önerdiğim bu kitaba feminist cepheden gelen cevap: “madem bu kitap bu kadar sağlam argümanlara sahip niye bizim, akademik çevlerin haberi yok?”.

Cevap basit. Richard Dawkins’in Dan Dennett’in, Sam Harris’in kitapları niye Vatikan’da, Mekke’de, Kudüs’te ses getirmiyorsa, aynı sebepten erkekler perspektifinden konulara bakan kitaplar da feminist çevrelerde ses getirmiyor.

 

Peki bu bilgiler Kırmız hap farkındalığına sahip erkek ve kadınların nasıl işine yarayacak? KH insanı  mevcut sosyo ekonomik zeitgeist’ı iyi anlayarak kişisel olarak stratejisini belirlemekle sorumlu. Çocuk ve aile sahibi olmak isteyen insanların, mutlu ve uzun süreli bir evlilik için sağlaması gereken şartları iyi anlaması gerekli. Ya da çocukluktan beri tutkusu olan sanat tarihi ile ilgili bir kariyer seçmek isteyen kişilerin gelecekle ilgili beklentilerini gerçekçi bir şekilde değerlendirmeleri gereklidir. Yanlış beklentilerle girilmiş, yükümlülükleri ve sonuçlarından bihaber bir hayat planı insanların mutsuzluğuna en büyük sebeptir. Gençler malesef doğru beklentiler ve gerçek resme dair bilgilerle donatılmadan yetişkinliğe adım atıyor. Medyada anlatılan hikayeleri gerçek sanıp hayatları bu paralelde gitmediği takdirde mutsuz oluyor ve bu mutsuzluk için bir suçlu arayışına giriyorlar. Bu problem nesillerdir devam ettiği için çocuklarında gerçekçi bir gelecek beklentisi yaratması gereken anne babalar da cocukları kadar çaresiz ve durumun farkında değil. Yaşanan mutsuzluğu kimi zaman şımarıklık, kimi zaman tembellik, kimi zaman “rahat büyüme”ye atfederek kurbanı – yani yanlış beklentiler ve sosyalleştirmeyle büyümüş çocuğu suçluyorlar. Kendini ezilen hisseden herkes kendilerini ezen bir başkasına suçu atmaya çalışıyor. Kadınlar erkeklere, dindarlar dinsizlere, fakirler zenginlere…

Kadınların gerçek düşmanıdır.

Feminizm malesef 1900lerin ilk 50 yılındaki haklı mücadelesinden sonra yolunu kaybetti.

Bugün feminizmi eleştirmek islamı eleştirmek gibi bir şey. Islamda pedofilinin kabul edilmiş olduğunu söyleyip eleştirince anında nasıl islamofobik, faşist, islamı bilmeden anlamadan saldırıyor yaftası yiyorsak, feminizmi eleştirince de anında kadın düşmanı, feminizmi bilmiyor, cahil yaftası yiyorsunuz.

Çünkü “nasıl olur da eldeki verilere bakarak başka bir sonuca varabilirler? Ben aklı başında, sosyal olarak iyi bir durumdaki bir insan olarak bu sonuca vardıysam, aynı sonuca varmayan herkes ya gerizekalıdır, ya eğitimsizdir ya da manyaktır özellikle yapıyordur” zinciri oluşuyor.

Herhangi bir şeyi yeterince tanırsanız ondaki aksaklıkları rahatlıkla görürsünüz.

Akademyayı yakından tanıdığınız zaman bilim adamları, hocalar arasındaki psikolojik şiddeti yüksek rekabeti, kurumsal hayatı yakından tanıdğınız zaman mobbing’i, başkasına para kazandırma baskısını, sporcuları yakından tanıdığınızda bireyi yıkıcı rekabeti, illegal ilaç kullanımını vs görürsünüz.

Bazen bu aksaksıkları görmek için çok çok yakından bakmanız da gerekmez.
Islamdaki problemleri görmek için Turan Dursun seviyesinde bilmeye gerek yoktur.

Dışarıdan bakan, bilgisi tesadüfi olanlar için üstte saydığım alanlar “oh ne ala, 3 ay yatıyor hocalar, iki makale yazıyor hop cepte mayış” ya da “negzel klimalı ofislerde çalışıyolar işte..” ya da “olm adam madalya aldı, ne sponsorluklar ne devlet ikramiyeleri vs” şeklinde değerlendirilecektir.

Feminizm de aynı durumdan elbette muzdarip. Dışarıdan bakınca şahane. Yakından bakınca hmmm…

Feminizm bazı çok temel insan deneyimlerini yok sayarak, ayıplayarak ve dışlayarak, mücadelesi türlü bezdirme ve utandırma taktikleriyle yürütülen bir güç mücadelesine dönüştü. Bir hak arama mücadelesi olmaktan çoktan çıktı.

Eşitlik istiyoruz derken eşitlikçilik oluşturmaya çalışıyor.

Feminizm kadınları daha mutlu etmedi.

Bunu sadece az sayıda bir erkek söylemiyor üstelik. Bizzat kadınlardan geliyor bu eleştiri.

Https://medium.com/…s/the-end-of-women-9796d97f741a

alıntı yapıyorum zira şahane yazmış (tamamının çevirisi değil – yazarın amerikalı olduğunu feminizmin türkiye’dekinden çok daha ileri seviyede olduğunu unutmayalım) :


— spoiler —
anlatmaya çalıştığım şey şu – toplum ve kanunlar şu anda gerçek doğamıza ters düşüyorlar. Biz kadınlar olarak istenmek ve ‘kovalanmak’ istiyoruz. Aynı zamanda korunmak da istiyoruz.

Feminizm yüzünden bunların hiç birisi olamıyor.

Modern feminizm erkek-kadın rollerini tersine çevirerek tüm kuralları belirleme, kültürü belirleme ve çevreyi hem politik hem de cinsel açıdan kontrol altına almaya çalışıyor.

Kadınlar “güçlü ve özgür” olmak adına sevgi dolu ve şefkatli erkeklerin korumasını reddediyor ve onlar yerine hukuk sistemi ve devlete yaslanıyor. Baskınlık, güç, kudret ve liderliği saldırgan tavırlar olarak tanımlayarak maskülenliği şeytanlaştırıyor.

Kadınların davranışlarının sorumluluğunu o anda almak yerine, (feminizmin geliştirdiği) kaynakları kullanarak skor eşitlemelerini öğütleyen veya devlet ve hukuğu kendi isteklerini gerçekleştirip korunma sağlamak için birer kabadayı olarak kullanmayı öneren bir düşünce ortaya çıktı.

Ancak bu koruyucuların (sosyal inşa ve kurumlar) kağıt kadar ince olduğunu görüyoruz zira kadınlar olarak bugün istediğimiz her şeye sahipken bugüne kadar olmadığımız kadar kaygılı, depresif, zihinsel hastalıklardan muzdarip, tatminsiz ve mutsuzuz.

Doğamız ve toplum birbirine zıt çünkü erkekler, kadınları memnun etmek uğruna kadınların kuralları koymasına müsade ettiler ve bu geri tepti.

Muhtemelen bu yüzden laf yiyeceğim ama kadınların ne istediğini bilmediğine dair söylenenler büyük ölçüde doğru. Bir şey istediğimizi söyleriz , o şeyin nasıl olduğuna dair bir fikrimiz vardır o yüzden de o şeyi istediğimizi sanırız, ama o şeyi elde edince mutsuz oluruz.

Yönetimde olmak istediğimizi düşünürüz çünkü dışarıdan bakınca şahanedir, liderlik eden ve her şeyi kontrol eden birini görünce bizi heyecanlandırır ama bir çoğumuz o pozisyonda kendimizi bulunca da endişeleniyor ve o gücü doğru dürüst idare edemiyoruz. Bunu sürekli görüyoruz. Bunu söylerken tüm kadınların eksik ve zayıf olduğunu, hiç bir kadının liderlik edemeyeceğini söylemiyorum. …

Eğer kadınların gerçek güçleri ve yeteneklerine değer verir, erkeklerle rekabete zorlamazsak hepimiz daha mutlu ve tatmin oluruz. Daha az kaygılı oluruz. Karşı cinsin doğasıyla tamamlayıcı oluruz.

Bu yüzden feministleri gerçek kadın düşmanları olarak görüyorum. Feminen özellikleri, kadınsı güçleri reddedip itibarını zedeleyenler onlar.

Bir erkek gibi başarılı olan kadını alkışlayıp bir kadın gibi başarılı olan kadını rezil eden ve aşağılayan onlar.

Kadınların rastgele seksi, agresif rekabeti benimsemesini, güzellik, alımlılık ve geleneksel ilişkileri reddetmesini onlar isityor.

Kadınsı taraflarını yaşamak isteyen, bir erkeğin sevgisiyle huzur bulan, o erkeği memnun edip kendini ona adamak isteyen; saldırganlık ve korkutma yerine kadınsı çekiciliğini kullanan kadınlara onlar hakaret ediyor, onlar küçültüyor.

— spoiler —

sorumlusu olmadığınız şeyler için suçlandığınız bir ortamda kendinizi bulduğunuzda, hayatınızda hiç bir kadına el kaldırmamış, ayağına çelme takmamış, profesyonel hayatta mobbing vs yapmamış, hatta -zor biliyorum ama- trafikte çemkirmemiş olsanız bile, gayet normal, ahlaklı ve üretken olduğunu düşündüğünüz hayatınıza karşı “tüm erkekler kadınların mutsuzluğunun sebebidir” gibi şemsiye bir suçlamayla karşılaştığınız ve kurumların da bu perspektifi benimseyip size karşı tavır aldığını gördüğünüz zaman bir erkek olarak yapabileceğiniz şeyler sınırlı.

1-ya o nefret edilen sosyal gruptan (ayrıcalıklı ataerkil erkekler) kendinizi soyutlar ve başka bir sosyal gruba geçersiniz (social justice warrior-sosyal adalet savaşçısı),
2-ya da direnir, kendi grubunuzu güçlendirmeye ve farkındalık yaratmaya çalışırsınız. Tahmin edin ben hangi gruba yakınım.

SJW ve bugün MGTOW, Red Pill , Mens Rights gibi birbirine karşıt görünen akımlar aslında aynı sebepten dolayı ortaya çıkan şeyler.

Sjw ve feminizmin bir çok temel doğal gerçeği reddetmeye çalışarak, yanlış grubu nazi gibi göstererek sorunlardan sorumlu tutmaya çalışması elbette bir yerde patlayacak.
Erkeklerin tümüne “2. Dünya savaşı sonrası alman suçluluk duygusu” yerleştirme, erkek cocuklarını “arızalı kız cocugu” olarak görme çabaları elbette geri tepecek.

Bana en sık yöneltilen suçlama ayrımcı, cinsiyetçi ve şovenist olduğum. Eşitlik nedir bilmediğim.

Bense kendimi tam bir eşitlikçi olarak görüyorum.

Muhtemelen suçlamaların sebebi benim perspektifimden “eşitlik” ve karşı tarafın perspektifinden “eşitlik” arasındaki farklar.

Benim bakış açımdan eşitliğin iki önemli gereği var:

1-Fırsat eşitliği

2-Meritokrasi.

Toplumun tüm bireylerinin, dil din ırk cinsiyet cinsel eğilim vs gözetilmeksizin eşit temel fırsatlara erişimi olması sağlanmalıdır. Tüm bireylerin mutluluğu diledikleri gibi gerçekleştirme/bulma/yaratma özgürlüğü esastır. Devlet, bunu garanti etmeli, düzenlemeli ve adilane toplanan vergilerle bunu gerçekleştirmelidir.

Ancak solculuğum oraya kadar. Zira bu noktadan sonra meritokrasi devreye giriyor.

Hatta, fırsat eşitliğinden daha da önemlisi benim için meritokrasi.

Başarı, bir “olay”dır. Arkasında yatan süreç insanlar için genellikle önemsizdir.

Kimse milyonlarca satan şarkıcının yıllar süren müzik çalışmalarını, provalarını, sahnede iyi görünmek için yaptığı bitmeyen diyetleri, dans derslerini, finansal endişeleri, yükümlü olduğu sözleşme şartlarını umursamaz. Umursadıkları şey sahneye çıkan, radyoya çıkan “son ürün”dür.

Başarılı olan, geçmişinden bağımsız düşünülemez, ama neticede insanlığın geri kalanı için değer olan şey o başarıdır. Ne kadar şanslı ya da şanssız bir başlangıç yaptığı değil.

Başarıyı realize etmiş birey, kadın-erkek-cüce-dev-zenci-kızılderili vs kim olursa olsun takdir görür. Bu doğal bir insan tepkisidir.

Beni ayrımcılık-cinsiyetçilik vs ile suçlayanların “eşitlik”ten anladıkları şey çoğu zaman “netice eşitliği”dir.

Yani arkada yatan süreç ne olursa olsun, neticede hiyerarşik düzenin o yer ve zamandaki siyasi-sosyal görüşe göre müdahale ile değiştirilmesidir.

Yarışmayı kazanamayan çocuklara “katılım sertifikası”,

Erkekler kadar uzun saatler çalışmayan kadınlara “pozitif ayrımcılık terfisi”

Beyazlar kadar kalifiye olmayan azınlıklara “azınlık pozitif ayrımcılığı” vs.

Bunun, fırsat eşitliği olmadığı için gerekli olduğunu savunan komünist-sol düşünce ve feminizm “netice eşitliği”nin fırsat eşitliğinde yapılması gereken değişiklikleri geciktirdiğini nedense görmezden geliyor.

Bunun gerçek dünyadaki yansımasından bir örnek – dünyanın en feminize ülkesi Amerika’nın ordusundan geliyor – Özel kuvvetler.

Amerikan ordusu geçtiğimiz senelerde sadece erkeklerin girebildiği özel kuvvetler (Marine Corps – tam karşılığı nedir bilemiyorum) birimine kadınların da girmesine olanak tanıdı. Fırsat eşitliği. Çok güzel. Buraya kadar problem yok, olumlu gelişme.

Gel gelelim yıllardır erkekler için uygulanan standartlardaki giriş sınavlarından tek bir kadın bile mezun olamayınca Amerikan ordusu yapması gereken meritokrasiye yaslanma yerine “netice eşitliği” sağlamak için giriş sınavlarındaki zorluk derecesini düşürmeyi tartıştı.

Sonra da standartları düşürmeye karar verdiler. O zaman bile kadınların çoğu 3 barfiks testini geçemedi. Kaynak

Bu eşitlik sağlamaz. Bu pratiği genele yayar, duygular incinmesin, kimse dışlanmış hissetmesin diye herkese “aferin, al bakalım kupanı” dersek insanlık geriye gider.

Kıçını kaldırıp, karşısındakinin genetiğine, kültürüne, parasına bakmadan rekabet edip üstte çıkan benim gözümde değerlidir, takdiri haketmektedir ve yeri gelince emir alabileceğim, tavsiyesini alabileceğim birisidir. Kadın-erkek-cüce-dev olması farketmez.

Hayatta tavsiyelerine en çok uymaya çalıştığım adamlardan birisi Roma imparatoru, bir diğeri Roma’da köleydi. Her ikisi de altın madeni gibi tavsiyeler bıraktılar 2000 sene sonrasına.

Öte yandan – kadın ve erkeğin temelde farklı işleyişleri olduğunu düşünüyorum. Bu beni cinsiyetçi yapıyorsa, evet cinsiyetçiyim. Ama gözlemlerim ve deneyimlerim, erkek ve kadının “tesisat farklılıkları haricinde tamamen aynı” olduğuna ikna edemiyor. Bence bu kötü bir şey değil, zira bugün insanların ikili ilişkilerinde yaşadıkları bir çok mutsuzluğun sebebi karşısındakini kendisi gibi zannetmesi. Kadınlar erkekleri kadın gibi düşünmeye zorluyor, erkekler kadınların niye kendileri gibi düşünmediklerine şaşırıp kimseyi memnun edememe hissiyatına kapılıyor. Halbuki herkes karşı cinsin çok başka beklentileri istekleri ve motivleri olduğunu idrak edip ona göre davransa herkes daha mutlu olacak.

İlgili postlar :

Adamın suçu yok. Suç feminizmi kukla gibi kullanan kapitalizm.

50 sene önce adam karısı çalışması gerekmeyecek ve 2-3 çocuğa bakabilecek miktarda para kazanabiliyordu.

Karısı dışarıda çalışmak zorunda kalmıyor, ev ve çocuklarıyla yakından ilgilenebiliyordu.

Feministlerin çoğu zaman görmezden geldiği şey eve giren paranın harcanması ile ilgili kararları çoğu zaman kadının verdiği.

 

Kadına “özgürleşeceksiniz” masalıyla satılan ev dışı işçilik senaryosu, bir özgürleştirmeden çok köleleştirme.

Kadınlar, “hak”larındaki artış ve kagıt üstü iyileştirmelere rağmen daha mutlu değiller.

 

Bunu 35+ yaşlarına kadar kariyer peşinde koşan sonra ikna edebildiği ilk erkekle evlenip tüp bebek ikizler yapan “özgür” kadınlar en iyi şekilde biliyorlar. Hatta bkz.

Erkek kadar uzun saatler çalışan kadından ekstra iş beklemek haksızlık.

Ama bunun “suçlusu” varsa erkekler değil.

Zira erkekler objektif her açıdan bakıldığında kadınlardan hala dezavantajlı durumda.

Daha erken ölüyor, daha riskli-ölümcül işleri yapıyor, daha uzun süre çalışıyor, daha uzak yerlere işe gidiyor, askerde ölüyor, cinayetlerin  %80’ine kurban gidiyor, ailesiyle çocuklarıyla, arkadaşları ve hobileriyle daha az zaman geçirebiliyor, uzaklaştığı ailesinin gözünde bir “ATM” seviyesine, bir “necessary evil” yani “gerekli sıkıntı” seviyesine indiriliyor ve kapitalist medya bu imajı sürekli gazlıyor.

Şu dizilerdeki baba modelini bir göz önüne getirin :

Rick and morty

Modern family

Simpsons

Cocuklar duymasın

En son babalar duyar

Family guy

 

Kaç tane tv programı var aile babası erkeğin karikatürize edilip “evde 3. Bir ergen” muamelesi görmediği?

İşin trajik yanı ise tüm bu dezavantajlara sahip erkek mutsuz olunca kendisine pompalanan senaryo “daha çok çalış, daha çok üret, daha çok para kazan o zaman hayat güzel olacak” masalı.

Halbuki bilimsel araştırma diyor ki, barınak, yemek, sağlık, giyecek vs gibi temel ihtiyaçları sağlayabildikten sonra – Amerika’da bu ortalama yıllık 75000 dolar bir gelire denk geliyormuş – kazandığınız ekstra para size ekstra mutluluk olarak geri dönmüyor.

Ha gelelim seks konusuna.

Net bir şey var o da, kadın sizinle seks yapma arzusu duyuyorsa, sabah 6 akşam 8 madende de çalışsa o seks yapılır.

Seks yapılmıyorsa bilin ki orada yorgunluk, ev işi, ofis işi vs yok, orada bir arzu eksikliği var.

Ben daha çok kazanırsam, hanım daha yakın bir yerde iş bulur, daha az yorulur daha çok seks yaparız gibi bir mantık işlemez.

Hatta ev işlerine daha çok yardımcı olan erkekler daha az seks yapıyorlar.

Niye?

Arzunun pazarlığı olmaz. 

 

  1. 2015 yili itibariyle, dunyada calisma yasinda bulunan kadinlarin/kizlarin sadece yarisi calisabilmektedir. bu oran erkeklerde 77% civarindadir.

Evet. ancak bilmeniz gereken şey ülke geliştikçe kadınların çalışma oranlarının artmadığıdır. http://data.worldbank.org/…icator/sl.tlf.cact.fe.zs

 

Yani kadının çalışması gelişmişlik göstergesi değil. gelişmiş olmasına rağmen isveç’te kadınların iş gücüne katılım oranı 60 – tanzanyada 88%.

 

Kadınların daha çok çalışması kadınların işine gelen bir şey değil. Bir çok gelişmiş batı ülkesinde kadınlar eğitimlerini tamamlayıp, 30lu yaşına kadar evlenip sonra aileleriyle vakit geçirmek için iş gücünden çekiliyor – part time işe giriyor, küçük esnaf vs oluyor.

 

Burada kadınların seçimleri belirleyici. erkeklerin baskısı sadece Suudi Arabistan yemen gibi sikko ülkelerde sözü edilebilecek bir şey.

 

  1. calisma hayatinda bulunan kadinlar, ayni pozisyondaki erkek meslektaslarinin kazandigi ucretin ancak 70% i kadarini kazanabilmeketedir. ucret esitligi yoktur kadinlar icin.

 

Büyük yalan.

 

http://www.washingtonexaminer.com/…/article/2580405

 

  1. ABD gibi bir ulkede dahi, zenci kadinlar, ayni pozisyondaki beyaz erkeklerin kazandiklarinin 64% unu, latin kokenli kadinlar ise ancak 56% sini kazanabilmektedir.

 

Yine büyük yalan. öyle bir şey olsaydı kapitalist şirketler asla beyaz erkek çalıştırmaz, aynı pozisyonda madem latina kadınlar aynı işi yaparak daha az para alacaklar – sadece onları çalıştırırlardı. Azıcık mantık.

 

4.An tibariyle dunyada 62 milyon kiz temel egitimden yoksun birakilmistir.

 

Bu da doğru değil.

 

Toplam 59 milyon cocuk okula gitmiyor.

http://www.uis.unesco.org/…c-data-release-2015.aspx

 

Orta ve Güney Afrika ve Güneybatı Asya (Bangladeş Afganistan Pakistan vs) da bu sayının ezici bölümü kız cocukları. Dünyanın geri kalanında böyle bir fark yok.

 

Hatta dünya genelinde okula devamlılıkta erkekler daha kötü – daha çok erkek cocugu okula başlayıp bırakıyor.

 

http://www.uis.unesco.org/…ender-education-2012.pdf (38 . sayfa)

 

  1. dunyada her yil 15 milyon kiz, cocuk gelin olarak evlendirilmektedir.

 

Bu doğru. Reşit olmadan evlilik yanlış.

 

  1. Her 5 insan kacakciligi kurbanindan 4 u kadindir/kizdir.

 

Öncelikle muhtemelen bu da yalan : http://www.theguardian.com/…afficking-enquiry-fails

hani nerde bi gösterin bakalım ?

 

Doğru bile olsa belki kimse erkekleri kaçırmıyor, ama cinayete kurban gidenlerin 90%ı erkek.

Kadınların da askerlik yaptığı yerlerde (amerika) askerde ölenlerin 99%u erkek.

Kadınların askere alınmadığı yerlerde ölenlerin 100%ü erkek.

 

(bkz: kadın cinayetleri)

 

  1. Dunya genelinde kadinlarin/kizlarin 30% u partnerlerinden bir sekilde siddet gormustur/gormektdir.

 

Fiziksel şiddet açısından kadınlar dezavantajda.

 

Ama psikolojik şiddet açısından erkekler dezavantajda. erkeklerin fiziksel gücü psikolojik gücü yanında getiriyor sanılıyor. halbuki intihar ve tanısı konmamış psikolojik hastalıkları incelediğinizde erkeklerin ciddi dezavantajda oldugu görünüyor :

 

http://www.bcmj.org/…s/silent-epidemic-male-suicide

 

8.An itibariyle dunyada 125 milyon kadin/kiz kadin sunneti kurbanidir.

 

Kadın sünneti erkeklerin değil kadinlarin bizzat kadinlara uyguladiği bir şiddettir.

kadın sünnetinin yaygın oldugu sudan gibi ülkelerde yapılan araştırma erkeklerin sünnet olmamış eşleri tercih ettiğini göstermektedir.

 

Sünnete karar veren ve uygulayanlar ailedeki yaşlı kadınlar ve yine kendileri de kadın olan sünnetçilerdir.

 

https://en.wikipedia.org/…enital_mutilation#reasons

 

  1. Suudi Arabistan’da kadinlarin/kizlarin araba kullanmasina ve yalniz dolasmasina izin verilmez. issizlik orani kadinlarda/kizlarda 34% dur. bu oran erkeklerde %7 dur.

 

(bkz: islam)

 

  1. Pakistan ve Hindistan’da her yil 2000 kadar kadin namus cinayetine kurban gitmektedir.

 

Namus cinayeti kötüdür. Ama bu cinayetlere kurban giden insanların büyük bölümünün erkek oldugu gerçeğini değiştirmemektedir. Kurbanların 78%i erkek.

 

Namustan dolayı öldürülmek kötü de, borç para yüzünden ya da trafik kavgası ya da kıskançlık yüzünden öldürülmek iyi mi ?

 

https://en.wikipedia.org/…ide_statistics_via_gender

 

  1. 2014 yili itibariyle, 74 amerikan universitesinde calisan kadinlara yonelik muhtelif cinsel taciz vakalari yasanmistir.

 

Bunların bir çoğu sahte suçlamalardır.

 

http://time.com/…time-to-end-rape-culture-hysteria/

 

  1. Dunyadaki 15-44 yas araligindaki kadinlarin/kizlarin tecavuz ve aile ici siddet kurbani olma olasiliklari, kanser, araba kazasi, savas ve sitma kurbani olma olasiliklarinin toplamindan fazladir.

 

Değil.

Bir kere neye tecavüz neye taciz dendiği ülkeden ülkeye değişiyor.

Burada “sözlü taciz” olarak sınıflandırılan bir şey isveçte “tecavüz” olarak adlandırılıyor. Isveç’in tecavüz oranı 100.000’de 60 küsür.

 

Amerikada 100.000’de 27.3.

 

Göğüs kanserinden ölme oranı 100.000’de 21.

 

Nasıl bir hesap belli değil.

 

  1. Dunya parlamentolarindaki toplam sandalyelerin yalnizca 22% si kadinlar/kizlar tarafindan isgal edilebilmektedir.

 

Kadın seçmenler erkeklerle oy vermesin o zaman ?

Amerikadaki seçmenlerin 53%ü kadın.

Kongredeki kadın temsilcilerin oranı 20%.

Obama ve Clinton’a erkeklerden cok kadınlar oy verdi.

 

  1. Abd’deki her 5 kiz/kadin universite ogrencisinden 1 i, universite dahilinde cinsel tacize ve/veya saldiriya maruz kalmistir.

 

Yani neresinden tutsam elimde kalacak. hiç girmiyorum. yukarıda time makalesini okuyun.

 

  1. S&P 500 firmalarinin yalniza %5 i kadin ceo lar tarafindan yonetilmektedir. 

 

Benden çok daha iyi anlatan birisi için (İngilizce)

 

Ayrıca : Kadınların sanatta bilimde geri olmasının sebebi

 

  1. Dunyada 50 milyona yakin kadin/kiz arzulari disinda yasadiklari yerleri terk etmek zorunda birakilmislardir. 

 

Evet. Çünkü eşleri ya öldürülmüş, ya savaşa gitmiş, ya sürgüne gönderilmiştir. Ya da eşleri de kadınlarla birlikte sürülmüştür.

 

Erkekler zevk sefa içindeyken kadınları sürmüşler gibi gösteriyorsunuz.

 

  1. Dunyadaki bilimsel arastirmacilarin yalnizca 30% u kadindir/kizdir.

 

Yine : Kadınların sanatta bilimde geri olmasının sebebi

 

 

 

Kadınlar hakkında bilinmesi gereken gerçekler :

 

(bkz: solipsizm)

 

Email aracılığıyla bana ulaşan feminist bir okuyucunun soruları ve cevaplarım:

1. Sorum: erkekten supermen olmasini bekleyen ataerkil duzen. Neden ataerkil duzeni elestrilmiyorsunuz?

Ataerkil düzen yapay bir kurallar bütünüymüş ve kötü niyetli küçük bir grup erkek tarafından yazılmış gibi düşünüyorsunuz. Öyle değil.
İnsanın evrimini başarılı kılan pratiklerin zaman içerisinde doğal olarak çeşitli birbirinden uzak kültürlerde din-kanun-gelenek olarak kurallaşmasıdır sizin “ataerkil” dediğiniz sistem.

Dinleri ele alın mesela. Dinler uyanık bir kaç adamın oluşturduğu kurallar değil. Zaten grubun yaşama şansını artırıcı pratikleri kurallaştıran ve bunu yaparken direnci minimuma indirmek amacıyla otorite olarak sorgulanamaz bir varlığı (tanrılar) gösteren bir yapı.
Gerçekten tanrı olmasına gerek yok bunun için. Homofobi ile ilgili yazıda uzun uzun anlattım. Din kuralları insanların mutluluğundan feragat ederek grubun hayatta kalma şansını artıran şeyler.
Ataerkil düzen dediğimiz, erkeği köle-kahraman olarak konumlandıran ve her zaman en iyi performe eden bireyi yükseltirken, geri kalan bireyleri grubun devamını sağlamak üzere harcanabilir olarak gören düzen de bu şekilde.

Ataerkil düzen sayesinde bu medeniyeti kurduk. Evet bireylerin mutluluğu ve hayatından feragat edildi, ama insanlık olarak grubun geldiği nokta ortada.

Feminizmin problemi ataerkil düzenin kahramanları ve sahip oldukları güce bakarak bu gücün tüm erkeklerde olduğunu farzetmesi ve güç mücadelesini tüm erkeklerin zararına olacak şekilde vermeye çalışması.
Bu da aslında güçlü olmayan çok sayıda erkeğin daha da ezilmesine ve ataerkil düzen içerisinde rekabet etmeyi gereksiz ve ödülsüz bir mücadele olarak görmesine sebep olacak.
Feminize olmuş toplumlarda bunun örneklerini son 20-30 yıldır görebiliyoruz. Örn : Amerika, Japonya, Kuzey Nordik ülkeler vs.

 

 

2. Sorum: Erkeklerin ölüm oranlarinin kadinlardan yüksek olmasini gostererek  kadin cinayetlerinin  abartildigini iddia ediyorsunuz. Sebebi ne?

Kadın cinayetleri çok küçük bir yüzdeye sahip olan bir problemi hakettiğinden kat kat fazla bir kamuoyu oluşturarak başka alanlarda güç kapmak için kullanılan bir silah haline geldi.
Kadın cinayetleri yazısında detaylı anlatıyorum, cinayetin kadın kurbanları ismen bilinirken, cinayetin erkek kurbanlarına dair istatistiki bilgiye bile ulaşmak için toplamdan kadın cinayetlerini çıkarmak gerekiyor.

Bir kadının sevgilisi eşi vs tarafından öldürülmesi elbette çok kötü. Ama erkeklerin de borç para, kıskançlık, park yeri kavgası gibi şeylerden öldürülmeleri en az aynı derecede kötü.

Uyuyan kocasını silahla öldürüp “beni satmak istiyordu” diyen başka bir kanıt göstermeyen Çilem Doğan dünyanın desteğini alarak hapisten çıktı.
Uyuyan karısını “kızımı erkeklere pazarlamak istiyordu” ya da “sevgilisiyle bir olup beni öldürecekti” diye öldüren bir erkek olsa idi ne kadar destek görürdü?

Kadının günahları affedilirken erkek otomatikman suçlu olarak kabul ediliyor ve masumiyetini ispat etmesi bekleniyor.

Kadının fiziksel olarak güçsüzlüğü toplumsal olarak büyük bir güce dönüşüyor.

 

 

3.sorum : Elinizde eski esi veya sevgilisi tarafindan öldürülmüş kac erkek var?

Karıları tarafından öldürülen erkeklerin oranı kadınlara oranla çok düşük. Elbette bunun sebeplerinin en önemlisi erkeklerin başka sebeplerle çok daha fazla öldürülmesi.
Eski eşleri tarafından öldürülen insanların sayısı her iki cins için 500 olsa,
1000 tane erkek yerine 10000 tane erkek öldürüldüğü – ama aynı süre zarfında 1000 tane kadın öldürüldüğü takdirde kadınların 50%si eski eş cinayetine kurban giderken bu oran erkeklerde 5% olacaktır.
Buna ek olarak kadının yeni sevgilisi tarafından öldürüldüğü (kadının azmettirici olduğu) durumlar genellikle bu istatistiklere dahil değil.
Global rakamlar güvenilir değil. Erkeklerin ölüm nedenlerinin istatistiğini tutan feminist watchdoglara benzer yapılar yok.

Erkeklerin 10 kat fazla cinayete kurban gittiğini Kadın cinayetleri yazısında rakamlarıyla göstermiştim.
Global cinayet rakamlarının güvenilir olmadığıyla ilgili Steven Pinker’in “Better angels of our nature” isimli kitabında detaylı bilgiler mevcut.

 

 

 

 

Yanlış sorulmuş soru

“daha da güçlü” demek gerekiyordu.

Kadınlar erkeklerden global olarak daha mutlu :

http://worldhappiness.report/…s/2/2015/04/whr15.pdf (44. Sayfa)

 

 

Kadınlar erkeklerden tüm dünya ülkelerinde daha uzun yaşıyor :

https://en.wikipedia.org/…ntries_by_life_expectancy

 

Kadınlar iş kazalarından minimum etkileniyor :

http://www.sciencedirect.com/…pii/s0001457508000791

(global olarak iş kazasında ölüm oranı erkeklerde 8.2 kat fazla)

 

Kadınlar daha az cinayete kurban gidiyor :

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/1635092

(cinayete kurban gidenlerin 76%sı erkek)

 

Kadınların çok daha büyük risk altında olduğu tek risk tecavüz suçları.

Ancak erkekler de orantılı olarak çok daha fazla sahte tecavüz suçlaması riskiyle karşı karşıya. Kadınlar gerçekten bir erkege tecavüz etse bile suçlanmıyorlar. Erkek 18 yaş altında oldugu durumlarda bile yasa gereği kadına ceza veriliyor, ancak durum tersi oldugundaki gibi toplumsal bir yaygara koparılmıyor.

 

Hatta bunun deli gibi izlenen komedi programlarında skeci yapılabiliyor :

http://www.dailymail.co.uk/…6-year-old-student.html

Düşünebiliyor musunuz Beyaz Show’da 18 yaş altı bir kıza tecavüz eden 30 yaşında öğretmenin skeci yapılabileceğini?

 

 

Erkekler ezici bir çoğunlukla intihar ediyorlar.

https://www.theguardian.com/…ntal-health-nick-clegg

Bunun sebebi genel olarak daha mutsuz olan erkeklerin sosyal stigma sebebiyle psikyatrik destek almaktan çekinmesi, korkması. Kadınlarsa herhangi bir stigmadan korkmadan depresyon anksiyete vs gibi hastalıkları çok daha rahatlıkla dile getirip yardım alabiliyorlar.

 

Sadece 6 ülkede kadınlara zorunlu askerlik var :

https://en.wikipedia.org/…ilitary_service_for_women

Dünyanın en fazla kadın askere sahip ülkesi Amerika’nın kadın savaş kayıpları 2.32%

http://usiraq.procon.org/…urceid=000671#miltfatstat

 

Kadınlar gelişmiş batı ülkelerinde erkeklerle benzer seçimler yaptıkları takdirde (kolay ve az kazandıran meslekler seçmedikleri, aile kurmak için işten ayrılmadıkları sürece) erkeklerle aynı kazanıyor, hatta bazı yerlerde erkeklerden daha fazla kazanıyorlar :

http://www.theguardian.com/…en-same-age-study-finds

 

Ailelerde alışveriş kararlarını çoğunlukla kadınlar veriyor (Erkeğin kazandığı paranın nasıl harcanacağına kadın karar veriyor):

http://www.bloomberg.com/…e1-4e59-bcda-ce536aa50bd6

 

Ezici bir çoğunlukla kadınları koruyan yasalar var. Aile hukuku ve ceza hukuku başta olmak üzere kadınlar erkeklere kıyasla aynı durumlarda (boşanma, ceza gerektiren durumlar vs) avantajlı durumdalar.

Türkçesi daha az ceza alıp, daha fazla sayıda velayet, nafaka, tazminat vs alıyorlar.

http://www.huffingtonpost.com/…r-gap_n_1874742.html

 

 

Daha uzun uzun yazarım kadınların avantajlı oldukları sürüyle alanı. Ama ne yalan söyleyeyim sıkıldım.

 

Şunu da ekleyeyim eksik kalmasın

Kadın Cinayetleri

Ataerkil toplum çok yanlış anlaşılan şeydir.

Ataerkil toplum, Orwell’in 1984 romanındaki gibi bir “big brother” modeli kurum değildir.

Ataerkil toplum, kadını baskılamayı hedeflemez.

Esas baskılamaya çalıştığı şey erkektir. Kadının baskılanması bir “yan etki”dir sadece.

 

Insan türünün erkeği, doğada varolan en yıkıcı, en tehlikeli, en acımasız avcısıdır. Tek bir erkek kendi başına yüksek miktarda yıkıma yetkin olduğu gibi (bkz: anders breivik) , bir araya gelen erkekler daha bile yıkıcı olabilmektedir. (bkz: mogol istilası) (bkz: naziler)

Öte yandan, erkek aynı kurucu, inşa edici ve keşfedicidir. Dünya’nın her yerini keşfetmiş, şehirler inşa etmiş teknolojiyi geliştirmiş, uzaya istasyon kurmuş ve cheesecake gibi mucizevi bir şeyi icat etmiştir.

 

 

 

 

Diğer bir özelliği ise tembellik ve hedonizm’e olan yatkınlığıdır.

Normal bir erkek bu 3 kutba genellikle eşit mesafededir.

En kolay ve zevklisi hedonizmdir, ama bolluk içinde yaşam şartları gerektirir. Hedonizm topluma da hizmet etmez, kaynak tüketir sadece.

Yaratmak en zoru ve kısa vadede en sıkıcısıdır. Ama topluma değer , bireyin hayatına anlam kazandırır.

Yıkım ise yaratmaktan kolay oldugu gibi sıkıcı da değildir. Ancak topluma değer katmadığı gibi değerini azaltır. Kısa vadeli değer artışı olsa bile (osmanlı ve savaş ganimetleri gibi) uzun vadede bir grubun kaynak tüketiminin faturasına başka gruplara kesmektir.

 

Peki bu 3 kutup içerisinden erkeğin gönüllü olarak yıkım ve hedonizm yerine yaratmayı seçmesini nasıl sağlarsınız?

3 yolu var.

Zorlamak, rüşvet vermek ve aile kurumu.

Zorla yaratma denemeleri, tarih boyunca gösterdi ki işe yarayan bir şey değil. Ilk problem erkek milletinin inatçılığı ve boyun egmektense ölmeyi tercih edebilmesi. Boyun egmek zorunda kalırsa bunu değiştirmek için fırsat kollaması. Değiştirecek fırsat bulana kadar da hayatta kalmak için yapması gerekenin minimumunu yapması. Potansiyeli realize eden bir sistem değil.

Rüşvet vermek – yani kaynaklara erişim (ücret-ödül) belli bir miktarda işe yarar. Bir erkeğe yiyecek, barınak ve seks verirseniz – biraz da eglence varsa yeterince mutlu olabilir. Bir noktadan sonra daha fazla kaynak (para, yiyecek vs) ile ödeme yapmak “diminishing returns” olayına sebep olacak. Yani sen adama istediğin kadar para-kaynak vermeye devam et, adam çok fazla yaratma ihtiyacı hissetmeyecek. Verdiğin kaynak ve aldığın değer lineer olarak artmayacak. Hedonizm’e kayacak.
“10 milyon dolardan sonra daha fazla zenginleşmiyorsun” gibi düşünün.

Geriye kalan yöntem “aile kurumu”. Erkek milleti eşi ve cocukları için normalde girmeyeceği yüklerin altına girer ve onların salahiyeti ve geleceği için çoğu zaman ölene kadar bir “değer yaratma” uğraşı edinir. Bu model toplum için en faydalı olandır. Toplum için en faydalı olan olduğu gibi en tahmin edilebilir ve yönetilebilir olanıdır aynı zamanda.

Ancak buradaki problem, erkeğin eşinin doğurduğu cocukların babası olup olmadığını çok yakın bir geçmişe kadar bilmesinin imkansız olması. Insan erkeği de, diğer hayvanlar gibi başka bir erkeğin cocugunu öldürebilecek bir canlı. Hatta şimdi bulmaya üşendiğim bir istatistik diyordu ki cocuk cinayetleri (ya da istismarı ya da saldırısı) ezici bir çoğunlukla kendi babası hariç erkeklerin işlediği bir suç.

O yüzden erkeğin “yaratma ile sonuçlanacak yük” altına girmesi için cocugun kendisine ait olduğuna dair garantiye ihtiyacı var.

Ayrıca, eğer sekse erişim kısıtlı değilse erkeğin sekse erişebilmek için değer yaratmasına da gerek kalmıyor.

Bu da bizi ataerkil topluma getiriyor.

Ataerkil toplumda erkeğin sekse erişimi ahlak kuralları, hukuk kuralları, toplumsal yazılı olmayan kurallar ile kısıtlanmış durumdadır.

Erkeğin sekse erişebilmesi için değer yaratabiliyor olduğunu ispat etmesi gerekir.

 

 

 

Değer yarattığını ispat eden erkek “evlenme” için yeterlilik göstermiş demektir ve evlilik dışı seks de kontrol altında olduğu için karısının doğuracağı cocukların babası olduğunun garantisi çok yüksektir.

Bu kısıtlamalar ve garantiler, erkeklerin değer yaratmasını sağlar. Bu diğer grupların aleyhine bir yıkım şeklinde de olabilir (askerlik) bizzat değer yaratarak (kaynak yaratmak, yiyecek elde etmek) da olabilir. Ancak sabit olan aileye ve yaşadığı topluma değer yaratmasıdır.

Bir erkeğin tecavüz etme, cinayet işleme, yakma yıkma talan etme ve tembellik etme güdüleri ataerkil toplumda törpülenir ve baskılanır. Çünkü bu davranışları gösteren bireyler toplumdan ayıklanır (idam, sürgün vs) üreme ve idam edilmediyse toplumdan dışlandığı takdirde hayatta kalma olanağı kalmaz.

Tekeşliliğin norm olduğu ataerkil toplumlarda her erkeği tek bir kadınla evlenecek şekilde kısıtlamak, en alt sınıf erkekler (çok fakir, özürlü, hastalıklı vs) haricindeki erkeklerin (yani erkeklerin çoğunluğunun) sekse ve aile kurumuna erişimini sağlar.
Erkeklerin çoğunluğunun geleceğe yatırım yaparak değer yaratmasını sağlar.

Bu da “free for all” modeli bir toplumda görülebilecek olan alfa erkeklerin birden fazla kadını havuzdan çıkardığı ve bir çok erkeğin kendi arasında geride kalan az sayıdaki kadın için savaştığı ve yıkıma sebep olduğu bir toplum modeline göre tercih edilecek bir modeldir.

Özetle ataerkil toplum erkeğin yaratmasını sağlayacak şekilde kısıtlanmasıdır. Kadının kısıtlanması erkeği kısıtlamak içimdir. Esas amaç değil, ikincil bir konudur.

Feministlerin anlattığı “kadınların güçlenmesinden korkan ataerkil erkek” modeli bu yüzden bir masaldır işte. Korkulan bir şey varsa o kadınlar değil, erkeklerin yıkıcı potansiyelinin ortaya çıkmasıdır.

Erkeğin ataerkil toplumun çizdiği roller çerçevesinde kısıtlanmasının medeniyetin gereği olduğunu sanırım anlamışsınızdır.

Bizler binlerce yıldır erkeklerin bu güdüsünün törpülendiği bir toplum modelinde yaşadığımız ve alternatifi görmediğimiz için büyük resme bakmak zor olabilir. Çünkü baktığınızda gördüğünüz şey hadım edilmiş erkeklerden ibaret. Yıkım ve hedonizm yüzünü nadiren görüyoruz. Gördüğümüzde de dehşete düşüyoruz. Ataerkil düzeni kötü bir şey sanan insanlar bu senaryonun “kötünün iyisi” olduğunu kaçırıyor.

Erkeklerin normalinin “yaratma kutbu” olduğunu sanıyorlar. Halbuki sistemin erkekleri daimi bir “yaratma kutbu” içinde tutmak üzere evrimleştiğinin farkında değiller. Ben size norm’u söyleyeyim – The Walking Dead dizisindeki ortam “normal”. Walking Dead gibi sınırlı kaynaklar, toplumsal kuralların ve kısıtların olmadığı bir ortamda, bu kurallarla asla tanışmamış insanların nasıl davranacaklarını hayal edin. Işte o senaryo insanoğlunun normali.

Bugün ataerkil düzenin bu dinamikler anlaşılmadan zayıflatılmasına şahit oluyoruz.

Erkekler evlilik haricinde sekse hiç olmadığı kadar kolay erişim sağlıyor (eyooo!! Feminizm ftw!!!).

 

 

 

Aile sahibi olmak, kendine yetecek miktardan daha fazla değer yaratmak için bir sebebi olmadığı için değer yaratmak bekar erkek için gereksiz ve vaktinin bir nevi ziyan olması. Mecbur olmadığı şeyi yapmıyor. Daha kolay ve eglenceli şeylerle vakit geçiriyor (bkz: porno)

Bu da batılı toplumlarda karşılaştığımız “man child” “otaku” “hikikomori” modeli erkekler. Bu erkeklere ek olarak “değmez” diyen ve MGTOW (Men going their own way) adı verilen, seks piyasasından tamamen çekilen erkekler var.

Bu erkekler toplumun ilerlemesi için yaratmayı bırakmış ya da hiç başlama ihtiyacı duymamış erkekler. Sadece kendi ihtiyacını giderecek kadar yaratan, ya da mevcut kaynaklarını tüketen erkekler.

Bu etkinin çoğaldığını düşündüğümüzde gelişmenin yavaşlayacağını öngörmek çok zor değil. Teknolojinin gelişmesi de türümünüzün dünyanın tükenen kaynaklarını düşündüğümüzde çok bir geleceği olmadığını gösteriyor. Yaratmazsak öleceğiz.

Önemli bir diğer nokta, bu tür erkeklerin (bekar, değer yaratmayan ve düşünecek ailesi olmayan) şiddete ve suça olan eğilimi.

Devletin “baba” yerine geçtiği ve kadın-çocuğa kaynak sağladığı toplumlarda, özetle erkeğe ihtiyaç kalmayan bu yüzden erkeğin evlilikte aldığı ve verdiği arasında uçurum oluştuğu noktada (zira kadının erkeği takdir etmesi, erkeğe saygı göstermesi ve evliliği devam ettirmesi için bir sebebi pek yok, en kötü ihtimal devlet evin erkeği oluyor) erkek aileyi terk ediyor.

Cocukların büyük bölümünün babasız büyüdüğü amerikadaki siyahi mahallelerde değer yaratılmadığı için oluşan fakirlik, aileyi düşünmek zorunda olmayan erkekleri suça meylettiriyor.

Bu basit bir “suçlu erkek” vakası değil. Hepsi birbirine bağlı.

Büyük yıkıma sebep olan (toplu katilam) erkeklerin büyük çoğunluğunun bekar olduğunun – altını çizeyim. Istatistiği var ama yine bulmaya üşendim.

Bu senaryo kadınlar için arzulanır bir senaryo değil.

 

 

 

Erkeklerin üretimden çekilmesi kadınlar için daha az kaynak, çocuklar için daha az kaynak, toplumun gelişmesinin yavaşlaması hatta gerilemesi, güçlü ve sorumluluk sahibi babaların yokluğunda gelecek nesillerin daha bile kötü bir iş çıkarması manasına geliyor.

Erkeklerin ataerkil rollerden uzaklaşması, yıkım ve tembelliğe sebep olacak.

Aterkil sistem hem erkek hem kadınlar için iyi. Bireyleri daha mutlu edecek daha iyi bir sistem elbette arzulanır, ancak ataerkil sistemi eleştiren kamplardan (sizden bahsediyorum feministler) gelen fikirler hem sığ, hem de büyük resmi görmekten aciz.

Teklif edilen değişiklikler (bkz: vicdani ret) gerçekçi olmadığı gibi çoğunlukla kadınların lehine ama erkeklerin aleyhine olan çözümler (bkz: pozitif ayrımcılık).

Gelin mnkym.. Sabahın 7sinde niye bu işin (bu kızla evlenmenin) saçma olduğunu anlatayım size.

 

Önce temel kavramlar.

 

Evrimsel psikoloji kitabımızını linkini verelim, merak eden açsın okusun :

http://emilkirkegaard.dk/…ary-psychology-3rd-ed.pdf

 

(131. Sayfa, ama kitabın 3. Bölümünün tamamından gelen bilgiler var)

Buna göre :

 

Kadınlar eş seçerken adet dönemi çok önemlidir.

28 günlük periyodda ilk 14 gün kadın en iyi genleri (alfa erkek) almaya çalışırken

Ikinci 14 günde ise cocuga en iyi şekilde bakabilecek erkekleri ister (beta erkek)

 

Bunun adına “alfa siker, beta hesabı öder” diyebiliriz.

 

Alfa erkeklerin (testosteron seviyesi yüksek, agresif, rekabetçi vs) cocukları babalarından gelen bu genler sayesinde hayatta kalma şansı daha yüksek çocuklardır.

Buna karşın bu alfa erkekler “çocuk yetiştirme” fazında pek bulunmazlar, aileyi terketme oranları daha fazladır.

 

Beta erkeklerin (makul, uyumlu, korumacı) ise olayı aileye bakmak, sorumluluklarını yerine getirmek, sadakat (kaynakları başka kadınlarla paylaşmama) gibi şeylerdir.

 

Şimdi gelelim 30una kadar her haltı yemiş kıza. Her halttan kasıt “sefam olsun” modeli sayıca çok partnere sahip, uzun dönemli ilişkileri beceremeyen, ekstrem denebilecek deneylerde bulunmuş (grup seks, tek gecelik ilişkiler, uyuşturucu, illegal aktiviteler vs)

 

Yoksa bekaret falan bunlar mühim şeyler değil. 30una kadar bakire kalmış kız daha bile arızadır benim gözümde.

 

20-30 arası yaşlarda bu kız 90% testosteronu yüksek, rekabetçi, özgüveni tam erkeklerle birlikte olmuştur. Kariyer peşinde koşan sebat eden sabreden “nice guy”, “nerd” modeli adamlar ise radarında görünmez bile. 23-24 yaşlarında tepe yapan ve 20-30 yılları arasına yayılan “gençlik güzellik” döneminde alfa erkekleri ya da alfa özellikleri gösteren erkekleri elde etmekte pek bir zorluk yaşamayan kız 30una yaklaştıkça bunun zorlaştığını fark etmeye başlayacaktır.

Özetle çıtayı “düşürmeye” başlayacaktır. Hangi açıdan? Genetik açıdan.

 

Ancak bu kadın zaten “alfa dul” olmuştur bile.

 

Bir nevi “nutellayı tattıktan sonra sarelleyle tatmin olmama” durumu yani.

 

30undan sonra evlenebileceği erkekler, 20lerini ekseriyetle yalnız (ya da problemli ilişkilerle) geçirmiş, kızlarla arası flört etme açısından pek iyi olmayan, ama insan olarak gayet iyi, sorumluluk sahibi, aileye kendini verecek erkeklerdir. Bu erkekler sorumluluk sahibi ve uyumlu oldukları için işleri/kariyerleri de iyidir.

 

Nutella alamayacağını fark eden kadın ufaktan sarelle raflarına bakmaya başlar özetle.

 

Ancak nutellanın tadını asla unutmayacak, herhangi bir olasılık çıktığı zaman nutella yemek için bin türlü alicengiz oyunu yapacaktır.

 

Işin acıklı yanı beyninin ön loblarının – yani bilincinin tüm süreçten tamamen habersiz oluşudur. Yani kız istediği kadar kocasını sevdiğini düşünsün, sadik kalacağini düşünsün vs. Gerçekten kadini heyecanlandiran ve işini bilen (sorumluluğu kadina yikmayan, kadinin üzerinden sorumluluğu tamamen alan, kadina ‘nasil oldu anlamadim, bir anda oluverdi’ dedirten) bir erkek bu bahsettiğimiz kadini rahatlikla elde eder.

 

Özetle alfa sikmeye beta da hesabı ödemeye devam eder.

Kadınların 99%u bu tür kadınları – yani seksi kolaylıkla sunan – erkeklerden daha çok aşağılarlar. “slut shaming” diye bir kavram var, açın bakın. Erkekler bir ortamdaki hafifmeşrep kadından, kadınların rahatsız oldugu kadar rahatsız olmazlar. Hatta cogu zaman eger kadını begenmiyorlarsa umurlarında bile olmaz.

 

Öte yandan kadınlar bu söz konusu hafifmeşrep kızları ellerindeki yegane gerçek kozu (seks) ucuzlattığı için sürekli yererler, etraflarındaki erkekleri de bu yönde etkilemeye çalışırlar.

 

Burada yazan kadınların – ki 99%u 3. Dalga feminizmden etkilenmiştir – çoğunun savunduğu model ise yukarıda anlattığım gençliğinde “parti kızı” modeli takılıp 30unda kariyeri yerinde stabil bir liman arayan kızı değil, kendi halinde yaşayan bazen uzun dönem bazen kısa dönem ilişkisi olan ama sorumluluk bilinciyle hareket eden, mutluluğu arayan, özetle aslında “kaşar” olmayan ama geleneksel kuralları pek sallamayan (erkek arkadaşıyla aynı evde yaşayan mesela) kadınları kastetmektedir. En azından yazdıklarından çıkardığım budur.

 

Bizim burada “her haltı” yemiş dediğimiz kız sizin tarif ettiğiniz kız değil.

 

Rahibeyi 0 noktasına, sokak orospusunu 100 noktasına koyduğunuz bir skalada benim tarif ettiğim kız 80-90larda duruyor.

Sizin tarif ettiğiniz kız 30-40larda duruyor.

 

80-90larda duran kızları erkeklerden çok siz aşağılıyorsunuz, siz reddediyorsunuz.


————–

30ndan sonra da her haltı yemeye devam edecektir.

 

Hayatın her alanında, geçmişte yaptıklarınız gelecekte yapacaklarınızın teminatıdır.

 

Işe adam alırken adamın cv’sine bakıyorsunuz, daha önce ne iş yapmış, bir yerden hırsızlık yapmış mı vs vs diye.

 

Evlenirken “gençliğinde çok kaşarmış ama şimdi durulmuş” demek ne kadar gerçekçi ?

 

Özetle beyler, gençliğinde kaşar olan kız 30unda sizle evlenmek için yırtınıyorsa bilin ki eskiden gördüğü ilgiyi (yaşlanması sebebiyle) görmediği içindir.

 

22sindeyken size bakmayan, 30una gelip 4-5 sene sonra iyice sarkma korkusu sarıp size yavşayan kıza hayatınızı adamanızdan bahsediyoruz.

 

Gerçekçi olun. Enayi olmayın. Bırakın başkası olsun. Emin olun onu alacak başka enayi çıkacaktır.

————————-

Insanların ne kadar saf olabilceğini hepimize gösteren kızdır.

 

Kimseyi ilgilendirmezmiş … Pfftt..

 

Kocası olacak erkeği bal gibi ilgilendirir. (80 sene yaşasa, 30unda evlense) erkek hayatının 50 senesi boyunca tüm enerjisini, sevgisini, vaktini, kaynaklarını harcayacaksa, cocuklarının annesi yapacaksa geçmişi erkeği bal gibi de ilgilendirir.

 

Bunun böyle olmadığını söyleyen bonibon beyinli feministlere ve “acaba karı düşürür müyüm” diyerek erkekliğini kapıda bırakmış beyaz atlı prenslere inanan da net gerizekalıdır.

 

Madem kimsenin geçmişi sizi ilgilendirmiyor, kaçınız bir eski hükümlüyle evlenirsiniz kendinize bir sorun.

 

Sebebi gayet basit.

 

Kadınlar sosyal alanlarda (bilim sanat spor her şeyi kapsayan şey) gerçekten çok iyi olmama seçeneğine sahipler. Kadın oldukları için zaten otomatikman bir değerleri var. Kadın olarak değerleri, kariyer değerlerine bağımlı değil.

 

Eğer erkeklerin gözünde kadınların kariyerinin bir değeri olsaydı, playboy dergilerinde koca memeli genç kızlar değil, gözlüklü yaşlı profesör kadınların ders anlatırken resimlerini görürdük.

 

Öte yandan erkeğin dış görünüşü, değerini tartmak için kullanılan donelerden sadece bir tanesi, ve çok da önemli olmayan bir tanesi. Bir erkeğin statüsü, sosyal ortamları domine etme başarısı, kariyeri, zekası ve son olarak da fiziksel özelliklerinin toplamı bir erkeğin değerini belirler.

 

Bu sebepledir ki erkekler 20li yaşlarındayken yakışıklı ve genç olmalarına rağmen 35-40 yaşlarında statü sahibi oldukları zamanlara kıyasla daha az arzulanırlar. Kadınlarda ise tam tersi geçerlidir, kadının arzulanırlığının tepe yaptığı yaş 23tür. Sonra lineer bir şekilde düşer bu.

 

Diğer bir deyişle, bir erkek bilim sanat spor iş yaşamı gibi şeylerde başarısız olmayı göze alamaz. Zira insan olarak değeri bunlara ayrılmaz bir şekilde bağlıdır. “işsizsen öl” köşesine sıkıştırılmıştır erkek. Başarısız olmak erkek için terkedilen bebek olmak gibi bir şeydir.

Öte yandan kadın evde çocuk bile baksa, bir profesörden ya da elit bir atletten ya da bilim kadınından çok daha az değerli değildir. Toplumsal açıdan insan olarak değeri aynıdır demiyorum elbette. Bir marie curie ile evde çocuk bakan naciye hanım elbette aynı değil.

 

Bu “kadınlar bu işleri beceremiyor” demek değil. Elit atletler, iş kadınları, bilim insanları vs elbette var. Ama sorunuz “neden daha fazla kadın yok” ise bunun sebebi ataerkil aile yapısı vs gibi şeyler değil. Bunlar feminist uydurması ve sadece ilkel cografyalarda geçerli şeyler.

 

Durum avrupa ve amerika’da bile hala böyle. Suudi arabistandan kaç tane bilim insanı çıkıyor ki “kadınlar az ataerkil aile ühü ühü ” diyebiliyorsunuz ? Kıstas amerika gibi tamamen feminize olmuş ülkeler olmalıdır.

 

Bunun sebebi kadınların gerizekalı beceriksiz olması erkeklerin süper olmaları değil. Sebep erkeklerin, insan olarak değerlerini ispat edebilmeleri için kariyerlerine daha büyük efor harcamak zorunda olmaları.

 

Bu yüzden her alanda – aklınıza gelecek her alandaki en iyi, elitlerin en iyisi her zaman erkek.

Hiç bir kadın yok ki erkeklerin de var olduğu bir alanda “en iyinin en iyisi” olmuş olsun.

 

Ha buna cinsiyetçilik diyecek feminaziler olacaktır.

 

Cinsiyetçilik öyle olmaz güzelim. Cinsiyetçilik en baştan “sen bunu beceremezsin” diyerek kadını (ya da kişiyi) o işe ya da eğitime vs hiç almamaktır.

Ben sana cinsiyetçiliğin alasını söyleyeyim. Şu anda bütün fortune 500 şirketler üstte saydığım sebeplerden dolayı doğal bir şekilde oluşmuş olan ve an itibariyle erkeklerin lehine olan çalışan sayısını (özellikle stem alanlarında) kadınlar lehine çevirebilmek için faşist bir pozitif ayrımcılık uyguluyorlar.

Ben bir erkek olarak 8 yıldır çalıştığım şirkette son 5 yıldır yaptığım işi bıraksam ve ertesi gün tekrar işe başvursam benim cv’me bakıp “oo bu adam bu işi 5 sene yapmış zaten” demeyecekler, bu işi hiç yapmamış olan, benden daha deneyimsiz, belki daha kötü bir okul bitirmiş bir kadını işe alacaklar. Sadece kadın olduğu için.

 

Işte esas cinsiyetçilik budur.

 

 

 

 

 

Bir insana anlatabileceğin miktar, onun sadece zekasıyla değil, ön kabulleri, içinde yetiştiği kültür, popüler görüşler ve konfor alanı (comfort zone?) Ile sınırlıdır.

 

Nasıl bir müslümana talak suresi 4. Ayeti anlatmak ve niye yanlış olduğunu göstermek zorsa, disney masallarıyla ve yanlış anlaşılmış cinsiyet rollerine dayalı politikalarla, telkinlerle büyümüş 2nci hatta 3üncü nesle bazı şeyleri anlatmak o denli zor.

 

Zor, zira kendim de bu sonuçlara varırken başka açıklamalar bulmak için kıçımı yırttım. Ama fotograf belli.

 

Kadınlar mutsuz. Depresyon oranları ortada.

Erkekler daha da mutsuz. Intihar oranları ortada.

 

Bunun sebepleri

 

1-endüstri devrimi neticesinde evden uzakta çalışıp vaktini özellikle erkek cocuklarından ayrı geçiren babanın ailedeki rolünün bir nevi bankamatiğe indirgenmesi. Erkek cocukların rol model eksikliği.

 

Daha önce tarlada, zanaatkarlık yaptığı yerde çalışan erkekler cocuklarının daha cok etrafındaydı. Cocuklar baba ve amcalarına dayılarına bakarak erkek olmanın ne demek oldugunu görerek öğreniyordu. Aile babası olmak ne demek, erkek olmanın ne tür fedakarlıklar gerektirdiği gibi şeyleri bizzat bunu yapan erkeklerden görüyordu. Zamanı gelince kendinden bekleneni de çok rahat bir şekilde yapabiliyordu.

 

Endüstri devrimi yetişkin erkekleri fabrikaya, madene ve cocukların gelemeyeceği diğer işlere (ofis vs) yöneltti. Cocuklar okula , erkekler akşama kadar işe gitti. Tüm gün cılkı çıkan erkekler eve geldiğinde bırak cocuga rol model olmayı, günün yorgunluğundan karısıyla muhabbet edemez oldu. Kendi ailesine yabancılaştı. Cocuk büyüyünce yapması gereken şeyin eşek gibi çalışıp eve gelip uyumak oldugunu zannederek büyüdü.

 

2-ekseriyetle kadınlar etrafında büyüyen (evde anne, okulda bayan öğretmen) erkek cocukların yetişkin erkek olmanın ne demek oldugunu anlayamadan evlenmesi, ve anne kucagından karısının kucagına transfer olması. Bu cocuk büyüyüp evlendiğinde karısından koşulsuz ve sonsuza dek (disney modeli) anne şefkati ve sevgisi beklerken, kadın yetişkin vücudunda bir cocukla muhattap olmak zorunda kalıyor.

Her iki taraf da yanlış beklentilerle girdiği evlilik müessesesinde mutluluğu bulamıyor. Kandırılmış hissediyor.

 

3-kapitalist düzen. Kadınların annelik ve ev idaresi rolünü yeterince verimli (karlı) bulmayan düzen, kadınları da iş gücüne katarak kadınlara maskülen bir görev yükledi. Kız ve erkek cocuklar , milyon yıllık evrimsel farklar göz ardı edilerek sanki aynıymış gibi yetiştirildi ve bu cocuklardan aynı şekilde performans göstermeleri beklendi. Rekabetçi ve zorlayıcı iş ortamı, meselelere erkeklere nazaran duygusal yaklaşan kadınları çok mutsuz ediyor.

 

4-kapitalist “iş gücünün 2 katına çıkarılması” planının uzantısı olan feminizm. Feminizm fırsat eşitliği olarak başlayan ama sonrasında hızını alamayarak dünyayı feminen bir hale getiren bir hareket oldu. Fırsat eşitliği ve meritokrasi modeli gayet hümanist ve medeni bir yaklaşımken “pozitif ayrımcılık”, “erkek utandırma” “tecavüz kültürü” “büyük ataerkil komplo” gibi saçmalıklar makul ve gerekli şeyler gibi gösterildi. Erkekler sanki nazilerin günahlarını taşıyormuşcasına başka erkeklerin yaptığı hatalardan dolayı komple sorumlu gösteriliyor. Aha bu başlık da güzel bir örneği. “erkek olmaktan utanıyorum” yazan sürüyle erkek var her tecavüz-cinayet vakasında. Erkek olmak kötü bir şey değilken bu baskı, erkeklerin erkek gibi davranmasını engelliyor, kadınlar da sümsük cocuk gibi mızmız erkeklerle mutlu olamıyorlar. Mantıken mutlu olmaları gerektiğine inanıyorlar, ancak cazibenin, çekiciliğin pazarlığı olmuyor işte.

 

Istediği erkeği elde edebilecek olan film yıldızlarına, şarkıcılara bir bakın bakalım hangisi duygusal, hassas, hisleriyle barışık, narin erkeklerle beraber, hangisi hakikaten erkeğe benzeyen erkeklerle beraber? Hepsine sorsanız üstteki narin erkek tarifini verir. Yanındakine bakın spartaküs.

Özetle elimize olan şey şu :

 

Acımasız ve vahşi kapitalist iş dünyasinda rekabet etmek zorunda kalan ve ya cocuk yapmayan ya da yaptiği cocuga istediği kadar vakit ayiramayan bu sebeple mutsuz olan kadinlar.

Mutsuz kadınlarla evli oldugu için sekssiz yaşayan, sürekli ipte yürüyerek düşmemeye çalışan ve gün boyu çalışarak harcadığı zaman ve kazandığı para, sağladığı olanaklar takdir görmeyen, kanıksanan üstüne dırdır çeken , gizlice depresyona giren ancak toplumdan gelen “erkek adam bunalıma girer mi, gel meyhaneye gidelim” yorumlarıyla doktora gitmesi engellenen (al sana cam tavan) ve depresyon tedavi edilmediği için intihar oranları hayvan gibi artmış olan erkekler.

 

Burda atar tutarken bazı mallar gibi yüzeysel “ataerkil ühüh ühü ” diye atıp tutmuyoruz. Bu işlere kafa yorduk. Mesaimizi yaptık. Gözlemimizi deneyimizi yaptık. Bugün bulunduğumuz nokta öyle basit bir çözümü olan bir problem değil. Çok kompleks ve belki de asla çözülemeyecek bir problem.

 

Bir erkek olarak yapabileceğimiz şey, problemi anlamak, gerçekleri görmek ve bunun bizi minimum etkilemesini sağlayacak önlemler alıp stratejiler geliştirmek olabilir. Yoksa dünyayı değiştirmek gibi bir şey disney filmlerinde olur ancak.

 

————————————————–

Hala kurban hep kurban daima kurban.

 

Zihinsel rahatlık lazımmış bilim için sanat için.

 

Kızım..

 

Erkekleri öldürüyolar yahu? Tarihte fikirleri için öldürülen kaç kadın var? Kaç erkek var?

Kadınları saysan sayılır. Erkekleri sayalım ? Ömrün yetmez.

 

Erkek hayatı harcanabilir. Önce kadınlar ve çocuklar. Erkek öldü mü istatistik. Kadın öldü mü kadın cinayeti.

 

“erkek kendini savunabilir – kadın savunamaz”..

 

Lan keko, erkek kendini savunabildiği zaman öldürülmüyor işte. Savunamamış ki öldürülmüş.

 

Bunu kadın cinayetini savunmak ya da hafifletmek için söylemiyorum.

 

Ama dünya genelinde cinayetlere bakarsak erkek ölümleri ezici çoğunlukta. Demek ki kendini savunamayan erkekler var.

 

Global istatistik -2011 rakamlarına göre cinayet kurbanlarının 80%i erkek (138. Sayfa)

http://www.unodc.org/…_global_homicide_book_web.pdf

 

Intihar oranlarında da erkekler açık ara önde. Https://en.wikipedia.org/…er_differences_in_suicide

Bu öldürülen erkeklerin tamamı uyuşturucu satıcısı mafya hırsız it ugursuz,

Öldürülen kadınların tamamı da eski kocasının kurbanı di mi ?

Dünya feminize olmuş, hala ataerkil hala ataerkil.

Biz erkeklerin anası zikiliyor, gıkımız çıkmadığı gibi 100-200 sene önceki vaziyetin utancı bize yükleniyor “pis ataerkiller” diye.

Kadınlar bi zahmet götünü kaldırsın, bilimde sanatta iş yaşamında erkeklerle yarışsınlar.

Yaptığı işi iyi yapan kadınlar pekala ciddiye alınıyorlar. Bu başlıkta sayısız örneği var.

Ben kadın düşmanı değilim. Ama göte göt diyorum.

Eyyorlamam bu kadar.