Mesaj ya da maille gelen sorulardan bazıları ve cevaplar. Güzin Abla mode on. Sorular yer yer kısaltıldı özet geç piçlendi.


Soru: Yurtdışına çıktım, 1 sene buradayım, acaip oneitis oldum, ama bunu atlatmak için GFTOW (go fuck 10 other women) yapamıyorum çünkü zaten bunu yapabilecek olsam oneitis olmam. Ne yapmalı? Eskorta mı gitsem?

Skeptico the Übermensch: GFTOW içinde eskort sayılmaz. Hatta eskorttan uzak dur, bin türlü hastalık var, çok riskli.

Bu arada 10 taneye de gerek yok, 1-2 tane zaten işin 80%ini çözüyor.
Ne kadar erken durumu kabullenir, derslerini çıkarır ve reaksiyon planını devreye alırsan o kadar hızlı bir şekilde mevcut durumundan faydalanmaya başlarsın.

RP’yi ilk bulanların en büyük yanlışı şu : sanıyor ki ben XYZ işlerini başardıktan SONRA insanların (kadınların) gözünde değerli hale geleceğim.
XYZ artık para olur, badi yapmak olur, statüyü yükseltmek olur vs.
Ama o işler tamamlanana kadar sürekli analiz-teori vs kasıyorlar. Sanki bir sabah uyanacak “evet artık oldum” diyerek ortamdan ortama koşturacak.

Halbuki bu iş öyle değil. XYZ hedef evet, ama okuldan mezun olmak gibi değil. 6 sene tıp okumadan kimseye doktorluk yaptırmıyorlar – ama daha 1. sınıftaki adama “ya başım ağrıyo ne içeyim” diye sorabilirsin. Bu şekilde bak olaya. Henüz kafanda olmayı umduğun adamla aranda 5-6 sene olabilir. Ama sen 5-6 sene monk mode yapayım sonra piyasaya çıkayım dersen ölene kadar monk mode kalırsın. Çünkü bu iş 90% pratik, deneme yanılma, deneyim etme, tekrar etme üzerine kurulu. Enstrüman öğrenmek gibi. Piyano ile ilgili 40 tane kitap bitirsen de oturup çalmadıktan sonra çalamazsın. Oturup baştan teker teker saçmalaya saçmalaya piyanodan bozuk ses çıkararak öğrenmen gerekiyor.

Dotayı kapat, dışarı çık, saçmala, batır, reddedil, biraz utan, bu aşamaları hızla atlat. Çünkü kaçışın yok.


—————-

soru: Hocam selamlar. Red Pill hareketi belli kısım sınıflara ait bir durum mudur? Ya da doğrudan maddiyatla ilgili midir? Özet geçeyim; orta üst sınıftan değilsen ya da kalburüstü zengin değilsen hapı alıp, uygulayamaz mısın?

Skeptico the Wise: Hayır, hatta zaten şanslı doğmuşsan kırmızı hap’a ihtiyaç duymadan yaşayabilirsin bile. Bu şanslı doğan erkekler kırmızı hap kaidelerinden muaf demek değil, ama statüleri sayesinde daha alt statüdeki erkekler kadar acımasızca deneyimlemiyorlar dünyayı. Var olan kadın-merkezli söylemler ve sosyal kurallar dahilinde, senin dezavantajına olan şeylerden bir miktar muaf olabilirsin. Öte yandan Elon Musk’ın bile alfa dullar tarafından terk edilip gözyaşlarına boğulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kimse muaf değil.

Erkekler kadınlar gibi doğurganlığı ispat eden özellikler değil (dar kapsam) çok geniş bir skalada değerlendirildiği için (statü, bilgi, IQ, boy, pos, ses tonu, geçmiş başarılar, sosyal bağlantılar, tahsil, varlık, para kazanma potansiyeli vs.vs.) orta üst ve üst sosyo ekonomik sınıfa doğan erkekler bu özelliklere diğer erkeklerden daha kolay erişiyorlar. Bu da cinsel değerlerini – en azından ilişkiye girilebilir/girilemez değerlendirilmesinin yapıldığı aşama için- yükselten bir şey.
Y.dışı ünv’de okumuş, enstrüman çalan, 3 dil konuşan, 30 küsür ülke gezmiş, ilginç hobileri olan adam bunları ailesinin parasıyla görece daha kolay elde etmiş olabilir.
Bu üstteki adam Eskişehir’de okumuş, İstanbul’da ev arkadaşıyla yaşayan beyaz yakalı, türkçe altyazılı dizi izleme seviyesinde ingilizce bilen, hobisi Dota2 ve futbol olan adama göre çok daha avantajlı. Ancak üstteki adam yine maskülen özelliklerine göre değerlendirilecek ve eğer bu özellikler açısından zayıfsa (beta bir meriç ise) “gerekli bir can sıkıntısı” olarak tolere edilecek ve “ATM koca” olarak sistemdeki yerini alacak.

Tahmin edersin ki bu da çok arzulanan bir senaryo olmasa gerek. Karından sürekli azar yerken ister BMW kullan ister skoda kullan ikisi de kötü.

Alakalı yazı : Parayla her kadının elde edilebilmesi

————-
Soru : lisedeyim, hoşlandığım cocukla direk gittim tanıştım – ufaktan muhabbet ettik ama şimdi bir uzaklaştı, öte yandan da etrafımda dolanıyor – napıcam?

Master Skeptico :

Birinin bir şeyi niye yaptığını tam olarak anlaman zor. Yapabileceğin şey ancak bir çok hareketini değerlendirerek ortaya bir “toplam büyük resim” çıkarıp ona göre yorum yapmak.
Spesifik olarak tüm ufak olayları ele almaya çalışırsan işin içinden çıkamazsın ve elindeki limitli bilgiyle zaten varacağın sonuç da yanlış olur.

Hoşlandığın çocuğun da lise öğrencisi olduğunu, 99% şuursuz bir salak olduğunu da unutma. Bu cocuk özelinde değil, erkekler böyle. Boşuna “deli-kanlı” denmiyor.

Bir ufak nokta, kızların erkeklere yaklaşması nadiren görülen bir olay ve bu yüzden erkek nasıl davranacağını kestiremiyor olabilir. Bu noktada yapılabilecek – ve normalde lisedeyken benim şahsen gözlemlediğim şey – kızlar, bir başka kız arkadaşları aracılığıyla erkeğin arkadaşını dolduruşa getirir “Ahmet’e söylesene Burcu’ya yazsın. Mis gibi kız.” gibi tüyolar verir, ufaktan baskı kurar ve ahmet’in reddedilmeyeceğine neredeyse garanti vererek Ahmet’in Burcu’ya yaklaşması sağlanır. Böylece hem Erkek “kontrol bende” modunu kaybetmemiş olur, kız da erkeğe yaklaşarak dinamiği bozmamış olur.

Bu kariyer gibi değil, spor gibi değil, hırslı davranan, özgür güçlü istediğini alan, tuttuğunu koparan kız modu çekici değil, tedirgin edici ve şüphe uyandırıcı. Daha feminen, daha geleneksel romantik olarak görünmeye çalış ilişkilerinde. İş-kariyer-okul ve aşk hayatı bambaşka kuralların geçerli olduğu alanlar. İş hayatında okulda erkeklerle rekabet ederken erkek gibi davranman gerekebilir, ama aynı davranışı ikili ilişkilerde kullanmak hayal kırıklığı yaratır.


Soru: Erkeklerin zeki kadın sevmeme olayını dikkatli bir şekilde 2 kere okudum ve biraz arada kaldım diyebilirim. Söylediginiz daha az zorlayıcı bir kadını tercih etme içgüdüsü çok mantıklı ve tutarlı. Ama kafamı karıştıran ve beni de zeki kadınları çok daha fazla tercih etmeye iten bir nokta var ve bunun içinden pek çıkamadım. Zekanın X kromozomu üzerinden aktarılan bir özellik olduğu çoklukla savunulan bir şey oldugu, göz önüne alındıgında daha nitelikli ve hayatta kalma ihtimali daha yüksek bir çocuk yapma içgüdüsünden dolayı zeki kadınlara yönelmemeiz gerekmez mi ?

Skeptico The Çok aşırı derece seksi bişey : Buradaki önemli nokta hipergaminin tatmini. Erkek hemen hemen her açıdan hipergamiyi tatmin etmiyorsa, kadın en büyük silahı olan zekasını erkeğin gerçek değerini anlayabilmek için son derece yoğun kullanacaktır. Çok zeki ama aynı zamanda hipergami eğilimini çok güzel bir şekilde tatmin eden bir erkekle birlikte gayet mutlu mesut yaşayan sürüyle kadın var. O yazıdaki odaklandığım nokta bir erkeğin niye zeki bir kadın istemeyebileceği sorusunun cevabı. Bu bir reçete değil – bu bir tarif, bir açıklama. Yani erkeklere “gidin salak kızla birlikte olun kafanız rahat etsin” demiyorum. “Akıllı kadın tercih etmeyen adamın muhtemelen motivasyonu bu şekildedir” diye durumu anlatıyorum.

Benim önerim ise, erkek olarak kıçını kaldır, bir çok açıdan kendini geliştir, az miktarda kadının değil, çok sayıda kadının hipergami eğilimini tatmin edebilecek bir noktaya yüksel ki – kadının akıllısı ile birlikte olabilme lüksün olsun. Tam türkçe karşılığı yok ama ingilizcede “to be able to afford” kalıbı tam karşılıyor. Yani sen yeterince değer sahibi olabilirsen, kadın seni sürekli test etme ihtiyacı duymayacak, test ettiği zaman da hafif testlere tabi tutarak değerini teyit edecek ve rahatlayacak. Zekası senin altını oyan bir şey olmayacak, senin de belirttiğin gibi aileye artı değer kazandıran bir şey olacak.

Özetle olaya kıçındak bakmayı bırak. Olay aptal kız bulup rahat etmek değil. Olay akıllı kadınlarla birlikte olabilecek kadar iyi olabilmek. Bu yüzden pick up artistlik ile Red Pill ayrı şeyler.

Soru: Üç beş insandan saygı görcem, bikaç kadınla beraber olcam (ya da ilgisini kazancam) diye veyahut sırf hayatta bir vizyonum var diyerek kendimi kandırmam gerektiğini anlayamıyorum. Boş bir uğraş sanki. Niye bunları yapayım ki?

Grandmaster Skeptico:

RedPill sana “XYZ yapman lazım” demez.
Red Pill sana “bu işin kuralı bu, X istiyorsan Y yapmalısın, Z istiyorsan Q yapmalısın, T istiyorsan P yapmalısın” şeklinde bir tanımlama yapar.
Yani sana bir yol haritası verir, ama o yolu takip edip etmemek senin vereceğin bir karar.

RP hayatta bazı şeyleri gerçekleştirmek isteyen, ama bu şeyleri klasik yol haritası ile gerçekleştirememiş veya bunu gerçekleştiremeyeceğini fark eden erkeklere realiteye dayalı bir yol haritası veriyor. Bir çekiç. Bir din değil bir felsefe değil. Çekiçle ne yapacağın tamamen sana kalmış.

Benim sürekli “şunu yap bunu yap” yazmam seni yanıltmasın. Bu öneriler-tavsiyeler erkeklerin büyük çoğunluğunun istediği şeyleri istediği varsayılan bireylere yönelik. Bu nedir? Kadınlarla arası iyi olsun, ilişkilerinde tatmin olsun, kendisinden istifade edilmesin, sömürülmesin, sosyal statüsü iyi olsun saygı ve takdir görsün vs.

Bunları istemeyen, bunları “harcadığım efora değmez” diye gören birisi için RP ansiklopedik bilgiden öteye geçemez. Sana motivasyon vermez. Zorlamaz. Olanı anlatır, belli sonuçlara gitmenin en gerçekçi yoluyla ilgili yorumlar yapar.

Oraya gidip gitmemek tamamen senin kararın ve sorumluluğun. “Ben buna kasmam” diyor, sorumluluğunu alıyor, ileride zaman geçip pişman olduğunda “bu benim seçimim sonuçlarına da katlanırım” diyebiliyorsan benim için hava hoş.

———-

Soru :

Alfa erkek istediği kadını elde edebilen, cinselliğe her zaman erişebilen erkek olduğu için alfa erkekler (ya da benim yaş grubum (25-27) dolayısıyla yaştan ötürü ilişki olgunluğuna erişememe durumu, bilmiyorum) ciddi ilişkiler istemiyor.

Skeptico: Çünkü seçenekleri var. Önünde açık büfe olan adam her gün tabldot yemeye razı olur mu?

İlişki istediğim 5-6 erkekte de aynı sorunu yaşadım.

Skeptico : önemli kelime “istediğim”. Yani sana çekici gelen. Yani başka kızlara da çekici gelen. Yani seçenekleri olan.

Aynı anda birden fazla kadınla cinsel münasebet içinde olup aralarından kafalarına en uygununu zamanla seçmek istiyorlar ve karşıdaki kişiden emin olmadan haremlerinden vazgeçmiyorlar, cinsellik olmadan da tanıma süresi vermiyorlar doğal olarak.

Skeptico : Seçenekleri olan erkek için önce cinsellik sonra ilişki gelir. Yatmayacağımız kadar çekim duymadığımız kadının kişiliği ile pek ilgilenmeyiz. Yatmaya değer bulduğumuz kadınların da bir çoğunun kişiliği “tolere edilebilir/edilemez” seviyesinde ilgilendiğimiz bir konudur. Nadiren de hem yatmaya doyamadığımız hem de varlığından memnun olup normalde de birlikte olmak istediğimiz kadınlarla karşılaşırız, onlar da uzun vadeli ilişki-evlilik vs olur.

Bunu seçenekleri olmadığı için, seks elde edebilmek için doğrudan uzun süreli ilişki kartını oynayan erkeklerin davranışıyla kıyaslamanı öneririm.

Kadın cinsellik koşulunu sağlarsa da bir nevi harem kategorisine atılmış oluyor ve ciddi ilişki beklentisiyle tek adama yatırım yaparak cinsellik sunuyor.

Skeptico : Seçenekleri olan adamı şirket gibi düşün. Şirkette çalışmaya başladığın ilk gün sana CEO koltuğunu vermiyorlar – önce fotokopi çek diyorlar. Seks=fotokopi. Uzun vadeli ilişki/evlilik de CEO koltuğu. Seçenekleri olan erkekler için uzun vadeli ilişkiye bir nevi “terfi” etmek gerekiyor. Uzun ve dikkatli bir eleme aşamasından geçiyor yani kadın. Bu süre zarfında da fotokopiyi mükemmel seviyede çekmeye devam etmesi gerekiyor. Adam yıllarca sürecek bir ilişkide kadına kendini adayacak. 6 ay sonra sönen bir cinsel hayat on yıllar sürecek bir birliktelik için sence de yüksek bir bedel değil mi?

Cinsellik koşulunu ilişki dışı sağlamazsa da “ciddi ilişki istiyor” mantığıyla iletişim kopuyor. Sizin tanımını yaptığınız “evlenilecek kadın” (a.k.a. bakire ya da az ilişkisi olmuş) ya kişiliğinden ödün vermek zorunda kalıyor ya da ilişkiyi başlatamıyor ve fırsat kaçıyor.

Skeptico : Tam değil. Zira kafası çalışan adam tüm kadınların yeterince iyi bir erkekle ciddi ilişki istediğini bilir. Bu noktada 99% olan şey “staj yapmadan hemen CEO olmak istiyor” anlayışı. Dandik şirketlere hemen CEO olabildiği için (seçeneği olmayan vasat erkekler) arzuladığı şirkette de (seçenekleri olan erkek) CEO olabileceğini sanıyor kadınların bir çoğu. Öyle değil ama realite. Değerinin farkında olan erkek titizlikle eliyor seçenekleri.

Cinsiyetlerin ayrı strateji gütmesi yüzünden ideal bir ilişki kavramı yok gibi geliyor bana. Çünkü arzu duyamadığım insanlar ciddi ilişki istiyor(arzu olmadığı için bu tarz bir ilişkiye evet demek istemiyorum ve karşımdaki kişi de bu ilişkiye yatırım yapsın istemiyorum), arzu duyup ilişki çerçevesi içersinde (tek eşli mantık) birlikte olmak istediğim insanlar da ciddi ilişki istemiyor, fuckbuddylikten ilişkiye evrilirse evrilir mantığındalar.

Skeptico : Yukarıda anlattığım şeyi zaten kendin de yazmışsın. Senin arzu duyduğun erkekler yüksek statülü, yüksek değerli doğal olarak da seçenekleri olan, bir çok kişinin CV yolladığı ve herkesin stajyer olmaya razı olduğu şirketler gibi. Senin arzu duymadığın erkekler de “hemen gel yarın başla CEO ol” diyecek Ahmet A.Ş. gibi ufak kobiler.

Fuckbuddylik kavramı olmadan da kadınları tanımaya/vakit geçirmeye çalışmıyorlar. Böyle bir durumda nasıl sağlıklı ilişkiler kurulabilir?

Skeptico : “sağlıklı ilişki” kavramınla benim sağlıklı ilişkiden anladığım şeyler çok farklı muhtemelen. Senin sağlıklı ilişki diye tanımladığın şey kadınların eşleşme stratejisinin var olmadığı, romantik, karşılıklı çekimin olduğu, strateji kaygısı güdülmeyen uzun vadeli ilişki.

Bu ilişki hayal ürünü. Gerçek dünyada böyle bir ilişki yok. İnsanoğlu nasıl beslenme için stratejiler geliştirdi ise (besin değeri düşük, zehirli ve zararlı şeyleri yemeyecek şekilde tiksinti geliştirirken, tat duyumuz bunları iğrenç bulacak şekilde gelişmişken besin değeri yüksek olan şeker-yağ-protein gibi şeyleri lezzetli bulacak şekilde evrimleşmişiz) eşleşme için de stratejiler geliştirdik. Bundan kaçmaya çalışmak çakıl taşını lezzetli bulmaya çalışmak gibi bir şey. Yapabileceğin şey bunları iyi anlayıp, ona göre adapte olmak. Niye çekim duyduğun erkeklere çekim duyduğunu anlamak, bu özelliklerin ne kadarını minimumda barındıran ama aynı zamanda uzun vadeli ilişkiye razı olacak kadar da seni çekici bulan bir erkeği nasıl tanıyacağını öğrenmek, kırmızı bayrakları iyi anlayıp fark etmek, kısa ve uzun vadeli ilişkilerde neyin senin faydana olacağını iyi anlamaktan başka çok bir seçeneğin yok. 

Sağlıklı ilişki, maskülen ve feminen özelliklerin dengede olduğu, sorumlulukların doğamıza uygun paylaşıldığı, nehrin akması gibi engelsizce ve rahat bir şekilde akan ilişkiler. Bunlar da insan türünün uydurulmuş romantik ve ahlaki özelliklerine inanarak değil, bariz bir şekilde ortada olan eğilimlerimizi anlayarak elde edilebilecek şeyler.

Ek cevap :

Soru arem kategorisindeki garibim fotokopiciler de sürekli beklenti/anksiyete içinde oluyor, karşısındaki erkeği sevdiğinden ve yatırım yaptığından iletişimi kesemiyor, kadın doğasının normali monogami olduğu için sürekli mental olarak yıpranıyor ve iletişim bittiğinde evlenilecek kız modeli ”eğlenilecek kız modeli” kategorisine atılmış oluyor.

Bu doğru değil. Kadın için ikili eşleşme stratejisi vardır. 
En iyi genler (alfa özellikler) barındıran erkek
En iyi kaynak sağlayıcı (beta özellikler) barındıran erkek. 
Nadiren bu iki özellik aynı erkekte arzulanan miktarda bulunur. Çoğu zaman biri için diğerinden feragat edilir. Alfa özellikleri bol olan adamın beta özellikler göstermesine çok gerek kalmaz. Bu erkek ancak ve ancak kendisi bir aile sahibi olmak isterse, sağlayıcı rolünü üstlenmek isterse bunu verir. 
Beta özellikleri baskın erkek ise, alfa tarafını yeterince karşılayamadığı için beta özellikleri sayesinde çekici olmaya çalışır – bu onu çekici olmaktan işe yarar olmaya doğru yaklaştırır skalada. 
Erkek için kadınla kısa ya da uzun vadeli ilişkiye girme isteği yaratan en büyük belirleyici doğurganlık özellikleri. Diğer deyişle ne kadar güzel olduğu, genç olduğu, sağlıklı olduğu. 
İyi genlere sahip olduğu gibi sağlayıcı olarak da başarılı olan erkek özelliklerinin izin verdiği en doğurgan kadının (en güzel) eşi olabiliyor. Karşılıklı bir seçme söz konusu. 
Yüksek doğurganlık özelliklerine sahip olup, caydırıcı yanları minimum olan kadın (güzel genç sağlıklı olup aynı zamanda manyak olmayan, sadık ve ailevi yanı güçlü, zeki vs) da bu özelliklerinin yettiği oranda iyi erkeğin eşi olabiliyor. 
Bu da bizi acı gerçeğe getiriyor. 
Eğer bir erkek seni uzun vadeli ilişkiye değer görmüyor ise, senin yapacağın herhangi bir yatırım zaten bunu pek değiştiremez. Haremi dağıtacak kadar adamın gözünde güzel ve feminen değilsen, yapabileceğin sonradan kazanılmış becerilerinin bunu değiştirmesi çok çok zor. 
Bu özelliklerin etkileyeceği erkekler, zaten yeterince güzel olmadığını gören, ve bu durumu “ama 3 dil biliyor, bilmemne mezunu… vs” diyerek aslında çok da önemli olmayan özelliklerini öne sürerek arayı kapattıran, bunu da esasen kendi egosunu korumak için yapan erkekler oluyor – yani senin esasen çekim duymadığın ama işe yararlığı oranında birliktelik kurmaya razı olacağın erkekler. 
Erkekler için buradaki avantaj arzuladığı türde kadınların dikkatini çekebilecek seviyeye kendini yükseltebilir. Statüsü yükselebilir. 
Ancak kadın için bu statü 22-23 yaşlarında zirve yapıyor, sonra yavaş yavaş yaşla birlikte bu statü düşüyor. Yani kadın erkeğin çalışarak elde ettiği statüyü bedavaya alıyor (güzelse – değilse zaten süper şanssız) ama bu statü yüksekliği geçici ve bunu uzatmak için yapabilecekleri az. 
O yüzden zaman senin aleyhine işliyor. Doğurganlık özelliklerini çok fazla kaybetmeden mevcut özelliklerinin müsade ettiği maksimum oranda bir erkekle uzun vadeli birliktelik kurmak bence önceliğin olmalı. Çünkü arzuladığın tipte erkekler artık sadece sana daha da ulaşılmaz olacaklar yaşlanmaya devam ettiğin için. 
Kırmızıhap’ın kadın versiyonu da bu işte. 

Alakalı yazılar :

 

Mesajla “ekşideki the red pill başlığındaki entrylerine ulaşmak istiyoruz” diyen arkadaşlar için. Önemli gördüklerim altta copy paste.

Format falan hak getire.


çok yanlış anlaşılmaya müsait bir şeydir. o yüzden yeni gelenlere “2 gün okuyup sağda solda konuşmayın tecavüzcü damgası yersiniz hayatınız kararır” derler.

red pill – blue pill hepinizin bildiği matrix modeli “güzel masallar mı acı gerçekler mi” sorusunda “acı gerçekler”i seçmeyi temsil eder. ve redpill genel olarak “manosphere” adı verilen çeşitli forumlardan sadece bir tanesidir.

acı gerçekleri kabul etmenin tıpkı ölümcül hastalarda olduğu gibi 5 aşaması olduğuna dair açıklamalar var.

1-kabul etmeme. yadsıma. yok öyle bişey deme. (bkz bir üstteki entry)
2-kızgınlık. sorumluluk alarak neyi yanlış yaptığını anlamak yerine karşıdakini (kadınların tamamı) suçlamaya başlama (bkz bir üstteki entry’nin hedef aldığı kitle)
3-pazarlık. “ya tamam haklı oldukları yanlar var, ben işime geleni, yapabildiğim kadarını yaparım, hayatım süper olmasa bile 1-2 gömlek iyileşir.
4-depresyon. “en anlamı var ki? hiç kimse beni istediğim şekilde sevmeyecek. asla istediğim gibi mutlu olamayacağım. mna koyayım böyle dünyanın”.
5-kabullenme. “tüm verilerin gösterdiği şey bariz ve kaçınılmaz. o halde buna adapte olmalıyım. ‘kendin gibi ol’ modeli takılıp vasat bir hayat yaşayacağıma potansiyelimi gerçekleştirmek için çalışmalıyım”

ve esasen red pill’deki 1000lerce “kızgınlık” mesajının arasında gerçekten kıymetli olanlar, 5. aşamaya gelip kendini gerçekten geliştirmiş insanların yazdıkları postlar.

felsefe, pratik bilgiler, taktik ve stratejiler sadece ve sadece 5. aşamayı aşmış ve bir süredir bu aşamada yaşayıp sonuç almış kişilerden alınmalı.

nasıl 3 ay önce ilk kez yumurta kıran birisinin yazdığı yemek kitabını okumuyorsak, 3 michelin yıldızlı şef’inkini okuyorsak, hayat felsefesi, kişisel gelişim ve benzeri konularda da ergen kızgınlığıyla yazılan şeyleri baz almamak lazım.

red pill’i merak edenler gidip günlük reddit postlarını okumamalı. redpill’i merak edenler aynı sayfanın solundaki “new here?” başlığı ve altındaki “theory reading” kısmından başlamalı. ancak belli bir perspektif kazanıldıktan sonra genel günlük postların ne manaya geldiği anlaşılabiliyor.

peki bahsettiğim acı gerçekler ne?

acı gerçek şu :

“anneniz hariç hiç kimse sizi gerçekten sevilmeyi hayal ettiğiniz şekilde sevmiyor, sevmeyecek. sevmediği gibi eğer onlara herhangi bir değer yaratmıyorsanız sizi umursamayacaklar bile. eğer iyi genleriniz, paranız, ve/veya statünüzü yükselten özellikleriniz yoksa tüm insanlığın – ama en başta kadınların – radarında görünmez haldesiniz.

insanların sevgi adı verilen ama aslında beğenisi olan şeyi kazanmak için yaratmanız gereken değer için de kıçınızı sıkıp çalışmanız gerekiyor. değer yaratabildiğiniz sürece “var”sınız. değer yaratmayı bıraktığınız anda kendi değeriniz hızla düşmeye başlıyor. o yüzden en başta kendinizi düşünmeli, yarattığınız değeri de dikkatli paylaşmalısınız. erkek için gardını düşürmek, rahatlamak, güvende hissetmek gibi şeyler çok zor kazanılan ve genellikle geçici olan şeyler. hayat adil veya mutluluğu garantileyen bir yer değil. iyi şeyler bekleyenlere gelmez, kıçını sıkanlara gelir.”


ben size bu mevzunun çıkışını 10+ senedir uzaktan izlemiş birisi olarak anlatayım bu nerden çıktı nedir, niye bu kadar kavga çıkarıyor anlarsınız belki.

sene 1990’ların sonu. erik von markovik diye bi eleman var.
gençliğinde bizim bu dota 2’ciler gibi 31ci, dungeons and dragonscu, badak bi eleman.
önceleri sihirbazlık vs gibi şeyleri denemiş, ama o aralar kızlarla şansı yaver gitmeyince kafayı “olm ben bunu çözerim” diyerek 7/24 buna takmış bir arkadaş.

nam-ı diğer mystery.

bu eleman, her gece, los angeles’ta, hollywood’daki barlara clublara vs giderek süreki kızlara yazıyor, süreki reddediliyor, reddedildikçe analiz ediyor, şansı yaver gittikçe analiz ediyor ve belli bir pattern farkediyor.

bu pattern’leri tekrar edilebilir formüllere dönüştürüyor ve kızlarla şansı hayvan gibi yaver gitmeye başlıyor.

bunu yaparken de internet forumlarında, benzeri şeylere kasan diğer erkeklerle fikir alış verişi, teoriler, taktikler üzerinde konuşuyor, bunları deniyor, deneyimlerini diğer erkeklerle paylaşıyor.

sonra bu erkekler – ki ekseriyeti aynı bu erik lavugu gibi doğal olarak kızları kendine çekecek özelliklere ve becerilere sahip olmadıkları için bu işi bir mühendislik problemi gibi ele alan elemanlar – karşılıklı geliştirdikleri taktiklerin işe yaradığını görse de, neden işe yaradığını henüz bilemiyorlar.

gazeteci neil strauss’un yazdığı the game isimli ve mystery’nin 2000ler başında hollywood’da yaşadığı ve kendi gibi olan erkekleri bir nevi himayesine alarak eğittiği dönemle ilgili bir kitap yazıyor.

kitabı okuyan görecektir ki işe yaradığını anlattığı taktiklerin neden işe yaradığını hakkaten bilemiyorlar. bazı sığ açıklamaları var, ama derinlemesine, bilimsel sosyolojik vs açıklamaları yok. sadece “x-y-z hareketleri yapar, a-b-c şeyleri söylersen kızı yatağa atarsın, sonrası allah kerim” modeli takılıyorlar.
hatta sonrasında “rules of the game” diye taktikleri öğreten bir kitap daha yazıyor neil strauss. onda da mevzu çok sığ anlatılıyor.

neyse bu ilk kitap yazılıyor, meşhur oluyor, “pick up artist” cemiyetleri oluşturuluyor, badak erkeklere “bu işi böyle yaparsınız” diyerek radar’lara nasıl girecekleri öğretiliyor. hala var. “real social dynamics” vs. gibi seminerler veren şirketler var. elemanlar “olm ben kel şişman ve kızıl saçlıyım, ben yapabiliyosam sen de yaparsın” sloganıyla sürekli seminerler dersler veriyorlar.

ancak bu öğretilen taktikler sadece taktik. stratejik değil. kalıcı bir değişiklik vadetmiyor. vadedemez.

yani erkek bu taktikleri uygularken sıçarsa, uygulamayı bırakırsa, hop – baştaki haline dönüyor.

sene geliyor 2005 civarları. yer sosuave forumları.

bazı kafası çükünde olmayan akıllı ve meraklı erkekler “bu p.u.a. taktikleri nasıl oluyor da işe yarıyor” sorusunu düşünmeye başlıyorlar ve yine anonim internet forumlarında bu konuya dair onbinlerce postluk başlıklar açılıyor. bildiğin kollektif bir çalışma var yani.

yavaş yavaş, ama hakkaten yavaş bir şekilde bugün redpill’le ilk karşılaşan ve kızgınlık evresini atlatamayan oğlan çocuklarının yaptığı kuru gürültünün arasından cımbızla seçilerek üzerinde çalışılması gereken bazı genel geçer kaideler oluşuyor.

bu kaidelerin bazılarının zaten 2000 yıllık olduğunu fark ediyorlar.

kaideler oluşuyor dediysem, belki cinsiyetler arası dinamikler, tarih, felsefe, psikoloji, evrimsel biyoloji , insan hakları, erkek hakları, kadın hakları, feminizm vs gibi konularda elime ne geçirebilirsem okumuş ve iyisi kötüsüyle 50+ kitabı bitirmiş, sayısız forum postu, yine sayısız blog postu vs okumuş birisi olarak hala net bir şekilde tüm olayı toparlayan, özetleyen ve redpill ormanındaki 3-5 tane meyve veren agacı ortaya düzgünce koyan tek bir kaynağa rastlamış değilim.

bilgi hala çok dağınık.

ama bu dağınıklık sayesinde gelişiyor bir yandan. 45 yaşına gelmiş adamın tek bir postu, 100000lerce okuyucusu olan, 10000lerce post arasında sıyrılan bir cevher doğurabiliyor. bunu alıp not ediyorsun, sonra devam.

redpill erkekler açısından çok tatsız gerçekleri, çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışan bir hareket. zaten ismi o yüzen kırmızı hap. mavi hapı al, mutlu mesut takılmaya devam et değil, kırmızı hapı al ve acı bile olsa gerçeği gör diyor.

o gerçeğin ne olduğu hala net değil ve sürekli de evriliyor. o gerçeği anlamaya çalışan erkeklerin (ve kadınların – evet hatırı sayılır miktarda kadın tarafından da bu felsefe benimseniyor) demografiği, normal toplum demografiğinden farklı değil.
gerçekten çok akıllı ve bilgili – bunları aktarabilecek kadar yazı yazabilen az sayıda erkek var.
akıllı ve bilgili olmasına rağmen kısa postlarla çok ufak konuları aydınlatan erkekler var.
büyük oranda akıllı ve kendinden önce gelen akıllı erkeklerin bulgularını çalışıp, anlayıp sonra onları geliştirmeye kalkanlar var,
bir de 3 gün okuyup hayatı çözdüğünü sanan, sağa sola saldıran, kadınları şeytanın tohumu gibi gören oğlan cocukları var.

sözlükte de var bu arkadaşlardan.

ve işin güzel tarafı bu faz gerekli. bu kızgınlık fazı gerçeği kabullenmenin bir aşaması sadece. redpill gibi yerlerde bu gibi kızgınlıkla dolu postları fazla görmenizin sebebi tıpkı x firmayla ilgili şikayetlerin, övgülere kıyasla daha fazla olması gibi.
mutsuz insanlar ses çıkarır.
mutlu ve bazı şeyleri aşmış insanlar böyle işlerle çoğu zaman uğraşmazlar.

o yüzden reddit’i açıp “oo bunlar ezik dotacılar” deyip kapatmak işin kolay yolu.
mgtow’cilere bakıp “oo bunlar kafayı yemiş ” demek işin kolay yolu.

mesela mgtow’cuların bir çoğu kadınlara kötü hisler beslemezler.
çoğunun mentalitesi aslında şudur :

“benim bir kadına ihtiyaç duyacağım yegane şey seks, geri kalan her şeyi kendim için yapabilirim. ama kadın benden seks harici şeyler de isteyecek ve ben onları ileride sağlayacakmış gibi yaparak onu kandırmak yerine, bunu yapmayacağımı baştan beyan ediyorum – bu da benim uzun süreli ilişkiler kurmamı engelliyor. belki benimle aynı şekilde düşünen bir kadına denk gelirsem farklı davranırım, ancak karşıma çıkanların neredeyse tamamı benimle aynı fikirde değil. o yüzden de ben aktif olarak enerjimi ve kaynaklarımı kadınlarla birliktelik kurma amacıyla harcamayacağım.”

bakın bu bir küsme, bir el çekme değil. bir saygı belirtisi. adam “ben evlilik ya da uzun süreli ilişki vs vaadiyle kimseyi seks için kandırmak istemiyorum, açıkça bunu baştan beyan ediyorum” diyor.
men going their own way demek adam ormana gidip kulübede yaşıyor demek değil.

ama işte bu yaklaşımı net bir şekilde ortaya koyan merkezi ve genelin kabul ettiği bir otorite, bir manifesto vs yok. o yüzden konuya aşina olmayanların 3-5 tane forum postunu okuyup “olm bunlar fetonun ışık evlerinde maklube yiyen lavuklar gibi yeeaa” demesi çok olası.

özetle redpill x – y- z zümreye düşman, takipçilerine a-b-c konularında tatkiklerle silahlandırmak gibi endişeleri olan bir felsefe değil.

tek cümlede özetlemek gerekirse, erkekler öncelikli olmak üzere tüm insanların toplumun ve insan türünün devamı için doğal avantajlarını maksimum düzeyde kullanmak ve potansiyellerini realize etmeleri için yol göstermeyi hedefleyen bir oluşum.

tekrar okuyun bak bunu.

insanların doğal – yani evrimsel süreç neticesinde miras olarak aldığımız –

avantajlarını – erkeklerin fiziksel gücü, problem çözme yeteneği ve isteği, kadınların besleyici koruyucu annelik rolü –

maksimum düzeyde kullanmak – daha iyi problem çöz, daha güçlü ol, daha dayanıklı ol, daha sorumlu ol, daha iyi bir anne ol, daha faydalı bir insan ol –

ve potansiyellerini realize etmeleri için yol göstermeyi – cılız mısın? agırlık kaldır. cahil misin, şu şu kitapları oku. hayatında bir yön mü yok? şu şu filozofları oku. paran mı yok, şunları öğren, bunları yap… –

hedefleyen bir oluşum.

ne kadar da dinlere benziyor aslında.

dinlerden farkı merkezden gelen ve tepeden inme değil, deneme yanılma yöntemi ile kollektif ve tümevarımcı bir şekilde, dayanabildiği yerde bilimsel verilere dayanan ve sürekli gelişen – değişen bir sistem oluşu.

ne erkekler kadınların düşmanı ne kadınlar erkeklerin.
problem, post modern dünyanın bazen salaklığından, bazen karlı olduğu için cinsiyet rolleri, hayat beklentileri ve “doğru olan” şeyleri bozarak bir kaç nesildir özellikle medya aracılığıyla pompalayarak (burada parantez açarak psikolojik sosyolojik tüm belden aşağı vuruşları daha çok mal satmak için istismar eden new york madison avenue’daki reklam ajanslarının afedersin amına koyayım. merak eden mad men izlesin, büyük ölçüde tarihi olarak tutarlı) bizlerin beklentisini çözmesi çok zor bir probleme dönüştürmüş olması.

evet uzun oldu paragraf – tekrar yazayım :

modern dünya, beklentilerimizi bozdu. beklentimiz yerine gelmeyince onu ikame ettirecek başka şeylere yönelmemiz kapitalizmin işine geliyor. kız bana bakmadı mı? gideyim daha pahalı bi araba alayım…

hani komplo yok yazmış yukarda birisi. var. ama merkezden yönetilen bir komplo yok. sadece kar etmenin en kolay yolu insanların zayıf noktalarını sömürmek. ufak ufak tüm aktörler bizi bu geldiğimiz noktaya getirdiler. 1 cm birisi ittirdi, 2 cm diğeri. evet yukarıdan tutup bizi 10 km öteye götüren bir komplocu üst akıl yok. ama işte toplayınca tüm post modern kapitalist aktörleri bizi getirdikleri nokta burası.

işin daha da acısı hepimiz bu makinenin hem dişlisi, hem yakıtı, hem atık maddesiyiz. yani bize yapılan bir şey yok. kendi kendimize yapıyoruz ne yapıyorsak.

böyle sikik bir ortamda, bazı bireylerin “mna korum böyle işin, bunun daha mantıklı akılcı bir yolu olmak zorunda” diyerek alternatif bir açıklama peşinde koşmasından daha doğal bir şey olamaz.

bunların çoğunun da işin kurallarını gördükten sonra kendini bu sistemden en fazla kar edecek şekilde pozisyonlaması da kaçınılmaz. o mu kurtaracak dünyayı? sikerler. adam keyfine bakar. maksimum 80-90 sene yaşayacak zaten. evrenin sikinde değiliz. ben ekmeğime bakarım diyerek takılıyor.

bak hayvan gibi yazdım kafadan. dağınık. elemanlar da böyle yazıyor işte. cımbızla alsan belki 3 paragraf adam gibi bilgi var burada. işte redpill de böyle. sen benim bu yazdığım entry’deki doğru noktalara odaklanmazsan yanlış mesajı alman kolay .

ama işte ben de senin doğru mesajı alıp almamanı sallamıyorum. o yüzden de 3 paragraf yazmadım. yazdıktan sonra başa dönüp editlemedim. yazdım tepeden, “yolla”ya bastım. yapıştır devam.


meriçlerin şu fonksiyonunu atlamamak lazım :

atm modeli koca arayan kadınları ayıklamaları.

yeterince meriç varsa, kendini geliştirmeye gerek duymayan, sığ ve öyle kalacak, solipsist, yaşlandıkça da çirkinleşecek kadınlar evlenerek potansiyel birliktelik havuzundan çıkmış olacaklar.

kafası çalışan adamın riskini azaltacaklar.

şahsen bu tarif ettiğim kadınlarla işim olmasını, kazara bile istemem.

öte yandan bu salakolar kendilerini ve evrendeki yerlerini o kadar bilmiyor, o kadar işlevlerinin (ve işlevsizliklerinin) farkında değiller ki, bu onları biraz tehlikeli yapıyor.

çünkü her kıskanç erkek tehlikeli olabiliyor.

realistik bakan adam “lan benim niye yok” diyerek kıskançlık ve nefretle dolup atıyorum eline tüfek alıp sağa sola saldırmaz kolay kolay. bilir çünkü hayatında olduğu noktanın en büyük sorumlusu kendisi. içinde kendini bulduğu şartların sorumlusu olmasa bile (doğuştan gelen dezavantajlar, kontrolünde olmayan travmatik olaylar, yaşadığı coğrafya vs) bu problemlere karşı nasıl tavır alacağı kendi sorumluluğudur – ve realistik adam bunu bilir.

ama meriç hepimizin üstte gördüğü gibi yeaeeaaa diye kendi hariç her yerde hata ve suç arar.

özetle bu erkeklerin akıllı ve realistik adamların asla bakmayacağı kadınlarla çift olması iki açıdan süper olay. hatta ataerkil toplumun bence çıkış noktası bu lavukların sağa sola saldırmasını engellemek üzerine. (bkz: ataerkil toplum/@skeptico)

büyük resmi gördüm.


nasıl mı bu kadar net konuşuyorum?

çünkü 15 sene önceki halim bu. ben de 15 sene önce boşluk gibiydim.

kırılgan ego, reddedilme korkusu, comfort zone’dan çıkamama, iyi bildiğim şeyleri tekrar etme, yatırım yaptığım fikir ve görüşleri ölümüne savunma, hata yapıyor olabileceğimi düşünmeme, confirmation bias.. ne ararsan.

fiziksel olarak var olan, sınırlar çizen ama yönlendirme açısından ortada olmayan bir baba,
aynı dertten muzdarip bir annenin pamuklara sararak kendini avuttuğu bir çocuk olarak toplumsal kurallar dahilinde yetişen, sonra aynı kuralları şansımın ve genetiğimin müsade ettiği en iyi seviyede uygulayarak sosyal açıdan başarılı bir yere gelmiş olmasına ve narrative’e 100% uymasına rağmen mutsuz bir şekilde orta yaşa ve alkolizm, oyun ya da başka bir müptelalığa doğru emin adımlarla ilerleyen birisiydim.

neden? çünkü bilinçli bir yönlendirme, bir akıl hocası olmadan yetişkinliğe girdim.
çünkü rol modelim yoktu.
çünkü rol modele ya da başka bir stratejiye ihtiyacım olduğu söylenmediği gibi, ihtiyacım olduğu söylenen stratejiyi uygulamakla meşguldum.

gel gelelim mutsuzdum işte.

mutsuzluk psikosomatik tepkiler gösterecek boyuttaydı hem de.

doğuştan “alfa” diye bir şey var elbette. ama bunlar ya kurumsalda ultra başarılı fakat kimsenin sevmediği karakterler (bkz: snakes in suits) ya da hapiste.

mevcut medeniyet alfa diye tanımladığımız dark triadları nadiren ödüllendiriyor. çoğu zaman da cezalandırıyor.

kendime dönersek burada bir seçim söz konusu idi.

ya akıntıya kendimi bırakıp bir çok hemcimsim gibi mutsuz bir hayatı obez, kalp hastası ve alkolik olarak sonlandırarak trilyarda bir ihtimalle elde ettiğim evrende var olma şansını çöpe atacağım,

ya da götümü kaldırıp bir şeyler yapacağım.

red pill’i mystery gibi roosh gibi pick up artist adı verilen şaklabanlarla karıştırmak ancak konuyla ilgili bilgisi tesadüfi ve ikinci el olan birisinin yapacağı hatadır.
ya da feminist falan olsa gerek bilemedim. aynı şey neticede. eheh…

ancak şu da bir gerçektir ki, erkeklerin bir çoğu için başarının ispatı, kadınların kendine olan ilgisidir. bir “başarımetre” gibidir yani. bunu inkar eden de gerizekalıdır.
çünkü genlerimiz bencil. çünkü genlerimiz sonraki kuşaklara aktarılmak istiyor.
hemen her hareketimizin arkasında bu güdü var.
çok nadiren irade, genetik mirastan baskın çıkıyor. baskın çıkınca da atatürk gibi, tesla gibi adamlar oluşuyor işte.

o yüzden kadınların ilgisizliği erkek için en temel mutsuzluk kaynağı olabiliyor. ,
bir çok erkeği red pill’e getiren de bu.

erkeğin bildiği sevme şekli fedakarca. sevgi görmek için bildiği en iyi yöntem fedakarlık yapmak. kendinden vermek. çünkü böyle sosyalleşiyor. bebekliğinden beri.
erkek gerekirse kendi hayatını feda edebilecek şekilde sosyalleşiyor.
bunun karşılığını alamadığı, sevgiyi bırak, saygı ve takdir bile göremediği zaman da mutsuz oluyor.

mevzu “kız tavlamak” değil. objektif bir şekilde konuyu önerilen esas kaynaklardan okuyan herkes görür.
hatta kız tavlamak 6 aylık bir pratikle çözülebilecek en kolay problem. mevzu değil yani.

esas mevzu insanların takdiri saygısı ve sevgisini doğal olarak ortaya çıkaracak bir insan haline gelmeniz.

karşınızdakini manipüle etmek kısa vadede işe yarar. manipülasyon yapmadığınız zaman işe yaramaz.
bakın zamanında ne yazmışım pick up artist’lerle alakalı . (bkz: #62017463)

insanları kontrol edemezsiniz. kontrol edebileceğiniz yegane şey kendinizsiniz.
bu fikir yeni değil. ta marcus aurelius’tan beri var. tüm dinlerde var. insanlığın ezelden beri bildiği bir şey.

bu bilgiler kolektif. 1 cümle oradan, 2 cümle buradan. sonra hepsi rehash. tıpkı muzik gibi

lennon: “all music is rehash”. playboy röportajı 1981.

ve red pill’in insan doğası hakkında 20 senedir pick up artistlerin deneye yanıla farkettikleri şeyleri david buss gibi evrimsel psikoloji uzmanlarının anlattığı cinsel dinamikler ile bağdaştırması zaten bir zaman meselesiydi.

kız tavlamak ile ilgili bilimsel gerçek tarafı sabit. bunu pick up artistler zaten defalarca test ederek teyit ettiler.
teorik kısmının takip etmesi dediğim gibi zaman meselesi.

o yüzden derdini bana değil, git david buss’a anlat. jordan peterson’a anlat ne bileyim. klinik psikolog olan onlar.

özetle red pill bir alfacı taklidi olmanızı değil, hayatın özellikle erkeklere ne kadar acımasız olduğunu göz önünde bulundurarak değerinizi artırmanızı öğütleyen bir… fikir kollektifi. felsefe bile diyemem.

şimdi bu stratejiler ve perspektif bana yıllar içinde neler kazandırdı (övünüyorsam ne olayım)

kariyer:
1. kariyerim – ulusararası kurumsal. bu sikik ekonomide bile gayet yerinde. fast track’te ilerliyor. normal işimin üzerine senede 5-6 kez y. dışında bir çok milletten insana eğitim veriyorum. maddi ve manevi olarak fazlasıyla doyurucu.
2. kariyerim – sanatsal. 4. müzik albümüm bu hafta mastering’den gelecek. 5. üzerinde calısıyorum. yaza onu da yayınlayacağım. ufak tefek produktörlük ve düzenli sahne işleri devam ediyor. maddi olarak düzensiz olsa da yıllık hesaplayınca güzel bir ek gelir, manevi olarak hayvan gibi doyurucu.
3. kariyerim – yayınlanmış 1 kitabım var. albüm işi bitince 2. kitaba başlayacağım.
henüz istediğim noktada değil. ama bunun sebebi sikik polisiye romanlar yerine sıkıcı konularla ilgili yazıyor olduğum için muhtemelen.

sağlığım:
5 yıldır checkuplar şahane çıkıyor. masabaşı çalışmaktan ve bol seyahatten kaynaklı 5-6 kilo fazlam var. (allahsız foursquare ve meşhur yerel lokantalar)

sosyal hayatım:
boş vaktimin çoğunu oğlumla geçiriyor olsam da (ergenlik loading, son iyi yıllarımız) gayet iyi.
detay verip dotacıları kıskandırmak istemiyorum 😉
yine de güzel kızlar eqlesin.

aile hayatım:
daha çok vakit ayırabilmek istemekle beraber ailem peşinde koştuğum şeylere saygı duyuyor ve destekliyor. kavgalı ya da küs olduğum kimse yok.

benim baktığım yerden gayet iyi görünüyor… bilemiyorum kesinlikle şikayet edemem.

sözlükte beni gerçek hayatta tanıyan arkadaşlarım var. yalanım varsa yazsınlar alta ne bileyim..


sosyal ve ekonomik tarafını anlattığını sanan ama konuyla alakası tesadüfi olan kişileri de açık eder.

bi boktan haberin yok atıp tutuyorsun.

(bkz: yanlış bile değil)

edit: gelmiş cognitive bias falan yazıyor.

yayınlanmış kitabım var dedim ya. hah işte o kitap komplo teorileri, misinformation taktikleri, demagoji, mantıksal safsatalar ve insanların niye bunlara inandığıyla ilgili.
tahsilim de bu alanla ilgilendiği gibi kişisel olarak da meraklı olduğum bir konu.
tereciye tere satmaya çalışıyorsun, üzülürsün.
6 06.04.2017 14:52 ~ 17:37 skeptico
(bkz: #67310407)
steam’de indirim kovalayan eziklerin “peçete eheheuh” diye güya dalga geçtiği şey.

steam’de indirim kovaladığın için fakirsin ve ful ücreti düşünmeden verip oyun alamıyosun.
azıcık kafanı kullansan düşünmeden bmw alacak para kazanacaksın ama.. bnane mnkym. anan baban düşünmemiş ben mi düşünücem.

http://prntscr.com/eth2ao
6 07.04.2017 10:28 skeptico
spoiler
9 07.04.2017 10:51 skeptico
niye bu konu “31ci ezikler”le karıştırılıyor net anlatayım.

internette bunu bulan erkeklerin 99%u travmatik bir ilişki sonrası buluyor.
kimse mutluyken hayatı iyi gidiyorken (ya da gidiyor sanarken) kalkıp değişme zorunluluğu hissetmez. bir çoğu zaten sorumluluğu almaz – orospu bana böyle yaptı – der bırakır. sonra aynı şeyi tekrarlar.

bu bilgi kolektifini bulan erkekler kendi gibi şeyler yaşamış erkeklerin hikayelerini, ve bunu nasıl aştıklarını okurlar.

hayatın, annelerinin anlattığı gibi olmadığını, çok farklı kurallar işlediğini, bu kurallara göre oynamanın da günde 4 saat bilgisayar oyunu oynayıp, ruffles ve kola ile beslenip vasat bir işte çalışmakla aynı yerde bulunamayacağını görürler.

kimisinin egosu bugüne kadar oldukları kişiye o kadar bağlıdır ki, bu iluzyon bozulmasın diye okuduklarını yalanlayabilmek için yırtınırlar. “31ci ezikler yeaa” tepkisi de budur. egosunu koruyor adam. bir müslümanın 9 yaşında evlenen ayşe hikayesini ilk kez duyduğunda inanmak istememesi gibi aynen.

kimisi ise mütevazi bir şekilde kendi gibi başlayıp olmak istediği türden adamlara dönüşmüş kendinden önce gelenlerin yazdıklarını söylediklerini okur, onların yaşadıklarından ders çıkarmaya çalışır.

kendindeki eksiklere objektif ve acımasızca bakar, sonra olmak istediği kişiyle aradaki boşluğu değerlendirip nasıl bir yol haritası izleyeceğini belirler.

daha dün reddit’te “bir tane kızı tavlamak için buraya geliyorsan siktir git. biz sana bir çok kızın sana ilgi göstermesini sağlayacak türden bir erkeğe dönüşmenin yolunu anlatabiliriz” diye bir başlık açmışlardı. kimbilir kaçıncı kez açıldı bu başlık.
sanıyor ki cocuklar bunlar 3-5 manipülasyon tekniği ve kendini sallayan kıza bu teknikleri uygulayınca kız kucagına düşecek.

hayır. kafayı çalıştıran adam bunun mümkün olmayacağını bilir zaten. ama modern erkek o kadar oğlan cocugu ki, steam’den oyun almak gibi sanıyor bunu.

kızın kendini niye reddettiğini anladığı zaman, o eski halini reddeden kıza karşı herhangi bir kötü his bile kalmıyor – çoğu “az bile yapmış kibar bile davranmış” diyor.

çünkü redpill’i bulan erkeklerin bir çoğu ilk geldiklerinde o kadar kötü durumda. ben şanslı azınlıkta hissediyorum kendimi, ama ben bile 3-4 sene önceki halimle muhattap olmazdım heralde bugün. ve memnuniyetle gördüğüm şey gidecek dünya kadar yolum olduğu.

özetle – bu bir “xyz numarayı yap kızı kap” oyunu değil.
bu bir manipülasyon tekniği değil.
bu bir kimlik siyaseti değil.
bu bir “sen alfasın sen betasın” zümreleştirmesi değil. bunu yazana götüyle gülüyorlar.

bu “hayatta bulunduğun noktada olmanın tek sorumlusu sensin. başına gelenlerin sorumlusu olmasan bile (ki çoğu zaman yine sensin) bu duruma nasıl tepki vereceğinin yegane sorumlusu sensin. bu sorumluluğu alıp, yapılması gereken şeye taş gibi bir objektiflikle bakıp sonra bunu yapmak zorunda olan da sensin. yoksa bu sikik hayatın iyileşmeyecek. kimse sana elini uzatmayacak. hatta insanlar seni engellemek için çalışacak. bunu aşabilirsen, mutluluk senin olacak. aile de kursan, tesla da olsan bunun için çalışmış ve bunu kendi şartlarınla gerçekleştirmiş olacaksın. başkasının isteklerine boyun eğmiş olarak değil.”


hala amacı afedersiniz “am” diyenlerin uzun uzun analiz kastığı şey.

“am problemi” adını verdiğiniz şey 6 ayda çözülüyor. çoğu zaman daha az.
bahsetmeye değer bir problem bile değil.

“am problemi” bir semptom.

esas problem bir erkek olarak doğduğunuzda değersiz bir insan oluşunuz.
değer yaratmadığınız sürece erkek olarak kanunun zorla dayattığı insan hakları harici hiç bir sempati, haklılık, özgürlük, anlayış vs görmeyeceğiniz.

bakmayın feminist solcu saçmalıklara, insanoğlu eşşek gibi yarattığı değer üzerinden ölçülüyor.
o değeri de başkaları belirliyor. sistem bunu ödüllendiriyor.
bunun aksini söyleyen de ya romantiktir ya saftır ya da yalancıdır.

kısır kadınlara, doğurganlığı geçmiş kadınlara sorun nasıl değersizleşiyorlar birden toplum gözünde. nasıl gençliklerindeki “rockstar” hayatından bir anda iniveriyorlar görmezden gelinenler arasına.

flaş haber – tüm erkekler oradan başlıyor işte. zengin aile cocugu erkekte bile performans yükümlülüğü var. o bile performans göstermezse “mirasyedi” diye aşağılanıyor.
geri kalanlar da ancak götünü kaldırırsa “rockstar” oluyor.

bu sikik bir düzen evet. ama böyle. ben doğduğumda da böyleydi, ölürken de böyle olacak. sebeplerini de burada uzun uzun anlatmaya pazartesi günü mesai esnasında ayıracak vaktim yok.

insanların söylediklerine değil, yaptıklarına bakın.
söylenenlere göre herkes sevgi kelebeği, herkes insan haklarına saygılı, herkes adil.
ama gel gelelim her gün bebekler ölüyor bu sikik dünyada. nasıl iş bu?

bak bir kere “am problemi” dedim mi?

derdi sadece bu olanlara satış yapmak için hazır bekleyen sürüyle üçkagıtçı var elbette. bunlar zayıflama çayı, bel inceltme hapı, bölgesel incelme esansı satanlarla aynı türden insanlar. talep olduğu sürece arz da olacak.

ama sen hala kendini iyi hissetmek için bir çok eski ve akıllıca felsefeden beslenen bir şeyi “31ci ergenlerin mala vurmak için kullandığı manipülasyon”a indirgemeye çalış.

anca mizah oluyorsun böyle yaptıkça.


çizerek de anlatılmıyor ki…

x kişinin onayı önemsiz.
kişi başarılıysa genel olarak takdir görecektir. talep görecektir.

x kızın seni reddetmesi önemsiz.
y şirketin seni işe almaması ya da işten atması önemsiz.
genele baktığında neredesin?

tüm kızlar reddediyorsa problem var.
hiç bir işe giremiyorsan problem var.

ama yazdığın 20 tane kız içinde atıyorum 2 tanesi reddetti, bu sana olan talebi gösteriyor.
işten atıldıktan sonra 1 sene boşta kalmadın da 1 ay sonra yeni işe başladın, bu senin becerilerine yarattığın değere olan talebi gösteriyor.

hem okuma, hem anlama, hem de laf sok.


cımbızlamaksa ben de yaparım. hem de çok daha kolay yaparım. feministlerin agzı yeterince frensiz nasılsa.

ı feel that ‘man-hating’ is an honorable and viable political act, that the oppressed have a right to class-hatred against the class that is oppressing them. robin morgan, ms. magazine editor

ı want to see a man beaten to a bloody pulp with a high-heel shoved in his mouth, like an apple in the mouth of a pig. andrea dworkin

the more famous and powerful ı get the more power ı have to hurt men. sharon stone

men who are unjustly accused of rape can sometimes gain from the experience. catherine comins

gerçeği reddetmeye çalışmak ilk tepki. daha önce bu türden köklü bir perspektif değişimini ateist olurken yaşadığım için kendimi ve bildiklerimi sorgulayıp, kabaca redpill adı altında tarif edilen tatsız gerçekleri objektif değerlendirmek ve yaptığım hatalarla yüzleşmek bana çok da zor gelmedi.

bu sayede zaten kızgınlığım geçti. yoksa en kolayı egomu korumak ve suçu bugüne kadar bana “yanlış yapan”lara atmak olurdu.

şunları kabul etmek kolay değil .
(bkz: erkekler ne ister/@skeptico)
(bkz: bir kadının seni çok seviyorum demesi/@skeptico)

ama malesef çocukluğumuzda yaşayamadığımız “yetişkinliğe geçiş” süreci bunu çok sonra zorla öğrenmemize sebep oluyor. bazısı başına gelse de anlamıyor.

benim söylediklerim yıllar süren değerlendirme, deneme yanılma neticesinde çıkan şeyler. 2 hafta önce okuyup getirip yazdığım şeyler değil.

ha beni sallamayın zaten, ben size kaynaklarımı yazıyorum. x konuda kaynak isteyene de listeden veriyorum kitap ismini.

şu kitapları defalarca entrylerde mesajlarda önerdim, bilmem kaç kişi okudu :

https://www.amazon.com/…words=desire evolution buss

https://www.amazon.com/…ords=myth of the male power

https://www.amazon.com/…-1&keywords=manipulated man

https://www.amazon.com/…ords=thinking fast and slow

https://www.amazon.com/…71&sr=8-3&keywords=zimbardo

https://www.amazon.com/…2&sr=1-1&keywords=iron john

sadece şu bir kaç kitabı okumak bile muazzam bir perspektif kayması yaratır.

insanların rasyonel, ahlaklı ve fedakar olmadığı,
içgüdülerin sanıldığından fazla ilişkiler ve hayatta rol oynadığı,
sistemin vitrinde erkeği güçlü gösteren ama içeride ipleri kadınların tuttuğu bir şekilde kurulu olduğu,
erkeklerin nasıl giderek daha kötü sosyalleştiği ve niye mutsuz olduğu 1 aydan kısa sürede okunabilecek kitaplarla görülebilir.

kayıp vaka diye bir şey olmaz. senin gibilerin kayıp vaka dediğin görmezden gelmeye çalıştığın erkekler bundan fayda görüyor işte. sana beni şikayet eden mesajların 10 katı bana sizinle ugrasmamamı çünkü amacının makul fikir alış verişi değil, aşağılama olduğunu söyleyen mesaj geliyor.

kadın erkek tavsiye isteyen ve bundan fayda gördüğünü söyleyenler çok daha fazla.
bunların çok çok az bir kesimi “abi nası karı düşürürüz” temalı mesajlar. böyle gelenler de 99% cevap alamıyor zaten.

64 sayfa mesaj var bugün itibariyle.

işin güzel yan ne biliyor musun?

işin güzel yanı, bu erkeklerin etrafındaki kadınlar da fayda görüyor. hatta meyvesini onlar yiyorlar.
çünkü sen istediğin kadar kızgın ergenlerden cımbızlama yap, buradaki esas mesaj bu değil.
kimse kimsenin düşmanı değil.
bazen göte göt demek düşmanlık değil.

(bkz: kadın düşmanlığı/@skeptico)

win/win yani.
yani bize win.
sen loser takılmaya devam ediyorsun mızmızlanarak.


şuna hastayım bak.. “zamanında tekme yemiş erkeklerin…”

yarraam.. sen hasta olmadan doktora gidiyor musun?
şişkolaşmadan diyet yapayım diyor musun?
merdiven çıkınca öksürmeden sigarayı bırakayım,
paran bolken “ya benim başka iş yapmam lazım” diyor musun?

mutlu mesut takılan insan zaten değişmek gibi bişeyle uğraşmaz ki?

ayda 2 kez sadaka seksi yapabilen atm modeli koca olmayı, takdir görmeden, dırdır dinleyerek hayatını geçirmeyi normal sanan milyonlarca zavallı adam yeterince mutsuz olmadığı için, daha iyi bir seçeneği olduğunu bilmediği ve kendine bunu reva gördüğü için değişmeye ihtiyaç duymuyor- ama siz bunları “kazanan”,

“lan olm burda saçma bişeyler var” diyerek oturup düşünen kafa yoran, hayatını bariz bir şekilde bir çok açıdan upgrade eden adamlara “kaybeden” diyorsunuz.

beyin yerine bonibon mu taktırdınız naptınız anlamıyorum ki?


olm anlamadığınız şey şu:

size hayatınız boyunca duvara çivi çakmak için gerekli araç tahta yemek kaşığı denmiş.

birisi de kalkıp hayır bu iş için çekiç daha uygundur çünkü çelikten yapılmış, daha ağır, vs. diye alternatif bir araç gösteriyor.

çekiç bir araç. çivi de çakarsın, yumurta da kırarsın kafa da patlatırsın. çekiç burada belirleyici değil. çekiçle ne yaptın o önemli.

redpill gözlemleri ve belli problemlere olan çözüm önerileri çekiç gibi.

senin kendini yükseltme amacıyla da başkasını manipüle edip çıkar sağlama amacıyla da kullanabileceğin araçlar.

çekiçli katil nasıl milyonlarca inşaat ustasını katil yapmıyor ise, redpill de kimseyi otomatikman kadın düşmanı vs yapmıyor.

nasıl çekiç kullanmanın güvenli ve verimli, üretken bir yolu yordamı varsa, öğrenilmesi gerekiyor ise redpill dahil her şeyin var.

senin gördüğün kadın düşmanı yorumlar kadar evliliğini bu sayede kurtaran adam hikayesi, hayatını yoluna koyan genç hikayesi de var. intihar eşiğinden dönen de var zengin olan da.

redpill sana öyle yap böyle yap demiyor. çekiç bu, böyle işler, ağırlığı uzunluğu budur diyor. artık onunla ne yaptığın senin sorumluluğun. ahlaki seçimler senin seçimin.


“red pill nedir fikrim var ancak tam olarak bilmediğimi belirterek başlamam doğru olur. ve itiraf edeyim, durumum vardı, ama okumadım.”

türkçesi “önemli olan doğru bir analiz değil, konuyu yukarı taşımak değil, benim fikrim”

ben ben ben ben ben ben ben


ne yazdıkları hakkında en ufak fikri olmayanların hala bıkmadan usanmadan yazdıkları konu.

baya şuursuzca kafanızda kurdugunuz şeye inanıp eleştirmişsiniz.

kuantum fizikçileri arasında cinlerden bahseder gibisiniz, başka türlü tanımlayamıyorum.

işin komiği hepiniz de “okumadım ama.. bilmiyorum ama… duymuştum…” gibi itiraflarla başlıyosunuz. 15 dakka baktınız çözdünüz di mi hepsini?

özgüvene gel amk. işte bunlar hep ana kuzusu yetiştirmenin prensesciliğin etkileri. herkes rockstar. herkes ceo. herkes oscar’lı.

red pill isteseniz de istemeseniz de büyüyecek, kabul edenleri artacak.
çünkü redpill işe yarayan, teorik ve pratik karşılığı olan bir kollektif.

ama önemli özelliği bu değil. en önemli özelliği bir “problem çözücü” olması.
alternatif yaklaşımlardan ikinciyi 5 katlayan bir etkinlikte problem çözücü olması.
red pill sayesinde hayatını eziklik istikametinden çıkaranlar bunun ispatı.

insanların mutluluğunu hiçe sayan ataerkil-feminist-kapitalist düzen var oldukça resme pembe gözlüklerini çıkarıp gün ışığında bakarak ona göre adapte olan insanlar da var olacak.

bir kere anladıktan sonra yukarda yazıldığı gibi “unsee” imkansız. bu başlık altında güya red pill’i eleştirenlerin yerenlerin saldıranların tamamı red pill’i onaylıyor haberleri yok.


red pill’in yegane amacı karı kız işleri mi?

kırmızı hap’ın ortaya koyduğu tezlerin hazmetmesi zor olduğundan bahsetmiştim. elbette bu gerçekleri, yanında getirdiği hayal kırıklığı ve sorumluluklarıyla birlikte kabul etmek herkesin üstesinden gelebileceği bir şey değil. egosunu korumak amacıyla kh tezlerini ölümüne reddetmek, ilk tepki.

bu reddedişlerin en kolayı ve popüleri de şu: 31ci şişko ergenlerin karı kız tavlamak için takip etmeye çalıştığı manipülasyon teknikleri.

bir çok erkeğin kh’ı karşı cinsle olan problemlerden dolayı bulduğu su götürmez bir gerçek.

ancak kh malesef bu sebeple gelenlerin önüne “bir dakika, eğer amacın sadece kız tavlamaksa onun için pick-up artist grupları var, oraya git” şeklinde bir duvar koyuyor. duvarda bir kapı var – ve üstünde yazan şu :

“senin aşk ve cinsel hayatındaki aksaklıklar bir problem değil, bir semptom. senin problemin doğana aykırı bir şekilde sosyalleştirilmiş ve potansiyelini gerçekleştirememiş olman. kariyerindeki, ilişkilerindeki, karşı cinsle olan ilişkilerindeki problemin kaynağı büyürken sana gösterilen yolun yanlış olması, sana anlatılan hayata dair kuralların yalan olması. perspektifini ve en temel anlayışını düzeltmeden hayatında hiç bir şey değişmeyecek, yine mutsuz olmaya devam edeceksin. “

hayatta elde etmek istediğin şeylerin doğasını anlamadan o şeyleri elde etmeye çalışmak aptallık. etini yiyip yiyemeyeceğin, karnını doyurup doyuramayacağı, seni öldürüp öldürmeyeceği, zehirleyip zehirlemeyeceği belli olmayan bir hayvanı avlamaya çalışmak gibi.

kh erkekler başta olmak üzere insanlara, mutluluğumuzun en büyük kaynağı olan diğer insanlarla olan ilişkilerimizle ilgili ataerkil–feminist düzen tarafından ustaca (veya salaklıktan) gizlenen gerçek kuralları göstermeye çalışıyor. “kendin gibi ol, seni sen olduğun sevecek birisi mutlaka var olacak” ya da “ruh ikizin orada bir yerlerde, onu bul” tarzı disney masalları anlatmak yerine bireyler arası çekimin nasıl işlediğini eldeki veriler ve deneyimlerle teorik ve pratik zemine oturtarak daha iyi anlaşılmasını, bireylerin de stratejilerini buna göre şekillendirmeleri gerektiğini anlatıyor.

300-400 yıllık hayal ürünü romantik fikirlere, insana gerçekte olduğundan daha üstün bir ahlak anlayışı atfederek inşa edilmiş ve neticesi evlilik dışı birlikte yaşama toplumda kabul görmeden önceki dönemlerde evliliklerin %50e yakının boşanmayla sonuçlanması, asla büyüyemeyip oğlan çocuğu olarak yaşlanan erkekler, her zamankinden daha çok psikolojik problemlerle boğuşan kadınlar, intihar eden erkekler olan mevcut ataerkil-feminist sosyalleştirmesinin hatalarını ve yalanlarını teker teker göstermeye çalışarak doğanın nasıl işlediğini açıklamaya çalışıyor.

tüm umutlarımıza rağmen tekrar tekrar ve kaçınılmaz olarak vardığımız neticeler kh’ı yutanlar için geri kalanlara göre daha acısız değil. hatta kh’a olan karşıtlığın en büyük sebeplerinden birisi olan kızgınlık safhası esnasında konuyla ilgili yazan, konuşan kişilerin yaptıkları hatalar bunun en büyük kanıtı. ama kendinize sorun, hayatınız boyunca size adeta bebeğe mama yedirir gibi yedirilen fikirlerin çoğunun yalan olduğunu öğrenmek sizi kızdırmaz mı? çektiğiniz acıların, geri döndürülemez hataların, kaybettiğiniz insanların ve hayal kırıklığının aslında önlenebilir olduğunu fark etmek, ama bu yalanlar yüzünden önleyemediğinizi, ormanın gözünüzün önünde yandığını ama bir şey yapamadığınızı çünkü kimsenin size “su ateşi söndürür” demediğini anlamak – sizi de kızdırmaz mıydı?

ikili ilişkiler, kariyer, okul, aile, saygınlık, seks – bunlarda yaşanan problemlerin hepsi birer semptom. bunları teker teker ele alıp nerede hata yaptığını, acımasız gerçekler ışığında nasıl değişmek gerektiğini açıklayan, bireyi yükseltmeye çalışan, mutluluğu yakalamasına yardım etmeye çalışan bir fikir kollektifine saldırıyı, aşağılamayı anlamak kolay, ama meşru görmek zor.

keşke kh sadece kız tavlama ile ilgili olsaydı. keşke asla istediğimiz gibi hayal ettiğimiz gibi sevilemeyecek olmamız, yarattığımız değer kadar değerli olduğumuz, sürekli bir rekabet ve toplam sıfır bir oyun içerisinde olduğumuz, mücadele içinde olduğumuz, belli şartları yerine getirmediğimiz takdirde yaşam hakkımızın bile önemsenmediği bir dünyada yaşamıyor olsaydık. bunun ne derece gerçek olmadığını bilen birisi olarak böyle bir dünyada yaşıyor olmamızı benden daha fazla isteyen kişi sayısı azdır.

ancak su ıslaktır, ateş de yakıcı.

biz ne kadar aksini dilesek de insanlar arası ilişkiler bu şekilde işliyor.


homofobik-transfobik olarak görülmesi normal – zira maskülenliğin kötü ve zehirli olduğu (bkz: toxic masculinity) , küçük çocukların biyolojilerinden farklı bir “toplumsal cinsiyet” zırvasıyla geleceklerinin katledilmesi (bkz: isveç’te yapılan sistematik erkek çocuk istismarı) yine erkek çocukların “arızalı kız çocuğu” muamelesi görmesi, daha çok kız çocuklarına uygun olarak geliştirilen okul müfredat ve eğitim ortamına ayak uyduramayan erkek cocuklara hemen ritalin gibi şeyler ittirilmesi gibi daha saymaya üşendiğim saldırılara karşı duran bir pozisyonu var.

konuyla ilgili daha önce de uzunca yazdım : homofobi

öte yandan bir çok redpill’i benimsemiş erkek meritokrasinin her türlü dil din ırk cinsiyet vs’yi ezen en önemli şey olduğunu düşündüğü için alan turing gibi, ne bileyim freddie mercury gibi efsaneleşmiş ve alenen gay olan erkekleri takdir eder ve sever.

ben mesela büyük elton john ve queen hayranıyım. elton john’la tanışabilsem altıma kaçırırım muhtemelen.

hatta redpill reddit’te zaman zaman büyük homo ve sağ görüşlü ultra zeki ve hazırcevap (oha baya hayranmışım herife) milo yiannopoulos’un feminist yalanlarını nasıl tokatladığının videoları paylaşılır.

özetle redpill’in sistematik bir homofobisinden söz edilmesi saçmadır.

öte yandan merkezi bir manifestosu olmayan, tamamen decentralized (gayrı-merkezi?) bir yapı olan redpill’de de, tıpkı diğer fikirlerde olduğu gibi her kulvardan insana rastlamak mümkündür.

benzeri örnek feminizm’de kadın sünnetini savunan ünlü feministler olması.
germaine greer’a bakarak feminizm kadın sünneti destekliyor denemez.
13 31.08.2017 13:46 skeptico
saçmalık diyenleri de görüyoruz:

http://prntscr.com/gfk3df

şunu ben yapmam mesela.

olm bak rekabet artmasın diye yapıyosanız çok ayıp ediyosunuz *


bkz: https://eksisozluk.com/entry/70566478

 

1-evrimsel psikolojiye yöneltilen herhangi bir “hard science değil” matematiğe dayanmayan tüm bilimlere (antroplojiden tut psikolojiye kadar) tüm bilimlere yapılabilecek bir eleştiri. o yüzden bir eleştiri kabul edilemez. “erikli su ıslaktır” demek gibi bişey. e tüm sular ıslak?
ankete, gözleme, klinik testlerde limitli sayıda insana, meta analize dayanan tüm bilimler böyledir. eşyanın tabiatı bu.

2-heuristic diye bir kavram var. redpill ve tüm diğer sosyolojik-psikolojik bilimler heuristic kullanır.

örn: erkekler futbol sever.
ben şahsen futbol sevmem ilgilenmem.
ama bu sokakta karşılaşacağınız bir erkeğin futbol seviyor olasılığını düşüren bir şey değil. erkeklerin futbol sevdiği genellemesini yalanlayan -veya- her erkek istisnasız futbol sever demek de değil. bu bir heuristic.

hipergami de bir heuristic. bir genelleme değil.

bunu “tüm kadınlar hipergaminin kuklasıdır, robot gibidir başka türlü davranamaz” diye anlayan da salaktır.

3-madem beynin tek bir rakam ve net yüzdeler istiyor, bunların değişmemesini istiyor, bu işlerle uğraşmayı bırakacaksın. bu konularda öyle bir rakam yok. git matematik fizik vs kurcala.

4-bu da olmamış. bireyler arası statü ve cinsel pazar değeri farkına dair değerlendirmeler için : bkz: david buss – david schmitt – 1993
https://www.bradley.edu/dotasset/165805.pdf 

sizin taşak geçtiğiniz 10 üstünden 5-6 gibi değerlendirmeler gerçek ve türümüzün cinsel stratejisinin bir parçası.

5-evet evrensel. evet evrimsel temeli var. ekşide yazar yok diyor, dünyanın ilk 30 psikologu arasında gösterilen david buss var diyor. napak inanak mı kanka?
yine david buss – 1989
http://labs.la.utexas.edu/…man-mate-preferences.pdf

6-eş tercihi sosyoekonomik şartlanma kadar biyolojiye de baglıdır.
https://www.evolution.uni-bonn.de/…-preferences.pdf

ayrıca kadınların mal edinememesi otomatikman kadını köle yapmıyor.
örneğin ingilterede kadının yaptığı borç yüzünden kocasının hapis yatmasına dair kanun var. mal varlığı erkek üzerine geçiyor ama kadının sorumluluğu da erkekte.

http://www.historyrevealed.com/facts/nutshell-debtors%E2%80%99-prisons 

1857ye kadar boşanma da mümkün değil.
kadının kendi malından ve borcundan sorumlu olması 1882 womens property act ile geliyor. https://en.wikipedia.org/…women’s_property_act_1882

objektif bakan herkes kadının tarihin başından beri korunan cinsiyet oldugunu görebilir.

7-kadın erkek eşitliği arttıkça eş seçimi yakınsamıyor.

kadınlar hala hipergamik egilim göstererek kendinden 6-7 yaş daha yaşlı, daha uzun boylu ve sosyoekonomik olarak en az eşit veya daha üst seviye eşleri tercih ediyorlar.

http://journals.sagepub.com/…177/147470490800600116
139. sayfa

8-redpill ve insan türünün cinsel stratejileri ile hakkında ne kadar sığ bir anlayışla yazdığının en büyük bayrak sallayan ispatı bu işte.

(bkz: yanlış bile değil).

9-evet içgüdülerimizi reddetmenin sonuçları hakkaten süper oluyor.

https://www.sciencedaily.com/…6/07/160715114739.htm

ahlaki olmayanı söyleyeyim :
(bkz: isvecte yapilan sistematik erkek cocuk istismari)

10-yine sığ anlayış ve straw man.
(bkz: straw man/@skeptico)

evrimsel psikoloji “cinsel stratejide sadece daha iyi genlere gitmek var” diyo sanıyorsun. “hipergami sadece genetik üstünlükle karar verilen bir şey” diyor sanıyorsun.
insanların “tek ve asla değişmez bir stratejileri var” sanıyorsun. aksi takdirde bunları yazmazdın, salak değilsin. bilmiyorsun sadece.

11-dark triad olarak bilinen kişilik tipine sahip olan erkeklerin zaten çoğu hapiste.
az ve sosyal uyum konusunda başarılı olanları da yüksek yerlere gelip gücü elinde biriktiren karakterler. ceo, devlet adamı, asker vs.

bunların genleri ise sonraki nesillere gayet güzel aktarılıyor merak etme. sadece anneyle kalıp cocuklara babalık yapmıyorlar. başka erkekler kendi cocukları sanıyor cocukları.
https://www.theguardian.com/…ildrensservices.uknews

12-sağlaması var zaten?
genetik olarak hepimiz sınırlı sayıda erkeğin torunuyuz.
https://psmag.com/…ent/17-to-1-reproductive-success

pair bonding normal doğal ortamımızda sadece max 3-4 sene. bir cocugun kendi laf dinleyeceği biraz otonomi kazanabildiği süre kadar. sonrası yok.
dorothy tennov 1979 – love and limerence.

pair bonding’in modern haline evlilik demen hakkaten konuyla ne kadar alakasız olduğunu gösteriyor.

evlilik, statü olarak aşağıda olan erkeklerin tüm kadınları üst seviye erkeklerin hamile bırakması ve elinden almasını önleyen, statüsü düşük erkeklerin toplulugun yaşam şansını azaltıcı isyan hareketlerini sınırlayan ve herkesin kurallara göre oynamasını sağlayan bir sistem. kurallara göre oynamayanların cezalandırıldığı (tıpkı az önce yazdığım dark triad alfa erkeklerin cogunun hapiste olması) sosyal adaleti sağlamaya calısan ve grubun hayatta kalma şansını artırmak için gelişmiş bir sistem.

adalet duygusu farelerde bile var. stephen siviy – farelerin güreştiği deney.

13-yine konuyla ne kadar kel alaka oldugunu göstermişsin manuelo.

redpill “kadınlar nankordur daha iyisini bulunca kaçar” demez.
redpill “arzu pazarlığı yapılabilecek bir şey değildir, senin maddi manevi yatırımın, rüşvetlerin, sağladığın imkanlar vs başkasına arzu duyan bir kadının kalmasını sağlayacak şeyler değildir – fiziksel olarak kalsa bile arzusu başka yerdedir” der.

redpill’i anlamış hiç bir erkeğin “ben bu kıza bunları bunları sağladım beni asla terketmeyecek” gibi bir beklentisi olmayacağı gibi, terk edildiği takdirde bunu nankörlük olarak değerlendirmeyecektir. çünkü arkasında yatan mekanizmayı anlamıştır. erkeğin yaptığı fedakarlıkların , arzuya bir etkisi yok. vicdana var, empatiye var, kadının sosyal itibarı açısından etkisi var (nankör olarak görülecek) ama arzuya hiç bir etkisi yok.

valla kadına salak demiyorum ama sanırım sana diyicem az kaldı.

toplumun değer verdiği şey mantık, ya da anaçlık vs değil. toplumun değer verdiği şeyler başka insanlara sağladığı yarardır.
bir kadının anaç olması cocuguna yararlıdır. komşusuna milletine vs değil.
aynı şekilde bir çok insanı etkilemeyen bir iş yapan adamın değeri de kendi sınırlı çevresi kadardır.
ancak bir çok insanı etkileyen, bir çok insana değer olarak dönen şeyler (temiz su’dan tut, iphone’a kadar) evet mantıkla, mühendislikle, bilimle vs ortaya çıkmıştır.
bunların da büyük bölümünü başka yerlerde anlattığım sürüyle sebeple erkekler yapmıştır.
bu kadın yapamaz demek değil. kadın salak demek değil. erkek zeki demek değil. bu sadece bariz bir gerçeği dile getirmek.

insanoğlu kendine faydalı şeye değer veriyor, onu takdir ediyor.
takdir edilen şeyleri bulanların çoğu erkek.
o yüzden “erkek mantığa mühendisliğe, mekanizmalara meraklıdır” , kadınlar sosyal ilişkilerde daha başarılıdır yatkındır dediğimiz zaman erkeklerin değerli gibi algılanması normal. bu yatkınlıkların yarattığı değer yüzünden.

ya bari şu “kadınlar kaç savaş çıkartmışlar” masalını tekrar etmeseydin..

tarih boyunca kadın yöneticiler, erkeklere kıyasla daha fazla savaş çıkardılar (sayıca değil oran olarak) :
https://qz.com/…e-more-likely-to-wage-war-than-men/
kadınlar evde daha çok fiziksel şiddete başvuruyorlar http://www.aeesq.com/…n-initiate-domestic-violence/

kadınlar da savaş çıkaran hükümetlere oy veriyorlar. obama’ya oy verenlerin 55%i kadın. trump 35%i. türkiyede kadınların 36%sı tayyip’e oy vermiş.
hitler de 6.5 milyon alman kadınından oy almış 1932’de.

bu “erkekler her boku yiyor kadınlar masum” masalını tekrar etmeyin komik oluyosunuz. madem kadınlar masum, savaş hiç bir şekilde istemiyorlar niye hep birlikte savaş çıkartmayacak adaylar çıkarıp onu seçmiyorlar? ben şahsen oy veririm öyle bir adaya.

kadınlar da insan. melaike değil. onların arasında da şiddete meyilli olanlar var, olmayanlar var.

güya romada erkek karısını öldürse ceza almazmış. süpermiş lan sıfır dırdır politikası. adamım julius sezar :p

https://en.wikipedia.org/…_in_ancient_rome#adultery

açıp baksan göreceksin öyle bir şey olmadığını. ama belli ki derdin anlamak değil kendi sesini dinlemek .

15-“mantık kapasiteleri olduğunu ama bunu fazla kullanmayacak şekilde evrimleştiklerini” okuyorum. ”

gene yanlış anlamışsın.

kadın ve erkek beyni farklı.
https://www.theguardian.com/…ains-wired-differently
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/…/articles/pmc4129348/
http://files.eric.ed.gov/fulltext/ej834219.pdf

bunun tartışması yok. farklı işte. ikisinin de evrimsel olarak avantajına olan özellikleri var.

kadına “mantıksız gerizekalı denmiş” gibi okuyosunuz yazılanı.

kadının hafızası daha iyi deyince kimse bişey demiyor, ama erkek matematikte iyi deyince oouuvvvv..

———

bak biraderim, benim gidip bilmediğim konularda, futboldan, sinemadan, modern sanattan, ne bileyim şaraptan vs bahseden yazımı göremezsin.

bu konular hakkında sıfır bilgim olduğundan değil, sadece tutup internete yazılacak vasat ve herhangi bir etkisi olmayacak bir bilgiyi sırf yazmış olmak için yazmayacağımdan.

tavsiye ederim, sen de yazma. kafam rahat. kimse kalkıp galatasaray diye küfür etme ihtiyacı duymuyor.

varsa kafana takılan bir nokta, düzgünce sor, mesaj at ne bileyim, ama böyle nazikçe küfrediyomuş yazılarda saçmalamak sana yakışmıyor.

ya da yakışıyor ne bileyim amk meriçi eheh.. düşüyo mu böyle?

https://twitter.com/…auss/status/904074176260071424


Kırmızı hap farkındalığı 


Kırmızı hap “daha çok karı sikmek” temelli bir öğreti değil.
kaç kere daha yazsam tutar bilmiyorum ama yazıyorum işte.

https://kirmizihap.org/…e-amaci-kari-kiz-isleri-mi/

bir erkeğin seks yapamaması sadece bir semptom.

eş olarak değerini en bariz şekilde gösteren bir semptom.
erkek doğuramadığı, insanlık açısından kadında olduğu gibi baz bir değeri olmadığı, sadece ve sadece yarattığı değer kadar değerli olduğu için erkeğin eş olarak değersizliği (veya değeri) insan olarak değeriyle ayrılmaz bir bütün. kadının 15-40 yaş arasında sahip olduğu avantaja sahip değil.

nasıl grip tedavisinin amacı ateş düşürmek değil, grip virüsünü yenmek ise, kırmızı hap’ın amacı seks yaptırabilmek değil.

seks yapamamak, karşı cins tarafından sürekli reddedilmek, hemcinsleri arasında saygı vs görmemek, para kazanamamak hepsi birer semptom. problemin ne olabileceğine dair işaretler veren birer semptom.

problem – erkekliğinizin iğdiş edilmiş olması. zihnen iğdiş, ruhen iğdiş edilmiş olması.

bu nasıl yapıldı ? dinle, medyayla, masallarla, telkinlerle, romantizmle, siyasetle, ekonomiyle. ataerkil sistemle.

hepimiz, kadın ve erkek olarak – ortalama erkeği üreten, gerektiğinde savaşan, ailesine kaynak sağlayan, cocuk yapan, sonra yaşlanıp ölen ama bu 60-70 sene boyunca mutluluğunu önemsemeyen, üstteki formüle uygun hareket etmenin mutluluk vereceğini kafamıza sokan düzenin kurbanlarıyız.

kırmızı hap, isteklerini elde etmek isteyen insanlar için hayattaki öncelikleri tekrar belirlemeye yarıyor. çilek tarlası tabelasının arkasında yatan mayın tarlasındaki mayınların yerlerini haritayla gösteriyor. o haritayı nasıl kullanacağı bireyin kendi sorumluluğu. ister koşarak girer, ister hoplayarak girer, ister hiç girmez. ama kırmızı hap çilek tarlası vadetmiyor, bunu yutan adam zengin olur, harem sahibi olur, sixpack’i olur, saçları geri çıkar, çükü 25 cm olur demiyor.

“senin istediğin şey buysa, karşındaki engeller budur” diyor sadece.

kırmızı hap farkındalığı sayesinde hayatını yoluna koyan, felakete giden yoldan geri dönen insanlar gün geçtikçe çoğalıyor. ve işin güzel yanı bu nadiren karşı tarafın maliyetini sırtlandığı şekilde oluyor. hayatını yoluna koyan adam etrafını da yükseltiyor. en yakınlarından başlayarak başkalarına faydalı oluyor. hepsi probleme feminist-romantik bakış açısı yerine realist bakış açısıyla bakmakla başlıyor. hatalı varsayımları, gerçeğe daha yakın varsayımlarla değiştirerek başlıyor.

o yüzden karşıdan tartışmayı izleyen arkadaşlara tavsiyem akıllarına yatmayan bir şey gördükleri takdirde istedikleri soruyu sormaları. “amk 31ci ergeni” diye girmedikçe lafa, karşınızdakinden saldırgan tepki alma ihtimaliniz çok düşük. hatta kendi adıma amk 31ci ergeni diye lafa girseniz bile saldırgan tepki almazsınız.

bi de imanuel’in sevgilisini hanginiz aldıysanız geri verin olm. ayıptır. *


merkezi bir manifestosu, peygamberi vs olan paket program bir din olmadığından insanların aklına yatan, işine yarayan kısımlarını alıp saçma gelen taraflarını reddedebileceği bir şeydir.

sanıyosunuz birisi “kadınlar bok gibidir” yazınca herkes “hurraaaa aynen panpa hepsi bok gibi biz kralız yeaaa” diye alkış tutuyor. öyle bişey yok.

Cinsiyetçilik

100.000 abonesi olan bir reddit forumunda 200 upvote nedir ki? binde iki.

x bir zümereye düşman zaten o kadar insan var dünyada. kırmızı hap farkındalığına sahip olup kadına düşman olan adama karşılık galatasaraylıya düşman daha çok fenerli var.

insan anlamadığı şeye düşman olur. anladığı şeye değil.


benim rastladığım yorumlarda “feminizm kötüdür” değil, “feminizmin şu şu şu pratikleri kötüdür” deniyor. mesela oy hakkı eşit işe eşit para hakkı gibi konular değil, erkek cocuklarını “arızalı kız çocuğu olarak yetiştirme” pratiği reddediliyor. diğer konularda da öyle. hepsinin eleştirilebilecek yanları var.

meriç – kendi değerini, diğer erkeklerin değerini azaltmaya çalışarak yükseltmeye çalışan sinsi bireydir. virtue signalling yapar, rekabetin kredibilitesini ve değerini manipülatif tekniklerle azaltmaya çalışır. “üzülecek bir şey yapmanı istemiyorum burcu” cümlesinin altında yatan şey tam olarak budur. naif ve safça aşık olan, sevdiği kişiyi mutlu etmeye çalışan birey değildir meriç. meriç manipülasyoncudur. naif, saftır.

sjw – benzer şekilde saman adamı argümanlarla “kazanım”larını korumaya çalışır. virtue signalling yapar. meriçle benzer modus operandiye sahiptir.
bizzat kendi agızlarından duyduk burada.

postmodernizm’le ilgili eleştiriler dünya kadar. jordan peterson diye youtube’da arat, otur dinle. hayatını değiştirsin.

kırmızı hap kontekstinde beta male : ilgi ve sevgiyi “satın almaya” çalışan erkektir. sağladığı kaynaklar, yaptığı yatırımlar, bedavaya sağladığı onay vs gibi şeylerle karşı tarafın ilgisini sevgisini kazanmaya çalışan erkektir.
a.t.m. koca derken kastedilen erkektir.
yaptığı yatırımın karşılığını alamadığı zaman kadınlara “nankör” diye saldıran erkektir.

bence gayet iyi anlıyorum eleştirdiğim şeyi.

problem üstteki modelde davranarak istediğini elde etmeye çalışanların , bugüne kadar yaptıkları yatırımın işe yaramaz ve değersiz olduğunu, sinsilikle yapıldığı için esas kadın düşmanı davranış olduğunu kabul etmeme inadı.

bu sinsiliği, bu içten pazarlığı, bu gizli sözleşmelerle hareket eden erkeği ahlaklı kabul eden, arzulanır gören erkek de kadın da bana uzak olsun ltf. tşk.

üstte örnekleri verilen “kadın düşmanı” yorumların 99.99999%u bu sinsi meriç hareketlerinden keyifle nemalanırken ikili eşleşme stratejisini sonuna kadar kullanan manipülatif kadınların davranışlarını hedef almaktadır. amerika ve diğer gelişmiş batı ülkelerinde bu tür kadınların miktarı inanılmaz boyutlarda.
yani pratikte bu adamlar için kadınların büyük kısmı malesef yorumlarda anlatılan pratikleri sergiliyorlar.


kadınlar niye komik değil:

https://www.vanityfair.com/…/2007/01/hitchens200701

tl;dr: ihtiyaç duymuyor.

varsa komik kadın örneği gösterin çok samimi rica ediyorum. amy schumer falan demeyin valla ömrü billah tefe koyarım. kaç tane kadın standup’ı yarıda kapattım bilmiyorum.

kadın zaten zarafeti alımı tatlılığı mistikliği ile yetip artıyor. bilim, medeniyet, komedi, teknoloji, edebiyat hepsi erkeğin o feminen ve mistik dünyaya dahil olabilme çabası.

sizi kastetmiyorum tabi üstünüze alınmayın. allahtan zehrinizi yutmayacak kadar akıllı yeterince çok kadın var.

 


hayatında tek nota basmamış, bilgisayar oyunları harici satır yazmamış, güzel bir şeyin fotoğrafını çekmemiş resmini yapmamış adam bana gelip güzel şeylerden bahsediyor.

adam mesela pink floyd’a bunu yazabilirken :
http://prntscr.com/gn355y

bir kağıt oyununa şunu yazmış:
http://prntscr.com/gn35f9

sen hayatta ne yaptın da bana akıl öğretiyosun olm? bi tane başarını göster

bak hep diyoruz – en çok ihtiyacı olanın en çok karşı çıktığı şey diye:
http://prntscr.com/gn36eq

git assasins creed oyna birader sen. senin vasatlığın beni aşar.

ahah bonuslar:
roger waters’a yazdığı : http://prntscr.com/gn37dl

vasatlığının ispatı : http://prntscr.com/gn37se

sen gibi adamlar ancak türkiye gibi ülkelerde akademisyen olabilir işte.
evet gördüm o entry’ni de.

millete akıl dağıtmadan bi aynaya bak ben neyim de kime akıl veriyorum diye.


“3 günlük ömrü fayda ve verimlilik maksimizasyonu adına kafa yorup hesap yaparak, kıçımı gereğinden fazla sıkarak, birilerini ezmek suretiyle sürekli daha yukarı tırmanarak yaşamaya çalışmayı ben erdemli bulmuyorum.”

loser mentalitesi. ayrıca yukarı tırmanmayı sadece başkalarını ezerek olacak bir şey sanarak false dilemma yapıyorsun. korktuğun şey başkasını ezmek değil, başarısız olmak. yukarıda örnekleri vermişsin zaten. startup kurarım batar.
batsın amk. nolacak? canını mı alacaklar?
100 tane kurarsın batar. 1 kere başarılı olsan yeter.

“hayat denen kısa hikayeyi lütfen bu kadar abartmayın.”

evrende sana bana dair başka herhangi bir şey yok. sadece hayatımız var.
onu da hafife almak büyük salaklık.
trilyarda bir ihtimalle doğmuş hayata gelmişim, onu da hafife alıcam öyle mi?
bsg.

sen nihilist olabilirsin. trp zaten halinden memnunların işine yarayacak bir şey değil.
hayattan daha fazlasını isteyenlerin işine yarayacak bişey.

en büyük dram, hayatta daha fazlasına sahip olabileceğine dair ihtimal vermeyen insanların bu kadar çok olması.

bu arada sen dediğime bakma, sen belli bir mentaliteyi yazıya döküyorsun. sen gibi düşünen çok insan var.


karşı çıkılmasının en büyük sebebi bence şudur:

(bkz: sunk cost fallacy)

daniel kahneman thinking fast and slow’da zihnimizin kazanç ve kayıp karşısındaki bias’larını çok güzel anlatıyor. “kaybetme riski” bizi kazanma ihtimaline karşı çok daha fazla etkiliyor.

elbette kolay değil senin 10 sene 15 sene boyunca izlediğin yolun yanlış olduğunu, belki istismar edildiğin (iş-aşk-ailevi) ilişkilerde olduğunu kabullenmek. zaten ondan diyoruz başından beri “bu mevzu öyle keyfi ‘eh işte’ olan kimsenin dönüp bakacağı bir şey değil” diye. “travma lazım”. bir “dönüm noktası” lazım diye.

red pill’i “bulan” adamların ezici bir çoğunluğu zaten hayatlarındaki kötü gidişat değil kötü bir olay neticesinde buluyor. yavaşça ısınan tencere misali, su kaynamadıkça, canı yanmadıkça atlamaya yeltenen adam olmaz zaten.

2 aydır seks yapmaya yanaşmayan karısının fotograflarını başka bir erkeğe yolladığını gören adam,
iş yerinde 4. kez kendisinden sonra şirkete giren adamın terfi aldığını gören adam,
yıllarca prenses muamelesi yaptığı kızın 10. kez göt heriflerden tekme yiyip gelip koşa koşa kendisine ağlamasından bıkan çocuk..

açın “düşün ki o bunu okuyor” başlığını sıradan okuyun. binlerce entry var.
neredeyse tamamı silkinip olaylara objektif ve gerçekçi bakmaya ihtiyacı olan insanlar. başlarına travmatik olay gelmiş ama daha iyi bir seçenek olduğunun farkında değiller.

red pill “birader-kızım, sen sıçtın. ağır sıçtın. sıçmanın sebepleri de muhtemelen bu bu bu budur.. artık kendi değerlendirmeni yap – ama sünepe gibi yapma, dosdoğru – acımasızca yap” diyor.

bu ilk aşaması.

red pill sonra diyor ki “anladın mı niye sıçtığını? güzel. bu zaafiyetlerini gidermek için yapman gerekenler bu bu bu bu… artık hangisi öncelikliyse senin için bunlardan başla” diyor.

bak burda meriç mentalitesinin çok yaygın bir “kaçış”ı var. burda da kaç kere yazıldı “amk düzgün insanlar seçin hayatınıza almak için”.

bu kadar büyük sorumsuzluk olamaz. yetişkin insan hayatta karşılaştığı olayları “başıma geldi” diye kurban mentalitesiyle görme lüksüne sahip değil. o senin “başına gelmedi”. onu sen yarattın. hareketlerinle, yaptıklarınla, yapmadıklarınla, seçimlerinle “başıma geldi” dediğin – görünürde senin kontrolün dışında olan şeyler bile senin sorumluluğun.

red pill bu kurban mentalitesinden kurtulmanı sağlayan araçlardan biridir (bence en işe yarayanıdır).

bak örnek vereyim. kışın 3 gün elektrik kesildi evde ışık yok, kombi calısmıyor, buzdolabı çalışmıyor. sıçtın yani. elektrik kesilmesi senin suçun değil. ama ısınma, aydınlanma, yemeklerini muhafaza etme, varsa ailenin sefil olmamasını sağlama sorumluluğu senin.

red pill “elektrik giderse şunu şunu yap” demez.

“iyi talih kendi inşa ettiğin bir şeydir. iyi talih: iyi karakter, iyi niyet, iyi hareketlerdir”
bak bunu 2000 sene önce yaşayan roma imparatoru ve stoik filozof marcus aurelius demiş. red pill yeni bişey söylemiyor. önerilen okuma materyallerinin en tepesinde eski stoik filozoflar var. sadece onları okumak bile red pill’i anlamaya ve uygulamaya yeter ve artar bile.

bugün yaşayan insanların çoğu hayatı o kadar istikametsiz yaşıyor ve bunu o kadar normal ve iyi bir şey sanıyor ki – inanılır gibi değil.

red pill “elektriklerin gitme olasılığını bil, buna hazırlıklı ol (atıyorum jeneratorün ve yakıtın olsun), kurban olma, ortalama olma, vasat olmakla yetinme, sorumluluk sahibi ol ki sen ve umursadıkların gereksiz yere sıkıntı/acı çekmesinler” der.

“başıma geldi” dediğin şeylerin tamamının sebebi senin yaptıkların.
ama bu kötü bişey değil.
çünkü problem sendeyse, çözmek de senin elinde.
gün gelip bir şey seni öldürene kadar vereceğin tepki tamamen seni elinde.

edit: şu sahne aklıma geldi sonra : https://youtu.be/lv11id634lk?t=82
tam olarak bu. walter reis.

bu da bizi karşı çıkılmasındaki bence ikinci büyük sebebe getiriyor:

o götünü sikee sike kaldırıp bugüne kadar yaptığının 10 katı eforla çalışacaksın.

kimse seni kendin olduğun için sevmeyecek, annen ve belki baban harici tüm insanlık, – cocuğun dahil – tüm insanlık senden alabildiği şeyler ile orantılı olarak seni sevecek. sana anlatılan masalların aksine senin birey olarak sırf doğduğun için pek bir değerin yok. insanların büyük çoğunluğu için harcanabilir bir kaynaksın. istatistiksin. hele erkeksen çok daha az değerlisin. istatistik bile değilsin.

ağır mı geldi? daha onda birini bile anlatmadım.

muhtemelen zaten elektrik kesik doğdun. o ışıkları yakmak için o götü kaldırıcaksın. vaktini ve eforunu verimsiz işlere harcamak yerine (dota’cılar, steam’ciler, friendzone’daki meriçler, her gün 3 saat futbol izleyenler, yılda 3 kitap okumayanlar – hepiniz) kendine ve etrafında umursadıklarına değer yaratabilecek şeylere odaklanıp, etrafındaki ortalama insanların makul bulduğunun 10 katı eforla bu hedeflerine saldıracaksın.

Boş zaman

bunu insanların takdiri, onayı için değil, kendi kendine onayın için yapmalısın. çünkü başka insanların onayına kıyasla kendi eksiksiz onayın çok daha zor. kendi zaafiyetlerini eksiklerini senden iyi kimse bilemez.kendi mutfagını biliyorsun. insanlar ise mutfağını değil, vitrinini biliyorlar.
sen kendi onayını aldığın anda zaten çoktan diğer insanların onayını almış olacaksın.

Sen Akın, neredeyse yoktan 20 senede var olarak muazzam nüfuz ve paralar kazandın. Evliydin, ama 99% karın senin eski halini bildiği için aranızda arzu, sevgi vs bitmişti.

Gel gelelim egonu okşayan 5/10’luk ilk kız olan Şeyda’nın ağına düştün. Becerebildiği ilk anda hamile kalarak sana çocuk formatında bir kanca takarak hayatından asla tam olarak çıkaramayacağın birisi oluverdi.

Kırmızı Hap farkındalığına sahip olsan bu durumda olmayacaktın. “bu durum ne lan?” diyeceksin. Henüz olaylar patlamadığı için farkında değilsin, ama bu senaryo o kadar tipik, o kadar tahmin edilebilir ki…

Olacakları söyleyeyim.

Şeyda senden sıkılacak, ama paranı sevmeye devam edecek. Çocuğunu sana karşı kullanarak hem onun psikolojisinde onarılmaz hasarlar açacak, hem de seni her adımda beyaz bayrak sallamaya mecbur bırakacak.

Çünkü Akın sen ne kadar başarılı olmuş olsan da, yüzlerce kişinin patronu, tüm ülkenin tanıdığı bir sima, tonla paran olsa da sen özünde bir “iyi adam”sın. Kimseyi kırmamaya çalışan, üzmemeye çalışan bir adamsın. İşe aldığın kimseyi kovmadığın anlatılıyor. Gerekirse iş icat edip yine de kovmuyorsun. Uzlaşmacı, ‘tatlıya bağlayalım’cı, ‘amanalirızabeytadımızkaçmasın’cı bir adamsın. Bunlar kötü özellikler değil. Ama işte seni paspas yapan özellikler de bizzat bu.

İşin kötü yanı ne biliyo musun Akın – bu davranışların altında yatan şey bizim “Meriç psikolojisi” olarak tanımladığımız mentalite olması. Senin kafandaki senaryoda gizli anlaşmalar var. “Ben insanlara iyi davranırsam, üzmezsem, kötü hissetirmezsem, hep iyi hissettirirsem, onlar da bana istediğim şeyi verirler” anlaşması.

Aradığın şey erkekler olarak hepimizin aradığı şey. Takdir edilmek, saygı görmek ve sevilmek. Ancak problemin, bunları satın almaya çalışıyorsun. İnşaat baronu Halil Abaoğlu gibi bariz bir şekilde “parasını verdim benim” modeli yapmaya çalışmıyosun. “İyi adam” olarak satın almaya çalışıyorsun. Cömertliğinin altında yatan şey bu. Sevilme ihtiyacı. Cömert değilsin. İstediğin bir şeye değer biçip karşılığını ödüyorsun sadece. Ama gizliden. Sinsice.

Bu açıdan bakınca Halil Abaoglu ne azından “arkadaş benim verdiğim belli istediğim belli, açık ve netim” diyerek senden daha asil bir duruş sergiliyor. Bu sebeple de kimse Halil Abaogluna sana takılana benzer bir kanca takamıyor işte.

Bu yoldan dönmen zor biliyorum, 50sine yaklaşmış adamsın. Ama mümkün. Sürüyle örnek var hayatını 50 yaşından sonra çeviren. İstediği ve hakettiği türden ilişkileri olan, sahip oldukları ve gizli anlaşmalar neticesinde etrafına dağıtabildikleri için değil, gerçekten varlığından ve birlikteliğinden hoşnut insanlarla ilişkileri olan birine dönüşebilirsin. Omurganın sertleşmesi imkansız değil. Çük sertleşmeyince mavi hap var, ama omurga için alman gereken hap başka renk bir hap.

Gel gelelim bu geçiş öyle yumuşak olmayacak. Kanlı olacak. Travmalı olacak. Köşeye sıkıştırılmadan, “ben nerede hata yaptım” demeden olmayacak. O zaman bile çok zor olacak çünkü Şeyda’yı koruyan sürüyle asalak var. Bu asalakların bahsettiğim mentaliteye düşmanlığı şaşırtıcı bile değil. Çünkü onlar da şimdi senin muzdarip olduğun hastalıktan muzdaripler.

Aptal bir adam değilsin. Sadece perspektifin yanlış. Perspektifini değiştirip parçaların nasıl tıkır tıkır yerine düştüğünü, yap-boz parçalarının nasıl rahat bir şekilde yerine oturduğunu görmen zor değil. Tek yapman gereken içinde olduğun duruma acımasız bir gerçekçilikle bakmak, egona zarar verecek diye bariz olan şeyleri görmezlikten gelmemek ve yapman gereken değişikliği kafanda netleştirmek.

“Abi selam, kızlarla özgüvensizlik problemi yaşıyorum nasıl üstesinden gelirim?”

“Merhabalar yazılarınızı okuyorum teşekkürler, ama hala kızlarla gidip konuşurken çok ezik ve özgüvensizim”

“abi kızla tam konuşucam tutuluyorum sesim fare gibi çıkıyor…”

Bana ulaşan mesaj-email vs gibi şeylerde ortak tema : “kızla konuşurken özgüvensizim”.

Şimdi burada problemin tanımını doğru koymazsak çözümünü bulamayız. Buradaki doğru kelime özgüvensizlik değil. Anksiyete – endişe. Özgüvensizlik kişinin kendi gözünden genel olarak değerine dair bir ölçüdür. Arkadaşlarıyla, ailesiyle, okulda, işyerinde, internette ve karşı cinsle – yani her ortamda ürkek, kendini değersiz gördüğü için savunmaya bile kalkmayan, hakkını yediren ve değersiz olduğunu düşündüğü için kendini başkalarına kullandıran ve sevdirmeye çalışan kişi özgüvensizdir.

Karşı cinsle ilişkiler haricindeki hayatında (okul arkadaş iş aile vs) kendini değersiz hissetmeyen, gerektiğinde hakkını ailesi, arkadaşları, okul ve işyerinde birlikte çalıştığı insanlar, yabancılar vs karşısında koruyabilen, kendini herkesin ezmeye hakkı olduğu ezik ve değersiz biri gibi görmeyen kişinin derdi özgüven değil anksiyetedir.

Bakın bunun çok olay bir testi var – eğer karşı cinsten romantik olarak ilgilendiğiniz birisiyle konuşurken heyecan-endişe vs duyuyorsanız ve bunun genel bir özgüven problemi olup olmadığını anlamak istiyorsanız yine karşı cinsten asla romantik olarak düşünmeyeceğiniz birisiyle konuşmanız esnasında kendi tepkinizi inceleyin. Mesela tipsiz, şişman, koca burunlu, salak vs olarak gördüğünüz karşı cinsten birisiyle konuşun – aynı tepkiler yoksa özgüven problemi değil anksiyete yaşıyorsunuz.

Peki neyin anksiyetesi? Sürüyle anksiyete var. Ben mesela kişisel olarak sağlık anksiyetesi yaşadım bir süre. Sürekli vücudumu monitor ederek (dinleyerek) en ufak tefek ağrı-sızı-gariplikte “lan yoksa tümör mü” diye strese giriyodum. Bunun adı hipokondria – hastalık hastası.

Karşı cinsle eşleşme amacıyla yapılan konuşmalar-hareketler-yazmalar kişide anksiyeteye sebep olabilir – bunun esas sebebi en başta reddedilme korkusudur. Peki reddedilme korkusu niye bu kadar anksiyete yaratıyor? Çünkü atalarımızın eşleşme ve üreme başarısına göre şekillenen cinsel ve sosyal stratejilerimiz için bazı anksiyetelerin pratikte hayatta kalma şansımızı artırıcı bir etkisi var.

Mesela yalnız kalmak (şehirde evde yalnız kalmak değil, dağ başında tek başına kalmak mesela) çoğu insanda anksiyete yaratır. Sebebi insanların bir an önce gruba geri katılmasının hayatta kalma şanısını artırıcı bir şey olmasıdır. Bu anksiyete genine sahip atalarımız yalnız kalınca hızla gruba dönüp yaşamaya devam ederken, bu gene sahip olmayan atalarımız ormanda dolaşmaya devam edip muhtemelen gen havuzundan elendikleri için anksiyete geni evrimsel olarak seçilime uğradı.

Ya da örneğin grup içerisindeyken ayağa kalkıp konuşmaktan çekinmek. Bir diğer tabirle “çıban başı” olmak. İnsanlar için topluluğa uygun davranmak, fazla çıban başı olmamak hayatta kalmayı (yanlış kişiyi kızdırmamak) artırıcı bir anksiyete. Öte yandan topluluk içerisinde rahat konuşabilen, dikkatleri tutabilen insanların takdir görmesi ve eş değerinin yükselmesi de yine aynı sebepten – “bu adam kalkıp 100 kişi içinde fikrini savunabiliyorsa dikkat çektiği için kendine gelebilecek tehditlerden korkmuyor demektir – o halde güçlü erkek – o halde iyi genler” mantığı işliyor.

Bakınız çok enterasan çok benzeri bir strateji kuşlarda var. Turdoides ya da Arap Yedikardeşi olarak bilinen kuşlarda yüksek dallarda tüneyip kendini daha büyük yırtıcı kuşlara potansiyel av olarak açıkta bırakan erkek kuşlar dişiler tarafından “vay be ne kadar da cesur kuvvetli bir erkek – korkmadan en üst dallara tutunabiliyor” diye algılanıp (ben basitleştiriyorum elbette kuşlar böyle demiyorlar) üreme başarısı açısından diğer erkek kuşlara kıyasla avantajlı oluyor.

İnsanlarda bu yüksek dallarda tüneme ve cinsel üreme başarısını artırma (topluluk içinde öne çıkma) stratejisi hiç bir anksiyete olmadığı durumlarda hızını alamadığı ve adamın kellesini götürebildiği için bugün bizde sadece belli durumlarda çıban başı olmayı riske eden ve bir miktar anksiyete duyan atalarımızın genleri var. Yani atalarımızı hayatta tutan fazla göze batmama – bunu korkutarak engelleme geni bize kadar gelmiş.

Zaten anksiyeteler “kertenkele zihnimizde bulunan eskale etmeme, durumu/olayı yükseltmeme, caydırma stratejileri” olarak tanımlanıyor. Yani işi bireyi harekete geçirmekten caydırmak.

Dönelim karşı cinsle reddedilme anksiyetesi yaşamaya. Buradaki anksiyetenin de çeşitli sebepleri olabilir – ama en temeli normalde herkesin birbirini iyi kötü tanıdığı 150 kişilik gruplarda yaşayan atalarımız için (sadece karşı cins tarafından değil – genel olarak) “reddedilme” grubun kendisini dışlaması gibi bir manaya geliyor. Grup/kabile tarafından dışlanmak da ölüm manasına geliyor. Bu yüzden evrimsel süreçler reddedilmeye karşı hassas bireylerin seçilimine yol açmış. Dışlanmaya sebep olacak hareketleri riske etmeyen bireyler (reddedilme anksiyetesini daha fazla hisseden bireyler) dışlanmayarak üreme ve hayatta kalma şansını artırmışlar, biz de onların torunları olmuşuz.

Bir de bu işin elbette sosyal boyutu var. Bireyin itibarının kaybı da sosyal dışlanmaya sebep olabileceği için bir caydırıcı katman daha var – yani erkek kıza yazarken reddedilirse bir de sosyal olarak itibarının bir kısmını kaybetmiş gibi olacak. Neticede karşı cinsin bir üyesinin istemediği bir birey olacak.

Artık 150 kişilik gruplarda değil milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerde yaşıyoruz, gel gelelim evrimin milyonlarca yılda beynimize soktuğu eğilimler öyle 100 sene şehirde yaşadık diye bir anda “ha gerek yok mu tamam abi ben kapatıyorum bunu” diye kaybolmuyor.

Özetle karşı cinsle konuşurken derdiniz özgüvensizlik değil, evrimsel olarak gayet mantıklı ve faydalı bir caydırma taktiği olan anksiyete.

Peki bu anksiyeteyi nasıl aşarsınız?

Tüm diğer fobi ve anksiyeteler nasıl aşılıyorsa öyle – maruz kalarak.

Yüksekten korkan birisinin bu korkuyu yenmesi için yapılan tedavi: alıştıra alıştıra daha yükseklere çıkarmak.

Topluluk önünde konuşmaktan korkan birine yapılan tedavi: önce sesli olarak boş bir odada konuşturmak, belki topluluğa konuşma yaptığını hayal ettirmek, sonra 1 kişi, sonra 5 kişi, sonra 10 kişi vs…

Bunun ismi “Exposure Therapy” diye geçiyor. Maruz bırakma tedavisi.

Özetle mantık basit – korkulan şeyin üzerine giderek artan şiddetlerle karşı karşıya kalacak şekilde gitmek.

Peki bunu karşı cinsle olan endişeleri yenmek için nasıl adapte edersiniz?

Öncelikle yabancılarla konuşmak çok iyi bir başlangıçtır. Günde 10 tane yabancıyla herhangi bir yazma amacı olmadan konuşmaya başlayın. Saat sorun, adres sorun, üzerindekini nerden aldığını sorun, tavsiye isteyin, starbucks sırasında dolaptaki X sandvici yiyip yemediklerini sorun vs.

Bir süre sonra sadece güzel bulduğunuz ve yazmak isteyeceğiniz karşı cinse aynı şeyi yapın – saati sorun, adres sorun vs. Elbette özellikle güzel kızlar adres sorma ayağına yanaşıp yazan erkeklere karşı ekstra hassas olacaklar, ama bu da sürecin bir parçası – reddedilmeyi de yaşayacaksınız, ama bu reddedilme romantik yaklaşımınızın değil adres sormanızın reddedilmesi olduğu için diğeri kadar çok can yakmayacak.

Reddedilmek özellikle erkeklerin defalarca yaşayacağı bir şey. Zam isteyeceksin reddedecekler, vize isteyeceksin reddedecekler, kızdan tlf isteyeceksin reddedecekler vs. Reddedilme hissine alışıp bunun o kadar da kötü ve korkulacak bir şey olmadığını anlamak için şahane bir yöntem var – 100 günlük reddedilme terapisi. Adam reddedilmesi kesin 100 tane şeyi 100 gün boyunca yapıyor. Dominos pizzaya gidip “bu pizzayı ben teslim edebilir miyim para istemiyorum ” diyor. Özellikle reddettiriyor kendini. Es kaza istediği şey olursa, yani reddedilmezse o gün için reddedilecek başka bir şey yapıyor. Siteyi inceleyin videolar da var – ayrıca eleman TED talk ile deneyimini anlatıyor.

Son aşama romantik olarak ilgilenebileceğiniz karşı cinse yazmak. Kızlar nadiren reddedilir, ama erkekler bolca reddedilecekler. Bundan etkilenmemenin yolu da yukarıda anlattığım gibi bolca reddedilmek ve bunun korkulacak bir şey olmadığını bizzat görmek.

 

Erkekler için reddedilmeleri azaltmak içinse sürekli söylediğimiz Hipergamiyi tatmin etme hadisesi var. Yani yazdığınız kızın hipergamisini ne oranda tatmin ediyorsanız o kadar az reddedilirsiniz. Maslak plazalarda beyaz yakalı olarak çalışan hafif kilolu 170lik erkek Levent Zorlu center’da gezinen manken kızlara yazdığı zaman reddedilecektir, ama Bağcılarda kafede kızlara yazsa daha az reddedilecektir. Hipergamiyi kendi avantajınıza çevirin – kendinizi her açıdan geliştirerek hiyerarşide yukarı tırmanmaya böylece reddedilmeyeceğiniz karşı cins havuzunu mümkün mertebe büyütmeye çalışın.

Son bir kaç haftadır Ekşisözlük The Red Pill başlığındaki tartışmalar, konuyla hiç alakası olmayanları sıkarken, konuyla ilgisi olan iki grubu kutuplaştırdı.

Bir tarafta Kırmızı Hap düşüncesini gerçekçi ve faydalı bulan, diğer tarafta zararlı ve nefret dolu bulan iki grup, karşıdan da “bi susun amk” diyen konuyla ilgisiz grup.

Bu yazıda KH ile ilgili eleştirilerin toplandığı ana başlıklara ve bunların niye yersiz ve/veya kasıtlı olduğuna dair açıklamalara daha yakından bakacağım.

Öncelikle bir şeyi baştan belirtmek gerekiyor –

KH – tatminsiz, mutsuz, ve/veya bir şekilde başarısız erkeklerin benimsediği bir düşünce sistemidir.

Bunun etrafından dolaşmanın, reddetmenin, yalanlamanın hiç bir gereği yok. Aynı doktorların tüm müşterilerinin hasta, lokantaların tüm müşterilerinin aç, berberlerin tüm müşterilerinin tipsiz olması gibi. Kimse ihtiyacı olduğunu düşünmediği, hissetmediği takdirde herhangi bir işe kalkışmaz.

Anlaşılması gereken şey, hayatta değişimin 99% travmatik olaylar, dibe vurma ve benzeri zor zamanlarda tetiklenen bir süreç olduğudur. Aldatılan, boşanan, yakınları tarafından sırtından vurulan, hayatta geldiği noktadan mutsuz olmayan adamın Kırmızı Hap gibi bir düşünce sistemiyle karşılaşması ihtimali çok düşük. Çünkü Kırmızı Hap farkındalığı, bu kişilerin dertlerini başkalarına açıp – ki biz erkekler dertlerini açmak, konuşarak çözmek yerine konuyu hasır altı etmeye meyilliyiz – bu dertlerini paylaşıp, sıkıntılarını dile getirmeleri ve başka birisinin Kırmızı Hap’tan söz etmesiyle başlayan bir süreç. Genel geçer bilgi olmadığı gibi haksız yere bile olsa kadın düşmanlığı, eziklik, ırkçılıkla ilişkilendirildiği için bir çok insanın detaylı incelemeden geçip gittiği ve başkasına tavsiye etmeyeceği bir şey.

KH’ı tavsiye olarak verecek kişi, bu düşünce kollektifinden faydalanmış, hayatını objektif değerlendirmelere göre daha iyi bir yere taşımış bireyler olacaktır. Bu da Kırmızı Hap’ı anlamış kitle içerisinde daha da ufak bir grup. Zira Kırmızı Hap’ın acı gerçekleriyle yüzleşip, bunları hazmedip hayatında iyileştirme yapmak için aksiyon alan adam sayısı sadece okuyan adam sayısından az, aksiyon alıp başarıya ulaşan adam sayısı, aksiyon alan toplam adam sayısından da az.

Yani evet – bu yazı bir “gerçek Kırmızı Hap bu değil” yazısı. Ama anlamamışsınız işte arkadaşım ben napayım?

Özetle gezegenler aynı hizaya gelip, hayatında cidden mutsuz olup “bu bana yapılır mı“ya değil, “nerede hata yaptım” noktasına varan adamın etrafında Kırmızı Hap’ı anlamış birileri olmadan, internetten ya da kitaplardan KH ile karşılaşmak düşük ihtimal. Karşılaşanlar da erkeklerin yoğun takip ettiği çeşitli forumlarda okuduğumuz, hayatta o veya bu şekilde başarısız olmuş erkekler.

O yüzden evet, Kırmızı Hap’ı bulanların çoğu mutsuz, ezik, özgüvensiz, tatminsiz ama neredeyse tamamı yardıma ihtiyacı olduğunu kabullenecek kadar dibe batmış bireyler.

Ancak Kırmızı Hap’ın kıdemli öğrencileri, işte bunlar bambaşka bir hikaye. Bir çoklarını kızdıran “olm hayat bize güzel” mesajını yazmak kolay kazanılan bir hak değil. Çünkü bunu yazabilen insanlar üstte tarif ettiğim noktadan “hayat bana güzel” noktasına gelebilmiş adamlar. Kırmızı Hap’ı benimseyen adamlar hayatlarının kötü bir dönemindeki adamlar. Ama KH’ı anlamış, götünü kaldırıp gerekli değişiklikleri yapmış adam çok farklı bir adam. Bu KH’ın zayıflığı değil, bizzat gücünü gösteren bir şeydir bana göre. Doyuran lokanta, iyileştiren doktor, yakışıklı/güzel yapan berber gibidir.

Öğrenci dememin sebebi bir başka suçlamadan bahsedecek olmam.

Kırmızı Hap’ın bir pazarlama, bir Multi Level Marketing, Ponzi aldatmacası, Secret, Guru tarikatı olduğu suçlaması. 

Kırmızı Hap’tan para kazanmak gibi bir şey söz konusu değil. Kırmızı Hap’tan para kazanıyor diyebileceğiniz adamların gelir kaynakları – yazdıkları kitaplar, PDFler, yazı yazdıkları bloglardan gelen affiliate ve reklam gelirleri, Skype üzerinden 1e1 tavsiyeler verdikleri danışmanlık hizmetleri. Bu adamların para kazanmadıklarını – daha doğrusu bir Mahmut Hoca olmadıklarını nereden biliyoruz? Çoğunun gerçek kimliği belli ve hepsinin ya normal gündüz işi var, ya da bu pratiklerden kazandıkları az miktarda parayı yetirebilmek için Doğu Avrupa veya Uzakdoğu – Güney Asya gibi yaşamın görece ucuz olduğu yerlerde yaşıyorlar.

Özetle bu para için yapılacak iş değil. Ben Kırmızı Hap yazıları ve araştırmaları-okumaları için harcadığım zaman ve emekle “Allah de ötesini bırak” tarzı bir kitabı götümle yazabilir, torunuma yetecek para kazanabilirim. Türkiye gibi kişisel gelişim pazarının Avrupa ve Amerika gibi satüre olmadığı bir pazarda, hele uyanık davranır işin içine dinsel, mistisizme dayanan öğeler eklersem Victorias Secret mankenleriyle sevgili bile olabilirim.

Öğrenci dememin sebebi de budur. Kırmızı Hap kolektifine çok katkıları olmuş, bir çok konuya getirdikleri yorumlarla aydınlanmaya yol açmış ismi bilinen veya anonim çok yazar var. Ancak bunların hiç birisi bu işin peygamberi, Gurusu ya da mutlak otoritesi değil. Birbirlerinden beslenen, fikirlerini birbirlerine çarpıştırarak Kırmızı Hap’ın gerçek olana ulaşma çabasına katkıda bulunan öğrenciler. Rollo Tomassi de öğrencidir, David Deida da öğrencidir, Pook da öğrencidir, bu isimlerin yanına kendimi yazmaktan çekinsem de ben de öğrenciyim. Hepimiz devlerin omzunda duruyoruz.

Guru’su, peygamberi olmayan, en ünlenmiş üyelerine büyük para kazandırmayan – üstüne üstlük bir çok insandan şiddetli tepki görmenize sebep olacak bir düşünce kollektifini “satmak” ne kadar akıllıca bir hareket olabilir? Bence vaktimi net geliri çok daha fazla olacak şeylere ayırabilirim pekala. Haftada 2-3 saat metroda gidip gitar çalsam daha çok para kazanırım eminim.

Özellikle benim için ilgi budalası, gördüğü ilgiye bağımlı olduğum yazılıyor sık sık. Fakat ekşisözlükte ve blogda yazdıklarımdan haberdar olan toplasan 5-6 kişinin haricinde gerçek hayatta bana sosyal medya üzerinden ulaşan kimseyle soru-cevap boyutunu aşan bir iletişimim olmadı. Kaç tane yemek-kahve-biraya gidelim teklifini geri çevirdim, parayla danışmanlık teklifini geri çevirdim hatırlamıyorum. Bunu övünmek için yazdığımı düşünenler elbette olacak. Ama neyse o. Davet alıyorum, reddediyorum. Çünkü amacım dikkat çekmek, aferin almak değil. Amacım insanların yanlış beklentilerini terk ederek daha mutlu ilişkiler yaşamaları. Sadece erkekler değil, o erkeklerle mutlu olacak kadınlar da faydalansın mutlu olsun istiyorum. Gerçek hayattaki başarılarım zaten önemsediğim az miktarda onayı (anne-babamın ve oğlumun onayı) bana fazlasıyla sağlıyor. Internette hiç tanımadığım insanların onayını ne yapayım ki? Neyse bu yazıyı kendimden bahsetmek için yazmıyorum. Merak edenler soruları ve dekolte fotolarıyla mesaj-mail atabilir. (Bkz: Send Nudes)

Peki karşı tarafın fikrini değiştirme ihtimalim düşük bile olsa niye internette yabancılarla tartışmaya devam ediyorum? Burada nereden not aldığımı hatırlayamadığım ama çok güzel şekilde hislerimi açıklayan bir beyanı aynen çalıp kopyalıyorum :

1-İkna etmeyi umduğum kişiler azılı karşıtlar değil. Henüz kararını vermemiş uzaktan izleyenler.

2-Benimle aynı fikri paylaşmasına rağmen bunu söyleme cesaretine ya da argümanlara sahip olmayanların sesi olmak.

3-Tartışma ve tepki yaratacak bile olsa fikirlerimi net bir şekilde ortaya koyabilmek, insanların farklı perspektiflerle – kabul etmeseler bile – karşılaşmasını sağlamak.

4-Karşı düşünce ne kadar bel altı vurursa vursun, işi masum mizah ve samimi bir sataşmadan öteye götürmeden, bel altı vurmadan tartışmayı sürdürebilmek.

Eğer daha önce yazdıklarımda bu dört maddeyi ihlal eden bir nokta varsa, boşluğuma gelmiştir ve benim hatamdır.

Dönelim Kırmız Hap’la ilgili yapılan eleştirilere.

Kırmızı Hap farkındalığının bilimsel verileri hatalı yorumlamakla beslendiği iddiası. 

Bu iddia, Agustos ayında Google’da politik doğruculuk, cinsiyet ayrımcılığı ve pozitif ayrımcılık ile ilgili araştırmalardan bilgiler paylaşarak bir bildiri hazırlayan James Damore‘a yöneltilen suçlamanın aynısı. Söylenen mesaj beğenilmediği takdirde bu mesajı desteklediği iddia edilen veriler de ya yanlıştır, ya da yanlış anlaşılmıştır.

Elbette Damore hadisesinde de itirazlar önce bilimin yanlış olduğu noktasından geldi. Araştırmaları yapan bilim insanları “yok öyle bişey araştırmalarımız gayet doğru” diye tepki gösterince “Dalmore yanlış anlamış”a geldi. Gel gelelim araştırmaları yapan bilim insanları bizzat “yo, memo’daki çoğu bilgi doğru temsil edilmiş” diye görüş bildirdi.

Dalmore’un yazdıklarını okuyanların yarısı “olaylara çarptılmış baktığı ve başka bir kötü niyeti olduğu için kazanımlara zarar verecek bir doküman” olarak görürken diğerleri “olaylara objektif bakan ve bu sebeple ayrımcılığı körükleyen değil, azaltacak bir doküman” olarak gördüler.

Burada esas konumuz Dalmore’un bildirisi değil – esas konumuz Dalmore’un bildirisine gelen tepkinin hemen hemen aynısı Kırmızı Hap’ın geneline geliyor.

Niye?

Benzeri tepki çoğu zaman dinle alakalı tartışmalarda geliyor. Tamamen bilimsel olan sorular – İsa öldükten sonra dirildi ya da göğe yükseldi mi? Musa Kızıldeniz’i ikiye yardı mı? Muhammed kanatlı atla dolaştı mı? – sorulduğu zaman bu soruların cevabının “evet” olmasına ihtiyaç duyan inanç, bu hikayelerin sorgulanmasını dahi düşmanca karşılar. Halbuki Musa denizi ya yarmıştır, ya da yarmamıştır. Ama Yahudiler için Musa’nın denizi yarmadığını düşünenler sadece “yanlış düşünüyor” diye algılanmaz. Bu düşünceler küfür, bunları söyleyen de kafir olarak algılanır.

Bilim insanlarının yanlış olması beklenir. Yanlışlanan bilimsel düşünceler doğruya ulaşmakta kullanılan bir araçtır. Ancak söz konusu şey bilimsel bir soru değil, bir inanç meselesi, ideoloji haline geldiyse, bunu sorgulayan her düşünce kafirlerden gelmektedir ve affedilemez.

Kırmızı Hap, kadın erkek arasındaki biyolojik farkları, erkek ve kadınların cinsel stratejilerini (örneğin ikili eşleşme stratejisi veya hata yönetme stratejisi gibi), mevcut toplumsal düzendeki güç dengelerini, kabul görmüş düşüncelerin yanlışlığını inceleyen ve bu yalanlarla dolu dünyada gerçeğe ulaşıp ona göre stratejisini değiştirmeyi hedef alan bir düşünce sistemi olduğu için, “inançlılar” tarafından “Musa denizi yarmadı” diyor gibi algılanıp otomatikman “kadın düşmanı” , “eşitlik düşmanı“, “homofobik“,  “ilişkilerinde manipülasyon yapmaya ihtiyaç duyan”, “parayla kadınları satın alabileceğini sanan” , “ezik 31ci”, “ırkçı“, “cinsiyetçi”,”genellemeci” – en komiği “adnan hocacı” olarak yaftalanıyorlar. Çünkü KH farkındalığının doğru olması durumunda ideoloji ve bizzat kendi ağızlarından “kazanım”ları tehdit altında olacak.

Üzgünüm, ama sizin kazanımlarınız gerçeklere (bilimsel verilere) veya ihtiyaçlara (inanma, anlamlandırma ihtiyacı, örn:dinler) dayanmayan şeylerse, bunları gerçeklere ya da ihtiyaçlara dayandırmak sizin sorumluluğunuz. Benim değil.

Kırmızı Hap’ın derdi o veya bu gruba ait kazanımlar ya da kayıplar değil. Ahlaki bir seçim söz konusu değil. Bilimsel bilginin ahlakı olmaz. Bilgi “vardır” sadece. Kırmızı Hap’ın derdi “abi bana gerçekte olanı, mekanizmayı anlat, ben de ona göre ayağımı denk alayım, salak salak ateşte yürümeye kalkmayayım”dan başka bir şey değildir.

KH farkındalığı, kişi Rick and Morty 1. Sezon 7. bölümdeki gezegende bile yaşasa ona göre bir strateji oluşturmasını sağlayacak bir araçtır. (Bu arada bomba bölümdür, izlemeyen kendi kaybeder.) Amacı dünyayı değiştirmek, sosyal düzeni alaşağı etmek, kadınların oy verme hakkını geri almak değildir. (Araba ehliyeti konusunda henüz karar verebilmiş değiliz ama eheh..) Amacı pozitif ayrımcılıkla savaşmak bile değildir. Yaptığı şey “olm bak pozitif ayrımcılık diye bir şey var, kadınlar-azınlıklar vs gibi gruplara dahil değilsen, daha çok çalışmalı, daha çok değer yaratmalısın çünkü en ufak hatanda seni koruyacak bir sosyal inşa bulamayacaksın” tavsiyesi vermektir. Bu saldırgan değil, tatsız ama gerçekçi bir tavsiyedir.

KH’ın amacı bireysel mutluluğa gidecek en verimli yolu bulabilmek üzere dünyayı masallara dayalı değil, gerçekçi bir bakış açısıyla anlamaktır. Dünyayı değiştirmek, pratik ve verimli bir mutluluk yolu değildir.

Bu başlıkta bariz hatalar yapmasına, Kırmızı Hap düşüncesi ve destekleyici verileri ile ilgili en temel şeylerden habersiz olmasına rağmen (örneğin daha ilk entrysinin en başında kadınların avcı değil toplayıcı olduğu için kollektivist, erkeklerin avcı olduğu için mühendisliğe yatkın olduğu varsayımından hareketle evrimsel psikolojiyi sözdebilim olarak gösteren immanuel tolstoyevski; maskülen işlere yatkınlık anne karnındayken maruz kaldığımız androgen hormonlarıyla doğrudan etkili ve bu hormonlara maruz kalan bebek kız olursa, onlar da kız cocuklar gibi insanlara ilgi göstermek yerine tıpkı erkekler gibi “şeylere” yatkın oluyorlar), hatalı örnekler vermediği yerde muğlak suçlamalar yaptığı, saman adamını eleştirdiği ama politik doğruları tekrar ettiği için bolca takdir toplayan entryler KH’ı tam olarak bu açıdan anlamamıştır.

Yine immanuel tolstoyevski’nin güya KH’ın en temel verilerinden olan kadınların hipergami eğilimini sorguladığı noktada verdiği “eşler arası eşitlik arttıkça seçim kriterleri birbirine yaklaşıyor” araştırması mesela. Burada bizzat kendi uyarısını yaptığı “yarı doğru” tuzağına düşüyor. Zira linkini verdiği araştırma okunursa evrimsel mekanizmaların eş seçim kriterlerine olan etkisinin Finlandiya gibi eşitliğin olduğu ülkelerde azaldığını, ama Türkiye gibi cinsiyet arası eşitliğin az olduğu ülkelerde daha çok etkisi olduğunu iddia ediyor. Meta analizi doğru kabul edelim, tüm çalışmaya erişimim yok. Ancak Finlandiya ve Türkiye arasındaki boşanma oranlarına bakarsak Finlandiya’nın evliliklerinin 56%sının boşanmayla sonuçlandığı, Türkiye’nin ise 22%sinin boşanmayla sonuçlandığı görülebilir. Demek ki sosyal inşalarla yapılan eş seçimleri evrimsel dürtülerle seçilen eşlerle girilenler kadar başarılı aileler yaratamıyor.

Bir başka güzel eleştiri biyolojik farkların “biyolojik determinizm”e sebep olacağı – bir nevi distopik, Gattaca benzeri doğumdan itibaren kimin ne iş yapacağının belirlenip bireyin buna zorlandığı bir kültüre yol açacağıydı. Ancak bunun gelecekte olmasını beklememize gerek yok, şu anda tersine bir zorlama zaten var. Kadınların ev hanımlığı yapması aşağılanırken (daha yeni Tolga Çevik’in eşini çocuklarına kendisi baktığı için övdüğü mesajını eleştiren yüzlerce yazı yazıldı) belki de yatkın olmadıkları bir alanda mutsuz olacakları bir kariyere zorlanan kadınların mutsuzluğunu görüyoruz. İnsanların yanlış işe zorlanması, en az doğru olma olasılığı yüksek işe zorlanması kadar zalimce. Kilit nokta “zorlanma”. Yatkınlık değil.

Tutup tüm eleştirilerin niye hatalı olduklarını ayıklamak mümkün. Ancak bu bence vaktimin doğru ve verimli bir kullanımı değil. Çünkü çürüttüğüm her eleştiri için 3 tane başka çürütülebilecek temelsiz eleştiri gelecek. Çürüt çürüt nereye kadar.

——-

Amerikan bağımsızlık bildirgesindeki en sevdiğim cümle : Her birey, ırk, dil, din vs gözetmeksizin kendi mutluluğunu özgürce arama ve yaratma hakkına sahip olmalıdır.  

Ancak eğer bu özgürce arama, çilek tarlası olduğu söylenen ama aslında mayın tarlası olan bir yerde gerçekleşiyorsa o zaman çözmemiz gereken büyük bir problem vardır.

Kırmızı Hap farkındalığı da tarlanın mayın tarlası olduğunu idrak etmektir sadece. Evet acı gerçek çilek tarlasının olmaması, meyveleri dilediğimizce yiyemeyecek olmamız, özgürce dolaşamayacak olmamız. Ancak eminim kimse habersizce mayın tarlasına girmek istemeyecektir. Ama Ekşisözlükteki “kadınların efendi adam yerine piç tercihi” başlığında kısa bir tur bile insanların aslında ne kadar konudan bihaber olduklarını görmeye yetiyor.

Gerçekleri anlayıp ona göre davranmak manipülasyondur diyen ve konuyla ilgili hiç bir bilgisi olmadığını beyan etmesine rağmen fikirlerini açıklamakta beis görmeyen diğer yazarlara en halisinden bir manipülasyon örneği vereyim : makyaj.

Makyaj, kadınların daha genç, ciltlerinin daha sağlıklı, saçlarının daha sağlıklı görünmesini sağlayan, erkeklerin “güzellik” dediği doğurganlık, simetri gibi özelliklerini öne çıkararak aslında sahip olmadıkları bir cinsel değerin reklamını yapan bir manipülasyondur. Kabul görüyor olması, milyar dolarlık bir sektör olması, bunun tamamen doğurganlık sinyallerini istismar eden bir manipülasyon olduğu gerçeğini değiştirmez. Daha estetik cerrahiye girmedik bile.

Manipülasyonların şahı

Pick up artist adı verilen kişilerin yaptığı şeyler manipülasyon olarak görülebilir, şahsi fikrim 90%ı da manipülasyondur. Ancak Pick up artistlerin mekanik taktikleri uzun vadeli bir strateji olmadığı – daha doğrusu uzun vadeli stratejileri sadece ve sadece “genç güzel kızlarla yat” olduğu için Kırmızı Hap’tan ayrılır. Kırmızı Hap’ın amacı daha çok seks değildir. Erkekler için seks azlığını diğer problemlerinin bir semptomu olarak görür. “daha çok seks istiyorsan bara git, kıza bunu bunu de” pick up artist tavsiyesidir. “Daha çok seks istiyorsan kendini geliştir, dil öğren, para kazan, ilginç ol, tipini düzelt, kas yap – pick up artistlerin emüle etmeye çalıştıkları adam ol” tavsiyesi Kırmızı Hap tavsiyesidir. Kısa vadeli taktikler açısından PUA teknikleri önerilebilir, ama bunlar nihai hedefe gitmek için kullanılabilecek araçlardır sadece. Nihai hedefe varan adamın PUA taktiklerine ihtiyacı kalmaz. “Doğal” olur.

Çocuklara nasıl para kazanacağı, nasıl okulda başarılı olacağı, nasıl futbol oynayacağı, nasıl giyineceği ve daha bir sürü şeyi nasıl yapılacağı öğretiliyor. Ama problem bu pratiklerin ve bilgilerin otomatikman mutluluk doğuracağı sanrısı. Bunları yapmasına rağmen mutsuz olan, ikili ilişkilerinden beklediğini alamayanlar “problemli” olarak sınıflandırılıyor. Kendisine verilmiş (veya kendi seçtiği) senaryoya uymasına rağmen mutsuz olan erkek ve kadınları kendini problemli sanıyor. “ee erkekleri alt ettim kariyer yaptım niye hala mutsuzum?” , “okul bitirdim, çalıştım para kazandım, baba oldum evde yardım ettim, her türlü ilgi alakayı gösterdim, niye karım beni arzulamıyor”. Bunlar özellikle post-modern demografide sık sık duyulan serzenişler. Ne zaman iş patlıyor Kırmızı Hap’lık oluyor? Adamı arzulamayan 8 yıllık 2 cocuk annesi karısı tutup adamı aldattığı zaman. 37 yaşında kedileriyle yaşayan kadın suçu “güçlü kadınlardan korkan erkekler”de aramak yerine “nerede hata yaptım” diye sormaya başladığı zaman.

Kırmızı Hap, erkeği hayatta daha mutlu yaparak etrafındaki insanların da mutluluğunu artırabilecek bir düşünce sistemi. Karşısındakini manipüle etmeye, baskı altında tutmaya, aşağılamaya çalışan, bunu öğreten ve destekleyen bir sistem değil. Kendine Kırmızı Hap’çı derken bu manipülatif taktiklerle elde ettiği başarılarla övünen adam olayın temelini kaçırmıştır benim gözümde.

Kadınların yaşadıkları en büyük problemlerden olan tecavüz, taciz, ev içi şiddet gibi olaylar erkeklerin fazla güçlü olmasından kaynaklanmıyor. Erkeklerin güçsüz olmalarından kaynaklanıyor. Tecavüz, taciz, ev içi şiddet gibi olayların daha çok sosyo ekonomik problemlerle boğuşan nüfusta yaşandığını, görece daha çok mutlu olduğunu beyan eden ailelerde bu problemlerin nadiren yaşandığını biliyoruz. Burada olan şey şiddete meyil etmeyen erkeklerin “evcilleşmiş” olması değil. Bu erkeklerin, güçsüz hemcinslerine nazaran kendilerini daha güçlü, hayatlarıyla ilgili kararlarını verebilecek durumda ve mutlu hissetmeleri. Kırmızı hap sayesinde hayatını iyileştirebilen bir erkeğin eline tüfek alıp okul basması, karısını sevgilisini dövmesi, tecavüze yeltenmesi ihtimali, hayatındaki problemleri çözemeyen ve bu yüzden izole olan erkeklerin bu işlere kalkışmaları ihtimaline göre çok daha düşük.

Kırmızı hap doğru anlaşılıp uygulandığı takdirde alınan sonuçlar ortada. Aldığım tavsiye mesajları kadar “geçen senede beri okuyorum şu şu şu gelişmeleri gösterdim” diyen mesajlar emailler alıyorum. Hayatlarında yönlendirici bir karakter olmadığı için KH’a ihtiyaç duyan insanlar var. İşe yarayan bir strateji var. İşe yaramadığı defalarca görülmüş mevcut femino-romantik perspektif var. O yüzden Kırmızı Hap farkındalığını ne kadar saman adamı argümanlarla çürütmeye çalışsanız da bu fikri benimseyen bireyler başarılı ve mutlu olmaya devam edecekler.

 

 

“Bir fikri kabul etmeden değerlendirebilmek, eğitimli bir zihnin işaretidir”
Aristo

Cinsiyetçilik, kadin – erkek düşmanliğindan ayrilmasi gereken şeydir.
Ben kadin-homoseksüel-yabanci vs düşmani olarak kendimi görmesem de cinsiyetçi olduğumu itiraf etmem lazim.

Bu da kadin erkek ilişkilerini anlamaya çalişirken harcadiğim enerji-mesai ve adina (daha iyi bir tanimlayici kelime bulamadiğimdan) “araştirma” diyeceğim şey neticesinde geldiğim nokta.

Peki kadin düşmani olmadan bir erkek nasil cinsiyetçi olur?

Örnekle açiklayayim.

Köpeğimi deli gibi seviyorum.

Peki köpeğime sicak ve sulu bifteğimi emanet eder miyim ? Tabaga koyup yanina birakip 20 dakka yan yana birakir miyim ?

Hadi biraktim ve köpek bifteği yedi

Köpeğime köpek gibi davrandiği, doğasina uygun olduğu için kizabilir miyim ?

Kizamam.

Köpeğime biftek emanet etmemek beni köpek düşmani mi yapar?

Yapmaz.

Kadinlar da böyle benim için. Hatta kadinlarin erkeklerden temelde farkli olduklarini, farkli evrimsel mekanizmalarla hayatta kaldiklarini ve hayatlarini bu şekilde optimum (mümkün olabilecek en iyi şekilde) yaşamaya çaliştiklarini, erkeklerin de ayni şeyi yaptiğini ama şartlari ve yöntemlerinin farkli olduğunu anladiğimden beri – diğer bir deyişle cinsiyetçi , kadin ve erkeğin farkli olduğunu kabul ettiğimden beri kadinlari daha iyi anliyor ve daha çok sevebiliyorum.

Beni daha önce kizdiran, üzen ve sinirlendiren şeylerin bir çoğunun doğamizda (kadin ve erkeklerin) olduğunu, bunlari kizilacak sinirlenilecek şeyler değil, anlayip adapte olmamiz gereken şeyler olduğunu anlamak, cocukluğumuzdan beri yanliş aktarilan “kadin erkek eşittir” fikrini kenara koyarak gerçeklere tekrar bakmaktan geçiyor.

Kadin ve erkeklerin farkli olduğunu, bazi konularda birbirine genellikle üstün olduğunu kabul etmemek, kadinlara erkek, erkeklere kadin rolleri-sorumluluklari yükleyerek bunlarla değerini ölçmek feminizmin kadinlara verdiği en büyük zarar olsa gerek.

Bir çok kadinin mutsuzluğunun altinda doğasina aslinda uygun olmayan ve erkeklere göre adapte edilmiş rollerin kriterlerine göre ölçülmesi ve değerlendirilmesi var.

Bir çok erkeğin özellikle kadinlarla ilişkilerindeki mutsuzluğunun altinda da kendisine öğretilen şekilde davranmasina rağmen kadinlardan olumlu tepki alamamasi yatiyor.

Kadinlarin istediği söylenen her şeyi yapmasina rağmen hala istediği türdeki ilişkiyi elde edemeyen erkekler aslinda kendi doğalarina uygun olmayan rolleri ve sorumluluklari yüklendiklerinin, balik oltasiyla kuş avina çikmaya çaliştiklarinin farkinda değil.

Bu durum şuna benziyor :

Özetle, cinsiyetçilik otomatikman düşmanlik demek değil bana göre.

Biyolojik ve psikolojik adaptasyonlarin kadin ve erkekleri temelde farkli olarak şekillendirmiş olduğu gerçeğinin tabu olmaktan çikarilmasi aslinda iki cinsin birbirini daha iyi anlamasina ve düşmanliğin azalmasina olanak taniyacak diye düşünüyorum.

 

Diğer ismi “kız evi naz evi”. Valla bak – anlatıyorum. Hata yönetme teorisi, kadınlar ve erkeklerin cinsel stratejilerinden birisidir. Bu da tıpkı hipergami ya da ikili cinsel strateji gibi çoğu zaman bilinçsizce takip edilen bir stratejidir. Şu şekilde özetleyebiliriz :

“Kadınların ve erkeklerin hamilelik durumundaki orantısız yatırımı ve maliyeti sebebiyle, karşı cinsin ilgisini ve kendilerine olan çekimi değerlendirirken kullandıkları perspektif farklılıkları”

Bişey anlamadınız tabi.

Doğal ortamdaki atalarımızı düşünelim (evlilik, çocuğu nüfusa yazdırma, nafaka vs gibi şeyler yok).

Erkek, karşılaştığı kadınların kendisine olan ilgisini gerçekte olduğundan fazla, abartarak algılar. Çünkü erkeğin hamilelik neticesinde maliyet riski düşüktür. Bir kadını hamile bırakıp sonra kendi yoluna gider ortadan kaybolursa sırtlanması gereken maliyet hayatından 1-2 saatle sınırlıdır.

Kadın ise karşısındaki erkeğin ilgisi bariz bile olsa, hatalı bir hamileliğin kendisine olan maliyeti sebebiyle (babalık yatırımı yapmayacak bir erkekten hamile kalarak hayatını riske atma) cinsel seçimlerde ekstra dikkatli davranır. Yanlış bir kararla birlikte olup hamile kaldığı adam kendisini 2 saat sonra bırakıp bir daha ortalarda görünmezse kadının maliyeti yıllar sürecek bir yüktür. Bu yüzden eş seçiminde kadının kendini daha çok koruması gereklidir.

Erkeğin metodu çok sayıda kadına ilgisini belli etmek, “yazmak” ve az sayıdaki kadınla (çoğu zaman 1) eşleşmektir. Erkek bir nevi saçma atan pompalı tüfekle ilgisini belli ediyor.

Kadının metodu ise ona ilgi gösteren bir çok erkek arasında şüphecilik sergileyerek en iyi seçimi yapmaktır. Sniper tüfegiyle ilgisini belli ediyor.

Sperm ucuz, yumurta pahalı.

Bu stratejinin istisnaları var mesela. Erkek, söz konusu kişi kendi kızı olduğu zaman da şüpheci davranıyor. Zira kızının maliyetli bir hamileliği kendisine yansıyacak bir maliyet. Bu yüzden erkek kendi kızı ile ilgili tıpkı kızın kendisi gibi şüpheci oluyor. Kız evi naz evi.

Kadın ise, söz konusu kendi oğlu olunca şüpheciliği bırakarak “saldır oğlum” moduna giriyor. Yani kadın 7/24 şüpheci, erkek 7/24 saldıray değil. “Aslan oğlum tabi ki yapacak” da diyebiliyor.

Bir diğer istisna da ensest’ten bahsettiğim yazıda detaylandırdığım üzere, ensest caydırıcı önlemler alan doğanın kardeşler arasında bu tür bir stratejiyi işletmemesi. Yani erkek, kız kardeşinden bu yalancı pozitif sinyalleri almıyor.

Bu strateji manipülasyona da maşa oluyor. Kadınlar, herhangi bir arzu duymadığı halde cinsellik sözü vererek ya da bunu ima ederek, erkeklerden normalde eşler için yapılması beklenen türden faydalar (taşınmaya yardım, bilgisayarımı düzelt vs) sağlıyor. Meriçler bak bu sizsiniz.

Öte yandan erkekler de çoğu zaman evlilik vaadi gibi uzun vadeli ilişki sözü veya iması ile kadınlardan cinsel fayda sağlayabiliyor. Bak bu da biziz eheh.. Yok lam, delikanlı adam niyetini baştan net koyar. Sinsilik yapmaz. İşin ilginci günümüzde erkekler o kadar şuursuz ve ikili ilişkilerde acınası durumda ki, “evlilik kartı” çoğu zaman masaya koydukları ilk kart oluyor. Bu da evlilik kurumunun ve damadın değerinde indirime sebep olduğu gibi (değerli bir şey olsa, niye çat diye hemen adanmışlığını kıza versin ki?) evlilik ve uzun süreli adanmışlığı baştan kabul etmeyen erkek değere biniyor. Halbuki doğal olan tam tersi olmalı. Uzun vadeli koruma, kaynak sağlama ve babalık yatırımı yapma değerli, gönül eğlendirme ise değersiz olmalı. Ama işte erkeklerin şuursuzluğu evliliği kızların eğlendikten sonra “e hadi artık vakti geldi” diyerek yapmaya karar verdikleri bir şey haline geldi. Erkek zaten dünden hazır gibi bişey. Meriçler bak bu yine sizsiniz.

Bu arada şüphecilik ve naz menopoz sonrasında görülmüyor kadınlarda.

Bu biyolojik eğilimler evrensel. Bir çok kültürde replike edilebilmiş eğilimler. Kültürler arasında şüpheciliğin ve saldıraylığın boyutları değişiyor, ama ana tema hep aynı. Bugün sık duyduğumuz “abim her boku yapardı ama bana hiç bişeyde izin vermezlerdi” diyen kızlarımızın ıstırabının altında yatan ana sebep bu işte. Maliyetli hatalardan kaçınmak üzere atalarımızdan miras kalan bir cinsel strateji.

İlgili çalışmalar için bkz:

http://psycnet.apa.org/record/1999-15749-006

https://www.cambridge.org/core/journals/behavioral-and-brain-sciences/article/error-management-theory-and-the-evolution-of-misbeliefs/9D0731B6A935E184DB558E98EB4053C1

 

 

Kırmızı Hap farkındalığına sahip kişilere yöneltilen bir diğer eleştiri de homofobik olduklarıdır.

Kırmızı Hap farkındalığı insanın homofobik olmasına sebep olur mu?

Kısa cevap : hayır.

Uzun cevap: bu kompleks bir konu.

Öncelikle daha önce homofobinin niye var olduğuna dair uzunca bir yazı yazmıştım. Merak eden okuyabilir, ama özeti şu: homoseksüellik, grupların (bireylerin değil) hayatta kalma şansını artırıcı bir pratik olmadığı, aksine bazı durumlarda azaltıcı bir pratik olabileceği için insan toplulukları tarafından yasaklanmış ve baskı altına alınmıştır.

Bilimsel araştırmalar heteroseksüel erkeklerin homoseksüel erkek gördükleri zaman verdikleri fizyolojik tepkilerin çürümüş yiyecek ya da kurtlanmış et vs gibi iğrenme duygusunu uyarıcı şeyleri gördükleri zaman verdikleri tepkiye benzer olduğunu gösteriyor.

İğrenme eşiği düşük insanların bu tepkiyi daha çok verdiği gözlemlenmiş. Şahsen bunu kendimden teyit edebilirim zira iğrenme eşiğim yüksektir, pis işleri (bebek bezinden tut, kokmuş yiyecek temizlemeye, pis bir yerde gerekirse uyumaya vs) zorlanmadan yapabilir, bir çok insana iğrenç gelen yiyecekleri en azından denerim. Benzeri şekilde gay pornosu açıp tepkime dikkat ettiğimde herhangi bir iğrenme (veya heyecanlanma tahrik olma) hissetmiyorum. Ancak iğrenme eşiğinin düşük olduğunu beyan eden bir arkadaşım gay pornosundan da iğrendiğini söylüyor. Bu iki kişilik örneklem boyu da bilimsel araştırmayı destekliyor.

Kırmızı Hap farkındalığı, çevremizde gördüğümüz şeyleri tüm açılardan bakarak anlamayı gerektirir.

O yüzden homofobinin sebepleri kadar homoseksüelliğin sebeplerine de bakmamız gerekir.

Homoseksüelliğin doğuştan olduğu, anne karnında maruz kalınan hormonel dengeye bağlı bir varyasyon olduğunu, bir çok hayvan türünde gözlendiğini, özetle kişinin seçim yaptığı ahlaki bir mesele, ya da “sapkınlık” olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu, solaklık, sarışınlık gibi değerlendirilmesi gerektiğini bulmak – objektif olarak homoseksüelliği anlamaya çalışan birinin en fazla 30 dakikasını alır.

Heteroseksüel insanlar nasıl hayatlarının belli bir aşamasında “evet ben karşı cinsten hoşlanmaya onunla cinsellik yaşamaya karar verdim” demiyor, kendini bildi bileli hep karşı cinse ilgi duyuyor ise, homoseksüeller de aynı şekilde kendilerini bildi bileli karşı cinse değil, kendi cinslerine ilgi duyuyorlar. Toplum baskısı bunu çoğu zaman bırak dışarıya kendilerine bile itiraf etmelerini engelliyor, ama örneğini verdiğim “evet ben erkeklerden hoşlanmayı seçiyorum” tarzı bir bilinçli karar söz konusu değil.

Adamın dibi Freddie

Tıpkı kişinin “evet ben solak olacağım” ya da “ben sarışın olmaya karar verdim” gibi bir şey demediği gibi.

Kırmızı hap farkındalığına sahip birinin elindeki veriler belli – homoseksüelliğin sebepleri, homofobinin sebepleri. Bu bilgiler ışığında ne yapacağı artık ahlaki bir karar haline geliyor. Kişi homoseksüellerden iğrenmese bile başka (miras aldığı) değer yargıları sebebiyle homofobik olabilir. İğrendiği için olabilir. İğrendiği halde homofobi karşıtı olabilir. İğrenmiyordur ve homofobik değildir.

KH düşüncesine sahip insanların bir kısmının homofobik olduğu tartışma götürmez. Diğer yandan KH farkındalığına sahip homofobik olmayan insanlar var olduğu da tartışma götürmez. Tıpkı (homoseksülelliği günah olarak tanımlayan dinler harici) diğer düşünce gruplarına mensup insanlar gibi. Ama KH düşüncesi sistematik olarak homoseksüelliğin kötü olduğunu, homofobinin doğru olduğunu telkin etmez. Homoseksüelliği insanın ahlaki bir seçimi olmadığı için günah sınıfına sokmak homoseksüelliği anlamamak demektir.

KH düşüncesinin sistematik olarak homoseksüelliği öğütlediğini iddia etmek, KH’ı yanlış anlamış, hiç anlamamış veya anladığı halde işine geldiği için manipülasyon yapıyor olmayı gerektirir.

Kırmızı Hap farkındalığına sahip olan insanlara yöneltilen eleştirilerden en yaygını ırkçı olduğumuz. Peki bu doğru mu?

Kısa cevap : Hayır.

Uzun cevap: Kesinlikle hayır.

Kırmızı Hap farkındalığı, dünyaya adeta bir bilim adamı gibi bakarak gerçekleri net bir şekilde görmeye dayanır. Sırf ahlaki değil diye, hoşumuza gitmiyor diye, rahatsız ediyor diye dünyada var olan bir gerçeği görmezden gelmek, sorgulanmasını engellemeye çalışmak, inceleyip anlamamak romantik-feminist düşüncenin yöntemidir.

Kırmızı Hap’ın ırkçılıkla ilişkilendirilmesinin en büyük sebebi de budur. KH forumlarında sık sık karşılaşılan temalardan birisi “ben Güneydoğu Asya ırkından, esmer, 168 cm, 83 kilo bir erkeğim, birlikte olmak istediğim kadınlarsa uzun boylu sarışın İsveçli kızlar…” tarzı tavsiye istekleridir.

Bu tavsiye istekleri Kırmızı Hap’ı “pick up artist” ile karıştıranların istekleri olsa da özellikle deneyimli KH farkındalığına sahip kişilerden gelen tavsiyeler durumu olduğu gibi analiz eden, gerçekçi tavsiyeler sunan ve romantikleştirmeyen, şekerle kaplamayan tavsiyelerdir. Bu tavsiyeler Güzin Abla tarzı (bkz: işe yaramayan) tavsiyelerden çok farklıdır zira tavsiyeyi isteyenin karşı karşıya olduğu şeyi net anlamasını sağlamaya çalışır.

Şu tavsiye politik doğrucuların altına yapmasına sebep olacak türde olsa bile yerinde ve gerçeklere dayalıdır:

“Öncelikle kadınların hipergamik eğilimini tatmin ediyor olman lazım. 168 boy İsveç için kısa. 83 kiloysan şişkosun, kilo vermen ve ağırlık kaldırarak şekle girmen lazım. Kısa boyunun ve esmer teninin İsveçli kızlarda yaratacağı ön yargıyı aşabilmek için 190 boyundaki sarışın Avrupalıya göre 3 kat fazla çalışman, aksanın varsa düzeltmen, kişisel kıyafet stilinle ilgili ciddi bir güncelleme ve yükseltme yapman, hijyen ve yemek yeme alışkanlıklarında İsveçlilere ters gelen bir şeyler varsa değiştirmen, ayrıca statünü ispat edecek türden bir iş yaparak zekanı, hırsını, çalışkanlığını ve kaynaklara erişiminin yüksekliğini ispatlaman lazım”.

Bu bilgi ırkçı değil. Bu bilgi gerçekçi. Bu bilgiyi alarak “İsveçli kızlar ırkçı o yüzden kısa boylu şişman pakistanlı erkeklere bakmıyorlar” demek meriç şapşallığı. “KH forumlarında insanları dış görünüşlerinden dolayı eziyolar, beyaz erkekler en iyi imajı çiziyorlar” demek feminist ve politik doğruculuk şapşallığı.

KH Tavsiyesi: Kısa boylu esmer ve ufak tefek misin? Aziz Ansari gibi ünlü ol.

Bu üstteki yorumdan rahatsız olan arkadaşlara sormamız gereken soru – istediğimiz şeyi almak için üstesinden gelmemiz gereken şeyi doğru anlamazsak, o şeyin üstesinden gelebilme ihtimalimiz nedir? Politik doğruculuk ve kimsenin kalbini kırmama, kötü hissettirmeme uğruna sakladığımız gerçeklerin sebep olduğu mutsuzluk çok daha büyük bir günah değil mi?

Gerçeklere dair gözlemlerin ahlaki bir tarafı olmamasının yanı sıra, en iyi yanları yanlışlanabilir olmaları. Eğer birisi bana İsveçli kızların Avrupa kökenli ırklardan, kendilerinden uzun, 3-5 yaş daha büyük, en az eşit veya daha çok para kazanan erkeklerle değil, güneydoğu Asya’lı, kısa boylu, kendilerinden az kazanan erkeklerle daha çok birlikte olduğunu ispatlayabilirse ben de fikrimi ve o noktadan sonra verdiğim tavsiyeleri ona göre değiştirebilirim. Zira gerçeklere dair gözlemler sizin birey olarak ahlaki ve egonuza bağlı bir yatırım yapmanıza ihtiyaç duymaz. Haksız çıkmanız işinize gelir çünkü gerçeğe biraz daha yaklaşmış olursunuz.

Özetle, KH farkındalığının ırkçılıkla ilgili bir öğretisi, bir dayatması, bir telkini yoktur. KH farkındalığına sahip olan bireylerin bazıları ırkçı olabilir. KH ile edindiği yeni bilgileri ırkçılığını meşru göstermek için kullanabilir. Tıpkı dini ırkçılığını meşru göstermek için kullanan, tıpkı tarihi ve milliyetçiliği kullananlar gibi. Bulabildiğiniz her ırkçı örneğe karşılık aynı verilere bakmasına rağmen ırkçı olmayan insanlar bulabilirsiniz.

KH farkındalığını ırkçılıkla ilişkilendirmek ya KH ile ilgili en temel şeylerden habersiz olmanın ya da konuyu anlamasına rağmen işine gelmediği için kasıtlı bir manipülasyonun eseri olabilir.

 

Kırmızı Hap ile ilgili yanlış anlaşılan en temel şeylerden birisi yapılan genellemeler. Kırmızı Hap perspektifiyle incelenen -özellikle kadınlarla ilgili olan -konularda yapılan genellemeler bahsedilen şeyin tüm üyelerini kapsayan ve hepsi için doğru olan bir genellemeden çok, heuristic adı verilen ve 100% doğru olmasa bile, varsayılması kişiye en az sayıda hata yaptıran kurallardır.

Bunun ne demek olduğunu inceleyelim. Bu noktada Nobel ödüllü Daniel Kahneman ve Amos Triversky’nin 1974 tarihli, insanların rasyonel canlılar olduğu fikrini sarsan çalışmasından bolca yararlanacağız.

Kahneman ve Traversky, yaptıkları deneylerde insanların, yeterince bilgi olmadan vermek zorunda kaldıkları kararlarda ne gibi zihinsel süreçler takip ettikleri ve ne gibi hatalar yaptıklarını araştırdılar ve buldukları bazı sık yapılan hataları sınıflandırdılar.

Bunların başlıcaları :

1-Kolay/bol bulunurluk- insanlar sık ve bol miktarda karşılaştıkları şeylerden etkilenerek karar verirler. Örneğin insanlar terörizmden ölme risklerini, kalp hastalığı veya diyabetten ölme riskinden daha fazla olarak değerlendirirler. Bunun sebebi medyada terörizmden ölen insanların sık sık haber konusu olması, ama kalp hastalığından ya da diyabetten ölen insanların haber konusu olmamasıdır. Halbuki insanların terör saldırısında ölme ihtimali çok az iken, kalp hastalıkları, kanser  ve diyabet ölümlerin çok büyük bir kısmının sebebidir. Kahneman, bunu ödüllü kitabı “Thinking fast and slow”da “what you see is all there is” yani “gördüğün şey ne ise, var olan da odur” diye özetlemiştir. Gözden ırak olan, gönülden de ırak gibi bir durum. Görünmeyen şey, insanlar tarafından yok gibi algılanır.

Kırmızı Hap açısından bu heuristic’in önemi ne? Medya sürekli olarak gerçekte olan oranlardan farklı şeyleri gözümüze sokuyor. Kadınların cinayete kurban gitmesi, erkeklerin cinayete kurban gitmesinden çok daha fazla medyada yer buluyor. Filmlerde ve dizilerde kötü karakter çoğu zaman erkek olurken, kadın korunması ve kurtarılması gereken karakter olarak karşımıza çıkıyor. Zor duruma düşen ve izleyicinin empati yaptığı, sempati beslediği karakterler kadınken, onları kurtarmakla görevli olanlar çoğu zaman erkek. Nadiren kadınlar fesat ve kötü karakterleri oynuyor, oynadıkları takdirde de bu karakterin özellikle çirkin olmasına dikkat ediliyor. Bu da “güzel kadınlar kötülük yapmaya muktedir değil” gibi bir algı yaratıyor. İstisnalar aklınıza geliyor elbette, ancak Disney çizgi filmlerinden Türk dizilerine bu stereotipler kullanılıyor. Bu bombardıman insanların karşısındakini değerlendirmesinde yanlış bir temel oluşturmalarına sebep oluyor.

 

2-Temsil etkisi – Bir bireyin ya da nesnenin belli bir gruba aidiyetine dair karar verirken yapılan hatalar. Örneğin bir kişinin terörist olma ihtimali gibi. Burada öznenin, belli bir grubun özelliklerinin ne kadarını taşıdığı ile ilgili gözlem yapan kişinin, o özne ile ilgili verdiği kararın doğruluğu araştırılır. Havalimanında kuyrukta bulunan sarıklı, sakallı, sandaletli, esmer, bol kıyafetli 20li yaşlardaki yalnız yolculuk eden adamın radikal islamcı terörist olma ihtimali ile kısa boylu şişman sarışın şortlu 45 yaşındaki kadının radikal islamcı terörist olma ihtimallerinin gözlemciler tarafından değerlendirilmesinde adamın dış görünüşü (gördüğün şey ne ise, var olan da odur) önemli bir veri olur.

Bu etkinin ve bu etki neticesinde oluşan heuristic’in Kırmızı Hap açısından önemi ne peki?

Kadınlar hipergamiktir, erkekte zayıflıktan uzak duracak şekilde evrimleşmiştir gibi genellemeler yaptığımız zaman, aslında temsil etkisi heuristic’ini kullanıyoruz.

Yani dediğimiz şey “tüm kadınlar hipergaminin kölesidir, nasıl kuşlar su altında yüzemezlerse, kadınlar da aynı şekilde hipergamik eğilimleri tarafından davranışları şekillenen, başka türlü davranamayan canlılardır” değil.

Anlaşılması gereken “kadınlar, evrimsel bir adaptasyon olarak hipergami eğilimini kazanmışlardır. İlişkide olduğunuz kadının hipergami eğilimi olduğunu varsaymanız, davranışları o perspektiften değerlendirmeniz, hipergami eğilimi yokmuş gibi davranmanıza nazaran çok daha mantıklıdır”. Özetle nasıl erkeklerin yeterince damarına basınca kavga etmesi, agresyon göstermesi gibi bir beklentimiz var ise, kadınların da hipergami eğilimi olmasını beklememiz gereklidir.

Hipergami nankörlük, güvenilir olmama gibi bir etkisi olan bir eğilim gibi görülse de burada hipergaminin bir vakumda yer almadığı, ve kadının eş olarak seçmiş olduğu erkekle doğrudan ilişkili olduğudur.

Kadın bir ilişkiye girmeye karar verdiği, rıza gösterdiği takdirde kendi özelliklerinin müsade ettiği en iyi eşi bulmak üzere bir değerlendirme yapmış ve  karşısındaki erkeğin özelliklerini hipergamik bir perspektiften tartarak bu kararı vermiştir. Bunu oturup Excel listesine +/- işaretleri koyarmış, yeterince çok puan alan erkeği seçermiş gibi düşünmeyin. Elbette bunu da yapan var ama çoğu zaman eşe duyulan arzunun ve istek (aşk) büyük bölümü zaten bilincinde olmadığımız süreçlerle oluşuyor. İnsanlar, ama özellikle kadınlar önce hissediyor (aşık oluyor) sonra aşık oldukları kişinin pozitif özelliklerini abartıp, negatif özelliklerini minimize ederek bu durumu kendilerine rasyonalize ediyorlar.

Temsili

Kırmızı Hap perspektifi, genel olarak insanların beyan ettiklerine değil, yaptıklarına bakarak niyetlerini anlamayı; insanların da yaptığı şeylerin çok önemli bir kısmının evrimsel mirasımızdan kaynaklandığını göz önünde bulundurmayı, her zaman akılda tutmayı öğütler. Bir kadının hipergamik olmasını beklemek, en gerçekçi beklentidir. Bir erkeğin yeterince kızdığı zaman dırdır yapmak yerine, oturup ağlamak yerine fiziksel şiddete başvurmasını beklemek en gerçekçi beklentidir. Gerçekte olan şeyi anlamadan ona karşı stratejimizin nasıl olacağını belirlememiz imkansızdır. Doğasını anlamadığımız birisiyle girilen herhangi bir ilişki ya da anlaşma, zar atmaktan farksız ve hayal kırıklığına davetiye çıkarmaktır.

Heuristicler esasen insanlara doğru olmayan kararlar aldırabildikleri gösterilmiş, hatalı önyargılara dayanan meyiller. Ancak söz konusu olan karşı cinsle ilişkiler olunca tüm diğer alanlardan daha fazla yanlış önyargılar var. Yani heuristiclerin işlevselliği, faydası zaten çok güvenilir değilken bir de üstüne gerçeğe dayanmayan önkabuller olduğu zaman kişinin yanılma payı çok artıyor.

Kırmızı Hap perspektifi, doğru olma olasılığını düşüren genellemeleri (heuristic) doğru olma olasılığını yükselten genellemeler ile değiştirmeyi tavsiye eder.

Bu bağlamda Kırmızı Hap’ın esas hedefi genellemenin öznesi değil, genellemenin ne kadar doğruyu yansıttığıdır. Diğer bir deyişle Kırmızı Hap’ın oluşturmaya çalıştığı farkındalık, yanlış ve yüksek maliyetli kararlar verilmesine sebep olacak genellemeler yerine, daha doğru kararlar vererek daha sağlıklı ilişkilerin ve birlikteliklerin kurulabilmesini sağlayacak genellemelerdir.