Category Archives: Kırmızı Hap

Hayat size güzel

Eleştiri: Kırmızı Hap kanaat önderleri yeni gelenlere üstten bakan bir tavırla yaklaşarak yıldırabiliyorlar.

Yeni gelen ve aslında tek derdi kız düşürmek olan adama önerilen çözüm yolları çok büyük çaba ile gerçekleştirilebilecek tavsiyeler.

Bu işi "çözmüş görünen" adamlar ile yeni gelen arasında dağlar kadar farklar var. Yeni gelenin gerçekliğini aynı perspektiften görememe problemi sebebiyle teorik içeriğin pratikte uygulanabilirliği sınırlı kalıyor.

Bazı durumlarda redpill uygulamaya çalışan adamın sırtındaki yük o kadar büyük ki, bırak koşması, ayağa kalkıp yürümeye başlaması bile zor.

Kırmızı Hap'ta çözüm arayan kişinin başlangıç noktası X veya Y sebeple Kırmızı Hap tavsiyesi veren adama kıyasla çok kötü olabiliyor.

Mevcut sosyo-ekonomik durum kötü, aileden paran/kaldıracın yoksa elde edebileceğin kazanımlar çok sınırlı.

Sınırlı kazanımlar da Kırmızı Hap'ta çözüm arayanların gerçekliği. Belli bir minimum seviyeyi geçmeden de kırmızı hap'ın vadettiği gerçekliğe ulaşmak imkansız görünüyor.

Hayat size güzel, bize bok gibi.
Ekşideki şu entry'deki eleştiriye istinaden. 
El-cevab :

Arkadaşın tespitlerinden haklılık payı verdiklerimi baştan yazayım –

1-Belli bir seviyeyi geçmeden görünmezsin.
2-Daha yüksekteki belli bir seviyeyi geçmeden arzuladığın kalitede ilişkilere erişimin ancak şansa kalmış bir şey.
3-Hayat adil değil, kimse yarışa aynı başlangıç çizgisinden başlamıyor.
4-Bazen başlangıç noktası o kadar kötü ki, değil koşarak yarışmak, adım atmak bile çok zor.
5-Mevcut sosyo ekonomik durum kötü.

Bunların hepsi gerçek. Kırmızı Hap’ı kabul eden etmeyen herkes için de geçerli.

Erkekler belli bir sosyal statüye ulaşmadan tamamen görünmezler. Ancak çok yakın ailesinin umursayacağı insanlar. Daha yüksekteki bir statüye ulaşmadıkları takdirde de arzuladıkları türden sosyal ilişkiler kurmaları imkansız. Bu hayatın bir gerçeği. Herhangi bir erkeğin feminen, film yıldızı gibi güzel, eğlenceli, sağlıklı, akıllı ve iyi bir anne olacak bir kadınla birlikte olmak istemesi normal. Ancak genetik, ekonomik ve sosyal olarak dezavantajlı bir erkeğin bu türden bir eş arzulaması,Belediyede bahçe işçisi olarak çalışan bir adamın Banka yönetim kurulunda oturmak gibi bir arzusu olmasından çok farklı değil.

Çünkü üstte saydığım özellikler herkes tarafından arzulanan ve nadir bulunan özellikler. Talep çok olduğu için bu özelliklere sahip kadının getirisini doğal olarak maksimize edeceği özellikler. Tıpkı banka yönetim kurulundaki koltukların nadir elde edilebilen ve sadece en yetenekli, çalışkan, hırslı kişiler tarafından işgal edilebilmesi gibi.

Bu en temel ekonomik gerçekliktir. Nadir ve arzulanan şey büyük talep gördüğü için “pahalı”dır. Yönetim kurulunda oturmak “pahalı”dır çünkü kişinin belki 30 yıl hırsla çalışmasını gerektirir. Zaman, enerji, aile ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri ve benzeri şeylerden büyük fedakarlık gerektirir.

Erkeklerin istediği türden ikili ilişkiler de çok farklı değil. Fedakarlık istiyor. Kırmızıhap’ın diğer tavsiyelerden farkı şu – fedakarlığı doğrudan ücret ödemek gibi düşünmemek, kendini inşa olarak düşünmek.

Bir çok erkeğin hatası fedakarlığı bir alış veriş olarak görmesi. Ben X kız için bir şeyler yaparsam karşılığında o da bana sevgi şefkat sadakat ve saygı gösterir.

Hayat böyle işlemiyor. Bu bir alışveriş değil. Alışverişin işe yaradığı yegane sistem fuhuş. Onu da sağlık açısından tavsiye etmiyorum.

Girişimcilik, para kazanma gibi konularda okuduğum kitaplarda genel bir tema var. “Parayı kovalamaya devam edersen asla para kazanamazsın”.

Bu ifadeyle ilk karşılaştığımda anlamamıştım. Hem gençtim, hem deneyimsiz hem de okuduklarım üzerinde düşünme ve istişare etme alışkanlığım yoktu.

Parayı kovalamak ne demek? Parayı kovalamak nasıl para kazanmaya engel olabilir?

Herhangi bir iş yaparken, amacınız o alışverişten kazandığınız parayı maksimize etmek olduğu takdirde kazancınız çok sınırlı olacaktır. Amacınız para kazanmak olduğu sürece, tüm kararlarınızı parayı artırmak ve korumak perspektifinden verdiğiniz sürece kazancınız sınırlı olacaktır.

Halbuki yaptığınız herhangi bir alışverişte amacınız karşınızdakine maksimum değeri yaratmak olduğu takdirde, para size doğru akmaya başlayacak.

Çok basit bir örnek vereyim. Starbucks’tan kahve aldınız, şeker koyarken bardağı yere düşürdüğünüz zaman Starbucksta çalışanlar size ücretsiz kahve veriyor. Çünkü şirket çalışanlarına belli sınırlar dahilinde “müşteriyi memnun etme” inisiyatifi tanımış.
Starbucks o gün size bedava kahve vererek belki 1 lira kaybetti, ama sizin sonraki kahve alışverişlerinizi oradan yapmanızı sağlayarak sizden çok daha fazla para kazandı.

Yemeksepetinde en çok puan alan restoranların yorumlarını açın okuyun – genel tema “ikramlar için teşekkürler :))” – ikramdan kasıt ufak jelibon, bonibon, dondurma vs.

Benzeri yaklaşım “müşteri memnuniyeti aşmış” tüm firmalarda görmek mümkün. Şahsen bana iyi davranmış, para kaybetme pahasına memnuniyetimi sağlamış firmalardan hem uzun süreli alışveriş yaptım, hem de tavsiye ederek para kazanmalarını sağladım.

200 lira gelen ama kazıklanmış hissedeceğim restoran hesabındansa 500 lira gelen “amma iyi yedik be” dedirtecek hesabı tercih ediyorum.

İkili ilişkiler de bundan farksız.

Sen etrafındaki insanlara değer üretemiyorsan, insanlar senin yakınlarında olmak için bir sebep bulamıyorsa senin etrafında olmuyorlar, istediğin seviyede ilişkiler kurmuyorlar. En temel ekonomik gerçeklikler.

Eğer sen seksi kovalarsan, sevgiliyi kovalarsan elde edebileceğin ilişki türü arzuladığın ilişkinin çok çok altında bir ilişki olacak.

Bu sebeple “pickup artist” pratiklerini önermiyor ve tasvip etmiyorum. “Game” adı verilen flört etme becerisi benim görüşüme göre ilk intiba & ilişkiyi canlı ve eğlenceli tutma haricinde benim nazarımda arzulanan sonuçlar yaratan bir araç değil.

Evet bu pratikler sizi sekse eriştirebilir. Şezlongcuya benzeyen nice tipsiz adamın çok güzel kadınlarla birlikte olabileceklerine şahit olmayan yoktur. Ancak Kırmızıhap’ta cevaplar arayan birinin çok daha fazlasını arzulayacak kadar kafasının çalıştığını düşünmek istiyorum.

Hayata başlangıç noktası üstte bahsettiğim “değer” konusunda büyük bir avantaj veya dezavantaj olabilir. Sadece ilişkili olma avantajı bile insanı hayatta öne geçirebiliyor. Tanınan bir ailenin çocuğu olmak ile kötü şöhrete sahip bir ailenin çocuğu olmak arasında kaçınılmaz bir fark var.

Ancak Kırmızıhap zaten kimseye “beni takip et, XYZ neticeyi alacaksın” türünden bir tavsiye vermiyor. Kırmızıhap içine ne atarsan at diğer ucundan dünyanın en lezzetli sosini çıkartan bir makine değil. Son ürün kaçınılmaz olarak malzemenin kalitesini yansıtacak.

Kırmızıhap perspektifi insanın içinde bulunduğu durumu buz gibi bir gerçeklikle değerlendirip, ulaşmayı arzu ettiği nokta arasındaki farkı anlamasını ve bu arayı kapatacak çabayı doğru yönlendirmesine yardımcı olur. Belli konularda çok genel geçer tavsiyeleri olabilir (ilk intibayı iyi yapabilmek için şöyle görün, şöyle giyin, böyle konuş…) ancak her bireyin içinde bulunduğu eşsiz şartların tamamını karşılayacak öneriler sunamaz.

Kendi şartlarını değerlendirmek ve ona göre bir aksiyon planı oluşturmak bireyin sorumluluğudur. “Kırmızıhap takip ettim ama işe yaramadı” cümlesinin tam karşılığı şudur:

“ben içinde olduğum gerçekliği net bir şekilde tanımladım,
arzuladığım noktayı ve o noktaya ulaşmak için gereken şeyleri net bir şekilde belirledim,
o noktaya ulaşabilmek için gereken kilometre taşlarını belirledim,
her kilometre taşına ulaşmak için bir plan yaptım,
o planı gerçekleştirirken karşılaştığım engellerde gerekli düzeltmeleri yaptım,
tüm kilometre taşlarına ulaştım,
nihai hedefime ulaştım,
ve hala işe yaramadı”

Benim baktığım yerden bu maddelerden birisi ya da bir kaçı birden gerçekleşmemiş olmalı ki sen “işe yaramadı” diyebiliyorsun.

Hayatta başarıya ulaşmanın çok temel bazı kuralları var.

1-Hedefleri nispeten ulaşılabilir daha küçük bileşenlere bölerek onlar üzerinde çalışmak.
2-İstikrarlı ve bilinçli efor sarfetmek.

“Adam bir oyun yazdı milyoner oldu” ifadesi sanki adam oturup 2 haftada oyun yazdı ve milyoner oldu gibi görünüyor. Ancak o oyunu yazan adam emin olun oyunun tüm bileşenlerini gerçekleştirilebilir ufak parçalara bölerek (grafikler, mekanikler, senaryo neyse artık) her gün istikrarlı bir şekilde ve hedefe doğru bilinçli bir şekilde ilerleme yönetmiyle hayata geçirdi.

“Adam 120kg bench basıyor”. Emin olun o adam 30kg ile başlayıp her hafta 1-2 kilo artırarak 120 kiloya çıktı.

“Adamın sixpack’i var”. Adam vermesi gereken 25 kiloyu haftada yarım kilo verecek şekilde her gün dikkatli diyet yaparak verdi.

“Adam süper gitar çalıyor” – emin olun yıllarca oturup sıkıcı egzersizleri saatler boyunca tekrar etti. Oturup şarkılar öğrendi, nasıl gitar amfisi ve efektlerinden iyi tonlar çıkarılır öğrendi, konserlere ekipman taşıdı, hatalar yaptı, ders aldı, tekrar denedi.

Senin hedefin ilk intibayı olumlu bırakan, hoş sohbet, ekonomik özgürlüğe sahip, fit, eğlenceli vs olmak ise; her ne değilsen onun üzerinde hedeflerini belirleyip, hedefleri parçalara ayırıp, istikrarlı bir şekilde hedeflere doğru çalışmaktan başka bir şey olamaz.

Herkesin en büyük problemi olarak görünen ekonomik özgürlüğü ele alalım:

  • Arzulanan gelir nedir?
  • Bu gelirin türü nedir?
  • Bu geliri hangi kanallardan yaratabilirim?
  • Bu kanallardan hangisinde en kolay ivmeyi yakalayabilirim?
  • Bu konuda deneyimim nedir? Becerim nedir?
  • Bu deneyimi elde etmek için neye ihtiyacım var?
  • Bu hedefi alt kırılımlara nasıl ayırırım?
  • Bu alt kırılımlardan X Y Zyi nasıl gerçekleştiririm…

Sürekli bir “reverse engineering” perspektifinden bakmak gerekiyor.

İngilizce bilen, internet kullanabilen birisi için para kazanma kanalları global olarak açık. Türkiye’nin ekonomisi batık olduğu için yurt dışına mal-hizmet satış hedefli işler yapmak en mantıklısı. Türkiye’nin en büyük yazılım ve entegrasyon şirketlerinden olan bir müşterimin geliştiricilerinin 90%ı sadece yurt dışındaki işlere kanalize olmuş durumda örneğin. İstanbul ve İzmir’deki ofislerinde çalışan yazılımcılar tamamen y.dışı müşterilere hizmet veriyor, şirket dolar ve euro ile kazanıyor ve yazılımcılara TL üzerinden maaş verdiği için son 2-3 ayda gelirleri giderlerine oranla çok artmış durumda.

Bunu çok daha küçük bir skalada düşünsek – örneğin facebook ve instagram üzerinden satış yapan dropshipping siteleri olan birinin gelirleri de aynı şekilde 40-50% artmış durumda.

Para kazanma ile ilgili okuduğum en başarılı 2 kitabın yazarı MJ Demarco. Üstte çok kaba bir şekilde özetlediğim stratejiyi derin bir şekilde anlatıyor.

Özetle evet, benim perspektifim sosyal statünün yükselmesinin özellikle erkek için arzuladığı şeylere erişimde en çok pay alan şey olduğu düşüncesi. Hayatının henüz başlarındaki birinin hedeflediği noktayı ulaşılmaz veya imkansız görmesi de normal. Ancak hedefi daha ulaşılabilir küçük parçalara bölmek ve hedefler gerçekleştikçe daha yüksek hedefler koyarak istikrarlı bir şekilde bu hedeflere doğru çalışmak haricinde gerçekçi bir strateji ben düşünemiyorum.

Başladığınız yerden bağımsız olarak bu strateji çalışır. Size Donald Trump gibi ne bileyim Dan Bilzerian gibi olma garantisi vs vermez. Ancak olduğunuz yerden daha ileri bir noktaya getirmesi de kaçınılmaz.

Advertisements

Picking up girls in Istanbul

Şaşırılacak kızacak gocunacak hiç bir tarafı olmayan videodur.

Ben neler görüyorum videoda:

1-Elemanlar youtube’daki izleyiciye bir şey satıyorlar : kızlarla nasıl konusursunuz eğitimi. Şimdi bu elemanlar istanbulda 3 gün kalmış ve 500 tane kızla tanışmaya çalışmış olsa ve bunlardan sadece 5 tanesi olumlu tepki vermiş olsa (%1lik olumlu dönüş oranı) elemanlar sadece bu kızları videoya koyacaklar zaten. O yüzden “oo türk kızları iki ingiliz görünce hemen altına kaçırıyo” tepkisi saçma. Bu video bir reklam videosu. Edit sürecinde gösterilmesini istemeyecekleri şeyleri elbette göstermeyecekler.

2-Elemanlar zaten gelişmiş ülkeden gelip az gelişmiş ülkedeki kızlara yazınca bir kaç açıdan birden avantajlı.

-gelişmiş ülke vatandaşı
-uluslararası seyahat yapıyor (kaynaklara erişimi var)
-kültürü görgüsü vs türkiyede aaa sınıfı tüketiciye denk
-egzotik – complexion‘ı türk ya da ortadoğu tipi değil.

Yani hiç bir flört becerisi olmayan Ingiliz erkeğin bu avantajları zaten var.

3-Elemanlar flört konusunda deneyimli ve başarılı.
Benim farkettiğim teknikler:

-kino – yani bol bol dokunma ve yakınlık kurma.
-eğlenceli pozitif ve iyi hissettiren mizaç, vücut dili,
-statü ispatı beyanlar (dünyayı gezerek vücut dili – topluluk önünde konuşma egitimi veriyorum)
-kızı kendini ispatlamak zorunda bırakacak beyanlar (bence sen utangaçsın)
-ingilizcesi uninhibited olan davranışlar – bunu “herhangi bir baskı altında hissetmeden konuşma davranma” diye çevirebiliriz kabaca. Mesela sokak müzisyenleri önünde dansediyor, bagırıyor, kızın elini rahatça tutuyor kıza sarılıyor- sosyal statüsünü ispat etmenin bir başka yolu ; “ben bunları hep yapıyorum ve bunda hiç bir problem yok iyiyiz ve güvendeyiz” teması çiziliyor.

Eleman özgüveni ile “ben bunu daha önce yaptım, başka kızlar beni zaten defalarca çekici ve ilginç vs buldular ve benden çekinmene gerek olmadığı gibi benden alacağın bir değer var” mesajı veriyor.
Pre-selection yani bir nevi “çok satan – kullanıcı yorumları pozitif ürün” olduğunu sinyalliyor.

4-Türk sosyal kültürünün bu türden bir flörtleşme ortamını nadiren sağlaması, batı kültürünü film-tv’den vs izleyen gören gençlerimizin buna özenmesi ve bu ihtimal ortaya çıkınca altına kaçıracak şekilde kikirdemesi.

5-Kızın yerli olmayan biriyle kendi sosyal statüsüne herhangi bir risk olmadan davranabilmesi. Bu bizim millete has bişey değil, tüm dünyada böyle. Kendi itibarını riske edebilecek davranışları kimsenin kendini tanımadığı bir yerde yapma ihtimali artıyor. Benzeri şekilde koskoca bir sosyal çevreye dahil olmayan bir erkekle daha sınırsız bir şekilde flörtleşebiliyor – zira işler kötü giderse itibarına bir zarar gelmeyecek.

“Erasmus’a giden Türk kızı” klişesinden zerre farklı bir durum yok ortada.

Elbette dotacı tayfa “biz yapsak tacizciii diye laf yeriz” diyecek.

Evet yersiniz. Çünkü siz statünüzü yükseltmek yerine sabah akşam dota oynayıp futbol goygoyu peşindesiniz. Hangi kız size hangi sebeple olumlu tepki versin?

*sosyal statü – zayıf.
*tip – ortalama türk tipi, bir özelliği yok. Kollar spagetti, belki göbek var.
*flört becerisi – ultra zayıf. Kızların ilgisini çekme yöntemi duyar kasmak, meriçlik yapmakla sınırlı.
*arzu ettiği türden ilişkilere doğuştan hakkı var sanıyor, dünyanın ona seks ve şefkatli bir sevgili/eş borcu var sanıyor, bunlar gerçekleşmeyince hırsını sağa sola saldırarak trolleyerek almaya çalışıyor, genelde negatif enerjili ve ergen atarlı.

Kızlara söylenmeden önce sen bi kendi evinin önünü süpür.

Ben nerde hata yapıyorum diye düşünüp millete saldırmadan önce kendine çeki düzen veren, sadece karşı cinsle değil, tüm ilişkilerinde insanlara değer yaratabilen erkeklerin aldığı tepki bu ingiliz elemanların aldığı tepkiden çok farklı değil.

Şu entry 136 kez favlanmış : (bkz: #79717322)

– you look so sexy.
+ oh thank you.

– çok seksi görünüyorsunuz hanım efendi.
+ imdaaat. Sapık.

Allah belanızı versin.

Bu kadar sığ bakma lüksünüz var sanmanız beynimi yakıyor.
Amman kendinize toz kondurmayın da allah kimin belasını veriyorsa versin.

——

Mesaj geldi “korunmaması gereken noktada kızları korumuşsun, aynı şeyi türk söylese taciz yabancı söyleyince kikir kikir – bu yanlış” diyenler oldu.

Kızlarımız da erkekler kadar şapşal anlaşılan.

Bakınız 3 sene önce taciz ile ilgili ne yazmışım (bkz: Taciz)

kaynağını beğenmediğiniz iltifat”

Bir kere şunu iyice anlamamız lazım – kadınlar eş seçiminde erkeklerin 1 milyon katı falan seçici olmak zorundalar. Çünkü yanlış eş seçiminin kadınlara olan maliyeti erkeklere olan maliyetinden çok daha fazla.

Evet mevcut hukuki düzenlemeler yanlış eş seçiminde erkeğe de bedel ödetiyor ancak mevcut hukuki düzenlemelerin de temelinin, sekse erişimin 99% evlilik ile olabildiği dönemlere ait olduğunu hatırlamamız lazım.

Içinde yaşadığımız zamanlar bir geçiş – ara dönem.

Bir yanda evrimsel açıdan faydalı olduğu için tutunmuş pratikler var (kadınların hata yönetimi stratejisi, doğru eşi seçmek için kullandıkları stratejiler)

Bir yanda evliliğin sekse erişimin yegane yolu olduğu ve boşanmanın maliyetli ve zor olduğu dönemlerde tesis edilmiş ve esasen erkeği anarşik pratiklerden uzaklaştırıp topluma faydalı bir üretici yapmayı hedefleyen kurallar var,

Bir yanda da son 50-60 yıldır değişen sosyal ekonomik ve cinsiyet rollerinin getirdiği disruption(düzeni bozma/değiştirme) var.

100 sene önce yaşayan Ahmet 20-22 yaşlarında Nebahat’la evlenip hayatı boyunca başka hiç bir kadını çıplak görmeden ölüp gidiyordu.

Bugün yaşayan Ahmet’in elinin altında Tinder var, Tinder yoksa Starbucks kuyruğunda herhangi bir adanma-bağlanma zorunluluğu olmadan istediği kıza yazıyor, eğer becerikliyse 6 ay sonra adını unutacağı 30 tane kızla birlikte oluyor.

Bu durum elbette bireylerin davranışlarını adapte etme zorunluluğu doğuruyor.

Esasen ilginç olan şey bugünün 8000 sene önceki en güçlü en çok kaynağa erişimi olan erkeğin neredeyse sınırsız kadına erişiminin olduğu, en alttaki zayıf ve kaynakları olmayan erkeğin sıfır kadına erişiminin olduğu duruma çok benziyor olması.

Geçen hafta (Ekşi’de) başlığı açılan başlıkta goygoyu yapılan bilgiyi ele alalım : 8000 sene önce anne olan 17 kadına karşılık sadece 1 erkek baba olabiliyordu. 

Bakınız bu ne demek ? Ortalama cinsiyet sayıları yakındır desek (ki tarih boyunca kadın erkek nüfusu genelde 50/50 oluyor) erkeklerin yaklaşık 5%lik üst dilimi haricindekiler asla baba olup genlerini aktaramıyorlardı.

Doğal ortamda insanoğlu erkeğinin sadece en tepedeki 5%i dişilerin “cocugunu doğurmaya değer” olarak görülüyor. Türümüzün “normal”i bu. 

Ancak bu sistemin yeterince yapıcı olmadığını fark eden insanoğlu grubun erkeklerinin üretim/savaş/koruma vs gibi şeylere ortak olmasını sağlamak için bu en tepedeki 5%lik erkeğin tüm kadınları toparlamasını engelleyip, monogamiyi kolaylaştıran, boşanmayı zorlaştıran, çokeşliliği zorlaştıran kurallar koydular. Bakınız ibrahimi dinler. Hrıstiyanlık ve yahudilikte çok eşlilik yasak, islamda max 4 ve şartları zor. Hrıstiyanlıkta boşanmak bazı mezheplerde yasak, islamda şartları var ve zor.

Kadınların kendilerini en tepe erkeğe kolayca vermesini engelleyen, bir şekilde kocası yapılan (artık ailesi mi seçiyor, ağa mı seçiyor, kendisi mi seçiyor neyse) erkek haricindeki erkeklerle birlikte olmasını zorlaştıran kurallar koydular (namus-din)

Ataerkil sistemin easasen kadını değil, erkeği baskılamak ve yönetmek için ortaya çıktığına dair daha önce bir şeyler yazmıştım. Bakınız Ataerkil Toplum

Bu kuralların tamamı bireyin özgürlüğünü feda ederek grubun güçlenmesini ve devam etmesini sağlayacak şekilde sosyal seçilim’e uğradılar. Işe yarayan tuttu devam etti, işe yaramayanları da zamanla bıraktık.

Geri gelelim “biz söylesek tacizci ingiliz söyleyince uuu beybi”

Yahu elbette? Başka türlü nasıl olmasını bekliyosunuz ki? Kadınlar en tepedeki 5%lik erkeğe doğru meyledecek şekilde evrimleşti. Üstte saydığım sosyal kısıtların olmadığı ya da sallanmadığı ortamlarda kadınların en tepedeki erkeğe meyledecekleri, seçme şansı olduğunda en üst seviye olarak gördükleri/algıladıkları erkekle birliktelik kurmak isteyecekleri niye bu kadar şaşırtıyor herkesi anlamıyorum.

Sen erkek olarak nasıl en doğurgan özelliklere sahip kadına meylediyorsan (kalça meme büyüklüğü/oranı – cilt sağlığı, saç sağlığı, genetik sağlamlığı sinyalleyen simetri, melezlik ya da egzotiklik, iyi anne olacağına dair işaretler – feminenlik, şefkat, güleryüz sabır vs) kadınların da meylettikleri başka özellikler var.

Sen tüm bu kriterleri bi yana koy – git “ben kıza seksisin dedim ama kız tacizci diye bağırdı” diye ağla.

Türk erkekleri ne yapmak nereye varmak istemektedir?

Azcık kafanızı çalıştırın oğlum? Bak kızlar yıllardır çalıştırıyor kafasını – doğurganlık özelliklerini öne çıkaracak ne varsa yapıyolar. Yahu burnu yamuk diye bıçak altına yatanların çoğu kadın? Meme büyütme diye bişey var? Diyet yapanların, saç bakımı cilt bakımı için tonla para harcayanların büyük kısmı kadın.

Niye böyle diye hiç mi düşünmedin? Çünkü kadınlar karşı tarafın ilgisini ne çekiyor, kendi statülerini ne yükseltiyor biliyor amk?

Sen saf saf lego yapar gibi düşünüyosun – neymiş “seksisin dedim bağırdı”.

Sen seksisin derken sms mi atıyosun ? Sadece o mesaj mı gidiyor karşıya?

Bir kere sen bi kıza “seksisin” derken zaten onun doğurganlığına dair bilgileri beynin almış işlemiş ve sana “hah bu olur” işareti çakmış durumda.

Kızın sana bakıp “hah bu olur” demesi için sadece tipin değil 100 tane başka kriterini bilmek zorunda. Eğer senin tipin, vücut dilin, kıyafetin, ses tonun statüne dair yeterince bilgi vermiyor (ya da düşük statülü olduğunu bariz bir şekilde gösteriyor) ise ona göre cevap alman kaçınılmaz.

Bunu görebilmek niye bu kadar zor anlamayamıyorum.

Kızlar eğer bir hata yapıyorsa o da yeterince seçici davranmamaları. Açın bakın olm ekşi itirafı – hatta bu başlıkta da sürüyle gördüm – yanlış seçimlerinden yakınan sürüyle insan var. Kadınlar ellerinin en kuvvetli olduğu anda, kendi özelliklerinin garantileyebileceği en iyi erkekle uzun süreli ilişkiyi oturtmadıkları anda problem büyük. “güzellik geçici” kısmını iyi anlayın kızlar.

Farzedin cebinizde 1 milyon lira var. O parayı yatırım yaparsan para sende kalacak. O parayı bitmez sanıp sağda solda yersen bir bakarsın bitmiş.

Sonra 45 yaşına gelip kedilerinle ekşide sağa sola giydirirsin “evlencek erkek yok” dersin. Uyarmadılar, duymadım etmedim deme.

 

Evlenmek

Bugün sürüyle entry alan “boşanmış kadınla evlenmek” başlığının tetiklemesiyle evlilik ile ilgili fikirlerimi karalayayım dedim.

Hello evribadi.

Boşanmış bir kadınla evlenmek konusunda duyarlar kasıldı, erdemler sinyallendi, sözlüğün volkgeist’ını tatmin edecek şekilde beyanlar girilip favlar alındıysa meseleye rasyonel bakma sırası gelmiştir muhtemelen.

Başlıktaki entrylere bakıyorum da, 99% meseleye duygusal açıdan yaklaşıyor. Yok bunu garip bulan adamın pipisi küçükmüş de, hiç sevilmemiş de, boşanmışlık bir medeni hal değilmiş sadece bekarlık ve evlilik varmış da..

Evlilik hukuki bir sözleşmedir. Toplumsal bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin ödev ve haklarının ifa edilmesinde kimse sizin çükünüz kaç cm, duygusal durumunuz nedir sallamıyor. Bunların pratikte bir etkisi önemi yok. Buna rağmen evlilik kararıyla ilgili tüm eleştiriler ve yorumlar nedense duygusal perspektiften geliyor.

Bu kadar aptal olma lüksüne sahip olduğunuzu nereden çıkarıyorsunuz anlamakta çok zorlanıyorum.

Evlenmeyi düşünen arkadaşlarıma sorduğum ve bir benzetmeye dayalı şu soruyu sizlerle paylaşmak isterim :

“İş için bir şirkete başvuruyorsun. Bu şirket eğer seni işe alırsa zaman içerisinde çalışma şartlarını değiştirmeme garantisi vermiyor. Şartlar iyileşebilir, ama kötüleşebilir de. Kötüleşirse şirketten istifa edip başka bir şirkete geçmek istersen büyük maddi manevi bedeller ödemen lazım. Örneğin geçeceğin diğer şirketteki gelirinin bir kısmına eski şirket el koyacak. Bugüne kadar elde ettiğin mal varlığının önemli bir kısmını şirkete bırakacaksın. Belki çocuklarınla görüşmen bile belli şartlara tabi ve sınırlı süreli olacak. Bu şirkette işe girerken artısını eksisini ne kadar titizlikle düşünürsün?”

Bu soruyla karşılaşan müstakbel gelin ve damatlar makineli tüfek gibi rasyonel kriterlerini sıralamaya başlıyor. Ne gariptir ki iş evlilik sözleşmesine gelince rasyonalite rafa kalkıyor ve 99% duygusal kriterler sıralanmaya başlıyor.

Halbuki temelde hiç bir farkı yok.

Bakir(e) ya da 10 cocuklu ve 3 karı (koca) eskitmiş biriyle evlenmenin bu açıdan hiç bir farkı yok. Elbette bakir bir erkekle evlenmek bakire bir kızla evlenmekten çok farklı, 3 koca eskitmiş bir kadınla evlenmek de 3 karı eskitmiş bir adamla evlenmekten çok farklı.

“Kadın erkek farketmez ikisi de aynı şey” diyenler ciddi şuursuz. Tavsiyeleri kesinlikle dinlenmemelidir.

Evlilik kararı almadan önce rasyonel bir şekilde değerlendirilmesi gereken kriterlerden bazılarından bahsedelim.

Genetik özellikler.

Dış görünüş önemli. Dış görünüşün önemsiz olduğunu iç güzelliğin önemli olduğunu düşünenler de şuursuz ve dedikleri dikkate alınmamalı. Dış görünüş insanoğlu için niye önemli daha önce bahsettim – genetik olarak arzulanır kalitelere sahip bireyler bize güzel-yakışıklı görünüyorlar. Bu özellikler sağlıklı ve uzun ömre sahip çocuklar yapabilmek için avantajlı özellikler olduğu için bizlere güzel geliyorlar. Kadınlarda sağlıklı uzun saç, sağlıklı pürüzsüz lekesiz kıllı olmayan cilt, büyük memeler, geniş kalça, feminen özellikler tamamen genetik açıdan avantajlı bebekleri sinyalleyen şeyler olduğu için çekici. Bu sinyaller elbette çocuk doğuran kadının aynı zamanda iyi bir anne olacağının garantisi değil, ama genetik açıdan bu sinyalleri vermeyen kadının da iyi annelik konusunda bir garantisi olmadığı gibi çocuklarının genetik olarak dezavantajlı doğacakları neredeyse garanti.

Seçtiğiniz eş kısa ise cocukların uzun olması düşük ihtimal. Dişleri yamuk, saçları zayıf, şişmanlığa meyilli, kemik yapısı kötü bireylerin çocukları bu özellikleri taşıyacaklardır. Müstakbel eşinizin ailesinde bir tema varsa, bunun cocuklarınıza da geçmesi yüksek olasılıktır. Gelinin dayıları ve abileri işe yaramaz heriflerse oğlunuzun da bu genetik meyilleri alma ihtimali yüksektir.

Sırf iyi anlaşıyorsunuz aynı tür filmleri seviyorsunuz diye bu genetik özellikleri bertaraf etmiş olmuyorsunuz.

30 sene sonra nasıl yaşlanacağı, yaşlandıkça ne tür sağlık problemleriyle uğraşmak zorunda kalabileceğiniz, mizaç olarak nasıl bir dede-nine olacağına dair sinyaller hepsi değerlendirilmek zorunda.

IQ da bunun çok çok önemli bir parçası. IQ bireyin hayatta karşılaştığı irili ufaklı problemleri çözmekte ne derece başarılı olacağına dair ipuçları veren bir ölçme metodu. IQ testleri aslında gerçek hayatı taklit eden problemlerden oluşuyor. Sizin farkında bile olmadığınız ancak sürekli işleyen “problem çözme motoru”nun yetkinliğini ölçmeye çalışıyor. Arabayı nereye park ettiğiniz, alış veriş torbalarını dengeli olması için nasıl doldurduğunuz, sabah ofise gidince ilk hangi işe girişeceğiniz, akşama ne yemek yapacağınız – bunların tamamı sürekli olarak IQ testlerinin ölçmeye çalıştığı problem çözme motorunu çalıştıran şeyler.

Yüksek IQlu bireylerin hayatları boyunca düşük IQlu bireylere nazaran çözdükleri (daha iyi çözdükleri) problemler neticesinde elde ettikleri minik (ya da büyük) avantajlar birikerek kişinin başarısını, toplumsal hiyerarşideki rolünü belirliyor. Yüksek IQ, çalışkanlık kişilik özelliği ile birleştiği zaman başarıyı en iyi tahmin eden kriter.

Sırf size dırdır etmiyor diye düşük IQlu bir kız seçmek ya da “ben bunu yönetirim” diye düşük IQlu bir erkekle evlenmek yapılabilecek en büyük hatalardan birisi. Ancak müstakbel eşinizin IQ’sunu değerlendirmemek eşit derecede büyük bir hata bana göre. Zira aile olduktan sonra iki eşin de avantaj yaratacak şekilde problemlerini çözmesinin yaratacağı sinerji tüm aile için faydalı olacaktır.

IQ ile el ele giden diğer şey de kültürel ve eğitim açısından uyum. Burada benzer müzik-film-edebiyat vs zevklerine sahip olmanın önemine vurgu yapıyorum. IQ puanları eşit de olsa eşlerden birisi fularlı entel diğeri Demek Akalın olursa o iş yaş. Ben şahsen çeşitliliği tercih ediyorum – kendimin aynısını n’apayım, çiftler ilişkiye farklı perspektifler getirebilen bireylerden oluşmalı bana göre. Gerçi çoğu insan bunun epey farkında. O yüzden deşmeye gerek yok.

Çiftlerin önceki ilişkileri.

Bu kadın ve erkek için farklı. İstediğiniz kadar tersine inanmaya çalışın, kadın için sekse erişmek kolay, erkek için zor. Çünkü kadının kötü tercih yaptığı zaman aldığı risk büyük, erkek için o risk minimal. Kadın için maliyeti yüksek olabilecek şey erkek için sıfır maliyete yakın olabiliyor.

Kadınlar için bir erkeğin önceki ilişkilerine dair veriler o erkeğin eş seçimine dair kriterleri belli bir yere kadar gösterecektir. Örneğin çok sayıda eşle birlikteliği bilinen, uzun süreli ilişkisi az olan erkeklerin aile kurmak için ne derece uygun aday olduğu sorgulanabilir. Öte yandan ilişkileri sadece uzun süreli olmuş erkekler için de bu bence bir kırmızı bayraktır. Evet monogami ve aile açısından avantajlı bir sinyaldir, ancak kadınların aynı zamanda aradığı maskülen özelliklerin zayıflığına işaret de edebilir. İyi bir erkek olmak, erkek olmakta iyi olmak manasına gelmemektedir. 

Erkekler için kadının önceki ilişkilerinin sayısı ve niteliği de benzeri şekilde önemlidir. Burada erkekten farklı olarak daha az sayıdaki partner arzulanır özelliktir. Alfa dul olup olmadığına dair sinyallere bakılmalıdır. Çok sayıda ilişki, kadının eş seçimi kriterlerinin yeterince seçici olmadığına işarettir. Az sayıda ilişki bu açıdan tercih edilecektir. Az sayıdaki ilişkisinde birlikte olduğu erkeklerin niteliği burada belirleyicidir. Hipergamik eğilimleri de dikkate alarak önceki partnerlerin nitelikleri, saygınlıkları kadının eş seçimi konusunda ne derece iyi kararlar verdiğine dair güçlü verilerdir. Tek bir ilişkisi olmuş ama o da torbacıyla olmuş bir kadın yerine 5 tane ilişkisi kendisi gibi beyaz yaka çalışanlarla olmuş bir kadın evlilik için daha iyi bir tercihtir.

Erkek için, müstakbel eşin daha önceki partnerlerinden bariz bir şekilde daha iyi değilseniz, hipergamiyi tam anlamıyla tatmin etmiyorsanız evlilik büyük risktir. Bu açıdan bakıldığı zaman da boşanmış ya da atıyorum 40 yaşında bir kadınla evlenmek riskli bir harekettir. Zira kadının çıtasını yükseltecek partnerle birlikte olma fırsatı (zaman uzun olduğu için) daha fazla olduğu gibi, yaşlandığı için çıtasını düşürmek zorunda kalmış bir kadınla birliktelik kurma ihtimali yükselmektedir. Kadının en çok talep gördüğü 18-23 yaş aralığında elde edebileceği (ya da etmiş olduğu) erkeklere kıyasla hipergamiyi ne derece tatmin ettiğinizi değerlendirmeniz ve objektif olmanız gerekmektedir.

Geleneksel ailevi değerlere olan yaklaşımı nasıl? 

Geleneksel aile yapısı boşuna geleneksel olmadı. Tıpkı evrim teorisinin doğal yaşam için açıkladığı gibi, sosyal pratikler de sürekli bir seçilime tabi tutuluyor ve işe yarayanlar tutunurken işe yaramayan ve zararlı olanlar terk ediliyor. Geleneksel aile yapısının işe yararlığı binlerce yıldır o veya bu şekilde bugüne kadar gelmesi sayesinde yeterince net bir veridir. Evlilik ve aile kurmayı düşünen bir bireyin eşinin geleneksel aile yapısına yaklaşımı önemli bir kriter olmalı.

Evlendikten sonra hala öğrenci evindeki gibi akşamları playstation oynayacak, maç izleyecek goygoy yapacak, sorumlulukları sabah kalkıp işe gitmek ve hanımı cocugu avm’ye götürmekle sınırlı sanan bir erkek; çocukları kariyer uğruna bilmemnereli bakıcıya bırakan, haftasonu kursa oyun grubuna kitleyip kuaförde takılan anne kadar yanlış bir seçimdir. Var böyle anne babalar, oğlumun arkadaşlarının ailelerinde bol bol görüyorum örneklerini. 40 küsür yaşında oğlan cocukları ve kendilerini lisede zanneden teyzeler.

Erkeğin aile reisi olması sadece yetkiyle alakalı değil, sorumlulukla da alakalıdır. Erkek bir şeye nihai karar veren rolün avantajlarından faydalanırken bu kararların sorumluluğunu da taşımaktadır. Taşımalıdır. Gel gelelim modernite ve eşitlik kisvesi altında karısına dünya kadar sorumluluk yıkan sürüyle erkek var. Bu tür ailelerdeki çekişme ve rollerin iç içe geçmiş olmasından doğan çatışmalar tüm aile fertlerini mutsuzluğa sürüklüyor. Erkekler belli konularda kadınlardan daha iyi, kadınlar belli konularda erkeklerden daha iyi. Kadınların erkek, erkeklerin kadın gibi davranması, davranmaya zorlanması kimsenin faydasına değil. Erkeklerin maskülenitesi yerilir, kadınların feminenliği ayıplanırken bunu gerçekleştirmek kolay değil, ancak imkansız da değil. Bu kadın evde otursun çalışmasın demek değil. Bu kadın cocukları uğruna kariyerinden vaz geçmeye karar verirse bu kararının ayıplanması aileye ve bireylere zarar verir demek.

Potansiyel eşiniz evin gerçek anlamda reisi olmaya ne kadar yetkin ve niyetli, evin birleştirici unsuru olan anne olmaya, evin hanımı olmaya ne kadar yetkin ve niyetli objektif olarak değerlendirilmesi gereken unsurlar.

Potansiyel eşiniz parayı nasıl idare ediyor? 

Evlilik her şeyden önce ekonomik bir sözleşmedir. Evliliğin ekonomik açıdan bir çok avantajı vardır. Ancak evli bireyler parayı aileye faydalı bir varlık inşa etmek için değil de günlük zevkler ve tüketim için kullanıyorsa evlilik tüm bireyleri içine çeken ekonomik bir problem halen gelecektir.

Alışveriş bağımlılığı, tasarruf veya gelir kaynaklarını iyileştirmeye yönelik çabaların olmaması, borçlanmaya meyil, hepsi zaman içerisinde aileyi sefilliğe sürükleyebilme potansiyeli olan hareketler. Sırf yatakta çok eğleniyorsunuz ya da tüm kız arkadaşlarınız çok beğeniyor diye para idare etmekten anlamayan bir eş seçmek aptalca olur.

Eş seçiminde var olan ekonomik varlıklar kadar kimsenin gelip elinden alamayacağı potansiyel gelir kaynağı özellikleri de değerlendirmek gerekiyor. Bir adam iflas edebilir ve tüm malvarlığını bankalara kaptırabilir ; gel gelelim kimse gelip o adamın bildiği yabancı dillere, uzman olduğu konulardaki bilgisine, iş ahlakı ve profesyonel ilişkilerine haciz koyamaz. Nadiren herhangi bir uzmanlığı olan kişi o uzmanlığını kullanamama riski yaşar. Bazı doktorların lisansı ellerinden alınabiliyor, ancak bu risk ticaret harici bir becerisi olmayan birinin varlıklarını hacizle kaybetmesine kıyasla çok düşük.

Kişinin kendine yaptığı yatırım, kimsenin elinden alamayacağı beceriler, bilgi ve uzmanlığa yaptığı yatırım da parayı idare etme başlığı altında değerlendirilmeli. Bu uzmanlıkları ve becerileri sayesinde belki zengin olamayacak, ancak aileyi sefilliğe düşmekten de koruyacaktır.

İş ahlakı da bu açıdan değerlendirilmesi gereken bir şeydir. İnsanlar işle ilgili konularda nasıllarsa özel hayatlarında da büyük ölçüde aynılar. Ofiste çalışkan işlerini zamanında bitiren ve titizlikle çalışan birisinin evinin kaotik olması, ilişkilerinin düzensiz olması çok zordur. Aynı şekilde savsaklayarak iş yapan, güvenilmez ve başka insanların arkasını topladığı birinin evdeki durumu da aynı olacaktır. Tembellik ve umursamazlık evlilik kararında önemli belirteçlerdir.

Daha önce evlenmiş bireyler 

Bu bireylerin zamanında kötü seçimler yaptığı ve/veya zaman içerisinde şartların değişimini iyi yönetmedikleri nettir. Geçmişinde evlilik ve çocuk olan bireylerin bu seçimler ve deneyimlerinden çıkardıkları ders ve yaptıkları değişimleri değerlendirmek çok mühimdir.

Herhangi bir sorumluluk almadan tamamiyle karşı tarafı suçlayan tavırlar görüyorsanız bilin ki işler kötü giderse suçlusu siz olacaksınız. Objektif bir şekilde kendini eleştiriyor ve “şimdiki kafam olsaydı şu şekilde davranırdım” diyebiliyorsa, orada umut vardır. 2. evliliklerinde gayet mutlu olan sürüyle insan tanıyorum. Bu insanlar ilk evliliklerinde yapılan hataları (eş seçiminden tut evlilik süresince yaptıkları hatalara kadar) rasyonel bir şekilde analiz edip ikinci evlilik kararını verirken “canım o başkaydı bu başka” sığlığında konuyu değerlendirmek yerine bir çok açıdan ele alabilen insanlar.

Meselenin sevgisizlikle, yobazlıkla ne bileyim dini inanışla vs alakası yok. Kafayı kullanan bireyler, içinde bulundukları şartları iyi analiz edip adapte olabilen bireyler başarılı oluyor. Doğada evrimsel süreçte seçilimde başarılı olan tür ve o türe ait bireylerden çok farklı değil. İnsanların “doğal ortam”ı daha çok sosyal ortamlar. İnsan zekası sayesinde doğal zorlukları çoktan aşmış durumda. Şimdiki seçilim neredeyse tamamen sosyal seçilim. Sosyal seçilimden başarıyla geçmek için de tıpkı yağmur ormanındaki şartlara adapte olan türler gibi sosyal şartlara adapte olabilmek gerekiyor.

 

Erkeklerin evlenmek istememe nedenleri

Hello evribadi.

“Erkekler” deyince sanki erkekler çok homojen bir grupmuş gibi görünüyor o yüzden yapılacabilecek yorumların sağlıklı olması için “hangi erkek?” sorusunu sormamız icap ediyor.

Bir kere “evlenmek istemeyen erkek” dediğimiz zaman “kendisiyle evlenmek isteyen bir kadının var olduğunu varsaymamız gerekiyor.

f85b1003edd3175983b7bbfecff18ecd--s-wedding-fly[1]

Bu erkek milletini evlilik konusu özelinde bir kaç gruba ayırmak mümkün. Elbette bu grupların alt kırılımları da olacaktır, ama ben aklıma gelen genel modelleri yazayım.

1- Evliliğin düğün dernek maliyetini istemeyen erkekler.

Buradaki maliyet sadece parasal maliyet de değil, duygusal maliyeti.

Bu grup evliliğin kendisine karşı değil aslında. Yani gidip atıyorum italya’da türk başkonsolosluğunda evlenelim dese kız koşa koşa gidecek. Ama buna “perde seçelim gelinlik alacaz, yengem gelecek koltuk bakmaya tanıdık mobilyacıya gidicez, ay bu düğün salonu olmaz” ile giderseniz o iş yaşa bağlar. Bu tipteki “evlenmek istemeyen erkek” modelinin derdi evliliğin kendisi değil, düğün sürecidir.

Bu erkekler hemen hemen her sosyo ekonomik sınıfta bulunur.

2- Evliliğin “birlikte yaşama” etkenini çekici bulmayanlar. Bu arkadaşlar da kendi içinde ayrılırlar. Örneğin bir grup playstation maç cips bira keyfine verilen haftada 2-3 kereyi geçmeyecek olan sevgililik müessessesi ile tatmin durumdadır. Sevgilisiyle geçirdiği zamanı “normal” hayatına verdiği bir “ara” olarak görür. Sevgilisi hayatının bir parçası değil, yapması gereken şeylerden bir başkasıdır. İşe gitmek gibi bişeydir esasen. Sadece işin içinde seks olduğu için (şanslıysa) pek işe gidiyorum gözüyle bakmamaktadır. Ama esas önceliği “keyfi”dir.

manchild-600x364[1]

Bu erkekler genellikle beyaz yaka – iyi aile çocuğu sınıfında bulunur, kurumsalda çalışır. Üniversiteye ya küçük şehirden gelmiş ve ev arkadaşı – yurt muhabbetini gayet yeterli bulduğu için başka bir modele geçmeye ihtiyaç duymamıştır, veya ailesinin yaşadığı şehirdedir ve işe girip para kazanmaya başladıktan sonra o veya bu bahaneyle kendi evine çıkmıştır ve henüz “annemler haftasonu yazlığa gitti ev boş” modunun keyfini sürmekten sıkılmamıştır.

3- Evlilik – sevgililik vs gibi şeyleri ayakbağı gören grup. Bu arkadaşlar genellikle über hırslı olup hedefleri doğrultusunda ilerlemek için her türlü insani ilişkiyi gereksiz birer ayakbağı olarak gören otistik eğilimleri olan erkeklerdir.

e244ac2315e81edc2b5a104e6fef2759

Bu erkeklerin başarılı hayatları ve “hiçbirinizi siklemiyorum ülen” tavrı kadınlara çekici gelir ve çoğu zaman bir sevgilileri vardır, ama eleman için bu kız varmış yokmuş çok da mühim değildir. Bu arkadaşlar bir şekilde evlendirilse bile (anneleri tarafından mesela) evliliğe katkısı minimumda olur.

4-Bol miktarda seçeneği olduğunu bildiğinden “benim hayatıma ne gibi bir pozitif etkisi olabilir ki?” diye soran grup. Bu grup için karşı cinste bir “yegane aşkın vücut bulduğu tek bir kişi” diye bir şey söz konusu değildir. Bugün birlikte olmaktan zevk aldığı kızdan 3 ay sonra bayabilir ve bunun da farkındadır. Mevcut düzenini değiştirmek için geçerli ve iyi bir neden göremediği için, mevcuttaki sevgilisi evlilik olmadığı takdirde gittiği takdirde aşktan ölmeyeceğini, başka ve yeni biriyle benzeri bir seviyeyi tutturabileceğini bildiği için evlilik fikrinin bir çekiciliği yoktur.

47f59634a454b5d98dff631835999d34-s-mens-fashion-men-fashion

Şahsi fikrim – bir erkeğin evlilik konusunu düşünmesi için bazı soruları kafasında netleştirmiş ve cevaplarını tatmin edici (kendi tatmin olacağı seviyede) verebiliyor olması lazımdır.

1-Ben evliliğin getirdiği sorumlulukları kaldırabilecek güce sahip miyim? Birlikte birisiyle yaşamak olsun, yıllar boyu birikecek olan meşru ve gayrı-meşru hayalkırıklıklarının yerli yersiz önüme konma ihtimali olsun, sosyo ekonomik olsun, hukuki olsun, ailevi ilişkiler olsun bu sorumlulukları iyice düşündüm ve bunları kaldıracak güce sahip miyim?

2-Evliliğin hayatıma net pozitif bir katkısı olacağından emin miyim? Evlenmemenin hayatıma negatif etkisi olması yetmez, evliliğin hayatıma net pozitif değer katacağından emin miyim? Bu kız yerine başka kızla evlenecek olsam hayatıma aynı pozitif değer eklenecek midir? Niye özellikle bu kızla evlenmeliyim sebebi belli mi?

3-Çocuk sahibi olmak istiyor muyum? Çocukların sorumluluğunu alabilecek kapasitede miyim? Ekonomik ve duygusal olarak ölene kadar devam edecek bir yükü kaldırabilecek güce, birden fazla insanın duygusal ve ekonomik olarak “meşe ağacı”, “dayanağı” olmaya niyetim var mı, bunu becerebilecek deneyim ve yeterliliğe sahip miyim?

4-Hasbelkader evlenmiş ve ailenin liderliğine ite kaka getirilmiş bir erkekten daha iyi bir iş çıkarabilecek miyim? Herkes işe gidip para kazanıp cocugun okul karnesine aferin ya da daha çok çalış çekip haftasonları avm’de torba taşıyabilir. Ben bu vasati modelden daha öte bir şeyler sunabilir miyim? Rekabetçi ve giderek zorlaşan şartlara sahip bir dünyada kendi ayakları üzerinde durmayı başarabilecek bir çocuğu yönlendirecek sabra, deneyime ve rasyonelliğe sahip miyim?

Benim nazarımda şu soruları kendine sormamış adamla evlenmek isteyen kız zaten gerizekalıdır ve üstte saydığım ve esasen çoğu “evlenilebilir” kategorisinde bile olmayan erkeklerle evlenmek bu salak kızlara müstehaktır. Bakır tencerelerin de kapağa ihtiyacı var neticede.

Fakat “evlenmek istemeyen erkek” konusunda muzdarip hisseden kızın ilk sorması gereken soru “evlenmek istemeyen ‘bu’ erkek evlenmeye değer bir erkek mi?”. Etrafta evlilik yükünün ne getirdiğini pek bilemeden bu yola girmiş ve ingilizcede “winging it” adı verilen yani “bakarız modeli” işleyen sürüyle evli erkek var. Size büyük maliyeti olacak evlilik ve çocuk yapmak isteyeceğiniz erkek “bakarız yea” modeli takılan bir erkek mi yoksa bu işin ne kadar ciddi olduğunun farkında olan ve bu konuyu değerlendirmiş ve belli kararlara varmayı akıl edebilmiş erkek midir? Bence sorulması gereken soru esas budur.

Erkeklerin sekse erişiminin sadece evlilik yoluyla olduğu yüzyıllar geride kaldı (yihuu feminizm) o yüzden seks erkekler için bir evlilik motivatörü değil. Hatta evlenmeye fazlaca razı olan erkeğin sekse erişim açısından dezavantajlı olduğunu, karşı cinsin büyük kısmı tarafından tercih edilmemiş düşük statülü ve özellikli olduğunu tahmin etmek çok zor değil ve bu erkeğin sırf seks var diyerek ne olduğundan habersiz bir sorumluluk altına girmeye hevesli olması kız olsam benim en çok kıllanacağım kırmızı bayraktır gözümde.

“Evlenecek adam yok” serzenişi bence yerinde ve haklı bir serzeniş. Gerçekten de üstteki 4 maddede özetlediğim (aslında eksik ve limitli) kriterleri aklından dahi geçirdiğini düşündüğüm erkek sayısı muhtemelen 1/10000 civarıdır. Bunlar arasından “evet tüm bu soruları değerlendirdim ve evlenmek benim yapmak isteyeceğim başarılı olacağım bir şeydir” diyecek erkek sayısı çok daha düşüktür.

06eb416cfc4a283f9889f448ee17eaeb-pop-art-girl-art-pop

Öte yandan işin bir de “kız tarafı” boyutu var. Sosyal medya sağolsun, kızların büyük bir kısmı özellikle 18-30 yaş arasında aslında gerçekte olduğundan çok daha yüksek bir cinsel pazara sahip olduklarını düşünüyorlar. Sokakta birinin gelip “sizi çok güzel buldum tanımak istiyorum” sözünü hiç duymamış kızlar instagramda – tinderda vs her gün sürüyle “yazma” mesajı alıyorlar. Fotografları like’lara boğuluyor. Bu da kendilerinin olduklarından daha yüksek bir cinsel değere sahip oldukları sanrısına yol açıyor. 5/10’luk kız kendini 8/10 sanıyor ve kendini sandığı seviyedeki erkekler arasında kendine eş/sevgili arıyor. Bu konudan “erkeklerin zeki kadın sevmemesi” yazısında daha detaylı bahsetmiştim.

Özetle “evlenmek istemeyen erkek” sığ bir şekilde ele alınabilecek bir goygoy malzemesi olsa da – ki dünyamız karısı tarafından çükü bahçe makasıyla kesilen adamla rahatlıkla goygoy geçebilecek bir şekilde erkekleri umursamamaya alışık (haberin yorumlarında erkekle geçilen dalgayı görebilirsiniz) – esasen faydalı olan perspektif duruma rasyonel ve realist bir şekilde bakmak.

 

 

Hatunların en güzel olduğu yaş

Güzellik objektif olmayan – “kimin baktığına göre değişen” bir şey olsa da tahmin edilebilir diyebileceğimiz seviyede genellenebilir bir şey.

Size bilimlen geliyorum açılın.

Erkekler için gençlik ve doğurganlık her zaman çekici. ne kadar genç gösteriyor, ne kadar “sağlıklı cocuk doğurup emzirebilir” görünüyorsanız o kadar “güzel”siniz. bir kadının “güzelliği” boydan bir fotografından büyük ölçüde söylenebilir.

Yüzbinlerce üyesi olan sevgili yapma sitesi okcupid’den istatistikler diyor ki :

Sitenin genel kadın erkek dagılımı (neredeyse eşit)

Kadınların ilk mesaj attığı durumlardaki yaşa göre dağılım istatistiği

Bakınız ne kadar da lineer gidiyor, genelde kadınlar kendi yaş gruplarına mesaj atıyorlar.

Daha da ilginç bir istatistik kadınların “müsade ettiğim yaş aralığı” nın kendi yaşlarının birazcık altı ama genellikle üstü oluşu:

Yani kendilerinden yaşlı erkekleri tercih ederken gençleri … eh çok fazla yaş farkı yoksa tercih ediyorlar. klasik hipergami. hayat deneyimi, kaynak biriktirme olanağı (daha uzun süredir çalıştığı varsayılarak), daha çok kadınla deneyim.. özetle kadınlar “proje” ya da “kaba inşaat” istemiyorlar. “bitmiş daire” istiyorlar. Kabası bitmiş daire istemiyorlar.

Peki erkeklerin “aramalarda çıkmasına, mesaj atmasına müsade ettiğim yaş aralığı” ayarı neymiş :

Bakınız nasıl da genç kızları kayıran bir şekilde dağılım var.

Atılan ilk mesajların dağılımı da erkekler için lineer değil, yine genç kızları daha çok hedef alıyor:

Ne görüyoruz – genç erkekler çoğunlukla yaşlı kadınlara mesaj atmıyorlar. yaşlı erkekler genç kızlara mesaj atıyorlar. kendi yaşlarına da atıyorlar. ama kadınlardaki gibi “kendinden çok genç potansiyel sevgiliye mesaj atmama” durumu yok. “Gençse yapıştır gitsin”.

Şu gif çalışmazsa OkCupid siteden bakın, ama “X yaşla çıkar mısınız” sorusunun yaş ilerledikçe grafiğini gösteriyor. erkekler için genç kızların tercih edilme teması burada devam ediyor.

Gelelim esas vurucu istatistiğe – bir insanın “arzulanır” olduğu yaş istatistiği.

21-22 yaşlarındaki kadınlar, erkeklerin 80%i tarafından arzulanıyor:

30 yaşına gelince bu 40%a düşüyor. yarı yarıya. zaten okcupid de “istatistiki olarak kadının arzulanırlığı 21 yaşında peak yapıyor, tepe yapıyor” demiş.

Şimdi bir başka ilginç istatistik de bence bu başlıktaki “olm olgun kızlar şahane oluyo lam” yorumlarını açıklar nitelikte :

Başka bir kadınla threesome (2 kadın 1 erkekle yapılan 3lü seks) yapmayı düşünür müsünüz?

Yaş ilerledikçe “evet” cevapları artıyor.

Oral seks yapmayı seviyor musunuz?

Yaş ilerledikçe evet cevapları artıyor.

Şimdi altın kurşun istatistik geliyor:

Yatakta domine edilmeyi mi tercih edersiniz (pembe kadın mavi erkek)

Bakınız genç erkekler zaman içerisinde tercih değiştiriyor, ama kadınlar aynı kalıyor.

Yani elimizde yaş ilerledikçe yatakta becerileri, deneysel takılma arzusu artan kadınlar ve genç yaştayken bunları kadının yapmasını tercih eden erkekler var.

Okcupid blogu sonrasında “yaşlı kadınlar da güzel olm zaten çoğu erkek en güzel kızlarla cıkamıycak boşuna kasmayın” mesajına bağlayarak (muhtemelen yaşlı kadın aboneleri kızdırıp üyelik iptalleri görmemek adına) alakasız bir yere gidiyor, ama bizim için resim muhtemelen netleşmiştir.

Şimdi…

Gelelim esas sorulması gereken ve cevaplanması gereken soruya:

Gençlik (ve doğurganlık özellikleri) eş seçerken göz önünde bulundurmamız gereken tüm diğer kriterler içinde ne kadar önemli?

Bakınız – yaş kaçınılmaz olarak ilerleyen bir şey. kimle birlikte olursanız olun hep beraber yaşlanıyoruz, ondan kaçış yok.
Kadınların güzelliği max 10 senelik bir mevzu. eğer genetik olarak çok uçlarda değilse, ciddi bir şekilde fit kalmaya, tarzına, cildine, saçlarına vs mesai harcayıp işi sıkı tutmuyorsa zaten “gençlik güzellik” zamanla gidecek.
Peki uzun vadeli ilişki için geriye kalan şey ne olacak?

Agreeableness (uzlaşmacılık?), çalışkanlık, şefkat, zeka, beceriklilik vs gibi şeyler.

Ilgili olarak : (bkz: uzun süreli ilişkinin sırrı)

Bu size “önce bunlara bakın çirkin kızla evlenin” mesajı gibi görünmesin. çünkü değil.

Zaten çekici bulmadığınız birisiyle bırakın evlenmeyi birlikte çocuk yapmayı, duygusal bağ kurmak, seks yapmak vs gibi en temel pair bonding (eş bağlılığı?) araçları bile düzgün çalışmaz. öte yandan zaten “ay ben bunu güzel bulayım” diye bişey olamıyor hayatta, aşık olduğunuz kişiye aşık oluyorsunuz. pazarlığı, azmi vs olmuyor. aşık değilsen de değilsin zorlamayla olmuyor.

Ama güzelliğine aşık olduğunuz kişinin boktan bir kişiliği varsa, güzelliği ve gençliğini kenara ayırdığınızda geriye kalan şey size 10 sene sonra elinizde kalacak olan şeyi gösterecek. o elde kalan şeyle ne kadar birlikte olmak istiyorsunuz sorusunu sormanız lazım.

Hatta, aşık olduğunuz kadın “rockstar” yıllarını geride bırakmış ama geriye tatlı dilli, nazik ve geçmiş ilişkilerden gelen hasar ve yük bulunmayan birisi kalmışsa, yatakta da çılgın atıyosa (threesome?) “burda hazır yapılmışı var” diye düşünmeniz de gayet gerçekçi.

Aee düşünün artık Macron yatakta ne çılgın atıyo ki 20 yaş genç Fransız başkanını kafalamış. Strapon falan olsa gerek ne bileyim.

Kırmızı Hap Eleştirisi 2

Yine Twitter’da “ekşideki redpill başlığında elle tutulur eleştiri var mı” soruma gelen yanıt entrylerden birisini ele alıyorum.

Orijinal entry 

daha önce sık sık görüp merak etmediğim, ama geçenlerde uçakta yine rastlayınca biraz okuduğum konudur bu. sonrasında “bu olamaz” diye düşünerek dış kaynaklı bir kaç siteye de göz attım… buymuş.

Türkçesi – hakkında bilgim tesadüfi ve sığ ama fikir beyan etmekte beis görmüyorum.

trp konusuna sıkı sıkıya bağlanmış insanlar, bunun karşısında pozisyon alan insanları zayıflıkla suçluyor.

Pek değil.

Birisi kalkıp 2000 saat Dota 2 oynamayı savunduğunda, insanların doğasına dair gerçekle örtüşmeyen iddialarda bulunduğunda, rasyonel ve realist bakış açısıyla varılan pozisyonu da nefret suçu işlemekle suçladığında kaçınılmaz olarak tepki görüyor.

Mutluluğa, verimli ve erdemli bir yaşama ulaşmanın yolunun asla ve asla realist ve rasyonel bakan kırmızı hap olamayacağını iddia ettiğinde tepki görüyor.

Bu “Kırmızıhapı almayan herkes zayıftır” demek değil.

Hedef alınan grup, tartışmasız olarak patolojik fikirlerini kırmızı hap kisvesi altında gizleyenler olsa “evet haklılık payı var” derim. Ama getirilen eleştirilerin 99.99%u saman adamı argümanları.

“oysa trp gibi tuhaf bir akımın ortaya çıkmasının temellerinde erkeğin kadın karşısında kendisini dezavantajlı görmesi var. bir takım inanışlar ve kurallar bütünü ile bu zayıflığı kırabileceklerini düşünüyorlar.”

Erkek dezavantajlı zaten. Ama sadece bazı açılardan. Bazı açılardan da avantajlı. Erkeğin dezavantajı karşılıklı fayda sağlamasını beklediği birlikteliklerini kurmak istediği yaşlarda bunu yapabilecek tecrübeye, donanıma ve beceriye sahip olmaması. Avantajı ise bu konuda çalışarak kendini inşa edebilmesi. Kadının avantajı birliktelik kurmak için 10 yıllık bir penceresinin oluşu ve bu 10 yıl boyunca büyük fedakarlık yapmak zorunda olmadan, doğru türden bir erkekle birliktelik kurarak erkeğin aynı yaşlarda istediği şeye ulaşabilmesi. Dezavantajı ise bu 10 yıllık pencere kapandıktan sonra bunun ciddi bir şekilde zorlaşması. Kırmızı hap insanların avantajlı olduğu alanları maksimize etmelerine, dezavantajlı oldukları alanları da optimize etmelerine yarıyor.

“aynı dezavantajı hissetmeyeler, zaten bu tip “öğretilere” ihtiyaç duymuyor.”

Ee? Hasta olmayan doktora, karnı acıkmayan lokantaya, ayakları çalışan tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duymuyor?

Ama illa “dibe vurmak” da gerekmiyor buna ihtiyaç duymak için.

Peki ya oyunu çok iyi oynamasına rağmen mutsuz olan çoğunluk?

Evliliklere bakarak inceleyelim. Amerika’da evliliklerin 50%si boşanmayla bitiyor. İngiltere keza o civarlarda. Türkiye’de 25%.

Bunlar boşanma noktasına gelip boşanabilmiş çiftler. Buna bir de aslında pratikte boşanmış olup o veya bu sebeple hala evli kalanları eklersek insanların büyük çoğunluğunun ilişkiler konusunda beceriksiz ve mutsuz oldukları görülebilir.

Bu insanların işi, evi, arabası, sosyal çevresi, iyi kötü hobisi, çocukları var, kanunlara uyuyorlar, oyunu kuralına göre oynuyorlar. Dejenere, sapkın değiller. Kurallara uymalarına rağmen mutsuzlar ama.

Burada bir problem yok mu? Sence “ihtiyaç duymayan” “ihtiyacı olduğunun farkında olmayan” olamaz mı?

Kendimden örnek vereyim, ben net bir şekilde bu türden bir öğretiye ihtiyaç duymasını beklemediğin insanlar sınıfındayım. Tevazunun müsade ettiğine terbiyem müsade etmediği için “şöyle yaptım böyle kraldım” diye detaylandırmıyorum. Ama temin ederim ki “aha bu yüzden senin buna ihtiyacın var” diyeceğin birisi değilim. Bana emaille ulaşıp tavsiye isteyen insanların da çoğu kağıt üzerinde bu türden şeylere ihtiyaç duyacak türden insanlara benzemiyorlar. Ne sevgili/eş, ne iş, ne statü edinmede problemleri olmayan – ama yine de mutsuz olan insanlar çok fazla.

“tpp nedir? yeri gelince maviyi, yeri gelince kırmızıyı kullanabilmek, ama bunu düşünmeden, doğal bir şekilde yapabilmek demektir.”

Buradan kırmızı hap’ı anlayan kişinin sabah akşam planlar stratejiler taktikler yaparak manipülasyonla dolu bir hayat yaşadığı izlenimi var gibi. Öyle bir şey yok.

“açık konuşmak gerekirse ben zaman zaman kaybeden olmayı da seviyorum. yeterince kazanıyorum zaten. ama kaybetmenin tadı başka. çok özgün bir tadı var. çok güzel. ara sıra kaybetmek, daha sonra kazanmayı daha da güzel kılıyor.”

“Kaybetmek” ne tanımlamamış. Neye kaybetmek olarak bakıyoruz? Ben oo cebimde 10 tane kız olsun, çok param olsun, yatlarda mankenlerle takılayım modundayım gibi mi görünüyor yazdıklarımdan? Bu mudur sizin “kazanan kırmızı hap” anlayışınız? Öyleyse yanlış geldiniz.
Kırmızı hap’ın herhangi bir “end game”i yok. Bir “kupa”sı yok. “Madalya”sı yok. Kırmızı hap size “birader bu dünya böyle böyle, ona göre” demekten başka bir şey söylemez. “Git para kazan, saç ektir, sixpack yap, işyerinde ve yatakta domine et…” tarzı tavsiyeleri izole düşünürseniz patlarsınız.

Kaybetmekten kasıt işten atılmak mı? Dersini çıkar, sonraki işinde ona göre davran. Terk edilmek mi? Dersini çıkar, sonraki ilişkinde ona göre davran. Yalnız kalmak mı? Dersini çıkar ona göre davran. Kazanmayı daha güzel kılan şey tecrübelerini hiçe sayarak rastgeleliğe kendini teslim etmekse ben almayayım. Ama sen zaten “olur mu yahu tecrübe tabi ki etkili” diyorsan sen de kırmızı haplısın birader hiç birbirimizi yemeyelim.

“Ben niye istediğim gibi bir iş, sevgili, arkadaş, hayat gayesi bulamıyorum” diye soran kişiye rasyonel ve realist bir şekilde “eksiklerin bu” tavsiyelerindeki “para kazan saç ektir sixpack yap…” önerilerini görürsünüz. Bu tavsiyelerin kime verildiğinden bağımsız olarak değerini ve amacını düşünemezsiniz.

Obez birisinin çekici olmaması, sosyal olarak güzel-yakışıklı birisi kadar sözünün sallanmaması, statüsünün otomatikman düşük görülmesi bir hayat gerçeğidir. Sürüyle bilimsel araştırmayla sabit. Bu adam-kız gelip “benim niye hayatım boktan” diye sorduğunda ilk tavsiye kaçınılmaz olarak “kilo ver” olacaktır.

Fakir ve para kazanma potansiyeli olmayan bir erkeğin “ben niye doktor Elif’le birlikte olamıyorum” diye sorduğunda “çünkü Elif paraya bakan orospu” demiyoruz. Diyoruz ki “olm azıcık kafanı çalıştır, kız senle iyi mutlu mesut ama kız hayatta izole değil, ailesi var sosyal çevresi var, koruması gereken bir itibarı var, tutup sen gibi işsiz güçsüz berduşla birlikte olursa kucağına sürüyle yeni problem almış olacak. Sen gerçekten de doktor Elif’in bu problemleri göğüsleyeceği kadar değerli biri misin de ‘niye olamıyorum’ diye soruyorsun? Masaya ne getiriyorsun da Elif’in ailesine arkadaşlarına itibarına karşı cephe almasını istiyorsun – önce git adam gibi değerini ispat et, bir erkek için para kazanma becerisi en birinci yetkinlik işaretidir” diyoruz.

“tamamen kendi egonuzu korumaya yönelik trp tarzı formüle edilmiş yaklaşımlar bence fazlasıyla çocukça. hatta yukarıda da dediğim gibi, zayıflık göstergesi. hatta ve hatta gelişmenizin önünde engel bile teşkil edebilir bunlar.”

Valla realitede böyle değil birader. Çok başarılı olmasına rağmen kırmızı hap perspektifiyle tanışmadan kendi evini düzene sokamayan sürüyle adam tanıyorum. Bu adamlar çok zeki, çok çalışkan, güzel paralar kazanan, dünyayı gezen, kültür, bilgi, hoş sohbetlik ne ararsan cebinde olan adamlar. Rasyonel bakabildikleri için de aileleri yukarıdaki istatistiklerden biri olmaktan kurtuldu. Sen buna “egoyu korumak” gibi ultra saçma – çünkü her şey egoyu korumaya yönelik hayatta – bir yerden vurmaya çalışıyorsun ama fotoğraf belli.

“bazen doğru olmasını istediğiniz şeye inanırsınız, bazen inandığınız şeyin doğru olacağı ortamı kurmaya çalışırsınız. “

Benim doğru olmasını istediğim şeye olan inancımın realiteye hiç bir etkisi yok. Gerçekte olacak olan, yine olacak. Olmayacak olan, yine olmayacak. Etki edebilecek tek şey arzularım ya da korkularım değil, yaptıklarım ya da yapmadıklarım.

Benim mutlu huzurlu versiyonum da bu işte. İşler benim zararıma geliştiği zaman bile berrak bir şekilde “bunu yaptığım, şunu yapmadığım için böyle oldu” diyebilmek en büyük huzur kaynağı benim için.

Kırmızı Hap Eleştirileri

Twitterdan “Ekşideki başlıkta redpill eleştirisi entry ne var” soruma yanıt olarak gelenlerden bir tanesi.

Orjinal entry : https://eksisozluk.com/entry/70462915 

Alıntılar italik karakterlerle.

Entry’nin ilk kısımlarında bir argüman yok, şuraya dek:

“sosyal kondisyonlama diye bir şey yok sayın okur. yaşananların sebebi değil bu, sonucu. toplum bize erkekliğimizi baskılamayı, hollywood bize efendi çocuğun günün sonunda kazanacağını falan öğretmedi. beyinlerimiz yıkanmadı: beyinlerimiz sikildi. çünkü sorun bu red pill denen komplo teorisinin bahsettiği gibi, aydınlanmaya başlamadan hemen öncesinden bugüne kadar “bize yedirilen safsatalar”a inanmak değil. sorun o safsatalara inanma ihtiyacı duymuş olmakla başlıyor. “

Hayır, hayatında herhangi bir (üstte sayılan türden) travma olmayan erkek ve kadın da geçerli söyleme uygun bir şekilde hayat görüşü oluşmuş ve bu yüzden bilmediği denizlerde rotasını bulmaya çalışan çok insan var. Üstte örneği verilen durumlar yok değil, ama nadir. Kırmızı hap perspektifinin hayatını daha iyi bir noktaya taşımaya yardım ettiği insanların büyük bir kısmı oyunu görünen kurallarına göre çok iyi oynamış olmasına rağmen mutluluğu bulamamış, tatmin olamamış hatta ihanet ve haksızlığa uğramış insanlar.

“kendi sınırlarını çizememiş, haklıyken bile boyun eğmek zorunda hissetmiş adama diyorsun ki: “özgüvenin olsun biraz. meriç olma, sınırlarını çiz. yapışkan göt oğlanı olma. düşün ki o bunu okuyor’da ağlama.”

Evet ama eksik.

KH o veya bu sebeple tarif edildiği gibi olan kişiye der ki: “Başına gelenlerin yegane suçlusu sen değilsen bile bunu düzeltme sorumluluğu senin. Özünde anlamı olmayan bu hayata bir anlam kazandırmak, kendine ve çevrene faydalı olmak, kötülüğe ve acıya sebep olmamak senin sorumluluğun. Bunu gerçekleştirip gerçekleştirmemek sana kalmış bir seçim. Bunu gerçekleştirmeye karar verdiğin durumda hayatında yolunda gitmeyen ne varsa belirleyip bunları düzeltmek için harekete geçmek zorundasın.”

Bu noktaya gelmiş -genellikle erkekler- için hayatlarında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun en büyük semptomu tatmin edici ve karşılıklı fayda sağlanan bir ilişkisinin olmamasıdır. Kırmızıhap’ın en başta kadın erkek ilişkilerine odaklanmasının ana sebebi de budur. Diğer bir deyişle kırmızıhap’ı bulanların nerdeyse asla şaşmayan ortak problemi hayatlarında karşı cinsle ilişkileri asla istedikleri gibi olmamış olmasıdır.

Bu da kırmızıhap’ın “karı sikmeye çalışan ergenler yea” olarak görülmesinde payı olan bir özelliktir doğal olarak.

Benim perspektifimde KırmızıHap görüşü realist, stoacı ve rasyonalist görüşlerin politik doğruculuk filtresinden geçmemiş hallerinin harmanlanmasıdır sadece.

Entry’nin devamı ailesinde şiddet olmuş bireyleri örneklendirerek bu küçük grup üzerinden geneli eleştirmeye devam ediyor. Ailesinde patolojik problemler olan kişilerin “kurtarılması” için spora gitmekten, hayatına çeki düzen vermekten çok daha derinlere inmesi gereken müdahaleler gerekiyor. Bunun da yolu bana göre üstte saydığım realist, rasyonalist, bilimsel ve stoacı kaideleri benimsemiş bir profesyonelin (psikolog) yardımıyla olur.

Ama benim netteki tartışmalarda görebildiğim (ve bana gelen yüzlerce email-mesajda da teyit ettiğim) şey tarif edilen patolojik ortamda istismar içinde büyümüş insanların sayısının çok çok az olduğu.

“sen çocukken annesi evden kaçtığı için, daha aklı kemale ermeden en değerli varlığı onu terk ettiği için yalnızlığıyla kendini en merkeze yerleştiren, 20 yıl sonra bile kendinden dahi gizlediği terk edilme korkusuyla insanlara her koşulda yalan söylemeyi amaç edinen kadın için diyorsun ki: “orospunun bana yaptıklarına bak. kadınlara güven olmayacağını ben o gün anladım.””

Hayır öyle demiyorum. KH patolojik ortamlarda büyüdüğü için tabiri caizse “hasarlı” olan insanların bu durumlarına dair dışarıya yansıttığı sinyalleri, diğer deyişle kırmızı bayrakları tanımanıza yarayan araçlar, mental şemalar sunar. Bu şekilde bir insanla yaşanmış kötü olayın sorumluluğunu direk karşıdakine atmak yerine “bunu yaşadım çünkü ilişkiye gireceğim kişileri doğru kriterlere göre seçebilecek donanıma sahip değilim” diyerek kendine de pay biçer.

“evet karşımdaki insan patolojik çıktı – ama ben niye bunu daha önce fark edemedim?” sorusunu sormayı öğretir. Nefret etmek işe yaramaz. KH nefret gibi enerjimizin ziyan edileceği şeyler yerine pratik adaptasyon stratejilerine odaklanmayı öğütler.
“Evet karın seni 5 kişiyle grup yaparak aldattı. Sen bu konuda ne yapacaksın” diye sorar. Nefret anlayamadığın tanıyamadığın şeye karşı hissettiğin bilinmezlik ve korku neticesinde olur. Anlayabildiğin bir şeyden nefret etmen imkansıza yakındır.

Bugün iliklerine kadar nefret ettiğin herhangi bir şeyi temsil eden ve benzer IQ’ya sahip birisiyle oturup konuşabilsen o şeyi karşı tarafın perspektifinden dinleyip daha iyi anlayabilirsen nefret azalır, mekanizmayı anlamak korkuyu yok eder. Onaylamaya başlarsın demiyoruz tabi – ama nefret bu noktadan sonra çözülerek yerini idrak etmeye bırakır.

“düşüncen ne kadar saçma olursa olsun, seninle aynı fikirde bir phd’li bulursun.” diye.
yani david m. buss kadının ve erkeğin cinsiyet rollerine yönelik evrimsel içgüdüleri hakkında ne demiş sikime kadar. david can buss deeeeez nuts. psikoloji herkesin hakkında atıp tutabildiği bir disiplin. hatta psikologların bile!”

He tamam. Hem tesadüfi bilgin ve saman adamı argümanlarınla anlamadığın bilmediğin bir şeyi eleştir, hem de kırmızıhap’la alakasını dahi bilmediğin dünya çapında bir profesörü eleştir. Ok.

“merak etmiyor musun? “ne yanlış gitti? neden bilgisayar oyunlarıyla, mastürbasyonla kaçmak istedik? neden ta en baştan ‘efendi erkek’, ‘sünepe’, ‘meriç’ olduk? ‘kaşar’lar neden kaşar oldu? ‘orbiter’lar neden orbiter oldu? ‘player’lar neden player oldu?” bunları sormuyorsun.”

Soruyoruz tabi. Ama çoğu zaman senaryo aynı. Ayrıca geleceğe dönük etkisi de çok değil. Esas soru “bundan sonra ne yapacaksın” sorusu.

“hemen kolaya kaçıp işi evrime bağlıyorsun, çünkü one size fits all bir çözüm sunuyor sana. her şeyi tek bir değişkene indirmene izin veriyor. ya arzudeğersin, ya da değil. “

Yine saman adamı argümanları. Şu cümle bile ne kadar bilmediğinin bir başka ispatı : “ya arzudeğersin, ya da değil.” Öyle bir şey yok. Mevcut durumu anlayıp sonraki adımları planlamak ve hayata geçirmek var. Arzu duyulacak birisi değilsen “şu anda” değilsin. Şu andaki haline dönüşmüş olmanda kah şartların, kah verdiğin kararların etkisi var. Bunlardan ileriki planlara etkisi olacak olanları iyice anlamak, stratejini ona göre belirlemek var. “ya arzudeğersin ya da değil” tam bir kurban mentalitesi işareti.

Öldüğün ana kadar durumunu iyileştirebilir ya da kötüleştirebilirsin. Sabit kalman imkansız. Tıpkı aynı dereden 2 kere su içemediğin, aynı havayı iki kez ciğerlerine çekemediğin gibi aynı cümleyi aynı insanın söylemesi imkansız. Her an, her cümle, gördüğün duyduğun her şey o veya bu şekilde seni sürekli değiştiriyor. Mesele bu değişimi daha iyiye doğru nasıl yönlendireceğin.

“tarikatlar çok yapar buradaki “ya bizdensin ya da meriç” geyiklerini.”

Öyle bir şey yok. Kırmızıhap bir taraftar toplama, mürit toplama hareketi değil. Liderleri yok. Merkezi bir kurallar listesi yok. Bir din değil. Paket program değil. Aklına yatanı alır, işine yarayanı alır, işine gelmeyeni almazsın. “Meriç” nedir ne değildir zaten yeterince konuşuldu. Ama bugün meriç diye tabir ettiğimiz, prim yapmak amacıyla erdem sinyalleyen arkadaşlar yarın hepimize gerçek erdem dersi verebilecek kişilere dönüşebilirler. Bunu illa kırmızıhap perspektifinden yapmasına da gerek yok. Ama benim “erdemli yaşam” olarak kabul edip takdir edeceğim yaşam kaçınılmaz olarak rasyonel, gerçekçi ve stoacı felsefeye paralel bir hayat olacaktır. Adına ne dersen de.

“bu sebeple insanlar “red pill/the secret/(herhangi bir self-help tarikatı) sayesinde bunları başardım, hayatım değişti” diyor. yapmayın. bırakın göz yaşlarınız dökülsün, bırakın yaralarınız kanasın. yerini bir şeylerle doldurmayın. o yüzden bugün buradayız zaten hepimiz.”

Hangi sebeple? Ortada tarikat yok, clique yok, grup yok, toplantı yok, özel mesajlaşma bile sınırlı. Tavsiye alıp verme tarikat oluşturmaya yeterli mi?

Kırmızıhap perspektifi işe yarıyor çünkü hayat gerçekleriyle paralel. Gerçekleri kabul ettikten ve ona göre pozisyon aldıktan sonra istediğini elde edememek çok zor.

Sonraki paragraf daha önce sorduğu soruların (neden böyle oldu) uzatılmış hali. Cevabı:
1-ne bileyim ben,
2-farketmez.

“öyleyse nerede sosyal kondisyonlama? “

Sosyal şartlanmayı bu kadar basite indirgeyebiliyor olması hakkaten şahane. Birey kadar farklı sosyal şartlanma var. Herkesin doğduğu ve büyüdüğü şartlar ayrı olduğu gibi ikizlerin bile genetik varyasyonları eğilimlerini değiştirmeye yetecek miktarda oluyor.

Öte yandan, bir çok insanın aynı sorunlardan muzdarip olmasını da açıklayan şeylerden birisi de geçerli sosyal söylem evet. Bunun sürücüleri çoğu zaman ekonomik çıkarlar. Bunun bileşenleri arasında medya da var basın da var, okullar da var, siyasi aktörler de var.

“neden aynı ortamlar, aynı medya, aynı sosyoekonomik sınıf, hatta aynı aile hepimize aynı şekilde etki etmedi? neden skeptico tüm gün starcraft oynarken ben msn’den kız düşürüyordum? esas soru bu, bunları sor red pill. “

Çünkü ben çoktan “düşürmüş”, “uzun süreli ilişki” durumundaydım ve oyun oynama lüksüm var sanıyordum. Hiç bir zaman sevgili, arkadaş, iş vs edinme problemim olmadı ki? Problem kağıt üzerinde her şeyi (tahsil, iş, aile, sosyal çevre, iş harici aktiviteler vs) başarıyla gerçekleştirmeme rağmen mutsuz olmamdı.

Ben oyunu çok çok iyi oynadım. Ama oyun iyi oynarsan kazanabileceğin satranç gibi, go gibi bir oyun değil, kumarhanedeki hileli slot makinesiymiş.

“Sorry Mario – the princess is in another castle”.

Prenses mrenses yokmuş.

Benim kırmızı hapım da o oldu işte. Çok iyi oynadığım oyunun benim asla mutluluğu yakalayamayacak şekilde kurulu olduğunu ve 30 küsür yıllık çabamın, yaşadığım acıların ve fedakarlıkların çoktan yaratmış olması gereken neticeyi oyuna devam ederek asla elde edemeyeceğimi kabul etmek zorunda kalmam.

Bir çok insanın problemi ne sanıyosun ki? Bir çok insan hayatta istediğini elde edemeyişlerini oyunu yeterince iyi oynayamamalarına bağlayarak yaptıkları şeyin aynısını daha fazla yapmaya çalışıyor. Slot makinesine daha da fazla jeton atıyor yani. Sonra kazanamadan ve daha da kötüsü kendine kazanamadığını itiraf bile etmeden ölüyor.

“ilk katmandaki red pill, evrimsel psikoloji, pua, transactional analysis geyiklerini öğrenip istikrar sağlayabilmek zaten yıllarca tecrübe, fedakarlık ve azim alıyor. tam her şeyi anladım dediğinde paradigmanın ne kadar dar olduğunu anlıyorsun ve ikinci katmana gelip diğer insanların hikayelerini dinlemeye, patternları görmeye başladığında işler karışıyor. “

Heh.. “ilk katman“.. tamam.
“ikinci katmana gelip…işler karışıyor.” 

“Ben bunları aştım yea.. siz daha ilk bölümdesiniz…” – sinyallerin güzelmiş birader güle güle kullan.

İşler karışmıyor. Çünkü öyle katmanlar falan yok. Berraklık ve netlik var. Yeterince bilgiye sahip olduğun anda realist ve rasyonel bakış açısının anlayamayacağı hiç bir şey yok. Amk rasyonel bakış açısı uzaya robot yollayıp yüzbinlerce galaksinin fotoğrafını çekip dünyaya yollayabilmiş, bunu mu anlayamayacak? Olay sadece yeterince bilgiye sahip olmakta.

Kırmızıhap perspektifi benim için bu işte. Anlayamadığım bir şey olduğunda “allahın hikmeti, şans, kader” moduna girmektense “bu konuda doğru karar verebilecek kadar yeterli bilgiye sahip değilim” dedirten şey. Neden “bilimsel şüphecilik” değil de kırmızıhap perspektifi diyorum? Çünkü bilimsel şüphecilikten hayatını kazanan insanların dahi mesele mutlulukla ilgili konular olduğu zaman bu melekelerini yere bıraktıklarını gördüm. Bilimsel şüphecilik ve rasyonel bakış açısını toplumun uygun gördüğünden başka alanlara yöneltmek için kırmızıhap gerekiyor.

“en “anladım” dediğinde, yıllarca kandırıldığını fark edip tüm düşünce biçimini ve hayat stilini değiştirdiğinde bile kelimenin tam anlamıyla romantikmişsin, hollywood’muşsun. yine iyiler, kötüler çizmişsin. ha efendi erkek-piç erkek, ha meriç-alfa. yine sonunda kazanacağını, kaybedeceğini düşündüğün tipler oluşturmuşsun. yine yanılmışsın”

Ne diyor kimi tarif ediyor anlamadım. Çok sık gördüğüm bir şeyin izlerini görüyorum – tribalizm. “biz ve onlar” mentalitesi. Valla başkası için konuşamam ama bende “biz ve onlar” diye bir mentalite yok. Mürit biriktirmek gibi, bir hareket başlatmak gibi bir niyetim yok. Tamamen bencil sebeplerle mutluluk peşinde koşan birisiyim. Benim kötü kararlar sonucu yaşadığım tecrübeler, başkalarının kötü kararları sonucu yaşadığı tecrübelerle birleşti ve kollektif bir şeye dönüştü. Benim bu kollektiften aklıma yatan ve işime yarayan kısımları paylaşıyor olmam bir ordu kurma amacında olduğum için değil. Mutsuz olup eski sevgilisinin evini basıp sağa sola ateş edebilecek kadar cinnet geçirme potansiyeli olan tek bir kişinin bile bu yola girmesini engellesem, intihara meyilli bir adamın vaz geçmesini sağlasam, senin tarif ettiğin dayakçı babaya dönüşüp hıncını çocuklarından karısından almasına engel olsam kardır diye düşündüğümden. Bunu başarıp başaramadığımı da asla bilemeyeceğim tabi ki. Ama bu benim için kanserin çaresini bilip saklamak gibi bir şey.

“dünya böyleymiş: herkes yıkılıyormuş, herkes yıkıyormuş. seni beğeneni sen sen beğenmezmişsin, senin beğendiğin ise seni beğenmezmiş. daha da beteri: bütün bu kaçanı kovala geyiğinin sebebi alfa-beta falan değilmiş, çoğumuz özümüzde acıya ve öfkeye alışıkmışız ta el kadarkenden beri, ve alışık olduğumuz patternları tekrar yaratmak için aynı konumu kovalıyormuşuz. “

Kırmızıhap’ı “karı kız tavlama” için bir araç olarak gören sığ görüşün yansıması.

“yetmedi mi? güzel, çünkü bir tane daha katman var, bu da üçüncü ve son kısmı. tüm bunların felsefi, ahlaki boyutu. şimdi eğer herkesin travmaları varsa, herkesin hayatı daha çocukluktan itibaren soluksuz sikilmişse, hepimiz bu yaşadıklarımıza tepki olarak kimi zaman toplum tarafından takdir görecek, kimi zaman dışlanacak kaçışlar ve başa çıkma mekanizmaları oluşturduysak, kişilik nerede başlıyor?”

Cevap:
1-ne bileyim ben
2-farketmez.

Fark yaratacak şey sonraki adımların. Kimin umrunda amk kişilik nerde başlıyor nerde bitiyor? Bunu bilmen neye yarayacak? Laf salatasından başka ne yaptın şu ana kadar? Elle tutulur ne perspektif kattın tartışmaya?

“ailesinin sırf kendi yaşanamamışlıklarını onun üzerinden başarabilmek adına baskılayıp over 9000 tane kursa yolladığı, kendi yetersizliklerini kızından çıkardığı için kendine nefretinden, kendisini yetersiz bulduğundan başarıdan başarıya koşan, ivy league’de doktora yapan robert college kız mesela: alkol ve uyuşturucu bağımlısı kadıköy erkeğinden ya da steam’inde over 9000 oyun olan tipten ne kadar farklı kendinden kaçma konusunda? tamam – peki kim iyi, kim kötü?”

Yine ‘ne bileyim ben’ ve yine ‘farketmez’.
Bundan sonra ne yapacağı önemli.

Doktora yapan kız kendini kokaine verip, 3 senede mutluluğu yakalayabilmesini sağlayacak elinde kalan şeyleri harcayabilir, aynı 3 senede dotacı eleman kendini yeniden yaratabilir. Tersi de olabilir. Pratikte bugüne kadar kim olduğunun önemi, ileriye dönük stratejine etkisi kadar. Geçmişin adaptasyonunu ve optimizasyonunu etkilediği kadar önemli. Neyi tamir edeceğini belirleyene kadar önemli. Geçmiş değiştirilemez. Gelecek değiştirilebilir. O yüzden farketmez. Fark edemez.

“p. p. s. neyse, perde arkasında nelerin döndüğünü daha iyi anlama ve nispeten iyileşebilme adına faydasını gördüğüm bir okuma listesi: https://www.neilstrauss.com/…etruth_readinglist.pdf”

Bak problem burada. Kırmızıhap’ı pick up artist saçmalıklarından ibaret sanıyor. Keşke bu linki en başta verseydi de 25000 karakterlik saman adamı argümanıyla uğraşmasaydım.

Alakalı olarak ekşideki redpill başlığındaki diğer entrylerim için bakınız.