Dırdır postlarında incelediğimiz ve ekseriyetle kadınların hiyerarşi ve statüyü anlama aracı olarak kullandıkları dırdır’ın anne-cocuk ilişkilerinde nasıl oluştuğundan bahsetmiş

Narsisistik anneler ve kızları.

(bkz: anasına bak kızını al)

evlenmeden önce insanların eşlerini değil, müstakbel eşlerinin anne babasını iyice tanımaları lazım. Zira onlardaki problemler ve olumlu yanlar doğrudan çocuğa yansıyor 20+ yıl boyunca.

Öncelikle narsisistik annenin belli başlı karakteristiklerini sayalım :

1-yaptığı ve söylediği her şey kendisi tarafından reddedilebilir, yalanlanabilir, açıklanabilir. 

Her zaman bir bahanesi vardır. Her zaman bu bahane görünürde iyi bir niyetle sarmalanmıştır. Eleştirileri ‘sizin için endişelenmesinden’dir.
Sadece kızı için en iyi olanı ister.

Çoğu zaman sizin doğrudan yetersiz olduğunuzu söylemez. Onun yerine sizi başkasının cocuguyla, kardeşinizle kıyaslar. Bunu da doğrudan yapmaz, sadece diğer kişiyi ne kadar begendiğini başarılı vs bulduğunu söyler. Yetersiz hissetme kısmını zaten siz tamamlarsınız kendiliğinizden.

Hatta bu gizli agresiflik öyle bir noktaya gelir ki sürekli olarak endişeli ve “nerede hata yapacağım acaba” hissiyatıyla yaşamaya başlarsınız. Özgüven inşa etmek imkansız olur.

Işin kötüsü, anneniz dışarıdan bakıldığında çok iyi bir annedir. Ancak birazdan ayrıntılandıracağım gibi zaten narsisistik kişilerde diğer insanların takdiri çok önemli olduğu için yaptığı ve söylediği şeyler başkaları tarafından ayıplanmayacak şekilde ayarlanmıştır.
Annenizle ilgili kötü tarafları başkalarına anlatmaya çalıştığınızda insanlar sizin deli olduğunuzu düşünür. “sorun annede değil sende” derler.

Hatta narsisistik bir anneyle büyüyen cocuk sorunun kendisinde olduğuna o kadar inanmıştır ki, annesini başkalarına karşı ölesiye savunduğu bile görünür.

 

 

 

 

2-sınırlarınıza saygı duymaz 

sizin yerinize, sizin için kararlar ve sözler verilebilir.
“aa tabi ayşe yapar ne olacak ki” diyebilir sizin aslında yapmak istemediğiniz ya da yapamayacağınız bir şey için.

Kendini iyi göstermek için sizin işiniz, statünüz, tanıdıklarınız vs rahatlıkla kullanılabilir ve sizin adınıza sözler verilebilir. “tabi yeğeniniz hemen yollasın cv’sini ayşe verir patronuna”

eşyalarınız başkalarına hediye edilebilir, cocukken kardeşlerinize “ama o ağlıyor paylaşman lazım” vs diyerek oyuncaklarınız yemeğiniz vs hibe edilebilir.

Özellikle çocukken özeliniz olmaz. Odanız karıştırılır, telefon/günlük/bilgisayar vs gibi şeyler kurcalanır. Büyüdükten sonra doğrudan soramaz ama sinsice bilgi toplamaya çalışır hakkınızda.

Siz bir birey değil, annenin bir uzantısı, 3. Bir kolu gibi görünürsünüz ona.

 

3- adam kayırır. 

Narsisistik anneler birden fazla cocukları oldugunda bir tanesini kendileriyle özdeşleştirir ve onu “altın cocuk” seçer. Diğer kardeşler de asla altın kardeş kadar iyi olamayacak olan cocuklar olarak kalırlar.

Altın cocugun tüm ihtiyaçları giderilir, tüm problemleri çözülür ve suç asla onun değildir.
Günah keçisi cocuklar ise ihtiyaçları karşılanmadığı gibi, altın cocugun ihtiyaçlarının karşılanmasında aktif rol oynamaya mecbur bırakılırlar. Altın cocuk olan abisinin ödevlerini yapmak zorunda bırakılan kız kardeş mesela. Altın cocuk abi goygoyla tembellikle geçirdiği zamanları annesinin yardımıyla meşrulaştırır. Sorumluluğunu yerine getiren ve abisinin kayrılmasına yardım etmek istemeyen kız bencillikle suçlanır, utandırılır.

Burada önemli olan şey altın cocuk ya da günah keçisi cocuk değil, annenin kendini üstün hissetmeye devam edebilmesidir. Altın cocuk sadece anneye itaat ettiği ve onun istediği gibi olduğu sürece (başarılarıyla övünebileceği sürece) altındır.

Dırdır postlarında bahsettiğim narsisistik annenin kız ve erkek cocuklara karşı olan tutumundaki fark burada çok belirgindir.

Erkek cocuk genellikle altın cocuk seçilir. Kız cocuk günah keçisi.

4-baltalar. 

Başarılarınız sadece onun övünebileceği oranda önemlidir. Onu iyi gösterecek şeyler süper, onu iyi göstermeyecek şeyler önemsiz ve geçiştirilebilir şeylerdir.
Hatta sizin ilgi odağı olacağınız olaylarda (mesela düğün) kendi varlığını mutlaka göstermek için aşırı hareketler yapabilir, kavga çıkarabilir, veya erken ayrılarak ilgi odağı olarak kalmanızı engellemeye çalışır.

Aslında sizi desteklemediği işlerde başarılı olduğunuz takdirde kendi “fedakarlıkları”nı öne çıkararak o olmasaydı bunları asla yapamayacak olduğunuzu göstermeye çalışır. Kendisi cocukları için kendini feda etmiş bir şehittir, siz de bundan faydalanmış ve meyvesini haksızca yiyen bir fırsatçı. Tabi bunları da açıktan söylemez – her zaman “ben öyle demek istemedim” açıklamasıyla kurtulabileceği şekilde formülize eder.

 

 

5-küçük görür. Alçaltır

ne yaparsanız yapın, hep başkaları haklıdır. Sizin mutlaka bir kusurunuz vardır.
Çocuklugunuzdan bahsederken “sen ne yaramazdın. Cok ugrastık seninle. Bazen delirtiyordun beni” gibi şeyler diyerek kendi zorluklarını öne çıkarırken sizin ideal bir evlat olmadığınız mesajını verir. Buna karşı bir şey diyemezsiniz zira o asla “öyle demek istememiş”tir ve siz “fazla hassasınız”dır. Zaten “cocukken de küserdiniz böyle”.

6- sizi akıl hastası gibi gösterir. 

Size yaptığı bir istismara dair çok net anılarınız olmasına rağmen siz bunu dile getirdiğinizde asla bunu kabul etmez ve bunu uyduruyormuşsunuz gibi bir tavır takınır. “hayır ben asla böyle bir şey yapmadım” dan tutun “benden nefret mi ediyorsun böyle yalanlar uyduruyorsun”a kadar varacak karşı suçlamalara kadar konuyu yalanlamaya çalışır.
Sinsice gaslighting yapar. (bkz: gaslighting)

7-kıskançtır. 

Sizin sahip olabildiğiniz şeyleri kıskanır. Özellikle kızlarının diğer erkekler (ve babaları) ve gelinlerinin oğulları üzerindeki cinsel etkisini kıskanır. Cocuklarının evliliklerini bozmak için çaba sarfeder.
Kendi eşini damadıyla kıyaslar, kızı ve eşine psikolojik istismar yapar (ama damadını el üstünde tutar, asla haksız bulmaz)
eğer oğlu ve gelini varsa gelin asla oğlu için yeterince iyi değildir, gelinin ailesi asla kendi ailelerine yakışan bir aile değildir. Otomatikman günah keçisi olurlar.

Yine özellikle kız çocuğun başarılarını önemsizleştirme veya kendi fedakarlıkları sayesinde olduğunu göstermek için çaba sarfederler.

8-yalancıdır. 

Ufak yalanlar. Büyük yalanlar. Sayılacak gibi değildir yani yalanları.

Dışarıya karşı yalanlarını dikkatli söylerler ve çoğu zaman meşrulaştırılabilir ya da reddedilebilir yalanlar söylerler. (bkz: plausible deniability) en sevdikleri taktiktir.

Size karşı yalanları daha dikkatsizdir. Zira burada bir “sana yalan söylüyorum, sen yalan söylediğimi biliyorsun, ben de bildiğini biliyorum ama bu konuda elinden hiç bir şey gelmeyeceği ve ben seni sallamayacağım için sana dikkatli yalan söyleme zahmetine girmeye gerek görmüyorum” hissiyatı yatmaktadır.

Ancak yüzeyde elbette ki bu da diğer istismarları gibi daha sosyal olarak kabul edilebilir kılıflara sokulabilecek şeylerdir. Her türlü “yırtar” yani.

9-ilgi odağı olmak zorundadır. 

Kocası ona bakmak ve rahat ettirmek zorundadır.
Cocuklar söylediğini tam olarak yapmak zorundadır.
Aksi takdirde (bkz: winter is coming).

Üzücü olaylar olduğunda önemli olan annenizi nasıl etkilediğidir.
Mutlu olaylar olduğunda önemli olan annenizin nasıl bunda payı olduğudur.
Eğer kendine henüz bir pay çıkaramıyorsa bundan sonrası için kendini iyi gösterecek planlarını açıklar.

Anne yaşlandıkça kendini kurban pozisyonuna kolayca koyabileceği durumlar arar. Sağlığına dikkat etmeyerek hastalıkla ilgi çekmeye çalışır.

10-duygusal vampirlik yaparlar. 

Üzüntünüz ve hayalkırıklıklarınız onun beslenmeyi en sevdiği şeylerdendir.
Sizin kötü durumda olmanız onu üstün ve daha iyi gösteren bir şey gibi gelir. Bu yüzden de sizi üzmek ve tepki alabilmek için manipülasyonlar yaparlar.

11-aşırı savunmacıdır. 

Herhangi bir eleştiri, serzeniş, suçunu gösterme gibi hareketler sert ve kati direnişle karşılaşır, manipülasyon yaparak eleştiri kaynağını suçlu göstermenin yolunu bulur.

Hata onda değil sizdedir.

12-korkuyu kullanır. 

Korku yaratan sözlü istismara ek olarak (ne zaman hata yapıcam ve beni kötü hissettirecek korkusu) fiziksel istismarda da bulunur. Bu klasik cinsel istismar ya da darp şeklinde olmaz. Genellikle sosyal olarak kabul edilebilir şekillerde ve reddedilebilir bir biçimde olacaktır.

Örneğin hastayken okula gitmeye zorlanırsınız. Ayagınız vuran ayakkabıyı giymeye zorlanırsınız.

Ya da altın cocuk size fiziksel istismarda bulunurken araya girmez ve fiziksel acı çekmenize izin verir.

13-çocukça davranır. 

Istediği olmadığında vurmaya çalışır, kendini camdan atmaya çalışır, eşya kırar, bagırır. 3-4 yaşında cocugun yapacağı türden tantrumlar parlamalar gayet rutindir.

14-size ebeveyn sorumlulukları yükler. 

Küçük sayılabilecek bir yaştan itibaren kendi işinizi kendiniz görmek zorunda kalırsınız.
Pratik, ekonomik, sosyal, manevi ihtiyaçlarınızı karşılamaktan bir nevi tiksindiği için bunları mümkün olan ilk anda size yıkarak sizi “hayat karşı hazırlar”.
Bazı durumlarda küçük kardeşe ya da yaşlı akrabaya bakım sorumluluğu yükler.
Part time işlerde çalışıp giysi vs gibi şeyleri almanızı bekler.
Sizin bu yükten dolayı yaşadığınız duygusal zorluklar önemsenmez.
Siz büyüyüp yetişkin oldugunuzda da ona bakmanızı ona ebeveynlik yapmanızı bekler.

15-özür dileyemez. 

Özür dilemesi gerektiği durumlarda bile tam bir özür dilemez. “böyle hissettiğin için üzgünüm” “eger böyle davrandığımı düşünüyorsan üzgünüm” ya da “üzgünüm ama bu konuda artık bir şey yapılamaz” gibi özür gibi görünen ama aslında karşıdakinin davranışından duyduğu hayalkırıklığını ifade eden tavırlar takınır.

Asla hatalı olamayacağını inandığı için asla özür dilemek zorunda olduğunu hissetmez. Hatalı olan ve yok yere hassas davranan kişi karşıdakidir.

16-başka insanların hisleri olduğunu düşünmez.

Solipsizmi doruklarda yaşar. Sadece o vardır evrende. Sadece onun hissetikleri ve etrafta olan bitenin onu nasıl etkilediği vardır. Karşıdakinin de eşit derecede geçerli ve değerli bir ruh halinde olabileceği düşüncesi aklından geçmez. Bunları hesap ederek hareket etmez. Empati yoksunluğu gösterir (bkz: psikopati) den farkı yanlış-doğru ve sonuçların farkındadır. Kurallar olduğunu ve bunların onu da etkileyeceğini bilirler. O yüzden istismarları asla gerçek ve zor sonuçlar doğurmayacak türdendir. Fiziksel şiddet, asla polisin karışacağı seviyeye çıkmaz. Karşıdan “dayakla disiplin” olarak görülecek seviyededir.

17- karşısındakini suçlar. 

Yaptığı kötü şeyler için sizi suçlar. “sizin yüzünüzden öyle davranmak zorunda kalmıştır”.
Başınıza gelen kötü şeyler için de sizi suçlar. Erkek arkadaşınız sizi terk etmişse sebebi “senin dediğin bir şeye takılmış” olmasıdır.

18- belki de en önemlisi , ailevi ilişkileri mahveder. 

Narsisist anneyi idare eden daha güçlü bir figür (baba) yoksa (ya da baba da anne tarafından idare ediliyorsa) ailevi ilişkiler yüzeysel ve sosyal minimumu karşılayan görevler şeklinde olur.
Kardeşler arası ilişki özellikle yetişkinlikte iyice azalır. “altın cocuk” olan kardeş, annenin ona hayatı “easy mode” olarak sunmasından dolayı gerçek zorluklarla başa çıkamaz, buna ek olarak kendisine vadedilen muhteşem hayatı elde edemediği için kendinden de bir tiksinme bir utanma hissiyatıyla yaşar. O yüzden cocukluğunu “altın cocuk” olarak geçiren bireyler ileriki hayatlarında vasat bir profil çizerler.

Tüm cocuklar kendi ikili ilişkilerinde, yanlış inşa edilmiş özgüven (altın cocuk) ve inşa edilememiş özgüven (günah keçileri) sebebiyle büyük sorunlar yaşarlar. Erkekler şiddete meyilli olur. Kadınlar asla kendini güvende ve rahat hissedemez.

Narsisistik bir annenin kızından şu cümleleri duymak gayet rutindir :

“ben yeterince iyi değilim değil mi, o yüzden benimle x,y,z, olmuyor. O yüzden benim sözüm dinlenmiyor, beni sallamıyorsun. Çünkü ben sallanacak kadar değerli bir insan değilim arızayım di mi ben?”

hayatı boyunca öz annesi tarafından böyle hissettirilen bir kadın, en ufak can sıkıntısında yine bu hislere kapılacak ve erkek arkadaşı-kocası hiç bu şekilde düşünmezken “yeterince iyi değilsin” denmiş gibi suçlamalarla karşılaşacaktır. Erkekler için bu bir ikilemdir zira eğer “saçmalama hiç de öyle değilsin, ben senin yeterince iyi olmadığını düşünsem seninle birlikte olmam…” tarzında yaklaşsa kadının tehditlerine boyun eğmiş gibi görünecektir ; öte yandan bu saçma suçlamalara meşruiyet kazandırmamak için cevap vermeme yoluna giderse sessizliği yine bunu teyit etmiş gibi olacaktır.

Işin ilginç yanı, kadının annesinin narsisistik olduğuna dair bir çok işaret vardır, ve bunları bizzat kadın kendisi anlatır “annem böyle yapardı şöyle yapardı” vs diye. Ancak bunun tam olarak ne manaya geldiğini bilmeyen, ve sevgilisini “kurtarmak” ve hayatında belki ilk defa kahraman olmak isteyen erkek bunu bir uyarı olarak değil, fırsat olarak görecek ve bu ilişkiye daha sıkı sarılacaktır.

Açıkçası benim fikrimce insan hayatı bu tür bir dinamiği yönetmek için fazla kısa. Bu tür işaretleri gördüğünüzü hissettiğiniz anda gerçekten var olduklarını varsayıp ona göre ilişkiyi çok uzatmamak bencil de olsa yapılacak en mantıklı harekettir.

Bu hem kadın hem erkekler için geçerli. Annesi narsisistik olan bireyler sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurma yetisi ellerinden alınmış, bu hakları çalınmış şanssız bireyler ne yazık ki.

Şimdi diyeceksiniz ki lan dalyarak bir tek kadınlar mı narsisistik oluyor ?

Hayır. Aksine psikologlara göre narsisizm 75% oranında erkeklerde görülüyor. Yani tüm narsisistlerin sadece 25%i kadın.

Peki niye uzun uzun kadınları anlattık?

Çünkü narsisistik erkekler aileyle kalma eğilimi olmayan bireyler. Genellikle anneyi ve bebeği bırakıp gittikleri için verebilecekleri zarar sadece “ortada olmayan, destek olmayan baba” rolüdür. Aktif olarak aileyle kalıp yıllar boyunca gün be gün zarar verme ihtimali çok daha düşüktür.

  • Kaynak : http://parrishmiller.com/narcissists.html – Yazarı bilinmiyor.
  • Kaynak 2: Bol miktarda 1. elden gözlemlediğim vakalar

 

 

 

 

Hello evribadi.

Porno eglenceli olmasına rağmen neden düzenli olarak izlenmemesi gerektiğine dair bilim güzel şeyler söylüyor.

 

Ve hiçbirisi ahlaki değil. O yüzden herhangi bir ahlaki endişeyi bu yazı dışında tutsak bile pornoyu düzenli olarak izlememenin – hatta hiç izlememenin – çok güzel sebepleri var.

 

Öncelikle insan beyni, hatta bir çok başka memelinin beyni “yenilik” konusuna önem veren eğilimlere sahip. 20 yıllık karısıyla misyonerden başka o da belki ayda 1 seks yapan adam belki daha çirkin ve yaşlı bir kadınla sadece “yeni” oldugu için çılgın seks yapabiliyor. Farelerde de var benzeri davranış mesela. Hep aynı dişi fareyle seks yapmak seksin başlangıç süresi ve sayısını azaltırken, yeni bir dişi fare ile seks yapma fırsatı doğan erkek fare yine ful performans sergiliyor.

 

Elbette evrimsel olarak erkeklerin daha fazla dişiye yumurtasını yayma isteği anlaşılabilir.

Peki – elimizin altında bugün olan şey ne ? Tarihte belki sadece cengiz han benzeri hükümdarların görebildiği türden bir “yenilik” bolluğu. Açtığınız porno sitelerdeki 10 tane tab’da hoşunuza giden bir video bulana ve orgazma ulaşana kadar geçen ortalama vakit 10 dakika (youporn istatistikleri 2012)

 

Bunun etkisi ne ? Erkeklerin gerçek hayattaki sevgilileriyle seksi çok kısa sürece sıkıcı bulmaya başlaması. Yenilik aramaları. Yeniliği fetiş, oyuncaklar, değişik mekanlarda seks, değişik pozisyonlarda, değişik rol-yapma oyunlarıyla vs gerçekleştirmeye çalışmaları. Elbette bunlar bile pornonun sağladığı yenilik hissiyatıyla asla yarışamıyor.

 

Bunun tek bir istisnası var – o da cinsel tercihlerin neredeyse tamamen şekillendiği 16-17 yaşlarında gördükleri ya da izledikleri cinsel sahneler. Diğer bir deyişle cocukken izlediği babasına ait porno kasetteki sahneyi 30 sene sonra yine izlese yine aynı şekilde tahrik olur. Çünkü o sahne beyninde cocukken yaşadığı heyecanın yardımıyla betona yazılır gibi yazıldı bir nevi.

 

Özetle – porno gerçek hayatta sağlanamayacak bir “yenilik” tatmini sağladığı için gerçek hayattaki cinsel yakınlaşmaların tatminini azaltıyor. Bu kendi başına izole bir problem değil – birazdan bunun niye kötü olduğunu anlatıcam.

 

Ikinci bir problem – performans anksiyetesine yol açması. Profesyonel olarak üretilen pornolardaki insanlardan erkek olanlar kaslı, atletik, yakışıklı ve bilimkurgu seviyesi bir performans gösteriyorlar.

Kadınlar da benzeri şekilde çok güzel , genç, mükemmel cilt, saglıklı saçlar, fit vücutlar ve ne kadar beceriksiz oyuncu olsa da teslimiyet ve feminenlik gösteren kadınlar.

 

Bu insanlar gerçek hayatta çok az. Bu insanlar gerçek hayatta filmdeki gibi görünmüyor ve seks yapmıyorlar. Porno filmlerdeki sahneler “larger than life” – yani gerçek hayattan daha büyük, daha iyi, daha xyz olmak için çekiliyor.

Erkekler ilaç ve sürekli verilen çekim aralarıyla saatlerce dayanıyorlar, kadınlar kayganlaştırıcılar vs sayesinde saatlerce tahriş olmadan dayanabiliyorlar. En “hasktr bunu da mı yaptılar” diyeceğiniz sahneler kontrollü ve maksimum hijyenle çekilmeye çalışılıyor. *

 

Şimdi bu filmleri izleyen erkekler – kendileri ekrandaki adam gibi olmadığı için özgüven darbesini yiyor.

Sonra gerçek hayatta seks yaptığı zaman karşısındaki kadın hem pornodaki kadına benzemediği, hem de onun gibi davranmadığı için tekrar bir darbe yiyor – kendi kendine “o adam gibi olsaydım ben de o filmlerdeki gibi kadınlarla yatacaktım, öyle tepki alacaktım” diye düşünüyor.

 

Ancak elbette bunlar gerçekçi beklentiler değil. Fakat gerçek hayatta yaşayacağı sekse dair yegane referansı porno olan bir cocuk, beklentiyi o şekilde oluşturuyor.

 

Bu da performans anksiyetesine yol açıyor. Yani porno izlerken rahat rahat erekte olan ve orgazm olabilen erkek, seks esnasında ya ful erekte olamıyor, ya çabuk geliyor, ya da hiç gelemiyor.

 

Hiç gelememe durumunda genellikle sebep, masturbasyon esnasında çükün kavranmasında abartı güç kullanılması. Gerçek vajina, erkeğin penisi tuttugu sıkılıkta kavramıyor. Bir kere ıslaklık kayganlık sağlıyor ve kuru ellerle yapılan masturbasyondan çok daha farklı bir deneyim sağlıyor.

 

Elle orgazm olmaya alışan erkek, seks yaparken belli bir süre geçtikten, belki partneri orgazm olduktan sonra elle masturbasyon yaparak gelebiliyor.

 

Şimdi gelelim pornonun sebep oldugu bir “gerçek hayattaki seks deneyimini zayıflatan” sonuçlarının, sosyal ve psikolojik sonuçlarına.

 

Daha önce yazdıklarıma denk gelenler bilirler, bilgisayar oyunlarının düzenli ve hobi seviyesinde oynanmasını yanlış buluyorum. Boşa harcanan zaman işin bir kötü sonucu ama esas kötü sonucu, oyunlarda sağlanan “kolayca zafere ulaşma” hissiyatı.

 

Oyunlardaki “efor-ödül” ilişkisi beynin ödül merkezini gerçek hayata nazaran çok daha kolay besliyor. Tıpkı pornodaki “yenilik” gibi oyunlardaki “kazanma” hissiyatı gerçek hayata kıyasla çok daha kolay elde ediliyor.

Normalde yıllar alacak bir çalışma neticesinde elde edilecek zafer ve ödül hissiyatı, bir kaç haftalık oyun ile kazanılıyor.

 

Bu da özellikle erkek çocukların gerçek hayatta “minimum efor” ile yaşayıp en temel ihtiyaçların üstüne oyun ve porno hobilerini tatmin edip, daha fazlası için çalışmamasına sebep oluyor.

 

Bu cocuklar gerçek hayattaki romantik ilişki ve seksin yükümlülüklerini “değmez” diyerek sevgili ya da eş edinmekten tamamen vaz geçiyorlar.

Gerçek hayattaki başarıları “fazla zor” bularak, vaktilerini oyunlardan kazandıkları zafer ve ödüllerle geçirerek benzeri deneyimi elde ediyorlar.

 

Özetle sürekli vasatlaşan bir nesil haline geliyorlar.

 

Oyun ve pornoya erişim, bugüne kadar sadece orta üst sınıf gelirli ailelerin cocuklara sağlayabildiği imkanlarla gerçekleşebildiği için bizim gibi az gelişmiş ülkelerde bu etkileri çok daha yeni görüyoruz. Hatta henüz bunun tanımı yapılabilmiş bile olmayabilir. Ama çevremde bu eğilimleri ve trendleri çok net görüyorum.

 

Bunun gelişmiş ülkelerdeki versiyonlarına bakarsak (bkz: hikikomori) ve (bkz: otaku)ları görüyoruz.

 

Ya da batı ülkelerinde feminize olmuş yerlerde (kurumsal firmalar ve akademik çevreler) erkeklerin ikili ilişkilerdeki beceriksizliklerinin direk “sapıklık” ve “taciz” olarak görüldüğü bir ortam karşımıza çıkıyor.

Bu da benzeri şekilde erkeklerin sosyal ve ekonomik dünyadan “el çekme”sine sebep oluyor.

Erkeklerin bir çoğu evliliği anlamsız bir külfet olarak görüyorlar.

 

Erkeklerden olmaları beklenen kişi ve karşılığında alacakları arasındaki uçurum bir çok erkeğin “skerler evliliği de aileyi de” demesine ve sosyo ekonomik olarak daha alt bi seviyede yaşama kararını alabilmesine sebep oluyor.

 

Daha az erkek yüksek öğrenim görmeye başladı bile gelişmiş ülkelerde.

 

Bunda hem kadınların üniversiteye girişlerini kolaylaştıran insiyatifler (kota uygulaması) hem de erkeklerin “niye kasayım ki” görüşü etkili.

 

Özetle gidişat pek iyi değil. Belki bizim neslimiz bunu göremez ama torunlarımız zamanında bu otaku kültürü çok çok daha fazla artmış olacak.

 

Edit:

 

Meraklısı için :

https://www.youtube.com/…yejdlmkpe&feature=youtu.be

https://www.youtube.com/…f82awsdiu&feature=youtu.be

“Test etmek için ortam yaratmak ergenlere özgü bir davranış” diyen  kendini fena kandırmaktadır.

En basitinden kendimden örnek vereyim. Zaman zaman y.dışına eğitim vermeye gidiyorum. Odaya girdiğim zaman maksimum 10 saniyede kim tehdit, kim dost, kim riskli hareketler yapıyor, kim cinsel olarak potansiyel kim cinsel olarak rakip, kim kaynaklara erişimde benden daha yüksek statüde bilinç altım anında kategorize ediyor, tag’liyor ve sıralıyor.

Mesela iri yarı kaslı erkek görünce gay mi – hetero mu diye kontrol ediyor beynim. Ya da doğurganlık özellikleri gösteren bir kadın oldu mu ne kadar “müsait” bunu değerlendiriyor.

Bunun ben bilincinde olmasam da evrimsel süreç bize adaptasyon sürecinde bu otomatik gözlem yeteneğini kazandırmış.

Bu otomatik gözlem, tag’leme ve sıralama süreci bir “kaba taslak sosyal resim” çiziyor. Sonrasında ise testler başlıyor. Yeri geliyor 50 yaşındaki kıdemli mühendis 24 yaşında yeni mezun elemana “had bildirme” testi yapıyor. Yapıyor ki sosyal düzende yerini korusun.

Bunu bir kere görmeye başladıktan sonra görmeme – yani ingilizcedeki “unsee” imkansız.

Hepimiz – kadın ve erkek sürekli olarak kendi sosyal yerimizi anlamak, başkalarının sosyal yerini anlamak ve bunu teyit etmek için testler yapıyoruz. Söylediğimiz ve duyduğumuz, yaptığımız ve gördüğümüz her şey, testin sonucunda o andaki sosyal hiyerarşi ve düzeni anlamamıza yardım ediyor.

Atalarımız yanlış adamı kızdırıp ölmemeyi – ve hatta doğru adamı ezip kaynaklarını çalmayı bu yetenek sayesinde becermiş. Bizim bunu yapmıyor olmamız düşünülemez.

 

Öte yandan

 

Manipülasyon – yani bilgi edinmek ve çıkar sağlamak için özellikle tuzaklar kurmak ya da yem atmak gibi şeyler ergenlerin çok becerebildikleri bir şey değil. Usta stratejist ve taktisyenler bile manipülasyonu nadiren başarıyla uygulayabiliyorlar.

 

• Seviye, statü olarak kendinden daha yüksekte bulunan eşle birlikte olma (evlenme, ilişkiye girme vs) pratiği.

Http://en.wikipedia.org/wiki/hypergamy

• Hipergami, insan türünün doğada hayatta kalabilmesi için faydalı olan, ancak yerleşik ve sosyal düzende yaşayan insanlar için zaman zaman zararlı olabilecek bir evrimsel mirastır.

“eş”, “evlilik, “sadakat”, “nesep” vs gibi sosyal inşaların olmadığı yerde, yani vahşi doğada, hipergami, briffault kanununa göre eşlerini seçen dişilerin (kadınların) olası eşler arasından en yüksek değerlisini seçme eğilimi olarak açıklanabilir.

Vahşi doğada yaşayan ilkel atalarımızı ele alalım.

Dişilerin cocuklarını doğurabilecekleri erkekleri “ezik” ve “üstün” uç noktalarına sahip bir skalaya göre dizdiğimizi düşünelim.

Ezik erkek nedir? Ufak tefek, güçsüz, kaynaklara erişimi kısıtlı, rakiplerine göre geride kalan, çekingen vs.
Üstün erkek nedir? Güçlü, kuvvetli, kaynaklara erişimi kolay, rakiplerini alt eden, isteklerini kabul ettiren, dominant.

Atalarımız için, doğada “üstün” özelliklere sahip bu erkeklerin çocukları babalarının genlerini taşıdıkları için hayatta kalma şansı daha yüksek oldular. Bu genlere sahip cocuklardan dişi olanları da aynı anneleri gibi bu tür erkekleri çekici buldular ve onların cocuklarını doğurmaya meyilli oldular.

Üstün erkekler bol bol cocuk yaparken, ezik erkekler genellikle baba olma şansına erişemediler.

Ancak sosyal inşaların başladığı dönemden sonra vahşi doğada “üstün” olan erkek modelinin avantajları toprağı işleyebilen, kafası çalışan erkeklerin avantajlarıyla yarışmak durumunda kaldı.

Bu vahşi doğada dezavantajda olan erkekler tarım yaparak, hayvanları evcilleştirerek, politik sistemler kurarak daha önce geçerli olan “orman kanunu” ya da güçlünün zayıfı ezdiği düzeni bitirmeye çalıştı. Dinler ve “namus” gibi sosyal icatlar da bunun bir parçası.

Bunu da büyük ölçüde başardı bugün gördüğümüz üzere.

Zorbalık yapanı, başkasının malına ya da canına kast edeni toplumdan uzaklaştırıp cezalandıran sistemlerimiz var. Eşini aldatanı sosyal olarak dışlayan sistemlerimiz var.
Gel gelelim 50.000 sene önce vur kafasına al ekmeğini/kadınını düzeni geçerliydi. Ya da dişi istediği erkekle birlikte olabiliyordu herhangi bir baskıya ve dışlanmaya maruz kalmadan.

Insan 7 milyon yıl önce en son büyük maymun kuzeninden ayrılmış. Modern insanın bilinen yaşı 200.000 sene kadar. 10 binlerce nesillik bir genetik mirastan bahsediyoruz.

Ancak benim bu bahsettiğim sosyal inşalar taş çatlasın 10.000 senelik. Yani görece çok yeni.

Bu sebeple kadınların kendilerinden ve mevcut ortamdaki olası eşlerden en iyi seçeneği seçme eğilimi sosyal inşaların törpüleyebileceği bir şey değil henüz. Sebebi de bunu yapan kadınların soyunun devam ediyor olması, doğal ya da yapay seçilim neticesinde bu genetik özelliğin gen havuzundan atılmıyor olması.

Özetle kadın belki ortamdaki en iyi erkeğin çocuğuna serbestçe sahip olamıyor, ama hala bu eğilimin sonuçlarını görüyoruz.

Kadınlar nadiren kendilerinden kısa erkekleri eş olarak değerlendiriyor.
Kadınlar nadiren kendilerinden sosyo ekonomik olarak daha alt sınıf erkekleri eş olarak değerlendiriyor.
Kadınlar medya ve sosyal inşaların göz boyamasıyla feminen özellikler gösteren erkekleri istediklerini söylüyorlar, ama herhangi bir erkeği elde edebilecek yüksek cinsel değere sahip kadınlar (aktrisler, şarkıcılar, zengin kadınlar vs) nadiren ufak tefek, kassız, özgüvensiz vs erkeklerle birlikte oluyorlar. Çoğu zaman ya benzer statüdeki başka erkeklerle ya da bildiğin kaslı playboy tipi erkeklerle birlikte oluyorlar.

Özetle kadınlar hala kendilerinden statü olarak yüksek, fiziksel olarak diğer erkeklere üstün, iyi genlere sahip eşler arıyorlar.

İşte bu dostlarım, hipergaminin kabaca bir özeti.

• Soru geldi – “bir kadın, hipergamiyi tatmin eden bir erkekle birlikte olmasına rağmen, sadakatsizlik yapar mı?”

yapabilir evet.

Kadın hipergamiyi tatmin eden bir erkekle birlikte oldugu anda, kendi puanının erkeğinkine yaklaştığını var sayıyor. Gerçekçi olmasa bile.

“ben porsche’ye bindim, o halde porsche alabilecek kadar bankada param olmalı” gibi bir mantık yürütüyorlar.

Klasik “10 üzerinden x derece hatun/erkek” skalasını kullanırsak :

5/10luk kız, 7/10luk erkekle birlikteyse, kendi puanını da 7/10 olarak görüyor.
Bu kızımız tutup 6/10luk erkege sarkmaz ama 8/10luk erkege sarkar. Ve bunu yaparken “ben 5/10luğum” demez “benim mevcut erkek 7/10 – o halde ben de 7/10’um, 8/10luk erkekle şansım var” der.

Biz erkekler de yürüyen hemen her şeye atlayabilecek kadar sex drive’ina sahip olduğumuzdan bu 5lik kizlarin 8-9luk hatta 10luk erkeklerle sik sik birlikte olduğunu görebiliriz.

Çoğu kadın bunu artık 7’lik erkekle birlikte değilse bile bu şekilde yapar. Bir kere o çıta yükseldi mi, aşağı inmesi çok zordur. Mesela es kaza 9/10luk bir erkekle birlikte olabilmiş 5/10luk kız için mutlu olmak çok zordur. Çıtayı 9’a yükseltti bi kere. Erkekte durum böyle değil. Erkek daha çok “ferrari alamayabilirim, ama kiraladım ve sürdüğü sürece güzeldi, ama şimdiki volkswagen de gayet okey” derler çoğu zaman. Bununla ilgili daha önce şunu yazdıydım (bkz: alpha widow)

kadinlar ilişkilere erkeklerin iş’e baktiği gibi bakar.
Aynı işi yapman karşılığında sana daha iyi bir maaş teklif eden bir şirkete girmek istemez misin ? Kadınlar da masaya aynı şeyi koyma karşılığında daha iyi bir erkekle birlikte olmak ister.

Hayalgücünün gereksiz kullanımıdır.

Bir kaç sene önce psikosomatik tepkiler çıkaracak kadar (ellerde uyuşma, seğirmeler, sürekli 90-100lerde gezinen nabız vs) anksiyete bozukluğu geçirmiş birisi olarak diyebilirim ki “fake it till you make it ” yani diğer bir deyişle “gerçekten olana kadar oluyormuş gibi yap” düsturunun işe yaradığı şeylerin en başında gelir anksiyete.

Beynimizin hormonları vs kontrol eden kısmı (hipotalamus), bilincimizden (ön loblar) ayrı.

Bilincimizle vücudumuza yaptırdığımız hareketler, beynimizin hormonları vs kontrol eden kısmını etkileme gücüne sahip.

Mesela tırstığınız ve gergin geçmesinden korktuğunuz bir toplantı öncesinde tuvalete gidip, ayna karşısında vücut dilinizi agresif, rahat ve özgüvenli bir hale getirirseniz (dik durmak, omuzları geriye atmak, elleri önde kavuşturup vücudu korumamak – aksine vücudu saldırıya açık halde tutmak, hatta elleri kolları kaldırarak saldıran ayı gibi durmak vs) beyniniz “ha ok gerilecek bişey yok ” diye algılayıp adrenalini vs kısıyor, rahatlatıcı, mutlu edici hormonlar salgılıyor. Zira hipotalamus’un bilincin yaptığı gibi eldeki verileri değerlendirip şu şöyledir bu böyledir deme yetisi yok.

Ön loblar hipotalamus’a “olm bak durum bu, haberin olsun” şeklinde sinyaller yolluyor, hipotalamus da “o zaman şu şu hormonları salgılayayım” diyerek vücudu ya “kaçma-savaşma-hareketsiz kalma” moduna sokuyor ya da rahatlama moduna.

Başka bir örnek vereyim, trafikte mesela önünüze birisi atladı, ya da önünüze kırdı az daha giriyodunuz adama. Beyin hızla adrenalin vs salgılayarak adama kızmamıza ve küfretmemize sebep oluyor. Sonra o hormonlar doğal haline gelene kadar sinirli gergin oluyoruz.

Halbuki olay olduktan hemen sonra bilincimizde “ya bu adam önüme kırmasaydı ve ben 5 km sonra saniyelik bir farkla başkasına çarpsaydım, belki arka koltuktaki 4-5 yaşlarında iki kardeşin ölümüne sebep olsaydım… Oha olm ucuz yırttım lan” gibi bir düşünce geçirdiğimiz anda ön lob hipotalamusa “olm ucuz yırttın bak ne kadar kötü olabilirdi..” şeklinde bir sinyal yollayarak hipotalamusun “oh be” dedirtecek hormonları salgılamasına sebep oluyor.

Ancak buna aktif olarak müdahale etmezsek ne oluyor? Ön lob, hipotalamusa yanlış değerlendirmeler göndererek (bu kız beni kesin begenmez, dalga geçer… Vs) stres hormonları salgılanmasına sebep oluyor, bu hormonlar ön lob’un düşünme şeklini etkiliyor ve olay kısırdöngüye giriyor. Halbuki insan bu döngüyü kolaylıkla kesme yetisine sahip.

Bir çok insanın problemi rahatlamak için önce realitede rahatlamayı meşru kılacak şartların oluşmasını beklemek. “yeterince fit olursam…” “yeterince param olursa…” “yeterince güzel bir sevgilim olursa…” “şu sınavı atlatırsam…” “şu terfiyi alırsam…” “şu hastalıktan kurtulursam…” vs vs.

Halbuki vücuttaki stresi gerginliği kontrol eden hipotalamusun bunlardan zerre haberi yok. Tamamen ön lobun (ve reflekslerimizin) emrinde. Dışarıdan bir “tehlike var” sinyali gelince basıyor hormonu basıyor hormonu.

Bunu engellemenin en kolay ve etkili yolu da davranışları değiştirmek.

Önce hareket et, sonra analiz yaparsın.
Başına görünürde kötü bir şey mi geldi? Çok daha kötü bir şeyi engelleyen ufak bir sıkıntı olduğunu düşün, daha kötü olaydan yırttığını hayal et. Aşı olup tetanoz olmamak gibi yani.

Olay korksan da yapmakta.

Zaten cesaret dediğin de tam olarak budur. Korkusuz olmak değil, korkmana rağmen yapman gerekeni yapmak.