Cinsiyetçilik

“Bir fikri kabul etmeden değerlendirebilmek, eğitimli bir zihnin işaretidir”
Aristo

Cinsiyetçilik, kadin – erkek düşmanliğindan ayrilmasi gereken şeydir.
Ben kadin-homoseksüel-yabanci vs düşmani olarak kendimi görmesem de cinsiyetçi olduğumu itiraf etmem lazim.

Bu da kadin erkek ilişkilerini anlamaya çalişirken harcadiğim enerji-mesai ve adina (daha iyi bir tanimlayici kelime bulamadiğimdan) “araştirma” diyeceğim şey neticesinde geldiğim nokta.

Peki kadin düşmani olmadan bir erkek nasil cinsiyetçi olur?

Örnekle açiklayayim.

Köpeğimi deli gibi seviyorum.

Peki köpeğime sicak ve sulu bifteğimi emanet eder miyim ? Tabaga koyup yanina birakip 20 dakka yan yana birakir miyim ?

Hadi biraktim ve köpek bifteği yedi

Köpeğime köpek gibi davrandiği, doğasina uygun olduğu için kizabilir miyim ?

Kizamam.

Köpeğime biftek emanet etmemek beni köpek düşmani mi yapar?

Yapmaz.

Kadinlar da böyle benim için. Hatta kadinlarin erkeklerden temelde farkli olduklarini, farkli evrimsel mekanizmalarla hayatta kaldiklarini ve hayatlarini bu şekilde optimum (mümkün olabilecek en iyi şekilde) yaşamaya çaliştiklarini, erkeklerin de ayni şeyi yaptiğini ama şartlari ve yöntemlerinin farkli olduğunu anladiğimden beri – diğer bir deyişle cinsiyetçi , kadin ve erkeğin farkli olduğunu kabul ettiğimden beri kadinlari daha iyi anliyor ve daha çok sevebiliyorum.

Beni daha önce kizdiran, üzen ve sinirlendiren şeylerin bir çoğunun doğamizda (kadin ve erkeklerin) olduğunu, bunlari kizilacak sinirlenilecek şeyler değil, anlayip adapte olmamiz gereken şeyler olduğunu anlamak, cocukluğumuzdan beri yanliş aktarilan “kadin erkek eşittir” fikrini kenara koyarak gerçeklere tekrar bakmaktan geçiyor.

Kadin ve erkeklerin farkli olduğunu, bazi konularda birbirine genellikle üstün olduğunu kabul etmemek, kadinlara erkek, erkeklere kadin rolleri-sorumluluklari yükleyerek bunlarla değerini ölçmek feminizmin kadinlara verdiği en büyük zarar olsa gerek.

Bir çok kadinin mutsuzluğunun altinda doğasina aslinda uygun olmayan ve erkeklere göre adapte edilmiş rollerin kriterlerine göre ölçülmesi ve değerlendirilmesi var.

Bir çok erkeğin özellikle kadinlarla ilişkilerindeki mutsuzluğunun altinda da kendisine öğretilen şekilde davranmasina rağmen kadinlardan olumlu tepki alamamasi yatiyor.

Kadinlarin istediği söylenen her şeyi yapmasina rağmen hala istediği türdeki ilişkiyi elde edemeyen erkekler aslinda kendi doğalarina uygun olmayan rolleri ve sorumluluklari yüklendiklerinin, balik oltasiyla kuş avina çikmaya çaliştiklarinin farkinda değil.

Bu durum şuna benziyor :

Özetle, cinsiyetçilik otomatikman düşmanlik demek değil bana göre.

Biyolojik ve psikolojik adaptasyonlarin kadin ve erkekleri temelde farkli olarak şekillendirmiş olduğu gerçeğinin tabu olmaktan çikarilmasi aslinda iki cinsin birbirini daha iyi anlamasina ve düşmanliğin azalmasina olanak taniyacak diye düşünüyorum.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *