Dırdır – 4.Bölüm

“anlatsana mnkym” temalı mesajlarınız için teşekkürler.

Öncelikle bilmeniz gereken şey kadınların önce hissettikleri, sonra o hislerini açıklayan, kendi beklenti ve kişiliklerine uygun bir senaryo üretip, ona inanmaları.

Yani kadın “artık eskisi gibi konuşmuyoruz” derken aslında derdi konuşup konuşmamanız değil. Derdi başka bir şey. Ama kafasındaki mekanizma şöyle işliyor :

1-mutsuz hissediyorum
2-bu mutsuzluluğumun bir sebebi olmali
3-mutsuzluğumun sebebi x,y,z. (bu x, y, z gerçek ve meşru olmak zorunda değil. “cocugum hiperaktif”ten tutun “yeterince yurt dişina tatile gitmiyoruz”a kadar çeşitli hikayeler olabilir)
4-mutsuzluğumun sebebini insanlara söyleyeyim ki çözülsün.

Şimdi bir erkek “bebegim bizim problemimiz x” sözünü duyunca x her ne ise onu çözmeye kalkacaktır. Niye? Çünkü biz erkekler problemimiz x iken kalkıp “problemimiz y” demeyiz. Kadınlar da demezler. Ancak problem kadınların “problemimiz x” kanısına varırken normal tümevarım düşünce sistemini kullanarak eldeki verilere bakmaması, sadece en “uygun” ya da diğer tabirle “işine gelen” sebebi seçmesi.

Bakın çok enteresan *

kadın erkege gidip “bana eskisi gibi çiçek almıyorsun hiç…” diyor.
Mutsuzluğunun sebebi olarak erkeğin ilgisizliğini belirlemiş. Erkek aile için çalışıyor, didiniyor, endişeleniyor, tüm bunları daha az yaşayarak (hem süre hem kalite olarak) karşılıyor olsa bile kadın bunu görmüyor, solipsist bir ruh haliyle gelip erkeğe “çiçek almıyorsun :((” diyor.

Erkek de doğal olarak arada bir kadına çiçek almaya başlıyor. Neden? Çünkü çiçek alırsam mutlu olacak gibi basit bir denklem verilmiş erkeğe, erkek de bu denklemi gerçekleştirirse her şey güzel olacak sanıyor.

Halbuki kadının esas derdi çiçek ya da ilgisizlik vs değil.

Kadının derdi mesela şu olabilir :

ben acaba bu adamla evlenerek doğru seçim mi yaptım? Daha iyi birisiyle evlenebilir miydim? Bundan önce ahmet-mehmet-mustafa vardı… Bunlardan birisi daha mı iyiydi acaba? Kendimi ucuza mı sattım?

Veya:

cocuktan sonra çalışmayı bırakmakla iyi mi yaptım? Yarın ayrılırsak ben bi başıma cocukla nasıl yaparım? Acaba mecburiyetten mi hala birlikteyim onunla? Işim olsa cocuk olmasa beraber olur muyduk? Daha iyi birini bulabilir miydim acaba? Bak ezgi’ye ayrıldı hayatını yaşıyor, bi de sevgili yapmış oooh…

Ancak bunları sosyal koşullanma sebebiyle başkalarına dile getiremediği gibi kendine bile itiraf edemediğini hatırlamamız lazım. Çünkü hepimiz romantik komedi filmleriyle büyüdük. Aşk sonsuza kadar olmalı vs. Vs.

Öte yandan, özellikle evlilik ve uzun süreli ilişkilerde, kadın erkeğin zayıflıklarını görecek çok fazla fırsata sahip oluyor. Hastalığını görüyor, korkularını görüyor, travmalarını görüyor. Bazen erkek keko gibi bunları “hisleriyle barışık” olmak adına kendisi bir bir sıralıyor.

Şimdi kızımız gayet iyi niyetli bile olsa elindeki yegane gerçek koz olan gençlik ve güzelliğini adadığı adamın zayıf olabileceği, onu yüz üstü bırakabileceği, cocuguna iyi bir baba, iyi bir sağlayıcı olamayacağı ihtimali, onun yavaş yavaş erkekten soğumasına aşkının bitmesine sebep oluyor.

Daha önce başka yerde yazdım –

statünüz düşükse, hiç bir şeyi doğru yapamazsınız.
Statünüz yeterince yüksekse yaptığınız hiç bir hata dikkate alınmaz.

Kadınlar erkekleri yeterince iyi tanımadan önce karanlık noktaları kendi işlerine geldiği gibi doldururlar. Çıplak görmeden önce sixpack’i ve göğsü ve omuzları vardır. Hasta olup cocuk gibi mızmızlandığını görmeden önce hiç bir şey onu yıldıramaz. Işten atılıp aciz kaldığını görmeden önce hiç bir zorluk onu etkileyemez.

Ancak yıllar geçtikçe erkeğin (her normal insan evladı gibi) zayıflıklarını görecek zihninde bunları alt alta yazacaktır. Bu da erkeğin (bilinmeyen şeylerin erkeğin lehine olacak şekilde var sayılması sayesinde) yüksekte başlayan statüsünün (hiç bir hatasının olmadığı dönemler) giderek düşmesi ve hiç bir şeyi doğru yapamaması olarak karşımıza çıkacaktır.

Uzun oldu o paragraf – daha basit anlatayım :

ilişkinin başında kız , erkeği 100% tanımıyor. Bilmediği yanlarını ise kafasındaki ideal erkekteki özelliklere göre tamamlıyor. Adam adeta br james bond. Bir thor.

Sonra zaman geçtikçe kız görüyor ki adamın zayıflıkları var. Bunlar tekeer teker soğan soyar gibi açığa çıkıyor. Kız erkeğin bu zayıflıklarını görünce hayalkırıklığına uğruyor. Bu zayıflıkları keşfettiği zaman hayalkırıklığı şiddetli oluyor – çünkü kızımız kafasında normal bir insan evladı değil, ideal erkekle , james bond’la kıyaslıyor adamı.

O yüzden evlilikler, uzun dönemli ilişkiler bu işin “hard mode”u.

Özetle buradan anlamanız gereken en önemli şey bu :

yengemiz mutsuz ise, bu en çok evlendiği adama dair şüpheleri yüzünden. Erkek olarak siz, onun size olan güvenini sarsacak şeyler yapmışsınız ki durum buna kadar gelmiş.

Bu noktada kızımız erkeği test etmeye başlıyor.

Hem sadakat testi, hem de yetkinlik testleri yapıyor.

Ama daha çok yetkinlik testleri yapıyor. Bu testleri öğrenmek, anlamak ve ona göre davranmak her erkeğin öğrenmesi gereken ilk şey.

Ancak iş sadece bu testleri öğrenerek üstesinden gelmekle bitmiyor. Bunlar taktik. Sizin bir stratejiye ihtiyacınız var.

Ona sonra değineceğiz – şimdilik “kavga” esnasında yapılabilecekleri anlatayım, ama sakın bunları izole “bunu yaparsam problem çözülür” şeklinde algılamayın. Bunlar semptom. Benim burada anlattığım şey semptomatik tedavi. Ateş düşürücü ağrı kesici. Ama antibiyotik değil. Şimdilik bunu bilin – “bu işin altında yatan başka bir şeyler var”ı aklınızdan çıkarmayın yeter.

—-

kavgaya görünürde sebep olan şeyin aslinda kavganin sebebi olmadiğini anladik. Esas sebebini çözmek için nasil bir strateji izleyeceğimizi başka bir zaman konuşacağiz, ama ateşi nasil düşürürüm? Bir sonraki entry’de bundan bahsedeceğiz.