Kırmızı Hap Farkındalığı

Son bir kaç haftadır Ekşisözlük The Red Pill başlığındaki tartışmalar, konuyla hiç alakası olmayanları sıkarken, konuyla ilgisi olan iki grubu kutuplaştırdı.

Bir tarafta Kırmızı Hap düşüncesini gerçekçi ve faydalı bulan, diğer tarafta zararlı ve nefret dolu bulan iki grup, karşıdan da “bi susun amk” diyen konuyla ilgisiz grup.

Bu yazıda KH ile ilgili eleştirilerin toplandığı ana başlıklara ve bunların niye yersiz ve/veya kasıtlı olduğuna dair açıklamalara daha yakından bakacağım.

Öncelikle bir şeyi baştan belirtmek gerekiyor –

KH – tatminsiz, mutsuz, ve/veya bir şekilde başarısız erkeklerin benimsediği bir düşünce sistemidir.

Bunun etrafından dolaşmanın, reddetmenin, yalanlamanın hiç bir gereği yok. Aynı doktorların tüm müşterilerinin hasta, lokantaların tüm müşterilerinin aç, berberlerin tüm müşterilerinin tipsiz olması gibi. Kimse ihtiyacı olduğunu düşünmediği, hissetmediği takdirde herhangi bir işe kalkışmaz.

Anlaşılması gereken şey, hayatta değişimin 99% travmatik olaylar, dibe vurma ve benzeri zor zamanlarda tetiklenen bir süreç olduğudur. Aldatılan, boşanan, yakınları tarafından sırtından vurulan, hayatta geldiği noktadan mutsuz olmayan adamın Kırmızı Hap gibi bir düşünce sistemiyle karşılaşması ihtimali çok düşük. Çünkü Kırmızı Hap farkındalığı, bu kişilerin dertlerini başkalarına açıp – ki biz erkekler dertlerini açmak, konuşarak çözmek yerine konuyu hasır altı etmeye meyilliyiz – bu dertlerini paylaşıp, sıkıntılarını dile getirmeleri ve başka birisinin Kırmızı Hap’tan söz etmesiyle başlayan bir süreç. Genel geçer bilgi olmadığı gibi haksız yere bile olsa kadın düşmanlığı, eziklik, ırkçılıkla ilişkilendirildiği için bir çok insanın detaylı incelemeden geçip gittiği ve başkasına tavsiye etmeyeceği bir şey.

KH’ı tavsiye olarak verecek kişi, bu düşünce kollektifinden faydalanmış, hayatını objektif değerlendirmelere göre daha iyi bir yere taşımış bireyler olacaktır. Bu da Kırmızı Hap’ı anlamış kitle içerisinde daha da ufak bir grup. Zira Kırmızı Hap’ın acı gerçekleriyle yüzleşip, bunları hazmedip hayatında iyileştirme yapmak için aksiyon alan adam sayısı sadece okuyan adam sayısından az, aksiyon alıp başarıya ulaşan adam sayısı, aksiyon alan toplam adam sayısından da az.

Yani evet – bu yazı bir “gerçek Kırmızı Hap bu değil” yazısı. Ama anlamamışsınız işte arkadaşım ben napayım?

Özetle gezegenler aynı hizaya gelip, hayatında cidden mutsuz olup “bu bana yapılır mı“ya değil, “nerede hata yaptım” noktasına varan adamın etrafında Kırmızı Hap’ı anlamış birileri olmadan, internetten ya da kitaplardan KH ile karşılaşmak düşük ihtimal. Karşılaşanlar da erkeklerin yoğun takip ettiği çeşitli forumlarda okuduğumuz, hayatta o veya bu şekilde başarısız olmuş erkekler.

O yüzden evet, Kırmızı Hap’ı bulanların çoğu mutsuz, ezik, özgüvensiz, tatminsiz ama neredeyse tamamı yardıma ihtiyacı olduğunu kabullenecek kadar dibe batmış bireyler.

Ancak Kırmızı Hap’ın kıdemli öğrencileri, işte bunlar bambaşka bir hikaye. Bir çoklarını kızdıran “olm hayat bize güzel” mesajını yazmak kolay kazanılan bir hak değil. Çünkü bunu yazabilen insanlar üstte tarif ettiğim noktadan “hayat bana güzel” noktasına gelebilmiş adamlar. Kırmızı Hap’ı benimseyen adamlar hayatlarının kötü bir dönemindeki adamlar. Ama KH’ı anlamış, götünü kaldırıp gerekli değişiklikleri yapmış adam çok farklı bir adam. Bu KH’ın zayıflığı değil, bizzat gücünü gösteren bir şeydir bana göre. Doyuran lokanta, iyileştiren doktor, yakışıklı/güzel yapan berber gibidir.

Öğrenci dememin sebebi bir başka suçlamadan bahsedecek olmam.

Kırmızı Hap’ın bir pazarlama, bir Multi Level Marketing, Ponzi aldatmacası, Secret, Guru tarikatı olduğu suçlaması. 

Kırmızı Hap’tan para kazanmak gibi bir şey söz konusu değil. Kırmızı Hap’tan para kazanıyor diyebileceğiniz adamların gelir kaynakları – yazdıkları kitaplar, PDFler, yazı yazdıkları bloglardan gelen affiliate ve reklam gelirleri, Skype üzerinden 1e1 tavsiyeler verdikleri danışmanlık hizmetleri. Bu adamların para kazanmadıklarını – daha doğrusu bir Mahmut Hoca olmadıklarını nereden biliyoruz? Çoğunun gerçek kimliği belli ve hepsinin ya normal gündüz işi var, ya da bu pratiklerden kazandıkları az miktarda parayı yetirebilmek için Doğu Avrupa veya Uzakdoğu – Güney Asya gibi yaşamın görece ucuz olduğu yerlerde yaşıyorlar.

Özetle bu para için yapılacak iş değil. Ben Kırmızı Hap yazıları ve araştırmaları-okumaları için harcadığım zaman ve emekle “Allah de ötesini bırak” tarzı bir kitabı götümle yazabilir, torunuma yetecek para kazanabilirim. Türkiye gibi kişisel gelişim pazarının Avrupa ve Amerika gibi satüre olmadığı bir pazarda, hele uyanık davranır işin içine dinsel, mistisizme dayanan öğeler eklersem Victorias Secret mankenleriyle sevgili bile olabilirim.

Öğrenci dememin sebebi de budur. Kırmızı Hap kolektifine çok katkıları olmuş, bir çok konuya getirdikleri yorumlarla aydınlanmaya yol açmış ismi bilinen veya anonim çok yazar var. Ancak bunların hiç birisi bu işin peygamberi, Gurusu ya da mutlak otoritesi değil. Birbirlerinden beslenen, fikirlerini birbirlerine çarpıştırarak Kırmızı Hap’ın gerçek olana ulaşma çabasına katkıda bulunan öğrenciler. Rollo Tomassi de öğrencidir, David Deida da öğrencidir, Pook da öğrencidir, bu isimlerin yanına kendimi yazmaktan çekinsem de ben de öğrenciyim. Hepimiz devlerin omzunda duruyoruz.

Guru’su, peygamberi olmayan, en ünlenmiş üyelerine büyük para kazandırmayan – üstüne üstlük bir çok insandan şiddetli tepki görmenize sebep olacak bir düşünce kollektifini “satmak” ne kadar akıllıca bir hareket olabilir? Bence vaktimi net geliri çok daha fazla olacak şeylere ayırabilirim pekala. Haftada 2-3 saat metroda gidip gitar çalsam daha çok para kazanırım eminim.

Özellikle benim için ilgi budalası, gördüğü ilgiye bağımlı olduğum yazılıyor sık sık. Fakat ekşisözlükte ve blogda yazdıklarımdan haberdar olan toplasan 5-6 kişinin haricinde gerçek hayatta bana sosyal medya üzerinden ulaşan kimseyle soru-cevap boyutunu aşan bir iletişimim olmadı. Kaç tane yemek-kahve-biraya gidelim teklifini geri çevirdim, parayla danışmanlık teklifini geri çevirdim hatırlamıyorum. Bunu övünmek için yazdığımı düşünenler elbette olacak. Ama neyse o. Davet alıyorum, reddediyorum. Çünkü amacım dikkat çekmek, aferin almak değil. Amacım insanların yanlış beklentilerini terk ederek daha mutlu ilişkiler yaşamaları. Sadece erkekler değil, o erkeklerle mutlu olacak kadınlar da faydalansın mutlu olsun istiyorum. Gerçek hayattaki başarılarım zaten önemsediğim az miktarda onayı (anne-babamın ve oğlumun onayı) bana fazlasıyla sağlıyor. Internette hiç tanımadığım insanların onayını ne yapayım ki? Neyse bu yazıyı kendimden bahsetmek için yazmıyorum. Merak edenler soruları ve dekolte fotolarıyla mesaj-mail atabilir. (Bkz: Send Nudes)

Peki karşı tarafın fikrini değiştirme ihtimalim düşük bile olsa niye internette yabancılarla tartışmaya devam ediyorum? Burada nereden not aldığımı hatırlayamadığım ama çok güzel şekilde hislerimi açıklayan bir beyanı aynen çalıp kopyalıyorum :

1-İkna etmeyi umduğum kişiler azılı karşıtlar değil. Henüz kararını vermemiş uzaktan izleyenler.

2-Benimle aynı fikri paylaşmasına rağmen bunu söyleme cesaretine ya da argümanlara sahip olmayanların sesi olmak.

3-Tartışma ve tepki yaratacak bile olsa fikirlerimi net bir şekilde ortaya koyabilmek, insanların farklı perspektiflerle – kabul etmeseler bile – karşılaşmasını sağlamak.

4-Karşı düşünce ne kadar bel altı vurursa vursun, işi masum mizah ve samimi bir sataşmadan öteye götürmeden, bel altı vurmadan tartışmayı sürdürebilmek.

Eğer daha önce yazdıklarımda bu dört maddeyi ihlal eden bir nokta varsa, boşluğuma gelmiştir ve benim hatamdır.

Dönelim Kırmız Hap’la ilgili yapılan eleştirilere.

Kırmızı Hap farkındalığının bilimsel verileri hatalı yorumlamakla beslendiği iddiası. 

Bu iddia, Agustos ayında Google’da politik doğruculuk, cinsiyet ayrımcılığı ve pozitif ayrımcılık ile ilgili araştırmalardan bilgiler paylaşarak bir bildiri hazırlayan James Damore‘a yöneltilen suçlamanın aynısı. Söylenen mesaj beğenilmediği takdirde bu mesajı desteklediği iddia edilen veriler de ya yanlıştır, ya da yanlış anlaşılmıştır.

Elbette Damore hadisesinde de itirazlar önce bilimin yanlış olduğu noktasından geldi. Araştırmaları yapan bilim insanları “yok öyle bişey araştırmalarımız gayet doğru” diye tepki gösterince “Dalmore yanlış anlamış”a geldi. Gel gelelim araştırmaları yapan bilim insanları bizzat “yo, memo’daki çoğu bilgi doğru temsil edilmiş” diye görüş bildirdi.

Dalmore’un yazdıklarını okuyanların yarısı “olaylara çarptılmış baktığı ve başka bir kötü niyeti olduğu için kazanımlara zarar verecek bir doküman” olarak görürken diğerleri “olaylara objektif bakan ve bu sebeple ayrımcılığı körükleyen değil, azaltacak bir doküman” olarak gördüler.

Burada esas konumuz Dalmore’un bildirisi değil – esas konumuz Dalmore’un bildirisine gelen tepkinin hemen hemen aynısı Kırmızı Hap’ın geneline geliyor.

Niye?

Benzeri tepki çoğu zaman dinle alakalı tartışmalarda geliyor. Tamamen bilimsel olan sorular – İsa öldükten sonra dirildi ya da göğe yükseldi mi? Musa Kızıldeniz’i ikiye yardı mı? Muhammed kanatlı atla dolaştı mı? – sorulduğu zaman bu soruların cevabının “evet” olmasına ihtiyaç duyan inanç, bu hikayelerin sorgulanmasını dahi düşmanca karşılar. Halbuki Musa denizi ya yarmıştır, ya da yarmamıştır. Ama Yahudiler için Musa’nın denizi yarmadığını düşünenler sadece “yanlış düşünüyor” diye algılanmaz. Bu düşünceler küfür, bunları söyleyen de kafir olarak algılanır.

Bilim insanlarının yanlış olması beklenir. Yanlışlanan bilimsel düşünceler doğruya ulaşmakta kullanılan bir araçtır. Ancak söz konusu şey bilimsel bir soru değil, bir inanç meselesi, ideoloji haline geldiyse, bunu sorgulayan her düşünce kafirlerden gelmektedir ve affedilemez.

Kırmızı Hap, kadın erkek arasındaki biyolojik farkları, erkek ve kadınların cinsel stratejilerini (örneğin ikili eşleşme stratejisi veya hata yönetme stratejisi gibi), mevcut toplumsal düzendeki güç dengelerini, kabul görmüş düşüncelerin yanlışlığını inceleyen ve bu yalanlarla dolu dünyada gerçeğe ulaşıp ona göre stratejisini değiştirmeyi hedef alan bir düşünce sistemi olduğu için, “inançlılar” tarafından “Musa denizi yarmadı” diyor gibi algılanıp otomatikman “kadın düşmanı” , “eşitlik düşmanı“, “homofobik“,  “ilişkilerinde manipülasyon yapmaya ihtiyaç duyan”, “parayla kadınları satın alabileceğini sanan” , “ezik 31ci”, “ırkçı“, “cinsiyetçi”,”genellemeci” – en komiği “adnan hocacı” olarak yaftalanıyorlar. Çünkü KH farkındalığının doğru olması durumunda ideoloji ve bizzat kendi ağızlarından “kazanım”ları tehdit altında olacak.

Üzgünüm, ama sizin kazanımlarınız gerçeklere (bilimsel verilere) veya ihtiyaçlara (inanma, anlamlandırma ihtiyacı, örn:dinler) dayanmayan şeylerse, bunları gerçeklere ya da ihtiyaçlara dayandırmak sizin sorumluluğunuz. Benim değil.

Kırmızı Hap’ın derdi o veya bu gruba ait kazanımlar ya da kayıplar değil. Ahlaki bir seçim söz konusu değil. Bilimsel bilginin ahlakı olmaz. Bilgi “vardır” sadece. Kırmızı Hap’ın derdi “abi bana gerçekte olanı, mekanizmayı anlat, ben de ona göre ayağımı denk alayım, salak salak ateşte yürümeye kalkmayayım”dan başka bir şey değildir.

KH farkındalığı, kişi Rick and Morty 1. Sezon 7. bölümdeki gezegende bile yaşasa ona göre bir strateji oluşturmasını sağlayacak bir araçtır. (Bu arada bomba bölümdür, izlemeyen kendi kaybeder.) Amacı dünyayı değiştirmek, sosyal düzeni alaşağı etmek, kadınların oy verme hakkını geri almak değildir. (Araba ehliyeti konusunda henüz karar verebilmiş değiliz ama eheh..) Amacı pozitif ayrımcılıkla savaşmak bile değildir. Yaptığı şey “olm bak pozitif ayrımcılık diye bir şey var, kadınlar-azınlıklar vs gibi gruplara dahil değilsen, daha çok çalışmalı, daha çok değer yaratmalısın çünkü en ufak hatanda seni koruyacak bir sosyal inşa bulamayacaksın” tavsiyesi vermektir. Bu saldırgan değil, tatsız ama gerçekçi bir tavsiyedir.

KH’ın amacı bireysel mutluluğa gidecek en verimli yolu bulabilmek üzere dünyayı masallara dayalı değil, gerçekçi bir bakış açısıyla anlamaktır. Dünyayı değiştirmek, pratik ve verimli bir mutluluk yolu değildir.

Bu başlıkta bariz hatalar yapmasına, Kırmızı Hap düşüncesi ve destekleyici verileri ile ilgili en temel şeylerden habersiz olmasına rağmen (örneğin daha ilk entrysinin en başında kadınların avcı değil toplayıcı olduğu için kollektivist, erkeklerin avcı olduğu için mühendisliğe yatkın olduğu varsayımından hareketle evrimsel psikolojiyi sözdebilim olarak gösteren immanuel tolstoyevski; maskülen işlere yatkınlık anne karnındayken maruz kaldığımız androgen hormonlarıyla doğrudan etkili ve bu hormonlara maruz kalan bebek kız olursa, onlar da kız cocuklar gibi insanlara ilgi göstermek yerine tıpkı erkekler gibi “şeylere” yatkın oluyorlar), hatalı örnekler vermediği yerde muğlak suçlamalar yaptığı, saman adamını eleştirdiği ama politik doğruları tekrar ettiği için bolca takdir toplayan entryler KH’ı tam olarak bu açıdan anlamamıştır.

Yine immanuel tolstoyevski’nin güya KH’ın en temel verilerinden olan kadınların hipergami eğilimini sorguladığı noktada verdiği “eşler arası eşitlik arttıkça seçim kriterleri birbirine yaklaşıyor” araştırması mesela. Burada bizzat kendi uyarısını yaptığı “yarı doğru” tuzağına düşüyor. Zira linkini verdiği araştırma okunursa evrimsel mekanizmaların eş seçim kriterlerine olan etkisinin Finlandiya gibi eşitliğin olduğu ülkelerde azaldığını, ama Türkiye gibi cinsiyet arası eşitliğin az olduğu ülkelerde daha çok etkisi olduğunu iddia ediyor. Meta analizi doğru kabul edelim, tüm çalışmaya erişimim yok. Ancak Finlandiya ve Türkiye arasındaki boşanma oranlarına bakarsak Finlandiya’nın evliliklerinin 56%sının boşanmayla sonuçlandığı, Türkiye’nin ise 22%sinin boşanmayla sonuçlandığı görülebilir. Demek ki sosyal inşalarla yapılan eş seçimleri evrimsel dürtülerle seçilen eşlerle girilenler kadar başarılı aileler yaratamıyor.

Bir başka güzel eleştiri biyolojik farkların “biyolojik determinizm”e sebep olacağı – bir nevi distopik, Gattaca benzeri doğumdan itibaren kimin ne iş yapacağının belirlenip bireyin buna zorlandığı bir kültüre yol açacağıydı. Ancak bunun gelecekte olmasını beklememize gerek yok, şu anda tersine bir zorlama zaten var. Kadınların ev hanımlığı yapması aşağılanırken (daha yeni Tolga Çevik’in eşini çocuklarına kendisi baktığı için övdüğü mesajını eleştiren yüzlerce yazı yazıldı) belki de yatkın olmadıkları bir alanda mutsuz olacakları bir kariyere zorlanan kadınların mutsuzluğunu görüyoruz. İnsanların yanlış işe zorlanması, en az doğru olma olasılığı yüksek işe zorlanması kadar zalimce. Kilit nokta “zorlanma”. Yatkınlık değil.

Tutup tüm eleştirilerin niye hatalı olduklarını ayıklamak mümkün. Ancak bu bence vaktimin doğru ve verimli bir kullanımı değil. Çünkü çürüttüğüm her eleştiri için 3 tane başka çürütülebilecek temelsiz eleştiri gelecek. Çürüt çürüt nereye kadar.

——-

Amerikan bağımsızlık bildirgesindeki en sevdiğim cümle : Her birey, ırk, dil, din vs gözetmeksizin kendi mutluluğunu özgürce arama ve yaratma hakkına sahip olmalıdır.  

Ancak eğer bu özgürce arama, çilek tarlası olduğu söylenen ama aslında mayın tarlası olan bir yerde gerçekleşiyorsa o zaman çözmemiz gereken büyük bir problem vardır.

Kırmızı Hap farkındalığı da tarlanın mayın tarlası olduğunu idrak etmektir sadece. Evet acı gerçek çilek tarlasının olmaması, meyveleri dilediğimizce yiyemeyecek olmamız, özgürce dolaşamayacak olmamız. Ancak eminim kimse habersizce mayın tarlasına girmek istemeyecektir. Ama Ekşisözlükteki “kadınların efendi adam yerine piç tercihi” başlığında kısa bir tur bile insanların aslında ne kadar konudan bihaber olduklarını görmeye yetiyor.

Gerçekleri anlayıp ona göre davranmak manipülasyondur diyen ve konuyla ilgili hiç bir bilgisi olmadığını beyan etmesine rağmen fikirlerini açıklamakta beis görmeyen diğer yazarlara en halisinden bir manipülasyon örneği vereyim : makyaj.

Makyaj, kadınların daha genç, ciltlerinin daha sağlıklı, saçlarının daha sağlıklı görünmesini sağlayan, erkeklerin “güzellik” dediği doğurganlık, simetri gibi özelliklerini öne çıkararak aslında sahip olmadıkları bir cinsel değerin reklamını yapan bir manipülasyondur. Kabul görüyor olması, milyar dolarlık bir sektör olması, bunun tamamen doğurganlık sinyallerini istismar eden bir manipülasyon olduğu gerçeğini değiştirmez. Daha estetik cerrahiye girmedik bile.

Manipülasyonların şahı

Pick up artist adı verilen kişilerin yaptığı şeyler manipülasyon olarak görülebilir, şahsi fikrim 90%ı da manipülasyondur. Ancak Pick up artistlerin mekanik taktikleri uzun vadeli bir strateji olmadığı – daha doğrusu uzun vadeli stratejileri sadece ve sadece “genç güzel kızlarla yat” olduğu için Kırmızı Hap’tan ayrılır. Kırmızı Hap’ın amacı daha çok seks değildir. Erkekler için seks azlığını diğer problemlerinin bir semptomu olarak görür. “daha çok seks istiyorsan bara git, kıza bunu bunu de” pick up artist tavsiyesidir. “Daha çok seks istiyorsan kendini geliştir, dil öğren, para kazan, ilginç ol, tipini düzelt, kas yap – pick up artistlerin emüle etmeye çalıştıkları adam ol” tavsiyesi Kırmızı Hap tavsiyesidir. Kısa vadeli taktikler açısından PUA teknikleri önerilebilir, ama bunlar nihai hedefe gitmek için kullanılabilecek araçlardır sadece. Nihai hedefe varan adamın PUA taktiklerine ihtiyacı kalmaz. “Doğal” olur.

Çocuklara nasıl para kazanacağı, nasıl okulda başarılı olacağı, nasıl futbol oynayacağı, nasıl giyineceği ve daha bir sürü şeyi nasıl yapılacağı öğretiliyor. Ama problem bu pratiklerin ve bilgilerin otomatikman mutluluk doğuracağı sanrısı. Bunları yapmasına rağmen mutsuz olan, ikili ilişkilerinden beklediğini alamayanlar “problemli” olarak sınıflandırılıyor. Kendisine verilmiş (veya kendi seçtiği) senaryoya uymasına rağmen mutsuz olan erkek ve kadınları kendini problemli sanıyor. “ee erkekleri alt ettim kariyer yaptım niye hala mutsuzum?” , “okul bitirdim, çalıştım para kazandım, baba oldum evde yardım ettim, her türlü ilgi alakayı gösterdim, niye karım beni arzulamıyor”. Bunlar özellikle post-modern demografide sık sık duyulan serzenişler. Ne zaman iş patlıyor Kırmızı Hap’lık oluyor? Adamı arzulamayan 8 yıllık 2 cocuk annesi karısı tutup adamı aldattığı zaman. 37 yaşında kedileriyle yaşayan kadın suçu “güçlü kadınlardan korkan erkekler”de aramak yerine “nerede hata yaptım” diye sormaya başladığı zaman.

Kırmızı Hap, erkeği hayatta daha mutlu yaparak etrafındaki insanların da mutluluğunu artırabilecek bir düşünce sistemi. Karşısındakini manipüle etmeye, baskı altında tutmaya, aşağılamaya çalışan, bunu öğreten ve destekleyen bir sistem değil. Kendine Kırmızı Hap’çı derken bu manipülatif taktiklerle elde ettiği başarılarla övünen adam olayın temelini kaçırmıştır benim gözümde.

Kadınların yaşadıkları en büyük problemlerden olan tecavüz, taciz, ev içi şiddet gibi olaylar erkeklerin fazla güçlü olmasından kaynaklanmıyor. Erkeklerin güçsüz olmalarından kaynaklanıyor. Tecavüz, taciz, ev içi şiddet gibi olayların daha çok sosyo ekonomik problemlerle boğuşan nüfusta yaşandığını, görece daha çok mutlu olduğunu beyan eden ailelerde bu problemlerin nadiren yaşandığını biliyoruz. Burada olan şey şiddete meyil etmeyen erkeklerin “evcilleşmiş” olması değil. Bu erkeklerin, güçsüz hemcinslerine nazaran kendilerini daha güçlü, hayatlarıyla ilgili kararlarını verebilecek durumda ve mutlu hissetmeleri. Kırmızı hap sayesinde hayatını iyileştirebilen bir erkeğin eline tüfek alıp okul basması, karısını sevgilisini dövmesi, tecavüze yeltenmesi ihtimali, hayatındaki problemleri çözemeyen ve bu yüzden izole olan erkeklerin bu işlere kalkışmaları ihtimaline göre çok daha düşük.

Kırmızı hap doğru anlaşılıp uygulandığı takdirde alınan sonuçlar ortada. Aldığım tavsiye mesajları kadar “geçen senede beri okuyorum şu şu şu gelişmeleri gösterdim” diyen mesajlar emailler alıyorum. Hayatlarında yönlendirici bir karakter olmadığı için KH’a ihtiyaç duyan insanlar var. İşe yarayan bir strateji var. İşe yaramadığı defalarca görülmüş mevcut femino-romantik perspektif var. O yüzden Kırmızı Hap farkındalığını ne kadar saman adamı argümanlarla çürütmeye çalışsanız da bu fikri benimseyen bireyler başarılı ve mutlu olmaya devam edecekler.