Kırmızı Hap’ın yegane amacı karı kız işleri mi?

Kırmızı Hap’ın ortaya koyduğu tezlerin hazmetmesi zor olduğundan bahsetmiştim. Elbette bu gerçekleri, yanında getirdiği hayal kırıklığı ve sorumluluklarıyla birlikte kabul etmek herkesin üstesinden gelebileceği bir şey değil. Egosunu korumak amacıyla KH tezlerini ölümüne reddetmek, ilk tepki.

Bu reddedişlerin en kolayı ve popüleri de şu: 31ci şişko ergenlerin karı kız tavlamak için takip etmeye çalıştığı manipülasyon teknikleri. 

Bir çok erkeğin KH’ı karşı cinsle olan problemlerden dolayı bulduğu su götürmez bir gerçek.

 

Ancak KH malesef bu sebeple gelenlerin önüne “bir dakika, eğer amacın sadece kız tavlamaksa onun için pick-up artist grupları var, oraya git” şeklinde bir duvar koyuyor. Duvarda bir kapı var – ve üstünde yazan şu :

“Senin aşk ve cinsel hayatındaki aksaklıklar bir problem değil, bir semptom. Senin problemin doğana aykırı bir şekilde sosyalleştirilmiş ve potansiyelini gerçekleştirememiş  olman. Kariyerindeki, ilişkilerindeki, karşı cinsle olan ilişkilerindeki problemin kaynağı büyürken sana gösterilen yolun yanlış olması, sana anlatılan hayata dair kuralların yalan olması. Perspektifini ve en temel anlayışını düzeltmeden hayatında hiç bir şey değişmeyecek, yine mutsuz olmaya devam edeceksin. “

 

Hayatta elde etmek istediğin şeylerin doğasını anlamadan o şeyleri elde etmeye çalışmak aptallık. Etini yiyip yiyemeyeceğin, karnını doyurup doyuramayacağı, seni öldürüp öldürmeyeceği, zehirleyip zehirlemeyeceği belli olmayan bir hayvanı avlamaya çalışmak gibi.

KH erkekler başta olmak üzere insanlara, mutluluğumuzun en büyük kaynağı olan diğer insanlarla olan ilişkilerimizle ilgili ataerkilfeminist düzen tarafından ustaca (veya salaklıktan) gizlenen gerçek kuralları göstermeye çalışıyor. “Kendin gibi ol, seni sen olduğun sevecek birisi mutlaka var olacak” ya da “ruh ikizin orada bir yerlerde, onu bul” tarzı Disney masalları anlatmak yerine bireyler arası çekimin nasıl işlediğini eldeki veriler ve deneyimlerle teorik ve pratik zemine oturtarak daha iyi anlaşılmasını, bireylerin de stratejilerini buna göre şekillendirmeleri gerektiğini anlatıyor.

300-400 yıllık hayal ürünü romantik fikirlere, insana gerçekte olduğundan daha üstün bir ahlak anlayışı atfederek inşa edilmiş ve neticesi evlilik dışı birlikte yaşama toplumda kabul görmeden önceki dönemlerde evliliklerin %50e yakının boşanmayla sonuçlanması, asla büyüyemeyip oğlan çocuğu olarak yaşlanan erkekler, her zamankinden daha çok psikolojik problemlerle boğuşan kadınlar, intihar eden erkekler olan mevcut ataerkil-feminist sosyalleştirmesinin hatalarını ve yalanlarını teker teker göstermeye çalışarak doğanın nasıl işlediğini açıklamaya çalışıyor.

Tüm umutlarımıza rağmen tekrar tekrar ve kaçınılmaz olarak vardığımız neticeler KH’ı yutanlar için geri kalanlara göre daha acısız değil. Hatta KH’a olan karşıtlığın en büyük sebeplerinden birisi olan kızgınlık safhası esnasında konuyla ilgili yazan, konuşan kişilerin yaptıkları hatalar bunun en büyük kanıtı. Ama kendinize sorun, hayatınız boyunca size adeta bebeğe mama yedirir gibi yedirilen fikirlerin çoğunun yalan olduğunu öğrenmek sizi kızdırmaz mı? Çektiğiniz acıların, geri döndürülemez hataların, kaybettiğiniz insanların ve hayal kırıklığının aslında önlenebilir olduğunu fark etmek, ama bu yalanlar yüzünden önleyemediğinizi, ormanın gözünüzün önünde yandığını ama bir şey yapamadığınızı çünkü kimsenin size “su ateşi söndürür” demediğini anlamak – sizi de kızdırmaz mıydı?

İkili ilişkiler, kariyer, okul, aile, saygınlık, seks – bunlarda yaşanan problemlerin hepsi birer semptom. Bunları teker teker ele alıp nerede hata yaptığını, acımasız gerçekler ışığında nasıl değişmek gerektiğini açıklayan, bireyi yükseltmeye çalışan, mutluluğu yakalamasına yardım etmeye çalışan bir fikir kollektifine saldırıyı, aşağılamayı anlamak kolay, ama meşru görmek zor.

Keşke KH sadece kız tavlama ile ilgili olsaydı. Keşke asla istediğimiz gibi hayal ettiğimiz gibi sevilemeyecek olmamız, yarattığımız değer kadar değerli olduğumuz, sürekli bir rekabet ve toplam sıfır bir oyun içerisinde olduğumuz, mücadele içinde olduğumuz, belli şartları yerine getirmediğimiz takdirde yaşam hakkımızın bile önemsenmediği bir dünyada yaşamıyor olsaydık. Bunun ne derece gerçek olmadığını bilen birisi olarak böyle bir dünyada yaşıyor olmamızı benden daha fazla isteyen kişi sayısı azdır.

Ancak su ıslaktır, ateş de yakıcı.

Biz ne kadar aksini dilesek de insanlar arası ilişkiler bu şekilde işliyor.