Murat Başoğlu olayı ve Ensest

Geçen hafta patlayan Murat Başoğlu ensest skandalı konusunda söyleyeceklerim var. Olayın medya ve sosyal medyaya yansımasını iyi okuyanlara çok güzel dersler var.

Öncelikle ensest ile ilgili ufak bir kaç hatırlatma yapalım.

Ensest tarih boyunca görülmüş, genetik olarak yüksek riskli olduğu için doğanın bir takım önlemler alarak engellemeye çalıştığı bir ilişki türü.

Olayın ahlaki tarafına çokça takılıyoruz, ama unutmayın ki ahlak çoğu zaman çocukları doğanın zorunluluklarını test etmesinler diye insanların icat ettiği, zamana ve yere göre değişebilen kurallar.

Bu ne demek? İnsanların grup halinde yaşamaları doğanın bir zorunluluğu. Tekil yaşayan bireylerin hayatta kalma şansları düşüyor. Grup halinde yaşamak da yetmiyor, grubunuzun diğer komşu gruplara nazaran daha güçlü ve büyük olması gerekiyor. Bunu sağlamak için de belli şartların var olması gerekiyor. Örneğin hırsızlık – hırsızlık yapılması normal karşılanan bir kabile ve katı kurallarla yasaklanmış iki kabile düşünelim. İlk kabilede hırsızlık yapan bireyler dışlanmaz, ciddi cezalar almazsa ve bu pratiğe devam ederlerse hayvanlarda bile olan adalet duygusunun suistimali, bireylerin toplu üretimden çekilmesi, diğer bireylere karşı şiddet, kaynakların haksız dağıtımı neticesinde sayıların azalması (bolluk içinde yaşayan bireylere karşılık açlıktan ölen bireyler) gibi sonuçlar doğacaktır. İkinci kabilede hırsız, ilk seferinde dışlanır, daha fazla zarar vermesi engellenir, ileride hırsızlık yapma ihtimali olanlara güzel bir gözdağı ve uyarı olursa diğer kabilede yaşanan olumsuzluklar yaşanmaz.

Elbette atalarımız belki bu derinlikte analiz yapamadıkları, ya da bu derinlikte analiz yapabilecek olan az sayıdaki uyanık yöneticinin bunu toplumun en alt tabakasına anlatamadıkları için işin kolayına kaçarak “cehennemde yanarsınız” tarzı caydırıcılar icat etmiş, ya da toplumun bugün ahlak kuralları dediğimiz kurallarını oluşturarak herkesin benimsemelerini sağlamışlar.

Ahlak kurallarının bu gelişimi, söz konusu ihtiyaç ortadan kalktıktan bile eski senaryoya dayalı açıklamasının devam etmesi sebebiyle – bir nevi virüs bir kere sisteme girdiği için – kuralın akılcı açıklamasına kıyasla zayıf ve problemli bir çözümdür.

Örneğin çok yakın bir geçmişe kadar bir çocuğun babasının kimliğinin net bir şekilde anlaşılmasının yolu yoktu. Doğa bize eş kıskanma güdüsünü, kendi genlerimizi aktarma olasılığımızı artırabilmek için verdi. Eşini kıskanan erkekler diğer erkekleri savuşturup dişiyi korudukça çocuklarının kendinden olma ihtimali arttı, kendinden olan çocuklara daha iyi bakan erkeklerin kıskançlık genleri de sonraki nesillere aktarıldı.

 

Toplumlar geliştikçe az önce epey basit şekilde anlattığım türden ahlak kuralları da doğal güdülerimizle paralellik gösterecek şekilde gelişti. Çocuğun nesebini garanti etmeye yönelik bekaret, namus vs gibi ahlaki kurallar aileye bakmakla yükümlü olan erkeğin başka bir erkeğin çocuğuna bakıyor olma riskini azaltmaya yönelik kullanılıyordu. Bugün hala bu kurallar var, ancak esas problemin çok daha iyi bir çözümüne sahibiz (babalık testi). Babalık testinin var olduğu bir dünyada nesep belirlemek için bekarete ya da namus kurallarına ihtiyacımız yok. Muhtemelen bebeklerin babasını net bir şekilde görebileceğimiz bir doğal yöntem olsa idi, atalarımız da hangi çocuk hangi erkeğin bilebilselerdi bekaret, namus vs gibi kavramları asla bilmeyecektik.

Neyse.

Özetle ahlak kuralları birer sosyal icat. Ama doğal gerekliliklerle paralellik gösteriyorlar.

Enseste dair ahlaki kurallar peki neyi engelliyor?

Genetik çeşitliliğin çocukların yaşama şansını artırdığı biliniyor. Yani anne babası farklı gen havuzlarından gelen çocuklarda anne ve babadan gelen genetik miras aynı gen havuzundan ebeveynlere sahip çocuğa kıyasla daha avantajlı. Melez olmak süper olay yani.

Öte yandan bireyler genetik olarak kendilerine daha yakın birisiyle evlenmeye de meyilli. Assortative mating adı verilen etki bildiğimiz boyu boyuma-huyu huyuma deyimini karşılıyor. Yani insanoğlu genetik varyasyondan faydalanıyor, ama çok fazla genetik varyasyona da meyil etmiyor. Aynı durum bir çok hayvan türünde de var.

Kardeşler arası cinsel ilişki ise genetik varyasyonun en az olduğu durumlardan birisi. Yani  istenmeyen genetik mirasların ortaya çıkması riskini en fazla artıran şey. Akraba evliliği 9000.

Peki doğa bu riski azaltmak için ne yapmış?

Westermarck etkisi. Hayatlarının ilk bir kaç yılı bir arada yaşayan insanlar birbirlerine karşı cinsel çekim duymazlar. Araştırmalar bu ilk bir kaç senenin 6 yaşa kadar olduğunu söylüyor.

Özetle kardeşlerinize yakın büyüdüğünüz kuzenlere vs cinsel istek duymamanızın sebebi bu doğal etki.

Bakınız çok enteresan – bir de bunu destekleyen ters bir etki var – onun adı da GSA – Genetic Sexual Attraction, ya da Türkçe ismiyle Genetik Cinsel Çekim.

Bu da hayatlarının en erken dönemlerinde birlikte yaşamayan kardeşlerin (örn.evlatlık verilen) hayatlarının ileriki yıllarında karşılaşmaları durumunda birbirlerine karşı duydukları güçlü cinsel çekim.

Mesela Almanya’da şu olay baya bir ses getirmişti (evlenicez diye tutturan birbirini sonra bulmuş iki kardeş – 4 çocukları oluyor).

Ya da Antik Mısır krallıklarında firavunlar rutin olarak kız kardeşleriyle evlenirlerdi.

Ya da mesela yine Almanya’da 47 yaşındaki amcasına kaçan 15 yaşındaki kıza mahkemeler rıza yaşını geçtiği için (ne kadar hoşlarına gitmese de) kanunen herhangi bir yaptırım yapamadılar.

 

Çok uzattım farkındayım.

Anlatmak istediğim şey şu:

Ahlak kuralları fizik kuralı gibi değil. Yere ve zamana göre değişiyorlar. Göreceliler. Ensest basit bir olay değil. Kompleks sebepleri ve sonuçları olan bir fenomen.

Siz kendi yeğeninizi kuzeninizi vs düşünüp Murat Başoğlu senaryosunda oturtmaya çalıştığınız zaman yaşanan tiksintinin sebebi hayat boyu maruz kaldığımız sosyalleştirme (sosyal kurallar) ve/veya Westermarck etkisi’dir.

Ensest yapan insanların bu tiksintiyi duymalarına rağmen bu işi yaptıklarını hayal ediyoruz ve bunu yapan insanlara karşı bir tiksinti duyuyoruz.

Halbuki bu insanlar yüksek ihtimalle bu tiksintiyi duymuyorlar.

Normal olarak kabul ettiğimiz doğal tepkilerin oluşmaması durumu yaşanabiliyor. Bu ahlaki bir seçim noktasını çoktan aşmış durumda – daha çok toplumun kabul etmediği bir şeyi yapmak ya da yapmamak gibi görülüyor bu insanlar tarafından.

Örneğin hayatı boyunca müslüman ağırlıklı bir ülkede yaşayan benim gidip migrostan domuz pastırması, alkol satın alıp evde afiyetle yemem, sonra açıp sanal casinoda poker oynamam gibi bir durum (poker bilmem bu arada örnek veriyorum). Neden bu bazılarına göre ahlaki kararı hiç düşünmeden uygulayabiliyorum? Çünkü alkol almak ve domuz yemek beni iyi hissettiriyor (tiksinme yok) öte yandan bunu ayıp-günah-tiksinç vs olarak gören insanların ne düşündüğünü sikim takmıyorum, çünkü görüyorum ki bu insanlar bir çok başka konuda da hatalı.

Bakınız başkası için düşünlemeyecek bir hareketi ne kadar rahat yapabiliyorum.

Ensest de bu şekilde meydana gelebiliyor. Hissettiğim bir duygu mu? Değil. Beni insan olarak kızdırıyor sinirlendiriyor mu, çoğu zaman – özellikle bir yetişkinin yaşının getirdiği ikna kabiliyeti, fiziksel güç ve bilumum tehditlerle ufak bir çocuğu kandırması durumunda. Gel gelelim bu işin bir mekanizması var, sihirli bir durum yok ortada. Anlayabilmemiz, kızmamızın, ayıplamamızın her şeyin ötesinde benim için.

Homofobi için de benzeri bir senaryo var – grubun hayatta kalmasını riske atıcı hareketlerin ahlaki kurallar uydurularak yasaklanmaya çalışılması.

 

Neyse – Başoğlu’na dönelim. Anladığım kadarıyla bu ilişki bir süredir sürüyor, ve kadının kocası dedektif tutarak ortaya çıkarıyor.

Başoğlu 50, kadın 35 yaşında.

Buradan çıkarılabilecek dersler:

1-Sorumluluğun 90% gibi bir ağırlıkla erkeğe yüklenmesi. 35 yaşında kadına adeta çocukmuş gibi, herhangi bir iradesi, karar yetkisi vs yokmuş gibi davranılıyor. Ekşideki başlıkta 1000+ entry Murat Başoğlunun ne kadar adi şerefsiz vs olduğu ile ilgili, ama kadının sadece bugün 50 tane falan entry’si vardı.

Dersimiz nedir? Böyle durumlarda kadın sıyrılır abicim. Kurbandır, saftır, kandırılmıştır, ama fatura erkeğe kesilir. Ona göre ayağınızı denk alın. Böyle salakça işlere girmeyin.

2-Eğer statün yeterince yüksekse her türlü yırtarsın. Murat Başoğlu ismini 2 hafta öncesine kadar hiç duymamıştım. Millet ekşide yazmış “benim yaşım yetmedi sabah şekeriydi” diye. Benim beynim yetmedi birader sabah şekerine katlanmaya. O yüzden tanımıyordum. Ama öğrendik ki 50 yaşında olmasına rağmen Rambo gibi bi adam, ayrıca karısı sebebiyle de çok zengin.

Karısı olay patlayınca ne dedi? “Sevgiyle kucaklıyorum”. Bakınız bunun kadar büyük bir bayrak daha sallanamaz. Diyor ki “ne yaparsa yapsın ben bu adamın yanındayım”. Hipergami 101. Kadın, kocasının statüsüne o kadar çok yatırım yapmış durumda ki, etrafında muhtemelen 10+ yıldır “hayır param için benimle değil” masalı anlatmak zorunda kaldı, ispatlamak zorunda kaldı ki, şimdi bile o hikayeye sarılarak kocasının yanında durduğunu göstermeye çalışıyor. “Sevgiyle kucaklıyorum”. İnanılmaz.

Benden daha akıllı bir abi ne demişti hatırlayalım – kadınlar sıkıcı bir lavugun tek sevgilisi/eşi olmaktansa adam gibi adamın bir çok sevgilisinden biri olmayı tercih ederler.

Karısının ve yeğeninin gözünde demek ki bu abi öyle bir noktada ki – ki hiç nasıl konuşur, hareket eder görmedim ama kuvvetle muhtemel gayet maskülen sinyalleri Red Kit gibi sağa sola ateş ede ede gidiyodur – ne yaparsa yapsın yırtar.

Bu yazdıklarım bir onaylama ya da yerme değil. Sadece gözlem. Eğer yereceksem en başta aptallığından girmem lazım. Aldığı risk ve karşılığı arasında büyük uçurum var. 35 yaşında 5/10luk evli bir kadın, üstüne de yeğeni. Karşılığı ne? Muhtemelen ortalama bir seks deneyimi. Süper saçma geliyor bana. Yeğeni 20 yaşında Rusya’da güzellik kraliçesidir hmm olabilir dersin de bu ne amk? 100 lira için 50 metreden denize atlamak gibi bişey. Düşersen ölürsün, kazanırsan 100 tl. Kaç kişi böyle bir riski alır? Murat abi almış işte. Kafayı da çarptı kayalara.

Çarptı çarpmasına da – göreceksiniz, ölmedi. Bu işten yırtacak. Sosyal olarak patladı tabi, onu tanımayan sürüyle insan tanıdı ve ayıpladı, tanıyanların çoğu ayıpladı, gerizekalı olduğunu düşündü. Sosyal olarak karısı ve oğlu da zorlanacaklar. Ama terk edileceğini, işsiz ve parasız kalacağını, oğlundan uzak tutulacağını vs sanmıyorum.

Kanunen bir yaptırımla karşılaşacak bir şey yapmadığı sürece sosyal olarak yırtacak.

Kanunen de başına gelebilecek şey en fazla kadının kocasının açtığı boşanma davasında tazminat vs gibi bir şey olabilir.

Yine de siz siz olun risk-fayda analizini güzelce yapın. Başınız böyle şeyler için gereksiz derde girmesin.