Porno

Hello evribadi.

Porno eglenceli olmasına rağmen neden düzenli olarak izlenmemesi gerektiğine dair bilim güzel şeyler söylüyor.

 

Ve hiçbirisi ahlaki değil. O yüzden herhangi bir ahlaki endişeyi bu yazı dışında tutsak bile pornoyu düzenli olarak izlememenin – hatta hiç izlememenin – çok güzel sebepleri var.

 

Öncelikle insan beyni, hatta bir çok başka memelinin beyni “yenilik” konusuna önem veren eğilimlere sahip. 20 yıllık karısıyla misyonerden başka o da belki ayda 1 seks yapan adam belki daha çirkin ve yaşlı bir kadınla sadece “yeni” oldugu için çılgın seks yapabiliyor. Farelerde de var benzeri davranış mesela. Hep aynı dişi fareyle seks yapmak seksin başlangıç süresi ve sayısını azaltırken, yeni bir dişi fare ile seks yapma fırsatı doğan erkek fare yine ful performans sergiliyor.

 

Elbette evrimsel olarak erkeklerin daha fazla dişiye yumurtasını yayma isteği anlaşılabilir.

Peki – elimizin altında bugün olan şey ne ? Tarihte belki sadece cengiz han benzeri hükümdarların görebildiği türden bir “yenilik” bolluğu. Açtığınız porno sitelerdeki 10 tane tab’da hoşunuza giden bir video bulana ve orgazma ulaşana kadar geçen ortalama vakit 10 dakika (youporn istatistikleri 2012)

 

Bunun etkisi ne ? Erkeklerin gerçek hayattaki sevgilileriyle seksi çok kısa sürece sıkıcı bulmaya başlaması. Yenilik aramaları. Yeniliği fetiş, oyuncaklar, değişik mekanlarda seks, değişik pozisyonlarda, değişik rol-yapma oyunlarıyla vs gerçekleştirmeye çalışmaları. Elbette bunlar bile pornonun sağladığı yenilik hissiyatıyla asla yarışamıyor.

 

Bunun tek bir istisnası var – o da cinsel tercihlerin neredeyse tamamen şekillendiği 16-17 yaşlarında gördükleri ya da izledikleri cinsel sahneler. Diğer bir deyişle cocukken izlediği babasına ait porno kasetteki sahneyi 30 sene sonra yine izlese yine aynı şekilde tahrik olur. Çünkü o sahne beyninde cocukken yaşadığı heyecanın yardımıyla betona yazılır gibi yazıldı bir nevi.

 

Özetle – porno gerçek hayatta sağlanamayacak bir “yenilik” tatmini sağladığı için gerçek hayattaki cinsel yakınlaşmaların tatminini azaltıyor. Bu kendi başına izole bir problem değil – birazdan bunun niye kötü olduğunu anlatıcam.

 

Ikinci bir problem – performans anksiyetesine yol açması. Profesyonel olarak üretilen pornolardaki insanlardan erkek olanlar kaslı, atletik, yakışıklı ve bilimkurgu seviyesi bir performans gösteriyorlar.

Kadınlar da benzeri şekilde çok güzel , genç, mükemmel cilt, saglıklı saçlar, fit vücutlar ve ne kadar beceriksiz oyuncu olsa da teslimiyet ve feminenlik gösteren kadınlar.

 

Bu insanlar gerçek hayatta çok az. Bu insanlar gerçek hayatta filmdeki gibi görünmüyor ve seks yapmıyorlar. Porno filmlerdeki sahneler “larger than life” – yani gerçek hayattan daha büyük, daha iyi, daha xyz olmak için çekiliyor.

Erkekler ilaç ve sürekli verilen çekim aralarıyla saatlerce dayanıyorlar, kadınlar kayganlaştırıcılar vs sayesinde saatlerce tahriş olmadan dayanabiliyorlar. En “hasktr bunu da mı yaptılar” diyeceğiniz sahneler kontrollü ve maksimum hijyenle çekilmeye çalışılıyor. *

 

Şimdi bu filmleri izleyen erkekler – kendileri ekrandaki adam gibi olmadığı için özgüven darbesini yiyor.

Sonra gerçek hayatta seks yaptığı zaman karşısındaki kadın hem pornodaki kadına benzemediği, hem de onun gibi davranmadığı için tekrar bir darbe yiyor – kendi kendine “o adam gibi olsaydım ben de o filmlerdeki gibi kadınlarla yatacaktım, öyle tepki alacaktım” diye düşünüyor.

 

Ancak elbette bunlar gerçekçi beklentiler değil. Fakat gerçek hayatta yaşayacağı sekse dair yegane referansı porno olan bir cocuk, beklentiyi o şekilde oluşturuyor.

 

Bu da performans anksiyetesine yol açıyor. Yani porno izlerken rahat rahat erekte olan ve orgazm olabilen erkek, seks esnasında ya ful erekte olamıyor, ya çabuk geliyor, ya da hiç gelemiyor.

 

Hiç gelememe durumunda genellikle sebep, masturbasyon esnasında çükün kavranmasında abartı güç kullanılması. Gerçek vajina, erkeğin penisi tuttugu sıkılıkta kavramıyor. Bir kere ıslaklık kayganlık sağlıyor ve kuru ellerle yapılan masturbasyondan çok daha farklı bir deneyim sağlıyor.

 

Elle orgazm olmaya alışan erkek, seks yaparken belli bir süre geçtikten, belki partneri orgazm olduktan sonra elle masturbasyon yaparak gelebiliyor.

 

Şimdi gelelim pornonun sebep oldugu bir “gerçek hayattaki seks deneyimini zayıflatan” sonuçlarının, sosyal ve psikolojik sonuçlarına.

 

Daha önce yazdıklarıma denk gelenler bilirler, bilgisayar oyunlarının düzenli ve hobi seviyesinde oynanmasını yanlış buluyorum. Boşa harcanan zaman işin bir kötü sonucu ama esas kötü sonucu, oyunlarda sağlanan “kolayca zafere ulaşma” hissiyatı.

 

Oyunlardaki “efor-ödül” ilişkisi beynin ödül merkezini gerçek hayata nazaran çok daha kolay besliyor. Tıpkı pornodaki “yenilik” gibi oyunlardaki “kazanma” hissiyatı gerçek hayata kıyasla çok daha kolay elde ediliyor.

Normalde yıllar alacak bir çalışma neticesinde elde edilecek zafer ve ödül hissiyatı, bir kaç haftalık oyun ile kazanılıyor.

 

Bu da özellikle erkek çocukların gerçek hayatta “minimum efor” ile yaşayıp en temel ihtiyaçların üstüne oyun ve porno hobilerini tatmin edip, daha fazlası için çalışmamasına sebep oluyor.

 

Bu cocuklar gerçek hayattaki romantik ilişki ve seksin yükümlülüklerini “değmez” diyerek sevgili ya da eş edinmekten tamamen vaz geçiyorlar.

Gerçek hayattaki başarıları “fazla zor” bularak, vaktilerini oyunlardan kazandıkları zafer ve ödüllerle geçirerek benzeri deneyimi elde ediyorlar.

 

Özetle sürekli vasatlaşan bir nesil haline geliyorlar.

 

Oyun ve pornoya erişim, bugüne kadar sadece orta üst sınıf gelirli ailelerin cocuklara sağlayabildiği imkanlarla gerçekleşebildiği için bizim gibi az gelişmiş ülkelerde bu etkileri çok daha yeni görüyoruz. Hatta henüz bunun tanımı yapılabilmiş bile olmayabilir. Ama çevremde bu eğilimleri ve trendleri çok net görüyorum.

 

Bunun gelişmiş ülkelerdeki versiyonlarına bakarsak (bkz: hikikomori) ve (bkz: otaku)ları görüyoruz.

 

Ya da batı ülkelerinde feminize olmuş yerlerde (kurumsal firmalar ve akademik çevreler) erkeklerin ikili ilişkilerdeki beceriksizliklerinin direk “sapıklık” ve “taciz” olarak görüldüğü bir ortam karşımıza çıkıyor.

Bu da benzeri şekilde erkeklerin sosyal ve ekonomik dünyadan “el çekme”sine sebep oluyor.

Erkeklerin bir çoğu evliliği anlamsız bir külfet olarak görüyorlar.

 

Erkeklerden olmaları beklenen kişi ve karşılığında alacakları arasındaki uçurum bir çok erkeğin “skerler evliliği de aileyi de” demesine ve sosyo ekonomik olarak daha alt bi seviyede yaşama kararını alabilmesine sebep oluyor.

 

Daha az erkek yüksek öğrenim görmeye başladı bile gelişmiş ülkelerde.

 

Bunda hem kadınların üniversiteye girişlerini kolaylaştıran insiyatifler (kota uygulaması) hem de erkeklerin “niye kasayım ki” görüşü etkili.

 

Özetle gidişat pek iyi değil. Belki bizim neslimiz bunu göremez ama torunlarımız zamanında bu otaku kültürü çok çok daha fazla artmış olacak.

 

Edit:

 

Meraklısı için :

https://www.youtube.com/…yejdlmkpe&feature=youtu.be

https://www.youtube.com/…f82awsdiu&feature=youtu.be