Erkeklerin evlenmek istememe nedenleri

Hello evribadi.

“Erkekler” deyince sanki erkekler çok homojen bir grupmuş gibi görünüyor o yüzden yapılacabilecek yorumların sağlıklı olması için “hangi erkek?” sorusunu sormamız icap ediyor.

Bir kere “evlenmek istemeyen erkek” dediğimiz zaman “kendisiyle evlenmek isteyen bir kadının var olduğunu varsaymamız gerekiyor.

f85b1003edd3175983b7bbfecff18ecd--s-wedding-fly[1]

Bu erkek milletini evlilik konusu özelinde bir kaç gruba ayırmak mümkün. Elbette bu grupların alt kırılımları da olacaktır, ama ben aklıma gelen genel modelleri yazayım.

1- Evliliğin düğün dernek maliyetini istemeyen erkekler.

Buradaki maliyet sadece parasal maliyet de değil, duygusal maliyeti.

Bu grup evliliğin kendisine karşı değil aslında. Yani gidip atıyorum italya’da türk başkonsolosluğunda evlenelim dese kız koşa koşa gidecek. Ama buna “perde seçelim gelinlik alacaz, yengem gelecek koltuk bakmaya tanıdık mobilyacıya gidicez, ay bu düğün salonu olmaz” ile giderseniz o iş yaşa bağlar. Bu tipteki “evlenmek istemeyen erkek” modelinin derdi evliliğin kendisi değil, düğün sürecidir.

Bu erkekler hemen hemen her sosyo ekonomik sınıfta bulunur.

2- Evliliğin “birlikte yaşama” etkenini çekici bulmayanlar. Bu arkadaşlar da kendi içinde ayrılırlar. Örneğin bir grup playstation maç cips bira keyfine verilen haftada 2-3 kereyi geçmeyecek olan sevgililik müessessesi ile tatmin durumdadır. Sevgilisiyle geçirdiği zamanı “normal” hayatına verdiği bir “ara” olarak görür. Sevgilisi hayatının bir parçası değil, yapması gereken şeylerden bir başkasıdır. İşe gitmek gibi bişeydir esasen. Sadece işin içinde seks olduğu için (şanslıysa) pek işe gidiyorum gözüyle bakmamaktadır. Ama esas önceliği “keyfi”dir.

manchild-600x364[1]

Bu erkekler genellikle beyaz yaka – iyi aile çocuğu sınıfında bulunur, kurumsalda çalışır. Üniversiteye ya küçük şehirden gelmiş ve ev arkadaşı – yurt muhabbetini gayet yeterli bulduğu için başka bir modele geçmeye ihtiyaç duymamıştır, veya ailesinin yaşadığı şehirdedir ve işe girip para kazanmaya başladıktan sonra o veya bu bahaneyle kendi evine çıkmıştır ve henüz “annemler haftasonu yazlığa gitti ev boş” modunun keyfini sürmekten sıkılmamıştır.

3- Evlilik – sevgililik vs gibi şeyleri ayakbağı gören grup. Bu arkadaşlar genellikle über hırslı olup hedefleri doğrultusunda ilerlemek için her türlü insani ilişkiyi gereksiz birer ayakbağı olarak gören otistik eğilimleri olan erkeklerdir.

e244ac2315e81edc2b5a104e6fef2759

Bu erkeklerin başarılı hayatları ve “hiçbirinizi siklemiyorum ülen” tavrı kadınlara çekici gelir ve çoğu zaman bir sevgilileri vardır, ama eleman için bu kız varmış yokmuş çok da mühim değildir. Bu arkadaşlar bir şekilde evlendirilse bile (anneleri tarafından mesela) evliliğe katkısı minimumda olur.

4-Bol miktarda seçeneği olduğunu bildiğinden “benim hayatıma ne gibi bir pozitif etkisi olabilir ki?” diye soran grup. Bu grup için karşı cinste bir “yegane aşkın vücut bulduğu tek bir kişi” diye bir şey söz konusu değildir. Bugün birlikte olmaktan zevk aldığı kızdan 3 ay sonra bayabilir ve bunun da farkındadır. Mevcut düzenini değiştirmek için geçerli ve iyi bir neden göremediği için, mevcuttaki sevgilisi evlilik olmadığı takdirde gittiği takdirde aşktan ölmeyeceğini, başka ve yeni biriyle benzeri bir seviyeyi tutturabileceğini bildiği için evlilik fikrinin bir çekiciliği yoktur.

47f59634a454b5d98dff631835999d34-s-mens-fashion-men-fashion

Şahsi fikrim – bir erkeğin evlilik konusunu düşünmesi için bazı soruları kafasında netleştirmiş ve cevaplarını tatmin edici (kendi tatmin olacağı seviyede) verebiliyor olması lazımdır.

1-Ben evliliğin getirdiği sorumlulukları kaldırabilecek güce sahip miyim? Birlikte birisiyle yaşamak olsun, yıllar boyu birikecek olan meşru ve gayrı-meşru hayalkırıklıklarının yerli yersiz önüme konma ihtimali olsun, sosyo ekonomik olsun, hukuki olsun, ailevi ilişkiler olsun bu sorumlulukları iyice düşündüm ve bunları kaldıracak güce sahip miyim?

2-Evliliğin hayatıma net pozitif bir katkısı olacağından emin miyim? Evlenmemenin hayatıma negatif etkisi olması yetmez, evliliğin hayatıma net pozitif değer katacağından emin miyim? Bu kız yerine başka kızla evlenecek olsam hayatıma aynı pozitif değer eklenecek midir? Niye özellikle bu kızla evlenmeliyim sebebi belli mi?

3-Çocuk sahibi olmak istiyor muyum? Çocukların sorumluluğunu alabilecek kapasitede miyim? Ekonomik ve duygusal olarak ölene kadar devam edecek bir yükü kaldırabilecek güce, birden fazla insanın duygusal ve ekonomik olarak “meşe ağacı”, “dayanağı” olmaya niyetim var mı, bunu becerebilecek deneyim ve yeterliliğe sahip miyim?

4-Hasbelkader evlenmiş ve ailenin liderliğine ite kaka getirilmiş bir erkekten daha iyi bir iş çıkarabilecek miyim? Herkes işe gidip para kazanıp cocugun okul karnesine aferin ya da daha çok çalış çekip haftasonları avm’de torba taşıyabilir. Ben bu vasati modelden daha öte bir şeyler sunabilir miyim? Rekabetçi ve giderek zorlaşan şartlara sahip bir dünyada kendi ayakları üzerinde durmayı başarabilecek bir çocuğu yönlendirecek sabra, deneyime ve rasyonelliğe sahip miyim?

Benim nazarımda şu soruları kendine sormamış adamla evlenmek isteyen kız zaten gerizekalıdır ve üstte saydığım ve esasen çoğu “evlenilebilir” kategorisinde bile olmayan erkeklerle evlenmek bu salak kızlara müstehaktır. Bakır tencerelerin de kapağa ihtiyacı var neticede.

Fakat “evlenmek istemeyen erkek” konusunda muzdarip hisseden kızın ilk sorması gereken soru “evlenmek istemeyen ‘bu’ erkek evlenmeye değer bir erkek mi?”. Etrafta evlilik yükünün ne getirdiğini pek bilemeden bu yola girmiş ve ingilizcede “winging it” adı verilen yani “bakarız modeli” işleyen sürüyle evli erkek var. Size büyük maliyeti olacak evlilik ve çocuk yapmak isteyeceğiniz erkek “bakarız yea” modeli takılan bir erkek mi yoksa bu işin ne kadar ciddi olduğunun farkında olan ve bu konuyu değerlendirmiş ve belli kararlara varmayı akıl edebilmiş erkek midir? Bence sorulması gereken soru esas budur.

Erkeklerin sekse erişiminin sadece evlilik yoluyla olduğu yüzyıllar geride kaldı (yihuu feminizm) o yüzden seks erkekler için bir evlilik motivatörü değil. Hatta evlenmeye fazlaca razı olan erkeğin sekse erişim açısından dezavantajlı olduğunu, karşı cinsin büyük kısmı tarafından tercih edilmemiş düşük statülü ve özellikli olduğunu tahmin etmek çok zor değil ve bu erkeğin sırf seks var diyerek ne olduğundan habersiz bir sorumluluk altına girmeye hevesli olması kız olsam benim en çok kıllanacağım kırmızı bayraktır gözümde.

“Evlenecek adam yok” serzenişi bence yerinde ve haklı bir serzeniş. Gerçekten de üstteki 4 maddede özetlediğim (aslında eksik ve limitli) kriterleri aklından dahi geçirdiğini düşündüğüm erkek sayısı muhtemelen 1/10000 civarıdır. Bunlar arasından “evet tüm bu soruları değerlendirdim ve evlenmek benim yapmak isteyeceğim başarılı olacağım bir şeydir” diyecek erkek sayısı çok daha düşüktür.

06eb416cfc4a283f9889f448ee17eaeb-pop-art-girl-art-pop

Öte yandan işin bir de “kız tarafı” boyutu var. Sosyal medya sağolsun, kızların büyük bir kısmı özellikle 18-30 yaş arasında aslında gerçekte olduğundan çok daha yüksek bir cinsel pazara sahip olduklarını düşünüyorlar. Sokakta birinin gelip “sizi çok güzel buldum tanımak istiyorum” sözünü hiç duymamış kızlar instagramda – tinderda vs her gün sürüyle “yazma” mesajı alıyorlar. Fotografları like’lara boğuluyor. Bu da kendilerinin olduklarından daha yüksek bir cinsel değere sahip oldukları sanrısına yol açıyor. 5/10’luk kız kendini 8/10 sanıyor ve kendini sandığı seviyedeki erkekler arasında kendine eş/sevgili arıyor. Bu konudan “erkeklerin zeki kadın sevmemesi” yazısında daha detaylı bahsetmiştim.

Özetle “evlenmek istemeyen erkek” sığ bir şekilde ele alınabilecek bir goygoy malzemesi olsa da – ki dünyamız karısı tarafından çükü bahçe makasıyla kesilen adamla rahatlıkla goygoy geçebilecek bir şekilde erkekleri umursamamaya alışık (haberin yorumlarında erkekle geçilen dalgayı görebilirsiniz) – esasen faydalı olan perspektif duruma rasyonel ve realist bir şekilde bakmak.

 

 

Advertisements

Cengiz Han

(Ekşideki redpill başlığındaki eleştirilere cevaben)

Olm çok komik lan “babasız büyüyen cengiz han adamın dibiydi” gibi bir savunma gelmiş.

Bak ben sana cengiz han’ı biraz anlatayım da dinle.

Cengiz han, Urgenç şehrini ele geçirdikten sonra, şehir teslim olmadı ve savaşmayı seçtiği için hayatta kalan tüm urgençlileri , tek sıra haline sokup önlerine birer asker koyup askerin kaynaklara göre 24er tane savaş esirini kılıçla öldürmelerini emretmiş birisi.

Bak tekrar anlatayım anlamadıysan.
Cengiz han geliyor, şehir kuşatıyor, teslim olun çağrısına uymayan şehri ele geçiriyor, sonra hayatta kalan tüm urgençlileri birer asker önünde tek sıra haline dizip sırayla teker teker öldürtüyor.

Bunu yapan asker sayısı da 50.000 civarı deniyor yine kaynaklarda. artık rakam ne kadar gerçek bilemiyorum tartışmalı. 50.000 x 24 = 1.2 milyon kişi.

Sen de gelmiş bu karakteri – ki dark triad olduğu kesin neredeyse – bize “babasız büyümüş örnek karakter” diye gösteriyor musun?

Bari Atatürk’ü falan göster “bakın babası olmadan büyümüş ama neler yapmış” de.

Bu kadar şuursuzsun işte.

Bir kere bilimsel çıkarımlar yapmak için istisnai olaylara bakman kadar saçma bir şey olamaz.

“Babasız büyüme” meselesini doğru anlamak için istisnai olaylara bakmak yerine genel trendlere bakman lazım.

Babasız büyüyen cocuklar okulda babası hala hayatlarında bir şekilde bulunan cocuklara göre ne kadar başarılı,
bu cocukların benzeri sosyo ekonomik şartlardaki akranlarına göre suça meyletme oranı ne kadar farklı,
yaşam süreleri, kariyer açısından, sosyal açıdan başarıları ne kadar farklı bunlara bakarak ancak “sadece anne tarafından büyütülen cocuk / sadece baba tarafından büyütülen çocuk / anne babanın aktif rol aldığı ortamda büyüyen cocuk” cıkarımı yapabilirsin.

800 sene önce yaşamış bir psikopata bakarak değil.

Konuyla ilgili en tatmin edici ve en kapsamlı yapıtlar, eski amerikan feminist ve national organization for women’de 3 kere direktör olarak seçilmiş sonra erkeklerin sorunlarının sistematik olarak hasır altı edildiğini farkedip diğer perspektiften kitaplar yazmaya başlamış olan Warren Farrell’ın kitapları.
ingilizcesi ve interneti olan herkes hemen amazon.com’dan kindle versiyonunu satın alıp read.amazon.com üzerinden bilgisayardan ya da herhangi bir tablet telefondan okuyabilir.

Bunların kırmızı hapla alakası ne peki ?

Kırmızıhap ahlaktan muaf bir şey. Bilim gibi. Fizik kanunları nasıl ahlaktan muafsa, senin havaya attığın taş gidip birinin kafasını patlattığında “ama yerçekimi” diyemiyorsak kırmızıhap’ın dile getirdiği şeyler de aynı şekilde ahlaktan muaf.

Bu size “sınırsızca bildiklerinizle manipülasyon yapın, saf insanları kandırın, kızların (ya da erkeklerin) en temel isteklerini kafanıza göre tatmin eder gibi rol yapın, keyfinize göre takılın” vizesi vermiyor tabi ki.

Kırmızıhap’taki ağır Stoik felsefe ve erdemli yaşama vurgusu da bu neredeyse “süper güç” denebilecek bilgileri ve pratikleri sorumlu bir şekilde kullanma zorunluluğunun yoksa çok fazla acıya sebep olunacağını gerçeği sebebiyle.

Kırmızıhap’ı “pick up artist” taktikleriyle karşılaştırmak, meseleye sadece uzaktan bakan ve anlamak için efor sarfetmeyen, erdem sinyallemeyi daha kolay bulan birinin yapacağı şey.

Kırmızıhap size doğa ile ilgili neredeyse yadsınamaz bilgileri gayrı resmi bir şekilde tarif eder. Size şunu yap bunu yap demez. “İçinde yaşadığımız dünyanın, hayatın acımasız gerçekleri bu bu bu bu, bunla ne yaptığın beni ilgilendirmez, senin kendi kararını verip sorumluluğunu alman gereken bir şeydir bu” der.

Bu bilgiyi kullanıp sorumluluk almak yerine “tüm x’ler y’dir yea” diye işin içinden sıyrılacaklar da var, “olm her türlü karı artık köpeğim” diyecek sosyopatik eğilimli olanlar da var. Tıpkı tüm diğer insan gruplarında olduğu gibi. Bunun kaçarı yok.

Ama şundan hiç bir şüphem yok – ve bana gelen mail, mesaj vs’lerden de bunu yüzlerce kez teyit ettim ki, insanların çok çok büyük bir kısmı, kırmızıhap’ın anlattıklarını gördükten sonra amı götü dağıtmak yerine çevresine zarar vermek yerine kendini hayata daha iyi adapte edip daha mutlu olduğu gibi, etrafındakilerin de (kimi zaman sevgilisi ,kimi zaman anne babası çocuğu, iş arkadaşları vs) gerginliğinin azaldığını ve tatmin seviylerinin arttığını gözlüyorlar.

Çünkü insanların çok büyük bir kısmı sosyopatik eğilimlere sahip değil. Çoğu özünde ahlak ve empati duyguları gelişmiş ve kendilerinin ve çevrelerindekilerin hatta kendilerine kötülük yapmış insanların kötülüğünü istemeyen insanlar.

Sosyopata çekiç verince kafa patlatıyor doğru, ama aynı çekici bir şeyler inşa etmek için kullanan milyonlarca başka insan da var.

Bak bugün sabah mesajla haberdar olduğum bir kitap – nasıl da farkında olmadan kırmızıhap tarifi yapmış :
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ayse-arman/iyi-evliligin-formulu-5s-1i-40824165

bu kitap benim 2 sene kadar önce yazdığım şu entry’nin çok benzeri şeyler söylüyor belli ki:

Boşanma oranlarının artma sebepleri

Böyleyken böyle.

Sorusu olan varsa msj atsın mail atsın vs.
Açıkçası o kadar küfür yedim ama kim etti hatırlamıyorum, mesajı kim atmış daha önce ne yazmış vs gibi bakacak vaktim de yok. Sabah akşam bana sövmüş kendine göre rezil etmiş olsan da msj atınca ben farkında olmadan sıfırdan birisi yazıyomuş gibi olacak.

Neyse gidem de dota atam porno izleyem kola cips yapam manga izleyem maç izleyem

Uzun süreli ilişkinin sırrı

beklediğiniz an geldi.

uzun süreli ilişkinin sırrına dair yazılan sayfalarca yazıda görebildiğim kadarıyla % 50pesimist ve alaycı (paran yoksa kızlar bakmaz aabi – veya – memen küçükse oğlanlar bakmaz kızım) ve %50 “ay şuyu da olsun buyu da olsun şu olmazsa olmaz” temalı şuursuz sipariş istekler şeklinde dağılmış durumda.

uzun süreli ilişkinin üzerinde durduğu 2 büyük sütun var.

1-ilişkiye başlarken bireylerin kişilik özelliklerinin uyumlu olması,
2-bireylerin partnerlerini ilişki boyunca nasıl destekledikleri veya köstekledikleri.

ilk önce kişilik özelliklerinden bahsedelim.

öncelikle şu teoriden bahsedelim (bkz: beş büyük faktör kuramı)

Wikipedia Türkçe

Wikipedia İngilizce

bu psikoloji teorisine göre insanlarda düşük veya yüksek olarak puanlanabilecek 5 ana kişilik boyutları var. bunlar şu:

açıklık (openness) – yeni ve sıradışı fikirlere açıklık veya geleneksellik, değişik deneyimlere karşı duruş, yaratıcılık.

sorumluluk (conscientousness)- öz disiplin, sorumlulukları yerine getirmeye verilen önem, çalışkanlık, planlılık, hazırlıklılık, düzenlilik.

dışadönüklük (extraversion)- içe veya dışa dönüklük. insanlarla birlikte çalışmaktan iletişim kurmaktan zevk alma, enerjiyi dış kaynaklarda veya iç kaynaklarda arama, derin ve az sayıdaki deneyim veya daha sığ ve daha çok sayıdaki deneyim…

uyumluluk (agreeableness)- insanlara daha kolay inanma, empati ve sempati yeteneği, nezaket, şefkatlilik, bencillik, şüphecilik,

duygusal denge – (neuroticism) – strese karşı yüksek veya düşük tolerans, sabırsızlık, anksiyete, evham, umursamazlık, rahatlık, çelik gibi sinirlere sahip olmak

örneğin uyumluluk skalasında düşük çıkarsanız şüphecilik, empati yoksunluğu, nezaketsizlik, aklındakini doğrudan söylememe, bencillik gibi özellikler gösterirken yüksek çıkarsanız insanlara otomatikman güvenme eğilimi, dobralık, şefkat, nezaket vs gibi eğilimlere sahipsiniz demektir.

meraklısına bedava test sürüyle var nette:
Örnek Test

şimdi..

uzun süreli ilişkiyi hedefleyen iki bireyde aynı skalada çok ters noktalarda duruluyorsa, örneğin birisi içedönük ama diğeri çok dışadönük ise bu kişilik özellikleri sürtüşmeye sebep olacaktır.

içedönük kişiler dışadönüklerin zevk aldıkları kalabalık ortamlardan çok çabuk yorulurlar. 2 yaşında bir cocukla restorana gittiğinizi düşünün – 30 dakika falan sonra çocuga ne yapsanız artık iradesiyle sakin oturmak onu yormuş olacaktır ve huysuzluk mutsuzluk başlayacaktır. yetişkin insanlarda da benzeri bir durum var. doğal kişilik özelliği olmayan bir şeye zorlandığı takdirde (dışadönükler için izole ortamda uzun zaman geçirmek gibi) iradesi ekstra çalışacağı için daha çabuk yorulacaktır.

halbuki ilişkinin eforsuz akması gerekmektedir.

ya da sorumlulukta yüksek puan alan bir erkek ve düşük puan alan bir kadının birlikteliği erkeğin kadını dağınık ve pasaklı bularak zihnini yormasına, kadının da erkeği fazla titiz bularak zihnini yormasına sebep olacak, sürtüşmelere sebep olacaktır.

bu uç örnekleri anlaşılması için veriyorum bu arada – yoksa insanlar bu kadar siyah beyaz elbette değil.

kimse her zaman ve daima şefkatli olmadığı gibi kimse her zaman bencil ya da titiz ya da ne bileyim şüpheci değil. bunlar yaşla, yetiştirme ile, travmalar veya bilinçli eforlar neticesinde değişebilen özellikler.

özetle eğer temelde çok farklı insanlar iseniz, ilişkinin uzun süre yürümesi zor.
birlikte olduğunuz insanın bu özelliklerinin farkında olmanız, ileri vadede artık birikmiş mutsuzluğunuzun büyük travmalara yol açmasını engeller.

özetle karşınızdakini objektif olarak değerlendirip tanımaya çalışın.

ikinci büyük sütuna gelelim.

ilişkilerdeki destekleyici veya köstekleyici hareketler.

insanların aslında bir şeyler öğrenirken fareler ya da köpeklerden çok farkı yok.

size klinik araştırmalarda farelere nasıl numara öğrettiklerini anlatayım mesela.

diyelim farenin 4-5 basamaklı merdiveni tırmandıktan sonra bir kola basarak yem almasını istiyorsunuz.

bunu fareyi elle oraya koyarak elini kola yaslayarak öğretemezsiniz.

yapılması gereken şey – fare şuursuzca dolaşırken sabırla beklemek ve fare merdivenin ilk basamağına ayağını attığı anda ona ödül maması vermek.
bunu ilk basamağa elini koymayı öğrenene kadar tekrar etmek.

sonra ilk basamağa basınca değil, 2. basamağa basınca ödül maması vermek.
sonra 3., sonra 4.

sonra yine bekleyerek es kaza ayağını yem koluna yaslamasını beklemek.

köpeklere numara öğretmek de benzeri bir işlem. adım adım. ufak adımlar ve ödüllerle. patisini uzatmasını istediğiniz köpeğin patisini elinize alıp mama veriyosunuz. sonra elinize almıyorsunuz ve patiyi kendisi versin diye bekliyorsunuz, verdiği zaman ödül veriyorsunuz.

şimdi insanlara dönelim.

normalde neye meyilliyiz?

anormalliği görmeye ve tepki vermeye.

yani dağınık eve tepki verme ihtimalimiz, toplu eve tepki verme ihtimalimizden çok daha yüksek.
peki bu neye sebep oluyor ?

evi derleyip toplayan ve arzulanan bir davranışta bulunan kişinin bu eforunu görmezden gelmemize,
dağınık bırakan kişiye olumsuz bile olsa bir tepki vermemize.

halbuki yapılması gereken olumsuz davranışta herhangi bir tepki vermeyerek görmezden gelme, ve doğru davranışı yaptığı takdirde ödüllendirmek.

zira kötü tepki bile, sıfır tepkiden daha tercih edilen bir şey.
küçük cocukların nasıl herhangi bir tepki almak için yaramazlık yaptığını düşünün.

cocuklarla olan ilişkinizde, partnerinizle olan ilişkinizde, iş arkadaşlarınızla olan ilişkinizde bu yöntem geçerli.

cocuga odasını toplatmak için “odanı topla” demeniz 4-5 yaşında bir cocuga cok şey ifade etmiyor.

ama şu çok şey ifade ediyor :
1-yerdeki legoyu görüyor musun? evet – aferin.
2-yerdeki legoyu alabilir misin? evet – aferin
3-şimdi legoyu kutusuna koyabilir misin? evet- aferin
4-şimdi kutuyu alıp oyuncak dolabına koyabilir misin? evet – aferin
5-şimdi yatak örtünü eline alabilir misin? evet- aferin
6-şimdi örtüyü yatağa örtebilir misin? evet- aferin

adım adım. ödüllendirerek.

iyi eforları görmezden gelinen, kanıksanan ama kötü yaptığı şeyler iyi olmasa bile kötü tepki alan bireyler sadece tepki alıp birileri için önem teşkil ettiklerini teyit etmek için kötü hareketlere devam edecekler.

yeterince ödüllendirilmeyen bireyler oyunu bırakır. çünkü canlıların çoğunda çok temel bir “adalet” bir “ahlak” olgusu var.

yine farelerden bir örnek vereyim – genç erkek fareler oyun oynarken – ki biz insanlara çok benzeyen şekilde – güreşirler.
ancak farelerden biri diğerinden 10% daha iri ise her seferinde küçük fareyi yenebilir.

ancak araştırmalarda görülüyor ki – eğer büyük fare küçük farenin yenmesine en az 30% oranda izin vermezse – yani 10 güreşmenin 3ünü bilerek kaybetmez ise, küçük fare “burada adaletsizlik var” diyerek bu fareyle oynamayı bırakıyor.

hayvanların çoğunda böyle bir adalet ve hakkaniyet duygusu var.
bizde de var.

iyi eforları ödüllendirilmeyen, görmezden gelinen bireyde de var.

kötü eforları görmezden gelinen, kötü tepki bile almayan ama iyi eforları ödüllendirilen bireyler o ödülü tekrar tekrar alabilmek için istenen davranışı hevesle yapmaya devam edecekler.

partnerlerini bu şekilde destekleyen, kösteklemeyen kişilerin ilişkisi sağlıklı olacaktır.

bu iki ana kaideyi tutturan ilişkiler uzun ve mutlu sürer.

mis gibi bahar. şimdi gidin sevgili yapın. var olana iyi davranın. arızaysa basın tekmeyi gitsin. sonra yeni sevgili yapın.

Hatunların en güzel olduğu yaş

Güzellik objektif olmayan – “kimin baktığına göre değişen” bir şey olsa da tahmin edilebilir diyebileceğimiz seviyede genellenebilir bir şey.

Size bilimlen geliyorum açılın.

Erkekler için gençlik ve doğurganlık her zaman çekici. ne kadar genç gösteriyor, ne kadar “sağlıklı cocuk doğurup emzirebilir” görünüyorsanız o kadar “güzel”siniz. bir kadının “güzelliği” boydan bir fotografından büyük ölçüde söylenebilir.

Yüzbinlerce üyesi olan sevgili yapma sitesi okcupid’den istatistikler diyor ki :

Sitenin genel kadın erkek dagılımı (neredeyse eşit)

Kadınların ilk mesaj attığı durumlardaki yaşa göre dağılım istatistiği

Bakınız ne kadar da lineer gidiyor, genelde kadınlar kendi yaş gruplarına mesaj atıyorlar.

Daha da ilginç bir istatistik kadınların “müsade ettiğim yaş aralığı” nın kendi yaşlarının birazcık altı ama genellikle üstü oluşu:

Yani kendilerinden yaşlı erkekleri tercih ederken gençleri … eh çok fazla yaş farkı yoksa tercih ediyorlar. klasik hipergami. hayat deneyimi, kaynak biriktirme olanağı (daha uzun süredir çalıştığı varsayılarak), daha çok kadınla deneyim.. özetle kadınlar “proje” ya da “kaba inşaat” istemiyorlar. “bitmiş daire” istiyorlar. Kabası bitmiş daire istemiyorlar.

Peki erkeklerin “aramalarda çıkmasına, mesaj atmasına müsade ettiğim yaş aralığı” ayarı neymiş :

Bakınız nasıl da genç kızları kayıran bir şekilde dağılım var.

Atılan ilk mesajların dağılımı da erkekler için lineer değil, yine genç kızları daha çok hedef alıyor:

Ne görüyoruz – genç erkekler çoğunlukla yaşlı kadınlara mesaj atmıyorlar. yaşlı erkekler genç kızlara mesaj atıyorlar. kendi yaşlarına da atıyorlar. ama kadınlardaki gibi “kendinden çok genç potansiyel sevgiliye mesaj atmama” durumu yok. “Gençse yapıştır gitsin”.

Şu gif çalışmazsa OkCupid siteden bakın, ama “X yaşla çıkar mısınız” sorusunun yaş ilerledikçe grafiğini gösteriyor. erkekler için genç kızların tercih edilme teması burada devam ediyor.

Gelelim esas vurucu istatistiğe – bir insanın “arzulanır” olduğu yaş istatistiği.

21-22 yaşlarındaki kadınlar, erkeklerin 80%i tarafından arzulanıyor:

30 yaşına gelince bu 40%a düşüyor. yarı yarıya. zaten okcupid de “istatistiki olarak kadının arzulanırlığı 21 yaşında peak yapıyor, tepe yapıyor” demiş.

Şimdi bir başka ilginç istatistik de bence bu başlıktaki “olm olgun kızlar şahane oluyo lam” yorumlarını açıklar nitelikte :

Başka bir kadınla threesome (2 kadın 1 erkekle yapılan 3lü seks) yapmayı düşünür müsünüz?

Yaş ilerledikçe “evet” cevapları artıyor.

Oral seks yapmayı seviyor musunuz?

Yaş ilerledikçe evet cevapları artıyor.

Şimdi altın kurşun istatistik geliyor:

Yatakta domine edilmeyi mi tercih edersiniz (pembe kadın mavi erkek)

Bakınız genç erkekler zaman içerisinde tercih değiştiriyor, ama kadınlar aynı kalıyor.

Yani elimizde yaş ilerledikçe yatakta becerileri, deneysel takılma arzusu artan kadınlar ve genç yaştayken bunları kadının yapmasını tercih eden erkekler var.

Okcupid blogu sonrasında “yaşlı kadınlar da güzel olm zaten çoğu erkek en güzel kızlarla cıkamıycak boşuna kasmayın” mesajına bağlayarak (muhtemelen yaşlı kadın aboneleri kızdırıp üyelik iptalleri görmemek adına) alakasız bir yere gidiyor, ama bizim için resim muhtemelen netleşmiştir.

Şimdi…

Gelelim esas sorulması gereken ve cevaplanması gereken soruya:

Gençlik (ve doğurganlık özellikleri) eş seçerken göz önünde bulundurmamız gereken tüm diğer kriterler içinde ne kadar önemli?

Bakınız – yaş kaçınılmaz olarak ilerleyen bir şey. kimle birlikte olursanız olun hep beraber yaşlanıyoruz, ondan kaçış yok.
Kadınların güzelliği max 10 senelik bir mevzu. eğer genetik olarak çok uçlarda değilse, ciddi bir şekilde fit kalmaya, tarzına, cildine, saçlarına vs mesai harcayıp işi sıkı tutmuyorsa zaten “gençlik güzellik” zamanla gidecek.
Peki uzun vadeli ilişki için geriye kalan şey ne olacak?

Agreeableness (uzlaşmacılık?), çalışkanlık, şefkat, zeka, beceriklilik vs gibi şeyler.

Ilgili olarak : (bkz: uzun süreli ilişkinin sırrı)

Bu size “önce bunlara bakın çirkin kızla evlenin” mesajı gibi görünmesin. çünkü değil.

Zaten çekici bulmadığınız birisiyle bırakın evlenmeyi birlikte çocuk yapmayı, duygusal bağ kurmak, seks yapmak vs gibi en temel pair bonding (eş bağlılığı?) araçları bile düzgün çalışmaz. öte yandan zaten “ay ben bunu güzel bulayım” diye bişey olamıyor hayatta, aşık olduğunuz kişiye aşık oluyorsunuz. pazarlığı, azmi vs olmuyor. aşık değilsen de değilsin zorlamayla olmuyor.

Ama güzelliğine aşık olduğunuz kişinin boktan bir kişiliği varsa, güzelliği ve gençliğini kenara ayırdığınızda geriye kalan şey size 10 sene sonra elinizde kalacak olan şeyi gösterecek. o elde kalan şeyle ne kadar birlikte olmak istiyorsunuz sorusunu sormanız lazım.

Hatta, aşık olduğunuz kadın “rockstar” yıllarını geride bırakmış ama geriye tatlı dilli, nazik ve geçmiş ilişkilerden gelen hasar ve yük bulunmayan birisi kalmışsa, yatakta da çılgın atıyosa (threesome?) “burda hazır yapılmışı var” diye düşünmeniz de gayet gerçekçi.

Aee düşünün artık Macron yatakta ne çılgın atıyo ki 20 yaş genç Fransız başkanını kafalamış. Strapon falan olsa gerek ne bileyim.

Kırmızı Hap Eleştirisi 2

Yine Twitter’da “ekşideki redpill başlığında elle tutulur eleştiri var mı” soruma gelen yanıt entrylerden birisini ele alıyorum.

Orijinal entry 

daha önce sık sık görüp merak etmediğim, ama geçenlerde uçakta yine rastlayınca biraz okuduğum konudur bu. sonrasında “bu olamaz” diye düşünerek dış kaynaklı bir kaç siteye de göz attım… buymuş.

Türkçesi – hakkında bilgim tesadüfi ve sığ ama fikir beyan etmekte beis görmüyorum.

trp konusuna sıkı sıkıya bağlanmış insanlar, bunun karşısında pozisyon alan insanları zayıflıkla suçluyor.

Pek değil.

Birisi kalkıp 2000 saat Dota 2 oynamayı savunduğunda, insanların doğasına dair gerçekle örtüşmeyen iddialarda bulunduğunda, rasyonel ve realist bakış açısıyla varılan pozisyonu da nefret suçu işlemekle suçladığında kaçınılmaz olarak tepki görüyor.

Mutluluğa, verimli ve erdemli bir yaşama ulaşmanın yolunun asla ve asla realist ve rasyonel bakan kırmızı hap olamayacağını iddia ettiğinde tepki görüyor.

Bu “Kırmızıhapı almayan herkes zayıftır” demek değil.

Hedef alınan grup, tartışmasız olarak patolojik fikirlerini kırmızı hap kisvesi altında gizleyenler olsa “evet haklılık payı var” derim. Ama getirilen eleştirilerin 99.99%u saman adamı argümanları.

“oysa trp gibi tuhaf bir akımın ortaya çıkmasının temellerinde erkeğin kadın karşısında kendisini dezavantajlı görmesi var. bir takım inanışlar ve kurallar bütünü ile bu zayıflığı kırabileceklerini düşünüyorlar.”

Erkek dezavantajlı zaten. Ama sadece bazı açılardan. Bazı açılardan da avantajlı. Erkeğin dezavantajı karşılıklı fayda sağlamasını beklediği birlikteliklerini kurmak istediği yaşlarda bunu yapabilecek tecrübeye, donanıma ve beceriye sahip olmaması. Avantajı ise bu konuda çalışarak kendini inşa edebilmesi. Kadının avantajı birliktelik kurmak için 10 yıllık bir penceresinin oluşu ve bu 10 yıl boyunca büyük fedakarlık yapmak zorunda olmadan, doğru türden bir erkekle birliktelik kurarak erkeğin aynı yaşlarda istediği şeye ulaşabilmesi. Dezavantajı ise bu 10 yıllık pencere kapandıktan sonra bunun ciddi bir şekilde zorlaşması. Kırmızı hap insanların avantajlı olduğu alanları maksimize etmelerine, dezavantajlı oldukları alanları da optimize etmelerine yarıyor.

“aynı dezavantajı hissetmeyeler, zaten bu tip “öğretilere” ihtiyaç duymuyor.”

Ee? Hasta olmayan doktora, karnı acıkmayan lokantaya, ayakları çalışan tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duymuyor?

Ama illa “dibe vurmak” da gerekmiyor buna ihtiyaç duymak için.

Peki ya oyunu çok iyi oynamasına rağmen mutsuz olan çoğunluk?

Evliliklere bakarak inceleyelim. Amerika’da evliliklerin 50%si boşanmayla bitiyor. İngiltere keza o civarlarda. Türkiye’de 25%.

Bunlar boşanma noktasına gelip boşanabilmiş çiftler. Buna bir de aslında pratikte boşanmış olup o veya bu sebeple hala evli kalanları eklersek insanların büyük çoğunluğunun ilişkiler konusunda beceriksiz ve mutsuz oldukları görülebilir.

Bu insanların işi, evi, arabası, sosyal çevresi, iyi kötü hobisi, çocukları var, kanunlara uyuyorlar, oyunu kuralına göre oynuyorlar. Dejenere, sapkın değiller. Kurallara uymalarına rağmen mutsuzlar ama.

Burada bir problem yok mu? Sence “ihtiyaç duymayan” “ihtiyacı olduğunun farkında olmayan” olamaz mı?

Kendimden örnek vereyim, ben net bir şekilde bu türden bir öğretiye ihtiyaç duymasını beklemediğin insanlar sınıfındayım. Tevazunun müsade ettiğine terbiyem müsade etmediği için “şöyle yaptım böyle kraldım” diye detaylandırmıyorum. Ama temin ederim ki “aha bu yüzden senin buna ihtiyacın var” diyeceğin birisi değilim. Bana emaille ulaşıp tavsiye isteyen insanların da çoğu kağıt üzerinde bu türden şeylere ihtiyaç duyacak türden insanlara benzemiyorlar. Ne sevgili/eş, ne iş, ne statü edinmede problemleri olmayan – ama yine de mutsuz olan insanlar çok fazla.

“tpp nedir? yeri gelince maviyi, yeri gelince kırmızıyı kullanabilmek, ama bunu düşünmeden, doğal bir şekilde yapabilmek demektir.”

Buradan kırmızı hap’ı anlayan kişinin sabah akşam planlar stratejiler taktikler yaparak manipülasyonla dolu bir hayat yaşadığı izlenimi var gibi. Öyle bir şey yok.

“açık konuşmak gerekirse ben zaman zaman kaybeden olmayı da seviyorum. yeterince kazanıyorum zaten. ama kaybetmenin tadı başka. çok özgün bir tadı var. çok güzel. ara sıra kaybetmek, daha sonra kazanmayı daha da güzel kılıyor.”

“Kaybetmek” ne tanımlamamış. Neye kaybetmek olarak bakıyoruz? Ben oo cebimde 10 tane kız olsun, çok param olsun, yatlarda mankenlerle takılayım modundayım gibi mi görünüyor yazdıklarımdan? Bu mudur sizin “kazanan kırmızı hap” anlayışınız? Öyleyse yanlış geldiniz.
Kırmızı hap’ın herhangi bir “end game”i yok. Bir “kupa”sı yok. “Madalya”sı yok. Kırmızı hap size “birader bu dünya böyle böyle, ona göre” demekten başka bir şey söylemez. “Git para kazan, saç ektir, sixpack yap, işyerinde ve yatakta domine et…” tarzı tavsiyeleri izole düşünürseniz patlarsınız.

Kaybetmekten kasıt işten atılmak mı? Dersini çıkar, sonraki işinde ona göre davran. Terk edilmek mi? Dersini çıkar, sonraki ilişkinde ona göre davran. Yalnız kalmak mı? Dersini çıkar ona göre davran. Kazanmayı daha güzel kılan şey tecrübelerini hiçe sayarak rastgeleliğe kendini teslim etmekse ben almayayım. Ama sen zaten “olur mu yahu tecrübe tabi ki etkili” diyorsan sen de kırmızı haplısın birader hiç birbirimizi yemeyelim.

“Ben niye istediğim gibi bir iş, sevgili, arkadaş, hayat gayesi bulamıyorum” diye soran kişiye rasyonel ve realist bir şekilde “eksiklerin bu” tavsiyelerindeki “para kazan saç ektir sixpack yap…” önerilerini görürsünüz. Bu tavsiyelerin kime verildiğinden bağımsız olarak değerini ve amacını düşünemezsiniz.

Obez birisinin çekici olmaması, sosyal olarak güzel-yakışıklı birisi kadar sözünün sallanmaması, statüsünün otomatikman düşük görülmesi bir hayat gerçeğidir. Sürüyle bilimsel araştırmayla sabit. Bu adam-kız gelip “benim niye hayatım boktan” diye sorduğunda ilk tavsiye kaçınılmaz olarak “kilo ver” olacaktır.

Fakir ve para kazanma potansiyeli olmayan bir erkeğin “ben niye doktor Elif’le birlikte olamıyorum” diye sorduğunda “çünkü Elif paraya bakan orospu” demiyoruz. Diyoruz ki “olm azıcık kafanı çalıştır, kız senle iyi mutlu mesut ama kız hayatta izole değil, ailesi var sosyal çevresi var, koruması gereken bir itibarı var, tutup sen gibi işsiz güçsüz berduşla birlikte olursa kucağına sürüyle yeni problem almış olacak. Sen gerçekten de doktor Elif’in bu problemleri göğüsleyeceği kadar değerli biri misin de ‘niye olamıyorum’ diye soruyorsun? Masaya ne getiriyorsun da Elif’in ailesine arkadaşlarına itibarına karşı cephe almasını istiyorsun – önce git adam gibi değerini ispat et, bir erkek için para kazanma becerisi en birinci yetkinlik işaretidir” diyoruz.

“tamamen kendi egonuzu korumaya yönelik trp tarzı formüle edilmiş yaklaşımlar bence fazlasıyla çocukça. hatta yukarıda da dediğim gibi, zayıflık göstergesi. hatta ve hatta gelişmenizin önünde engel bile teşkil edebilir bunlar.”

Valla realitede böyle değil birader. Çok başarılı olmasına rağmen kırmızı hap perspektifiyle tanışmadan kendi evini düzene sokamayan sürüyle adam tanıyorum. Bu adamlar çok zeki, çok çalışkan, güzel paralar kazanan, dünyayı gezen, kültür, bilgi, hoş sohbetlik ne ararsan cebinde olan adamlar. Rasyonel bakabildikleri için de aileleri yukarıdaki istatistiklerden biri olmaktan kurtuldu. Sen buna “egoyu korumak” gibi ultra saçma – çünkü her şey egoyu korumaya yönelik hayatta – bir yerden vurmaya çalışıyorsun ama fotoğraf belli.

“bazen doğru olmasını istediğiniz şeye inanırsınız, bazen inandığınız şeyin doğru olacağı ortamı kurmaya çalışırsınız. “

Benim doğru olmasını istediğim şeye olan inancımın realiteye hiç bir etkisi yok. Gerçekte olacak olan, yine olacak. Olmayacak olan, yine olmayacak. Etki edebilecek tek şey arzularım ya da korkularım değil, yaptıklarım ya da yapmadıklarım.

Benim mutlu huzurlu versiyonum da bu işte. İşler benim zararıma geliştiği zaman bile berrak bir şekilde “bunu yaptığım, şunu yapmadığım için böyle oldu” diyebilmek en büyük huzur kaynağı benim için.

Kırmızı Hap Eleştirileri

Twitterdan “Ekşideki başlıkta redpill eleştirisi entry ne var” soruma yanıt olarak gelenlerden bir tanesi.

Orjinal entry : https://eksisozluk.com/entry/70462915 

Alıntılar italik karakterlerle.

Entry’nin ilk kısımlarında bir argüman yok, şuraya dek:

“sosyal kondisyonlama diye bir şey yok sayın okur. yaşananların sebebi değil bu, sonucu. toplum bize erkekliğimizi baskılamayı, hollywood bize efendi çocuğun günün sonunda kazanacağını falan öğretmedi. beyinlerimiz yıkanmadı: beyinlerimiz sikildi. çünkü sorun bu red pill denen komplo teorisinin bahsettiği gibi, aydınlanmaya başlamadan hemen öncesinden bugüne kadar “bize yedirilen safsatalar”a inanmak değil. sorun o safsatalara inanma ihtiyacı duymuş olmakla başlıyor. “

Hayır, hayatında herhangi bir (üstte sayılan türden) travma olmayan erkek ve kadın da geçerli söyleme uygun bir şekilde hayat görüşü oluşmuş ve bu yüzden bilmediği denizlerde rotasını bulmaya çalışan çok insan var. Üstte örneği verilen durumlar yok değil, ama nadir. Kırmızı hap perspektifinin hayatını daha iyi bir noktaya taşımaya yardım ettiği insanların büyük bir kısmı oyunu görünen kurallarına göre çok iyi oynamış olmasına rağmen mutluluğu bulamamış, tatmin olamamış hatta ihanet ve haksızlığa uğramış insanlar.

“kendi sınırlarını çizememiş, haklıyken bile boyun eğmek zorunda hissetmiş adama diyorsun ki: “özgüvenin olsun biraz. meriç olma, sınırlarını çiz. yapışkan göt oğlanı olma. düşün ki o bunu okuyor’da ağlama.”

Evet ama eksik.

KH o veya bu sebeple tarif edildiği gibi olan kişiye der ki: “Başına gelenlerin yegane suçlusu sen değilsen bile bunu düzeltme sorumluluğu senin. Özünde anlamı olmayan bu hayata bir anlam kazandırmak, kendine ve çevrene faydalı olmak, kötülüğe ve acıya sebep olmamak senin sorumluluğun. Bunu gerçekleştirip gerçekleştirmemek sana kalmış bir seçim. Bunu gerçekleştirmeye karar verdiğin durumda hayatında yolunda gitmeyen ne varsa belirleyip bunları düzeltmek için harekete geçmek zorundasın.”

Bu noktaya gelmiş -genellikle erkekler- için hayatlarında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun en büyük semptomu tatmin edici ve karşılıklı fayda sağlanan bir ilişkisinin olmamasıdır. Kırmızıhap’ın en başta kadın erkek ilişkilerine odaklanmasının ana sebebi de budur. Diğer bir deyişle kırmızıhap’ı bulanların nerdeyse asla şaşmayan ortak problemi hayatlarında karşı cinsle ilişkileri asla istedikleri gibi olmamış olmasıdır.

Bu da kırmızıhap’ın “karı sikmeye çalışan ergenler yea” olarak görülmesinde payı olan bir özelliktir doğal olarak.

Benim perspektifimde KırmızıHap görüşü realist, stoacı ve rasyonalist görüşlerin politik doğruculuk filtresinden geçmemiş hallerinin harmanlanmasıdır sadece.

Entry’nin devamı ailesinde şiddet olmuş bireyleri örneklendirerek bu küçük grup üzerinden geneli eleştirmeye devam ediyor. Ailesinde patolojik problemler olan kişilerin “kurtarılması” için spora gitmekten, hayatına çeki düzen vermekten çok daha derinlere inmesi gereken müdahaleler gerekiyor. Bunun da yolu bana göre üstte saydığım realist, rasyonalist, bilimsel ve stoacı kaideleri benimsemiş bir profesyonelin (psikolog) yardımıyla olur.

Ama benim netteki tartışmalarda görebildiğim (ve bana gelen yüzlerce email-mesajda da teyit ettiğim) şey tarif edilen patolojik ortamda istismar içinde büyümüş insanların sayısının çok çok az olduğu.

“sen çocukken annesi evden kaçtığı için, daha aklı kemale ermeden en değerli varlığı onu terk ettiği için yalnızlığıyla kendini en merkeze yerleştiren, 20 yıl sonra bile kendinden dahi gizlediği terk edilme korkusuyla insanlara her koşulda yalan söylemeyi amaç edinen kadın için diyorsun ki: “orospunun bana yaptıklarına bak. kadınlara güven olmayacağını ben o gün anladım.””

Hayır öyle demiyorum. KH patolojik ortamlarda büyüdüğü için tabiri caizse “hasarlı” olan insanların bu durumlarına dair dışarıya yansıttığı sinyalleri, diğer deyişle kırmızı bayrakları tanımanıza yarayan araçlar, mental şemalar sunar. Bu şekilde bir insanla yaşanmış kötü olayın sorumluluğunu direk karşıdakine atmak yerine “bunu yaşadım çünkü ilişkiye gireceğim kişileri doğru kriterlere göre seçebilecek donanıma sahip değilim” diyerek kendine de pay biçer.

“evet karşımdaki insan patolojik çıktı – ama ben niye bunu daha önce fark edemedim?” sorusunu sormayı öğretir. Nefret etmek işe yaramaz. KH nefret gibi enerjimizin ziyan edileceği şeyler yerine pratik adaptasyon stratejilerine odaklanmayı öğütler.
“Evet karın seni 5 kişiyle grup yaparak aldattı. Sen bu konuda ne yapacaksın” diye sorar. Nefret anlayamadığın tanıyamadığın şeye karşı hissettiğin bilinmezlik ve korku neticesinde olur. Anlayabildiğin bir şeyden nefret etmen imkansıza yakındır.

Bugün iliklerine kadar nefret ettiğin herhangi bir şeyi temsil eden ve benzer IQ’ya sahip birisiyle oturup konuşabilsen o şeyi karşı tarafın perspektifinden dinleyip daha iyi anlayabilirsen nefret azalır, mekanizmayı anlamak korkuyu yok eder. Onaylamaya başlarsın demiyoruz tabi – ama nefret bu noktadan sonra çözülerek yerini idrak etmeye bırakır.

“düşüncen ne kadar saçma olursa olsun, seninle aynı fikirde bir phd’li bulursun.” diye.
yani david m. buss kadının ve erkeğin cinsiyet rollerine yönelik evrimsel içgüdüleri hakkında ne demiş sikime kadar. david can buss deeeeez nuts. psikoloji herkesin hakkında atıp tutabildiği bir disiplin. hatta psikologların bile!”

He tamam. Hem tesadüfi bilgin ve saman adamı argümanlarınla anlamadığın bilmediğin bir şeyi eleştir, hem de kırmızıhap’la alakasını dahi bilmediğin dünya çapında bir profesörü eleştir. Ok.

“merak etmiyor musun? “ne yanlış gitti? neden bilgisayar oyunlarıyla, mastürbasyonla kaçmak istedik? neden ta en baştan ‘efendi erkek’, ‘sünepe’, ‘meriç’ olduk? ‘kaşar’lar neden kaşar oldu? ‘orbiter’lar neden orbiter oldu? ‘player’lar neden player oldu?” bunları sormuyorsun.”

Soruyoruz tabi. Ama çoğu zaman senaryo aynı. Ayrıca geleceğe dönük etkisi de çok değil. Esas soru “bundan sonra ne yapacaksın” sorusu.

“hemen kolaya kaçıp işi evrime bağlıyorsun, çünkü one size fits all bir çözüm sunuyor sana. her şeyi tek bir değişkene indirmene izin veriyor. ya arzudeğersin, ya da değil. “

Yine saman adamı argümanları. Şu cümle bile ne kadar bilmediğinin bir başka ispatı : “ya arzudeğersin, ya da değil.” Öyle bir şey yok. Mevcut durumu anlayıp sonraki adımları planlamak ve hayata geçirmek var. Arzu duyulacak birisi değilsen “şu anda” değilsin. Şu andaki haline dönüşmüş olmanda kah şartların, kah verdiğin kararların etkisi var. Bunlardan ileriki planlara etkisi olacak olanları iyice anlamak, stratejini ona göre belirlemek var. “ya arzudeğersin ya da değil” tam bir kurban mentalitesi işareti.

Öldüğün ana kadar durumunu iyileştirebilir ya da kötüleştirebilirsin. Sabit kalman imkansız. Tıpkı aynı dereden 2 kere su içemediğin, aynı havayı iki kez ciğerlerine çekemediğin gibi aynı cümleyi aynı insanın söylemesi imkansız. Her an, her cümle, gördüğün duyduğun her şey o veya bu şekilde seni sürekli değiştiriyor. Mesele bu değişimi daha iyiye doğru nasıl yönlendireceğin.

“tarikatlar çok yapar buradaki “ya bizdensin ya da meriç” geyiklerini.”

Öyle bir şey yok. Kırmızıhap bir taraftar toplama, mürit toplama hareketi değil. Liderleri yok. Merkezi bir kurallar listesi yok. Bir din değil. Paket program değil. Aklına yatanı alır, işine yarayanı alır, işine gelmeyeni almazsın. “Meriç” nedir ne değildir zaten yeterince konuşuldu. Ama bugün meriç diye tabir ettiğimiz, prim yapmak amacıyla erdem sinyalleyen arkadaşlar yarın hepimize gerçek erdem dersi verebilecek kişilere dönüşebilirler. Bunu illa kırmızıhap perspektifinden yapmasına da gerek yok. Ama benim “erdemli yaşam” olarak kabul edip takdir edeceğim yaşam kaçınılmaz olarak rasyonel, gerçekçi ve stoacı felsefeye paralel bir hayat olacaktır. Adına ne dersen de.

“bu sebeple insanlar “red pill/the secret/(herhangi bir self-help tarikatı) sayesinde bunları başardım, hayatım değişti” diyor. yapmayın. bırakın göz yaşlarınız dökülsün, bırakın yaralarınız kanasın. yerini bir şeylerle doldurmayın. o yüzden bugün buradayız zaten hepimiz.”

Hangi sebeple? Ortada tarikat yok, clique yok, grup yok, toplantı yok, özel mesajlaşma bile sınırlı. Tavsiye alıp verme tarikat oluşturmaya yeterli mi?

Kırmızıhap perspektifi işe yarıyor çünkü hayat gerçekleriyle paralel. Gerçekleri kabul ettikten ve ona göre pozisyon aldıktan sonra istediğini elde edememek çok zor.

Sonraki paragraf daha önce sorduğu soruların (neden böyle oldu) uzatılmış hali. Cevabı:
1-ne bileyim ben,
2-farketmez.

“öyleyse nerede sosyal kondisyonlama? “

Sosyal şartlanmayı bu kadar basite indirgeyebiliyor olması hakkaten şahane. Birey kadar farklı sosyal şartlanma var. Herkesin doğduğu ve büyüdüğü şartlar ayrı olduğu gibi ikizlerin bile genetik varyasyonları eğilimlerini değiştirmeye yetecek miktarda oluyor.

Öte yandan, bir çok insanın aynı sorunlardan muzdarip olmasını da açıklayan şeylerden birisi de geçerli sosyal söylem evet. Bunun sürücüleri çoğu zaman ekonomik çıkarlar. Bunun bileşenleri arasında medya da var basın da var, okullar da var, siyasi aktörler de var.

“neden aynı ortamlar, aynı medya, aynı sosyoekonomik sınıf, hatta aynı aile hepimize aynı şekilde etki etmedi? neden skeptico tüm gün starcraft oynarken ben msn’den kız düşürüyordum? esas soru bu, bunları sor red pill. “

Çünkü ben çoktan “düşürmüş”, “uzun süreli ilişki” durumundaydım ve oyun oynama lüksüm var sanıyordum. Hiç bir zaman sevgili, arkadaş, iş vs edinme problemim olmadı ki? Problem kağıt üzerinde her şeyi (tahsil, iş, aile, sosyal çevre, iş harici aktiviteler vs) başarıyla gerçekleştirmeme rağmen mutsuz olmamdı.

Ben oyunu çok çok iyi oynadım. Ama oyun iyi oynarsan kazanabileceğin satranç gibi, go gibi bir oyun değil, kumarhanedeki hileli slot makinesiymiş.

“Sorry Mario – the princess is in another castle”.

Prenses mrenses yokmuş.

Benim kırmızı hapım da o oldu işte. Çok iyi oynadığım oyunun benim asla mutluluğu yakalayamayacak şekilde kurulu olduğunu ve 30 küsür yıllık çabamın, yaşadığım acıların ve fedakarlıkların çoktan yaratmış olması gereken neticeyi oyuna devam ederek asla elde edemeyeceğimi kabul etmek zorunda kalmam.

Bir çok insanın problemi ne sanıyosun ki? Bir çok insan hayatta istediğini elde edemeyişlerini oyunu yeterince iyi oynayamamalarına bağlayarak yaptıkları şeyin aynısını daha fazla yapmaya çalışıyor. Slot makinesine daha da fazla jeton atıyor yani. Sonra kazanamadan ve daha da kötüsü kendine kazanamadığını itiraf bile etmeden ölüyor.

“ilk katmandaki red pill, evrimsel psikoloji, pua, transactional analysis geyiklerini öğrenip istikrar sağlayabilmek zaten yıllarca tecrübe, fedakarlık ve azim alıyor. tam her şeyi anladım dediğinde paradigmanın ne kadar dar olduğunu anlıyorsun ve ikinci katmana gelip diğer insanların hikayelerini dinlemeye, patternları görmeye başladığında işler karışıyor. “

Heh.. “ilk katman“.. tamam.
“ikinci katmana gelip…işler karışıyor.” 

“Ben bunları aştım yea.. siz daha ilk bölümdesiniz…” – sinyallerin güzelmiş birader güle güle kullan.

İşler karışmıyor. Çünkü öyle katmanlar falan yok. Berraklık ve netlik var. Yeterince bilgiye sahip olduğun anda realist ve rasyonel bakış açısının anlayamayacağı hiç bir şey yok. Amk rasyonel bakış açısı uzaya robot yollayıp yüzbinlerce galaksinin fotoğrafını çekip dünyaya yollayabilmiş, bunu mu anlayamayacak? Olay sadece yeterince bilgiye sahip olmakta.

Kırmızıhap perspektifi benim için bu işte. Anlayamadığım bir şey olduğunda “allahın hikmeti, şans, kader” moduna girmektense “bu konuda doğru karar verebilecek kadar yeterli bilgiye sahip değilim” dedirten şey. Neden “bilimsel şüphecilik” değil de kırmızıhap perspektifi diyorum? Çünkü bilimsel şüphecilikten hayatını kazanan insanların dahi mesele mutlulukla ilgili konular olduğu zaman bu melekelerini yere bıraktıklarını gördüm. Bilimsel şüphecilik ve rasyonel bakış açısını toplumun uygun gördüğünden başka alanlara yöneltmek için kırmızıhap gerekiyor.

“en “anladım” dediğinde, yıllarca kandırıldığını fark edip tüm düşünce biçimini ve hayat stilini değiştirdiğinde bile kelimenin tam anlamıyla romantikmişsin, hollywood’muşsun. yine iyiler, kötüler çizmişsin. ha efendi erkek-piç erkek, ha meriç-alfa. yine sonunda kazanacağını, kaybedeceğini düşündüğün tipler oluşturmuşsun. yine yanılmışsın”

Ne diyor kimi tarif ediyor anlamadım. Çok sık gördüğüm bir şeyin izlerini görüyorum – tribalizm. “biz ve onlar” mentalitesi. Valla başkası için konuşamam ama bende “biz ve onlar” diye bir mentalite yok. Mürit biriktirmek gibi, bir hareket başlatmak gibi bir niyetim yok. Tamamen bencil sebeplerle mutluluk peşinde koşan birisiyim. Benim kötü kararlar sonucu yaşadığım tecrübeler, başkalarının kötü kararları sonucu yaşadığı tecrübelerle birleşti ve kollektif bir şeye dönüştü. Benim bu kollektiften aklıma yatan ve işime yarayan kısımları paylaşıyor olmam bir ordu kurma amacında olduğum için değil. Mutsuz olup eski sevgilisinin evini basıp sağa sola ateş edebilecek kadar cinnet geçirme potansiyeli olan tek bir kişinin bile bu yola girmesini engellesem, intihara meyilli bir adamın vaz geçmesini sağlasam, senin tarif ettiğin dayakçı babaya dönüşüp hıncını çocuklarından karısından almasına engel olsam kardır diye düşündüğümden. Bunu başarıp başaramadığımı da asla bilemeyeceğim tabi ki. Ama bu benim için kanserin çaresini bilip saklamak gibi bir şey.

“dünya böyleymiş: herkes yıkılıyormuş, herkes yıkıyormuş. seni beğeneni sen sen beğenmezmişsin, senin beğendiğin ise seni beğenmezmiş. daha da beteri: bütün bu kaçanı kovala geyiğinin sebebi alfa-beta falan değilmiş, çoğumuz özümüzde acıya ve öfkeye alışıkmışız ta el kadarkenden beri, ve alışık olduğumuz patternları tekrar yaratmak için aynı konumu kovalıyormuşuz. “

Kırmızıhap’ı “karı kız tavlama” için bir araç olarak gören sığ görüşün yansıması.

“yetmedi mi? güzel, çünkü bir tane daha katman var, bu da üçüncü ve son kısmı. tüm bunların felsefi, ahlaki boyutu. şimdi eğer herkesin travmaları varsa, herkesin hayatı daha çocukluktan itibaren soluksuz sikilmişse, hepimiz bu yaşadıklarımıza tepki olarak kimi zaman toplum tarafından takdir görecek, kimi zaman dışlanacak kaçışlar ve başa çıkma mekanizmaları oluşturduysak, kişilik nerede başlıyor?”

Cevap:
1-ne bileyim ben
2-farketmez.

Fark yaratacak şey sonraki adımların. Kimin umrunda amk kişilik nerde başlıyor nerde bitiyor? Bunu bilmen neye yarayacak? Laf salatasından başka ne yaptın şu ana kadar? Elle tutulur ne perspektif kattın tartışmaya?

“ailesinin sırf kendi yaşanamamışlıklarını onun üzerinden başarabilmek adına baskılayıp over 9000 tane kursa yolladığı, kendi yetersizliklerini kızından çıkardığı için kendine nefretinden, kendisini yetersiz bulduğundan başarıdan başarıya koşan, ivy league’de doktora yapan robert college kız mesela: alkol ve uyuşturucu bağımlısı kadıköy erkeğinden ya da steam’inde over 9000 oyun olan tipten ne kadar farklı kendinden kaçma konusunda? tamam – peki kim iyi, kim kötü?”

Yine ‘ne bileyim ben’ ve yine ‘farketmez’.
Bundan sonra ne yapacağı önemli.

Doktora yapan kız kendini kokaine verip, 3 senede mutluluğu yakalayabilmesini sağlayacak elinde kalan şeyleri harcayabilir, aynı 3 senede dotacı eleman kendini yeniden yaratabilir. Tersi de olabilir. Pratikte bugüne kadar kim olduğunun önemi, ileriye dönük stratejine etkisi kadar. Geçmişin adaptasyonunu ve optimizasyonunu etkilediği kadar önemli. Neyi tamir edeceğini belirleyene kadar önemli. Geçmiş değiştirilemez. Gelecek değiştirilebilir. O yüzden farketmez. Fark edemez.

“p. p. s. neyse, perde arkasında nelerin döndüğünü daha iyi anlama ve nispeten iyileşebilme adına faydasını gördüğüm bir okuma listesi: https://www.neilstrauss.com/…etruth_readinglist.pdf”

Bak problem burada. Kırmızıhap’ı pick up artist saçmalıklarından ibaret sanıyor. Keşke bu linki en başta verseydi de 25000 karakterlik saman adamı argümanıyla uğraşmasaydım.

Alakalı olarak ekşideki redpill başlığındaki diğer entrylerim için bakınız.

Kırmızı Hap ve İslami perspektif

Zaman zaman İslami perspektiften kadına (ve genel olarak ilişkilere, cinsiyet rollerine) bakış ve Kırmızı Hap perspektifinin karşılaştırıldığını görüyorum.

Geçen hafta Ekşi’de gördüğüm şu entry bir örnek (başlıkta İslam diye aratınca sürüyle başka atıf çıkıyor)

yukarıdaki röportajla büyük bir kesim kadının aşağılık davranışlara sahip olduğu, kadınların kendi ağzından onaylandığına göre konu kapanmıştır.

şahsıma gelince, ben bu felsefeyi ağıma bikaç delik düşürüp işimi görmek için referans almıyorum. herhangi bir şekilde uygulayayım alfa olayım epsilon olayım derdinde de değilim. kadınların ne kadar güvenilmez olduğunu anlatmakta yetersiz kaldığımda imdada yetişiyor bu felsefe. burda anlatılanların hepsi aslında herkesin bir dönem yaşayıp, bilip de adını koyamadığı şeylerin bir araya gelmiş hali. bunun farkında 28’de değil de 21 yaşımda olsaydım, şu an hayatım çok farklı olurdu. ben de kadınlar yüzünden sayısız tatsız olay yaşadım, sayısız kepazelik gördüm, türlü manipülasyonlara hedef oldum, anlatsam burdaki rezalet başlıkları gibi olay olur. ben de kendimi akıllı sanardım üstelik, ona rağmen 🙂

bir arkadaş yukarıda yazmıştı, sırf bu felsefe onun islam’a dönmesine vesile olmuş, bu çok hoşuma gitmişti mesela. kadınların fıtratını en iyi bilen, onu yaratan olduğu için, islam’da erkekler kadınlar hakkında çok defa uyarılmıştır. hatta bir hadiste de söylendiği gibi, şeytanın en güçlü iki silahı, kadın ve öfkedir. islam’da da ilk fitne bir kadın yüzünden (aişe) çıkmıştır. peygamberler dahi eşlerinden çekmiştir, hz. nuh ve hz. lut’un eşleri cehennemliktir mesela. imam ali (as)’da nehcül belağa’da kadınlar hakkında şöyle söylemiştir;

“hayvanların işleri-güçleri karınlarını doyurmaya uğraşmaktır; yırtıcı canavarların işleri-güçleri, kendilerinden başkalarına düşmanlıkta bulunmaktır; kadınların kaygıları, dertleri, dünyâ ziynetiyle bezenmek, dünyâda bozgunculuk etmektir. inananlarsa kendilerini aşağı, yok-yoksul görenlerdir; inananlarsa öğüt verenlerdir; inananlarsa korkanlardır.”

şimdi bunları din söyleyince gericilik oluyordu, ama tüm dünyada erkekler aynı şeyleri gözlemleyince artık inkar edilemez hakikatler ortaya çıkmış oluyor. halbuki hakikat gözümüzün önündeyken, başta hiçe sayıp, sonunda onu tersten dolaşıp buluyoruz.

bütün bu olaylar, bir tarafın orospuluğu, öbür tarafın da güç ve hakimiyet savaşı sonucunda olan, kadın erkek farketmeden, bu saçmalığın ortasında kalan, dürüst, temiz, ahlaklı, saf ve de öyle kalmaya çalışan insanlara oluyor.

Bu entry o kadar yanlış, o kadar yanlış ki… Bu konuyla ilgili twit atmış, ama detayına girememiştim.

bir kesim kadının aşağılık davranışlara sahip olduğu, kadınların kendi ağzından onaylandığına göre konu kapanmıştır.

Ee? Bir kesim erkek de çocuk istismarı yapıyor, cinayet işliyor. Biz de mi susalım?

kadınların ne kadar güvenilmez olduğunu anlatmakta yetersiz kaldığımda imdada yetişiyor bu felsefe.

Kadın “güvenilmez” değil. Bazı insanlar diğerlerine kıyasla daha güvenilir ve bu erkek ve kadın için geçerli. Kadının erkek gibi, erkeğin de kadın gibi davranacağına güvenemeyiz. Bir kadının erkek gibi sebat etmesi nasıl nadirse, bir erkeğin de kadın gibi şefkatle ve fedakarlıkla çocuklarına bakması nadir. Türümüz her iki cinsiyet aynı özelliklere sahip olduğu için milyonlarca senedir her türlü doğa şartına adapte olarak varlığını korumamış – cinsiyetler birbirini tamamladığı için varlığını koruyabilmişler. Bir cinsi diğer cinsin doğal olarak güçlü olduğu özelliklere tabi tutarak yargılamak gerizekalılık. Bir çok açıdan insan türünün kadını ve erkeği arasındaki karakteristiklerin büyük ölçüde örtüştüğü kaçınılmaz. Ama uçlara gittiğimiz zaman baskın özelliklerin ne olduğunu görebiliyoruz.

sırf bu felsefe onun islam’a dönmesine vesile olmuş, bu çok hoşuma gitmişti mesela. kadınların fıtratını en iyi bilen, onu yaratan olduğu için, islam’da erkekler kadınlar hakkında çok defa uyarılmıştır.

En rahatsız edici beyan bu.

Öncelikle şunu aradan çıkaralım. Allah yok. Din yalan.

İslam – domuz eti yemeyi ve alkol içmeyi net yasaklarken pedofili ile ilgili en iyi ihtimalle muğlak ifadelerle bir çok acıya sebep olan, en kötü ihtimalle çocuk istismarını kurumsallaştıran (Talak 4) ve evreni ve içindekileri yaratmış bir varlıktan çok, 7.yy’da Arabistan’da yaşamış bir kabile şefinin endişelerine göre yazılmış bir kurallar ve masallar kitabıdır. İslam’dan çok daha önce yazılmış bir çok daha erdemli, daha akılcı ve daha ahlaklı felsefi eserler olduğu gibi, çok sonraları yazılmış benzeri eserler bulunmakta. Bırak evreni yaratmayı, tek bir ağaç yaratabilecek kudrete sahip bir varlığın yazdığı herhangi bir şeyin insanların yazdıklarından 100 kat daha tutarlı, etkileyici, doğru ve erdemli olmasını bekleriz.

Bu evreni inşa eden bilinçli ve kudretli bir mimar varsa bile, o varlık İbrahimi dinlerde anlatılan Yahveh ya da Allah değil.

Ancak buradaki en rahatsız edici şey olayı İslam’a “aha bak yazıyo işte kuranda” diye olayı atfetmesi değil.

Buradaki en rahatsız edici nokta kadınların algılanan “güvenilmez”liğini kaçınılmaz bir kader ve “yaratıcı takdiri” olarak görerek erkekleri “olm bu kadınlar kanser gibi bişey – bunla yaşamayı öğrenin” şeklinde olaya yaklaşması.

Kırmızı Hap perspektifi kesinlikle böyle bir saçmalığı meşrulaştırmak için kullanılamaz.

Kırmızı Hap perspektifinin en temel kaidelerinden biris “başına gelenlerin en birinci sorumlusu sensin” düşüncesidir. Kişinin bugüne kadar yaptığı seçimler, bir noktaya kadar elinde olmayan çevresel faktörlerin (genetik faktörler, kökene dair faktörler, sosyo-ekonomik, politik, coğrafi, tarihi faktörler) kişinin şu andaki halinin sebebi olduğunu ifade eder.

Burada çok mühim gördüğüm nokta şu – eğer siz – özellikle kötü bir zaman geçiren birine – “senin suçun yok, bunlar başına geldi” diye yaklaşırsanız, onun geldiği noktadaki sorumluluğunu yok sayarsanız, o kişinin bu zor zamanları atlatacak manevraları yapma gücünü de elinden almış oluyorsunuz. Sorumluluğu almak, herhangi bir etki etme gücünü de elinden almak oluyor.

Din tam olarak bunu yapıyor işte. “Tüm cevaplar bende – bana gel” diyor. Karın çektiriyor mu “olm dedik ya sana şeytanın silahı kadındır…”

Böyle gerizekalı bir bakış açısı olamaz. 2018 yılında elinin altında tüm insanlığın bilgisi olan bir insanın bu kadar ilkel olma lüksü yok.

Bu düşünce şeması, insanların saçmalık toleransını artıran şeylerden birisi. Astroloji, tarot, fal, reiki, kuantumculuk, çakracılık, “doğal ürünler”cilik, “organikcilik”, bu tür eleştirel düşünce yoksunu şeyler toplu olarak insanların saçmalığa, yalanlara toleransını yükseltiyor. Bu yalanlar insanlara doğru gibi göründükçe, kimse tarafından sorgulanmadıkça akepe modeli demagoji siyaseti yapan partilerin seçilmesi, kimlik siyasetinin iş yapması kaçınılmaz. Yaptığımız her seçim bir çok başka seçimimizi de etkiliyor. Size “yok artık” dedirtecek belki ama “kimyasal olmadan hazırlanmış doğal sabun” aldığınız her seferinde beyninizin yapması gereken işi – size sağlıklı şüpheciliğiyle yol göstermesini – engellemiş oluyor, bir sonraki seçimde oy verirken de beyninizi nadiren hakkıyla kullandığınız için sizi en çok kandırana oy veriyorsunuz. Bu olayları birbirinden baiımsız, izole olaylar gibi görmek modern insanın en büyük hatası.

İzlediğiniz tv kanalından okuduğunuz gazeteye, size bu saçmalıkları satan insanlarla yaptığınız arkadaşlıktan vaktinizi harcadığınız köfte polisiye romana kadar hepsi genel olarak potansiyelinizin altını oyan şeyler.

O yüzden üstteki gibi “kuranda yazıyo yea” modeli yorumlar çoğu insanın radarında “burada bir problem mi var?” olarak bile görünmüyor.

bütün bu olaylar, bir tarafın orospuluğu, öbür tarafın da güç ve hakimiyet savaşı sonucunda olan, kadın erkek farketmeden, bu saçmalığın ortasında kalan, dürüst, temiz, ahlaklı, saf ve de öyle kalmaya çalışan insanlara oluyor.

Erdem reklamımı da yaparım demiş eleman. “dürüst temiz ahlaklı saf ve öyle kalmaya çalışan insan”. Siktir ordan. Kafatasının içindekini çalıştırmak yerine “kuranda yazıyo yea” diyen, 2000 küsür yıllık masallara yaslanan tam olarak sensin.

Başına gelenlerden dolayı “ben nerede ne hata yaptım” diye sormayan, koskoca bir türün 3.5 milyar üyesini komple suçlayan sensin.

Kırmızı Hap perspektifi insan türünü başarıyla doğaya adapte etmiş yetenekleri olduğu gibi görmek, bunların işleyişini anlamak ve hızla değişen modern dünyada bunlara kendini yeniden adapte etmektir. Kırmızı hap “kader böyleymiş” demek değildir. Kırmızı hap ipleri eline almak, gerekeni net anlayıp harekete geçmektir.

X veya Y konuda “böyle evrimleşmiş” “böyle yaratılmış” diyerek “yapacak bişey yok” pozisyonunu almak zavallı bir harekettir.

Her zaman yapacak bir şeyler var. Her zaman daha iyi olmak mümkün. Çünkü daha ölmedik.