Kırmızı Hap Eleştirisi 2

Yine Twitter’da “ekşideki redpill başlığında elle tutulur eleştiri var mı” soruma gelen yanıt entrylerden birisini ele alıyorum.

Orijinal entry 

daha önce sık sık görüp merak etmediğim, ama geçenlerde uçakta yine rastlayınca biraz okuduğum konudur bu. sonrasında “bu olamaz” diye düşünerek dış kaynaklı bir kaç siteye de göz attım… buymuş.

Türkçesi – hakkında bilgim tesadüfi ve sığ ama fikir beyan etmekte beis görmüyorum.

trp konusuna sıkı sıkıya bağlanmış insanlar, bunun karşısında pozisyon alan insanları zayıflıkla suçluyor.

Pek değil.

Birisi kalkıp 2000 saat Dota 2 oynamayı savunduğunda, insanların doğasına dair gerçekle örtüşmeyen iddialarda bulunduğunda, rasyonel ve realist bakış açısıyla varılan pozisyonu da nefret suçu işlemekle suçladığında kaçınılmaz olarak tepki görüyor.

Mutluluğa, verimli ve erdemli bir yaşama ulaşmanın yolunun asla ve asla realist ve rasyonel bakan kırmızı hap olamayacağını iddia ettiğinde tepki görüyor.

Bu “Kırmızıhapı almayan herkes zayıftır” demek değil.

Hedef alınan grup, tartışmasız olarak patolojik fikirlerini kırmızı hap kisvesi altında gizleyenler olsa “evet haklılık payı var” derim. Ama getirilen eleştirilerin 99.99%u saman adamı argümanları.

“oysa trp gibi tuhaf bir akımın ortaya çıkmasının temellerinde erkeğin kadın karşısında kendisini dezavantajlı görmesi var. bir takım inanışlar ve kurallar bütünü ile bu zayıflığı kırabileceklerini düşünüyorlar.”

Erkek dezavantajlı zaten. Ama sadece bazı açılardan. Bazı açılardan da avantajlı. Erkeğin dezavantajı karşılıklı fayda sağlamasını beklediği birlikteliklerini kurmak istediği yaşlarda bunu yapabilecek tecrübeye, donanıma ve beceriye sahip olmaması. Avantajı ise bu konuda çalışarak kendini inşa edebilmesi. Kadının avantajı birliktelik kurmak için 10 yıllık bir penceresinin oluşu ve bu 10 yıl boyunca büyük fedakarlık yapmak zorunda olmadan, doğru türden bir erkekle birliktelik kurarak erkeğin aynı yaşlarda istediği şeye ulaşabilmesi. Dezavantajı ise bu 10 yıllık pencere kapandıktan sonra bunun ciddi bir şekilde zorlaşması. Kırmızı hap insanların avantajlı olduğu alanları maksimize etmelerine, dezavantajlı oldukları alanları da optimize etmelerine yarıyor.

“aynı dezavantajı hissetmeyeler, zaten bu tip “öğretilere” ihtiyaç duymuyor.”

Ee? Hasta olmayan doktora, karnı acıkmayan lokantaya, ayakları çalışan tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duymuyor?

Ama illa “dibe vurmak” da gerekmiyor buna ihtiyaç duymak için.

Peki ya oyunu çok iyi oynamasına rağmen mutsuz olan çoğunluk?

Evliliklere bakarak inceleyelim. Amerika’da evliliklerin 50%si boşanmayla bitiyor. İngiltere keza o civarlarda. Türkiye’de 25%.

Bunlar boşanma noktasına gelip boşanabilmiş çiftler. Buna bir de aslında pratikte boşanmış olup o veya bu sebeple hala evli kalanları eklersek insanların büyük çoğunluğunun ilişkiler konusunda beceriksiz ve mutsuz oldukları görülebilir.

Bu insanların işi, evi, arabası, sosyal çevresi, iyi kötü hobisi, çocukları var, kanunlara uyuyorlar, oyunu kuralına göre oynuyorlar. Dejenere, sapkın değiller. Kurallara uymalarına rağmen mutsuzlar ama.

Burada bir problem yok mu? Sence “ihtiyaç duymayan” “ihtiyacı olduğunun farkında olmayan” olamaz mı?

Kendimden örnek vereyim, ben net bir şekilde bu türden bir öğretiye ihtiyaç duymasını beklemediğin insanlar sınıfındayım. Tevazunun müsade ettiğine terbiyem müsade etmediği için “şöyle yaptım böyle kraldım” diye detaylandırmıyorum. Ama temin ederim ki “aha bu yüzden senin buna ihtiyacın var” diyeceğin birisi değilim. Bana emaille ulaşıp tavsiye isteyen insanların da çoğu kağıt üzerinde bu türden şeylere ihtiyaç duyacak türden insanlara benzemiyorlar. Ne sevgili/eş, ne iş, ne statü edinmede problemleri olmayan – ama yine de mutsuz olan insanlar çok fazla.

“tpp nedir? yeri gelince maviyi, yeri gelince kırmızıyı kullanabilmek, ama bunu düşünmeden, doğal bir şekilde yapabilmek demektir.”

Buradan kırmızı hap’ı anlayan kişinin sabah akşam planlar stratejiler taktikler yaparak manipülasyonla dolu bir hayat yaşadığı izlenimi var gibi. Öyle bir şey yok.

“açık konuşmak gerekirse ben zaman zaman kaybeden olmayı da seviyorum. yeterince kazanıyorum zaten. ama kaybetmenin tadı başka. çok özgün bir tadı var. çok güzel. ara sıra kaybetmek, daha sonra kazanmayı daha da güzel kılıyor.”

“Kaybetmek” ne tanımlamamış. Neye kaybetmek olarak bakıyoruz? Ben oo cebimde 10 tane kız olsun, çok param olsun, yatlarda mankenlerle takılayım modundayım gibi mi görünüyor yazdıklarımdan? Bu mudur sizin “kazanan kırmızı hap” anlayışınız? Öyleyse yanlış geldiniz.
Kırmızı hap’ın herhangi bir “end game”i yok. Bir “kupa”sı yok. “Madalya”sı yok. Kırmızı hap size “birader bu dünya böyle böyle, ona göre” demekten başka bir şey söylemez. “Git para kazan, saç ektir, sixpack yap, işyerinde ve yatakta domine et…” tarzı tavsiyeleri izole düşünürseniz patlarsınız.

Kaybetmekten kasıt işten atılmak mı? Dersini çıkar, sonraki işinde ona göre davran. Terk edilmek mi? Dersini çıkar, sonraki ilişkinde ona göre davran. Yalnız kalmak mı? Dersini çıkar ona göre davran. Kazanmayı daha güzel kılan şey tecrübelerini hiçe sayarak rastgeleliğe kendini teslim etmekse ben almayayım. Ama sen zaten “olur mu yahu tecrübe tabi ki etkili” diyorsan sen de kırmızı haplısın birader hiç birbirimizi yemeyelim.

“Ben niye istediğim gibi bir iş, sevgili, arkadaş, hayat gayesi bulamıyorum” diye soran kişiye rasyonel ve realist bir şekilde “eksiklerin bu” tavsiyelerindeki “para kazan saç ektir sixpack yap…” önerilerini görürsünüz. Bu tavsiyelerin kime verildiğinden bağımsız olarak değerini ve amacını düşünemezsiniz.

Obez birisinin çekici olmaması, sosyal olarak güzel-yakışıklı birisi kadar sözünün sallanmaması, statüsünün otomatikman düşük görülmesi bir hayat gerçeğidir. Sürüyle bilimsel araştırmayla sabit. Bu adam-kız gelip “benim niye hayatım boktan” diye sorduğunda ilk tavsiye kaçınılmaz olarak “kilo ver” olacaktır.

Fakir ve para kazanma potansiyeli olmayan bir erkeğin “ben niye doktor Elif’le birlikte olamıyorum” diye sorduğunda “çünkü Elif paraya bakan orospu” demiyoruz. Diyoruz ki “olm azıcık kafanı çalıştır, kız senle iyi mutlu mesut ama kız hayatta izole değil, ailesi var sosyal çevresi var, koruması gereken bir itibarı var, tutup sen gibi işsiz güçsüz berduşla birlikte olursa kucağına sürüyle yeni problem almış olacak. Sen gerçekten de doktor Elif’in bu problemleri göğüsleyeceği kadar değerli biri misin de ‘niye olamıyorum’ diye soruyorsun? Masaya ne getiriyorsun da Elif’in ailesine arkadaşlarına itibarına karşı cephe almasını istiyorsun – önce git adam gibi değerini ispat et, bir erkek için para kazanma becerisi en birinci yetkinlik işaretidir” diyoruz.

“tamamen kendi egonuzu korumaya yönelik trp tarzı formüle edilmiş yaklaşımlar bence fazlasıyla çocukça. hatta yukarıda da dediğim gibi, zayıflık göstergesi. hatta ve hatta gelişmenizin önünde engel bile teşkil edebilir bunlar.”

Valla realitede böyle değil birader. Çok başarılı olmasına rağmen kırmızı hap perspektifiyle tanışmadan kendi evini düzene sokamayan sürüyle adam tanıyorum. Bu adamlar çok zeki, çok çalışkan, güzel paralar kazanan, dünyayı gezen, kültür, bilgi, hoş sohbetlik ne ararsan cebinde olan adamlar. Rasyonel bakabildikleri için de aileleri yukarıdaki istatistiklerden biri olmaktan kurtuldu. Sen buna “egoyu korumak” gibi ultra saçma – çünkü her şey egoyu korumaya yönelik hayatta – bir yerden vurmaya çalışıyorsun ama fotoğraf belli.

“bazen doğru olmasını istediğiniz şeye inanırsınız, bazen inandığınız şeyin doğru olacağı ortamı kurmaya çalışırsınız. “

Benim doğru olmasını istediğim şeye olan inancımın realiteye hiç bir etkisi yok. Gerçekte olacak olan, yine olacak. Olmayacak olan, yine olmayacak. Etki edebilecek tek şey arzularım ya da korkularım değil, yaptıklarım ya da yapmadıklarım.

Benim mutlu huzurlu versiyonum da bu işte. İşler benim zararıma geliştiği zaman bile berrak bir şekilde “bunu yaptığım, şunu yapmadığım için böyle oldu” diyebilmek en büyük huzur kaynağı benim için.

Advertisements

Kırmızı Hap Eleştirileri

Twitterdan “Ekşideki başlıkta redpill eleştirisi entry ne var” soruma yanıt olarak gelenlerden bir tanesi.

Orjinal entry : https://eksisozluk.com/entry/70462915 

Alıntılar italik karakterlerle.

Entry’nin ilk kısımlarında bir argüman yok, şuraya dek:

“sosyal kondisyonlama diye bir şey yok sayın okur. yaşananların sebebi değil bu, sonucu. toplum bize erkekliğimizi baskılamayı, hollywood bize efendi çocuğun günün sonunda kazanacağını falan öğretmedi. beyinlerimiz yıkanmadı: beyinlerimiz sikildi. çünkü sorun bu red pill denen komplo teorisinin bahsettiği gibi, aydınlanmaya başlamadan hemen öncesinden bugüne kadar “bize yedirilen safsatalar”a inanmak değil. sorun o safsatalara inanma ihtiyacı duymuş olmakla başlıyor. “

Hayır, hayatında herhangi bir (üstte sayılan türden) travma olmayan erkek ve kadın da geçerli söyleme uygun bir şekilde hayat görüşü oluşmuş ve bu yüzden bilmediği denizlerde rotasını bulmaya çalışan çok insan var. Üstte örneği verilen durumlar yok değil, ama nadir. Kırmızı hap perspektifinin hayatını daha iyi bir noktaya taşımaya yardım ettiği insanların büyük bir kısmı oyunu görünen kurallarına göre çok iyi oynamış olmasına rağmen mutluluğu bulamamış, tatmin olamamış hatta ihanet ve haksızlığa uğramış insanlar.

“kendi sınırlarını çizememiş, haklıyken bile boyun eğmek zorunda hissetmiş adama diyorsun ki: “özgüvenin olsun biraz. meriç olma, sınırlarını çiz. yapışkan göt oğlanı olma. düşün ki o bunu okuyor’da ağlama.”

Evet ama eksik.

KH o veya bu sebeple tarif edildiği gibi olan kişiye der ki: “Başına gelenlerin yegane suçlusu sen değilsen bile bunu düzeltme sorumluluğu senin. Özünde anlamı olmayan bu hayata bir anlam kazandırmak, kendine ve çevrene faydalı olmak, kötülüğe ve acıya sebep olmamak senin sorumluluğun. Bunu gerçekleştirip gerçekleştirmemek sana kalmış bir seçim. Bunu gerçekleştirmeye karar verdiğin durumda hayatında yolunda gitmeyen ne varsa belirleyip bunları düzeltmek için harekete geçmek zorundasın.”

Bu noktaya gelmiş -genellikle erkekler- için hayatlarında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun en büyük semptomu tatmin edici ve karşılıklı fayda sağlanan bir ilişkisinin olmamasıdır. Kırmızıhap’ın en başta kadın erkek ilişkilerine odaklanmasının ana sebebi de budur. Diğer bir deyişle kırmızıhap’ı bulanların nerdeyse asla şaşmayan ortak problemi hayatlarında karşı cinsle ilişkileri asla istedikleri gibi olmamış olmasıdır.

Bu da kırmızıhap’ın “karı sikmeye çalışan ergenler yea” olarak görülmesinde payı olan bir özelliktir doğal olarak.

Benim perspektifimde KırmızıHap görüşü realist, stoacı ve rasyonalist görüşlerin politik doğruculuk filtresinden geçmemiş hallerinin harmanlanmasıdır sadece.

Entry’nin devamı ailesinde şiddet olmuş bireyleri örneklendirerek bu küçük grup üzerinden geneli eleştirmeye devam ediyor. Ailesinde patolojik problemler olan kişilerin “kurtarılması” için spora gitmekten, hayatına çeki düzen vermekten çok daha derinlere inmesi gereken müdahaleler gerekiyor. Bunun da yolu bana göre üstte saydığım realist, rasyonalist, bilimsel ve stoacı kaideleri benimsemiş bir profesyonelin (psikolog) yardımıyla olur.

Ama benim netteki tartışmalarda görebildiğim (ve bana gelen yüzlerce email-mesajda da teyit ettiğim) şey tarif edilen patolojik ortamda istismar içinde büyümüş insanların sayısının çok çok az olduğu.

“sen çocukken annesi evden kaçtığı için, daha aklı kemale ermeden en değerli varlığı onu terk ettiği için yalnızlığıyla kendini en merkeze yerleştiren, 20 yıl sonra bile kendinden dahi gizlediği terk edilme korkusuyla insanlara her koşulda yalan söylemeyi amaç edinen kadın için diyorsun ki: “orospunun bana yaptıklarına bak. kadınlara güven olmayacağını ben o gün anladım.””

Hayır öyle demiyorum. KH patolojik ortamlarda büyüdüğü için tabiri caizse “hasarlı” olan insanların bu durumlarına dair dışarıya yansıttığı sinyalleri, diğer deyişle kırmızı bayrakları tanımanıza yarayan araçlar, mental şemalar sunar. Bu şekilde bir insanla yaşanmış kötü olayın sorumluluğunu direk karşıdakine atmak yerine “bunu yaşadım çünkü ilişkiye gireceğim kişileri doğru kriterlere göre seçebilecek donanıma sahip değilim” diyerek kendine de pay biçer.

“evet karşımdaki insan patolojik çıktı – ama ben niye bunu daha önce fark edemedim?” sorusunu sormayı öğretir. Nefret etmek işe yaramaz. KH nefret gibi enerjimizin ziyan edileceği şeyler yerine pratik adaptasyon stratejilerine odaklanmayı öğütler.
“Evet karın seni 5 kişiyle grup yaparak aldattı. Sen bu konuda ne yapacaksın” diye sorar. Nefret anlayamadığın tanıyamadığın şeye karşı hissettiğin bilinmezlik ve korku neticesinde olur. Anlayabildiğin bir şeyden nefret etmen imkansıza yakındır.

Bugün iliklerine kadar nefret ettiğin herhangi bir şeyi temsil eden ve benzer IQ’ya sahip birisiyle oturup konuşabilsen o şeyi karşı tarafın perspektifinden dinleyip daha iyi anlayabilirsen nefret azalır, mekanizmayı anlamak korkuyu yok eder. Onaylamaya başlarsın demiyoruz tabi – ama nefret bu noktadan sonra çözülerek yerini idrak etmeye bırakır.

“düşüncen ne kadar saçma olursa olsun, seninle aynı fikirde bir phd’li bulursun.” diye.
yani david m. buss kadının ve erkeğin cinsiyet rollerine yönelik evrimsel içgüdüleri hakkında ne demiş sikime kadar. david can buss deeeeez nuts. psikoloji herkesin hakkında atıp tutabildiği bir disiplin. hatta psikologların bile!”

He tamam. Hem tesadüfi bilgin ve saman adamı argümanlarınla anlamadığın bilmediğin bir şeyi eleştir, hem de kırmızıhap’la alakasını dahi bilmediğin dünya çapında bir profesörü eleştir. Ok.

“merak etmiyor musun? “ne yanlış gitti? neden bilgisayar oyunlarıyla, mastürbasyonla kaçmak istedik? neden ta en baştan ‘efendi erkek’, ‘sünepe’, ‘meriç’ olduk? ‘kaşar’lar neden kaşar oldu? ‘orbiter’lar neden orbiter oldu? ‘player’lar neden player oldu?” bunları sormuyorsun.”

Soruyoruz tabi. Ama çoğu zaman senaryo aynı. Ayrıca geleceğe dönük etkisi de çok değil. Esas soru “bundan sonra ne yapacaksın” sorusu.

“hemen kolaya kaçıp işi evrime bağlıyorsun, çünkü one size fits all bir çözüm sunuyor sana. her şeyi tek bir değişkene indirmene izin veriyor. ya arzudeğersin, ya da değil. “

Yine saman adamı argümanları. Şu cümle bile ne kadar bilmediğinin bir başka ispatı : “ya arzudeğersin, ya da değil.” Öyle bir şey yok. Mevcut durumu anlayıp sonraki adımları planlamak ve hayata geçirmek var. Arzu duyulacak birisi değilsen “şu anda” değilsin. Şu andaki haline dönüşmüş olmanda kah şartların, kah verdiğin kararların etkisi var. Bunlardan ileriki planlara etkisi olacak olanları iyice anlamak, stratejini ona göre belirlemek var. “ya arzudeğersin ya da değil” tam bir kurban mentalitesi işareti.

Öldüğün ana kadar durumunu iyileştirebilir ya da kötüleştirebilirsin. Sabit kalman imkansız. Tıpkı aynı dereden 2 kere su içemediğin, aynı havayı iki kez ciğerlerine çekemediğin gibi aynı cümleyi aynı insanın söylemesi imkansız. Her an, her cümle, gördüğün duyduğun her şey o veya bu şekilde seni sürekli değiştiriyor. Mesele bu değişimi daha iyiye doğru nasıl yönlendireceğin.

“tarikatlar çok yapar buradaki “ya bizdensin ya da meriç” geyiklerini.”

Öyle bir şey yok. Kırmızıhap bir taraftar toplama, mürit toplama hareketi değil. Liderleri yok. Merkezi bir kurallar listesi yok. Bir din değil. Paket program değil. Aklına yatanı alır, işine yarayanı alır, işine gelmeyeni almazsın. “Meriç” nedir ne değildir zaten yeterince konuşuldu. Ama bugün meriç diye tabir ettiğimiz, prim yapmak amacıyla erdem sinyalleyen arkadaşlar yarın hepimize gerçek erdem dersi verebilecek kişilere dönüşebilirler. Bunu illa kırmızıhap perspektifinden yapmasına da gerek yok. Ama benim “erdemli yaşam” olarak kabul edip takdir edeceğim yaşam kaçınılmaz olarak rasyonel, gerçekçi ve stoacı felsefeye paralel bir hayat olacaktır. Adına ne dersen de.

“bu sebeple insanlar “red pill/the secret/(herhangi bir self-help tarikatı) sayesinde bunları başardım, hayatım değişti” diyor. yapmayın. bırakın göz yaşlarınız dökülsün, bırakın yaralarınız kanasın. yerini bir şeylerle doldurmayın. o yüzden bugün buradayız zaten hepimiz.”

Hangi sebeple? Ortada tarikat yok, clique yok, grup yok, toplantı yok, özel mesajlaşma bile sınırlı. Tavsiye alıp verme tarikat oluşturmaya yeterli mi?

Kırmızıhap perspektifi işe yarıyor çünkü hayat gerçekleriyle paralel. Gerçekleri kabul ettikten ve ona göre pozisyon aldıktan sonra istediğini elde edememek çok zor.

Sonraki paragraf daha önce sorduğu soruların (neden böyle oldu) uzatılmış hali. Cevabı:
1-ne bileyim ben,
2-farketmez.

“öyleyse nerede sosyal kondisyonlama? “

Sosyal şartlanmayı bu kadar basite indirgeyebiliyor olması hakkaten şahane. Birey kadar farklı sosyal şartlanma var. Herkesin doğduğu ve büyüdüğü şartlar ayrı olduğu gibi ikizlerin bile genetik varyasyonları eğilimlerini değiştirmeye yetecek miktarda oluyor.

Öte yandan, bir çok insanın aynı sorunlardan muzdarip olmasını da açıklayan şeylerden birisi de geçerli sosyal söylem evet. Bunun sürücüleri çoğu zaman ekonomik çıkarlar. Bunun bileşenleri arasında medya da var basın da var, okullar da var, siyasi aktörler de var.

“neden aynı ortamlar, aynı medya, aynı sosyoekonomik sınıf, hatta aynı aile hepimize aynı şekilde etki etmedi? neden skeptico tüm gün starcraft oynarken ben msn’den kız düşürüyordum? esas soru bu, bunları sor red pill. “

Çünkü ben çoktan “düşürmüş”, “uzun süreli ilişki” durumundaydım ve oyun oynama lüksüm var sanıyordum. Hiç bir zaman sevgili, arkadaş, iş vs edinme problemim olmadı ki? Problem kağıt üzerinde her şeyi (tahsil, iş, aile, sosyal çevre, iş harici aktiviteler vs) başarıyla gerçekleştirmeme rağmen mutsuz olmamdı.

Ben oyunu çok çok iyi oynadım. Ama oyun iyi oynarsan kazanabileceğin satranç gibi, go gibi bir oyun değil, kumarhanedeki hileli slot makinesiymiş.

“Sorry Mario – the princess is in another castle”.

Prenses mrenses yokmuş.

Benim kırmızı hapım da o oldu işte. Çok iyi oynadığım oyunun benim asla mutluluğu yakalayamayacak şekilde kurulu olduğunu ve 30 küsür yıllık çabamın, yaşadığım acıların ve fedakarlıkların çoktan yaratmış olması gereken neticeyi oyuna devam ederek asla elde edemeyeceğimi kabul etmek zorunda kalmam.

Bir çok insanın problemi ne sanıyosun ki? Bir çok insan hayatta istediğini elde edemeyişlerini oyunu yeterince iyi oynayamamalarına bağlayarak yaptıkları şeyin aynısını daha fazla yapmaya çalışıyor. Slot makinesine daha da fazla jeton atıyor yani. Sonra kazanamadan ve daha da kötüsü kendine kazanamadığını itiraf bile etmeden ölüyor.

“ilk katmandaki red pill, evrimsel psikoloji, pua, transactional analysis geyiklerini öğrenip istikrar sağlayabilmek zaten yıllarca tecrübe, fedakarlık ve azim alıyor. tam her şeyi anladım dediğinde paradigmanın ne kadar dar olduğunu anlıyorsun ve ikinci katmana gelip diğer insanların hikayelerini dinlemeye, patternları görmeye başladığında işler karışıyor. “

Heh.. “ilk katman“.. tamam.
“ikinci katmana gelip…işler karışıyor.” 

“Ben bunları aştım yea.. siz daha ilk bölümdesiniz…” – sinyallerin güzelmiş birader güle güle kullan.

İşler karışmıyor. Çünkü öyle katmanlar falan yok. Berraklık ve netlik var. Yeterince bilgiye sahip olduğun anda realist ve rasyonel bakış açısının anlayamayacağı hiç bir şey yok. Amk rasyonel bakış açısı uzaya robot yollayıp yüzbinlerce galaksinin fotoğrafını çekip dünyaya yollayabilmiş, bunu mu anlayamayacak? Olay sadece yeterince bilgiye sahip olmakta.

Kırmızıhap perspektifi benim için bu işte. Anlayamadığım bir şey olduğunda “allahın hikmeti, şans, kader” moduna girmektense “bu konuda doğru karar verebilecek kadar yeterli bilgiye sahip değilim” dedirten şey. Neden “bilimsel şüphecilik” değil de kırmızıhap perspektifi diyorum? Çünkü bilimsel şüphecilikten hayatını kazanan insanların dahi mesele mutlulukla ilgili konular olduğu zaman bu melekelerini yere bıraktıklarını gördüm. Bilimsel şüphecilik ve rasyonel bakış açısını toplumun uygun gördüğünden başka alanlara yöneltmek için kırmızıhap gerekiyor.

“en “anladım” dediğinde, yıllarca kandırıldığını fark edip tüm düşünce biçimini ve hayat stilini değiştirdiğinde bile kelimenin tam anlamıyla romantikmişsin, hollywood’muşsun. yine iyiler, kötüler çizmişsin. ha efendi erkek-piç erkek, ha meriç-alfa. yine sonunda kazanacağını, kaybedeceğini düşündüğün tipler oluşturmuşsun. yine yanılmışsın”

Ne diyor kimi tarif ediyor anlamadım. Çok sık gördüğüm bir şeyin izlerini görüyorum – tribalizm. “biz ve onlar” mentalitesi. Valla başkası için konuşamam ama bende “biz ve onlar” diye bir mentalite yok. Mürit biriktirmek gibi, bir hareket başlatmak gibi bir niyetim yok. Tamamen bencil sebeplerle mutluluk peşinde koşan birisiyim. Benim kötü kararlar sonucu yaşadığım tecrübeler, başkalarının kötü kararları sonucu yaşadığı tecrübelerle birleşti ve kollektif bir şeye dönüştü. Benim bu kollektiften aklıma yatan ve işime yarayan kısımları paylaşıyor olmam bir ordu kurma amacında olduğum için değil. Mutsuz olup eski sevgilisinin evini basıp sağa sola ateş edebilecek kadar cinnet geçirme potansiyeli olan tek bir kişinin bile bu yola girmesini engellesem, intihara meyilli bir adamın vaz geçmesini sağlasam, senin tarif ettiğin dayakçı babaya dönüşüp hıncını çocuklarından karısından almasına engel olsam kardır diye düşündüğümden. Bunu başarıp başaramadığımı da asla bilemeyeceğim tabi ki. Ama bu benim için kanserin çaresini bilip saklamak gibi bir şey.

“dünya böyleymiş: herkes yıkılıyormuş, herkes yıkıyormuş. seni beğeneni sen sen beğenmezmişsin, senin beğendiğin ise seni beğenmezmiş. daha da beteri: bütün bu kaçanı kovala geyiğinin sebebi alfa-beta falan değilmiş, çoğumuz özümüzde acıya ve öfkeye alışıkmışız ta el kadarkenden beri, ve alışık olduğumuz patternları tekrar yaratmak için aynı konumu kovalıyormuşuz. “

Kırmızıhap’ı “karı kız tavlama” için bir araç olarak gören sığ görüşün yansıması.

“yetmedi mi? güzel, çünkü bir tane daha katman var, bu da üçüncü ve son kısmı. tüm bunların felsefi, ahlaki boyutu. şimdi eğer herkesin travmaları varsa, herkesin hayatı daha çocukluktan itibaren soluksuz sikilmişse, hepimiz bu yaşadıklarımıza tepki olarak kimi zaman toplum tarafından takdir görecek, kimi zaman dışlanacak kaçışlar ve başa çıkma mekanizmaları oluşturduysak, kişilik nerede başlıyor?”

Cevap:
1-ne bileyim ben
2-farketmez.

Fark yaratacak şey sonraki adımların. Kimin umrunda amk kişilik nerde başlıyor nerde bitiyor? Bunu bilmen neye yarayacak? Laf salatasından başka ne yaptın şu ana kadar? Elle tutulur ne perspektif kattın tartışmaya?

“ailesinin sırf kendi yaşanamamışlıklarını onun üzerinden başarabilmek adına baskılayıp over 9000 tane kursa yolladığı, kendi yetersizliklerini kızından çıkardığı için kendine nefretinden, kendisini yetersiz bulduğundan başarıdan başarıya koşan, ivy league’de doktora yapan robert college kız mesela: alkol ve uyuşturucu bağımlısı kadıköy erkeğinden ya da steam’inde over 9000 oyun olan tipten ne kadar farklı kendinden kaçma konusunda? tamam – peki kim iyi, kim kötü?”

Yine ‘ne bileyim ben’ ve yine ‘farketmez’.
Bundan sonra ne yapacağı önemli.

Doktora yapan kız kendini kokaine verip, 3 senede mutluluğu yakalayabilmesini sağlayacak elinde kalan şeyleri harcayabilir, aynı 3 senede dotacı eleman kendini yeniden yaratabilir. Tersi de olabilir. Pratikte bugüne kadar kim olduğunun önemi, ileriye dönük stratejine etkisi kadar. Geçmişin adaptasyonunu ve optimizasyonunu etkilediği kadar önemli. Neyi tamir edeceğini belirleyene kadar önemli. Geçmiş değiştirilemez. Gelecek değiştirilebilir. O yüzden farketmez. Fark edemez.

“p. p. s. neyse, perde arkasında nelerin döndüğünü daha iyi anlama ve nispeten iyileşebilme adına faydasını gördüğüm bir okuma listesi: https://www.neilstrauss.com/…etruth_readinglist.pdf”

Bak problem burada. Kırmızıhap’ı pick up artist saçmalıklarından ibaret sanıyor. Keşke bu linki en başta verseydi de 25000 karakterlik saman adamı argümanıyla uğraşmasaydım.

Alakalı olarak ekşideki redpill başlığındaki diğer entrylerim için bakınız.

Kırmızı Hap ve İslami perspektif

Zaman zaman İslami perspektiften kadına (ve genel olarak ilişkilere, cinsiyet rollerine) bakış ve Kırmızı Hap perspektifinin karşılaştırıldığını görüyorum.

Geçen hafta Ekşi’de gördüğüm şu entry bir örnek (başlıkta İslam diye aratınca sürüyle başka atıf çıkıyor)

yukarıdaki röportajla büyük bir kesim kadının aşağılık davranışlara sahip olduğu, kadınların kendi ağzından onaylandığına göre konu kapanmıştır.

şahsıma gelince, ben bu felsefeyi ağıma bikaç delik düşürüp işimi görmek için referans almıyorum. herhangi bir şekilde uygulayayım alfa olayım epsilon olayım derdinde de değilim. kadınların ne kadar güvenilmez olduğunu anlatmakta yetersiz kaldığımda imdada yetişiyor bu felsefe. burda anlatılanların hepsi aslında herkesin bir dönem yaşayıp, bilip de adını koyamadığı şeylerin bir araya gelmiş hali. bunun farkında 28’de değil de 21 yaşımda olsaydım, şu an hayatım çok farklı olurdu. ben de kadınlar yüzünden sayısız tatsız olay yaşadım, sayısız kepazelik gördüm, türlü manipülasyonlara hedef oldum, anlatsam burdaki rezalet başlıkları gibi olay olur. ben de kendimi akıllı sanardım üstelik, ona rağmen 🙂

bir arkadaş yukarıda yazmıştı, sırf bu felsefe onun islam’a dönmesine vesile olmuş, bu çok hoşuma gitmişti mesela. kadınların fıtratını en iyi bilen, onu yaratan olduğu için, islam’da erkekler kadınlar hakkında çok defa uyarılmıştır. hatta bir hadiste de söylendiği gibi, şeytanın en güçlü iki silahı, kadın ve öfkedir. islam’da da ilk fitne bir kadın yüzünden (aişe) çıkmıştır. peygamberler dahi eşlerinden çekmiştir, hz. nuh ve hz. lut’un eşleri cehennemliktir mesela. imam ali (as)’da nehcül belağa’da kadınlar hakkında şöyle söylemiştir;

“hayvanların işleri-güçleri karınlarını doyurmaya uğraşmaktır; yırtıcı canavarların işleri-güçleri, kendilerinden başkalarına düşmanlıkta bulunmaktır; kadınların kaygıları, dertleri, dünyâ ziynetiyle bezenmek, dünyâda bozgunculuk etmektir. inananlarsa kendilerini aşağı, yok-yoksul görenlerdir; inananlarsa öğüt verenlerdir; inananlarsa korkanlardır.”

şimdi bunları din söyleyince gericilik oluyordu, ama tüm dünyada erkekler aynı şeyleri gözlemleyince artık inkar edilemez hakikatler ortaya çıkmış oluyor. halbuki hakikat gözümüzün önündeyken, başta hiçe sayıp, sonunda onu tersten dolaşıp buluyoruz.

bütün bu olaylar, bir tarafın orospuluğu, öbür tarafın da güç ve hakimiyet savaşı sonucunda olan, kadın erkek farketmeden, bu saçmalığın ortasında kalan, dürüst, temiz, ahlaklı, saf ve de öyle kalmaya çalışan insanlara oluyor.

Bu entry o kadar yanlış, o kadar yanlış ki… Bu konuyla ilgili twit atmış, ama detayına girememiştim.

bir kesim kadının aşağılık davranışlara sahip olduğu, kadınların kendi ağzından onaylandığına göre konu kapanmıştır.

Ee? Bir kesim erkek de çocuk istismarı yapıyor, cinayet işliyor. Biz de mi susalım?

kadınların ne kadar güvenilmez olduğunu anlatmakta yetersiz kaldığımda imdada yetişiyor bu felsefe.

Kadın “güvenilmez” değil. Bazı insanlar diğerlerine kıyasla daha güvenilir ve bu erkek ve kadın için geçerli. Kadının erkek gibi, erkeğin de kadın gibi davranacağına güvenemeyiz. Bir kadının erkek gibi sebat etmesi nasıl nadirse, bir erkeğin de kadın gibi şefkatle ve fedakarlıkla çocuklarına bakması nadir. Türümüz her iki cinsiyet aynı özelliklere sahip olduğu için milyonlarca senedir her türlü doğa şartına adapte olarak varlığını korumamış – cinsiyetler birbirini tamamladığı için varlığını koruyabilmişler. Bir cinsi diğer cinsin doğal olarak güçlü olduğu özelliklere tabi tutarak yargılamak gerizekalılık. Bir çok açıdan insan türünün kadını ve erkeği arasındaki karakteristiklerin büyük ölçüde örtüştüğü kaçınılmaz. Ama uçlara gittiğimiz zaman baskın özelliklerin ne olduğunu görebiliyoruz.

sırf bu felsefe onun islam’a dönmesine vesile olmuş, bu çok hoşuma gitmişti mesela. kadınların fıtratını en iyi bilen, onu yaratan olduğu için, islam’da erkekler kadınlar hakkında çok defa uyarılmıştır.

En rahatsız edici beyan bu.

Öncelikle şunu aradan çıkaralım. Allah yok. Din yalan.

İslam – domuz eti yemeyi ve alkol içmeyi net yasaklarken pedofili ile ilgili en iyi ihtimalle muğlak ifadelerle bir çok acıya sebep olan, en kötü ihtimalle çocuk istismarını kurumsallaştıran (Talak 4) ve evreni ve içindekileri yaratmış bir varlıktan çok, 7.yy’da Arabistan’da yaşamış bir kabile şefinin endişelerine göre yazılmış bir kurallar ve masallar kitabıdır. İslam’dan çok daha önce yazılmış bir çok daha erdemli, daha akılcı ve daha ahlaklı felsefi eserler olduğu gibi, çok sonraları yazılmış benzeri eserler bulunmakta. Bırak evreni yaratmayı, tek bir ağaç yaratabilecek kudrete sahip bir varlığın yazdığı herhangi bir şeyin insanların yazdıklarından 100 kat daha tutarlı, etkileyici, doğru ve erdemli olmasını bekleriz.

Bu evreni inşa eden bilinçli ve kudretli bir mimar varsa bile, o varlık İbrahimi dinlerde anlatılan Yahveh ya da Allah değil.

Ancak buradaki en rahatsız edici şey olayı İslam’a “aha bak yazıyo işte kuranda” diye olayı atfetmesi değil.

Buradaki en rahatsız edici nokta kadınların algılanan “güvenilmez”liğini kaçınılmaz bir kader ve “yaratıcı takdiri” olarak görerek erkekleri “olm bu kadınlar kanser gibi bişey – bunla yaşamayı öğrenin” şeklinde olaya yaklaşması.

Kırmızı Hap perspektifi kesinlikle böyle bir saçmalığı meşrulaştırmak için kullanılamaz.

Kırmızı Hap perspektifinin en temel kaidelerinden biris “başına gelenlerin en birinci sorumlusu sensin” düşüncesidir. Kişinin bugüne kadar yaptığı seçimler, bir noktaya kadar elinde olmayan çevresel faktörlerin (genetik faktörler, kökene dair faktörler, sosyo-ekonomik, politik, coğrafi, tarihi faktörler) kişinin şu andaki halinin sebebi olduğunu ifade eder.

Burada çok mühim gördüğüm nokta şu – eğer siz – özellikle kötü bir zaman geçiren birine – “senin suçun yok, bunlar başına geldi” diye yaklaşırsanız, onun geldiği noktadaki sorumluluğunu yok sayarsanız, o kişinin bu zor zamanları atlatacak manevraları yapma gücünü de elinden almış oluyorsunuz. Sorumluluğu almak, herhangi bir etki etme gücünü de elinden almak oluyor.

Din tam olarak bunu yapıyor işte. “Tüm cevaplar bende – bana gel” diyor. Karın çektiriyor mu “olm dedik ya sana şeytanın silahı kadındır…”

Böyle gerizekalı bir bakış açısı olamaz. 2018 yılında elinin altında tüm insanlığın bilgisi olan bir insanın bu kadar ilkel olma lüksü yok.

Bu düşünce şeması, insanların saçmalık toleransını artıran şeylerden birisi. Astroloji, tarot, fal, reiki, kuantumculuk, çakracılık, “doğal ürünler”cilik, “organikcilik”, bu tür eleştirel düşünce yoksunu şeyler toplu olarak insanların saçmalığa, yalanlara toleransını yükseltiyor. Bu yalanlar insanlara doğru gibi göründükçe, kimse tarafından sorgulanmadıkça akepe modeli demagoji siyaseti yapan partilerin seçilmesi, kimlik siyasetinin iş yapması kaçınılmaz. Yaptığımız her seçim bir çok başka seçimimizi de etkiliyor. Size “yok artık” dedirtecek belki ama “kimyasal olmadan hazırlanmış doğal sabun” aldığınız her seferinde beyninizin yapması gereken işi – size sağlıklı şüpheciliğiyle yol göstermesini – engellemiş oluyor, bir sonraki seçimde oy verirken de beyninizi nadiren hakkıyla kullandığınız için sizi en çok kandırana oy veriyorsunuz. Bu olayları birbirinden baiımsız, izole olaylar gibi görmek modern insanın en büyük hatası.

İzlediğiniz tv kanalından okuduğunuz gazeteye, size bu saçmalıkları satan insanlarla yaptığınız arkadaşlıktan vaktinizi harcadığınız köfte polisiye romana kadar hepsi genel olarak potansiyelinizin altını oyan şeyler.

O yüzden üstteki gibi “kuranda yazıyo yea” modeli yorumlar çoğu insanın radarında “burada bir problem mi var?” olarak bile görünmüyor.

bütün bu olaylar, bir tarafın orospuluğu, öbür tarafın da güç ve hakimiyet savaşı sonucunda olan, kadın erkek farketmeden, bu saçmalığın ortasında kalan, dürüst, temiz, ahlaklı, saf ve de öyle kalmaya çalışan insanlara oluyor.

Erdem reklamımı da yaparım demiş eleman. “dürüst temiz ahlaklı saf ve öyle kalmaya çalışan insan”. Siktir ordan. Kafatasının içindekini çalıştırmak yerine “kuranda yazıyo yea” diyen, 2000 küsür yıllık masallara yaslanan tam olarak sensin.

Başına gelenlerden dolayı “ben nerede ne hata yaptım” diye sormayan, koskoca bir türün 3.5 milyar üyesini komple suçlayan sensin.

Kırmızı Hap perspektifi insan türünü başarıyla doğaya adapte etmiş yetenekleri olduğu gibi görmek, bunların işleyişini anlamak ve hızla değişen modern dünyada bunlara kendini yeniden adapte etmektir. Kırmızı hap “kader böyleymiş” demek değildir. Kırmızı hap ipleri eline almak, gerekeni net anlayıp harekete geçmektir.

X veya Y konuda “böyle evrimleşmiş” “böyle yaratılmış” diyerek “yapacak bişey yok” pozisyonunu almak zavallı bir harekettir.

Her zaman yapacak bir şeyler var. Her zaman daha iyi olmak mümkün. Çünkü daha ölmedik.

Azize – Fahişe ikilemi

Biraderlerim (özellikle biraderlerim diye başlıyorum).

 

13-14 Yaşlarındasınız. Çükünüz yeni yeni çalışmaya başlamış. Kurcalıyosunuz ufaktan. Masturbasyon vs. Aynı sıralarda ilk kez belki aşık oluyorsunuz. Bildiğiniz mideniz bulanıyor, kekeliyosunuz kızı görünce.

Çükünüzle oynarken aşık olduğunuz kızı düşününce ama… pısss..

Hiç niye diye düşündünüz mü?

Peki şu senaryo?

20-22 yaşındasınız. Yeni yeni seks yapmaya başladınız. Seks yapana kadar peşinden koştuğunuz midenizde kelebekler uçurtan kızla nihayet (6 ay sonra) yatabildikten sonra bir anda kızdan soğuyorsunuz. Niye diye düşündünüz mü?

Ya da şu senaryo?

Çok iyi anlaştığınız güzel bulduğunuz birlikte olmak istediğiniz ama “fazla rahat” diyerek birlikte olmaktan kaçındığınız kızlar oldu mu?

Muhtemelen bu üstteki senaryolardan biri ya da bir kaçı başınıza geldi.

Bu durum nadir değil, sık görülen bir durum adı da azize-fahişe ikilemi. İngilizcedeki (ve genellikle bilinen ismi Madonna-Whore Complex).

İyi kız / kötü kız

Bu fenomenin evrensel bir tanımı yok – ama kabaca cinsel çekim ve şefkat duygularının aynı kadında hissedilememesi durumu. Kadınları ya azize (erkeğin annesiyle aynı klasmanda) ya da fahişe (izlediği pornolardaki kadınlarla aynı klasmanda) görme durumu. Bir false dilemma – sahte ikilem durumu var yani. Kadınların aslında azize ve fahişe olarak iki ekstrem ucu bulunan bir spektrumun ortalarına bir yere geldiklerinden habersiz olarak iki kaba gruba ayırma eğilimi.

Bunun çeşitli sebepleri olduğu ileri sürülmüş. Çoğu açıklama çocukluk sırasında anneyle olan patolojik (sağlıksız) ilişkiye işaret ediyor. Detayını merak edenlerin çeşitli açıklamaları araştırıp okumalarını öneririm, ama benim görebildiğim kadarıyla bu perspektife sahip erkeklerin pratikte bu probleminin kaynağının bir önemi pek yok.

Bu dinamiği kadınlardaki ikili eşleşme stratejisine benzetmek çok mümkün. Çocuklarına genlerini aktarmak isteyecekleri – ama babalık yatırımı yapmak istemeyen erkekler ile genlerini değil, kaynaklarını istedikleri erkeklerle kurulan birliktelikler.

Toplumdaki geçerli senaryo kaynakların ve çocukların aynı babadan geldiği durumlar ve toplumsal sözleşme bu yönde gelişmiş (evlilik, aile, namus vs gibi kurumlar). Ancak bu suni inşalar evrimsel olarak ortaya çıkmış olan ikili eşleşme stratejisini susturan bir şey değil.

Benzeri şekilde erkeklerde de cinsel arzu nesnesi ve şefkat-koruma nesnesi olarak gördükleri kadınlar ayrılıyor.

Peki bu problemi nasıl çözersiniz?

Öncelikle bu perspektife sahip olup olmadığınızı anlamanız lazım. Üstte verdiğim örnekler tanıdık geliyor mu? Yatakta çılgın atan bir sevgiliniz olduğu takdirde onu “uzun vadeli ilişki kurulabilir” sınıfına sokmakta zorlandınız mı?

Annenizin ultra tutucu ve sadece siz ve kardeşlerinizi yaparken misyoner pozisyonunda seks yaptığını düşünüp farklı bir senaryoyu red mi ediyorsunuz?

Kadınlara genel bir kızgınlık ve güvensizlik duyuyor musunuz? Kadınlara dair varsayılan tavrınız şüpheci ve tetikte olma şeklinde mi?

Bekaretle ilgili katı ve tartışmaya açık olmayan görüşleriniz mi var?

Azize-Fahişe ikileminden muzdarip olabilirsiniz.

Çözüm kadınları A veya Z olarak görmek yerine A-B-C….Y-Z olarak görebilmekte. Elbette iki uca yaklaştıkça arzulanmayan özelliklerin baskınlığı artacaktır. Porno filmlerde oynamış bir kadınla evlenip iyi bir anne olmasını beklemek çok gerçekçi olmadığı gibi seksi pis ve kötü bir şey olarak gören bir kadınla evlenip onun zamanla yatakta “çılgın atma” seviyesine çıkmasını beklemek de gerçekçi değil.

Ancak “yeterince” gözüyle bakıldığı takdirde daha sağlıklı ilişkiler kurmak pekala mümkün.

Yatakta yeterince eğlenceli, dışarıda yeterince hanımefendi. Çünkü sağlıklı bir ilişki her açıdan her iki taraf için de doyurucu ve mutlu edici olmalı. Bir kadınla sırf iyi yemek yapıyor, cocuklara iyi bakar, evi derli toplu tutar diyerek evlenip, cinsel ihtiyaçları porno-fuhuş vs ile karşılamak yıkıcı etkileri olacak bir pratiktir. Aynı şekilde hem yüksek libido hem de düşük özsaygıya sahip ve onaylanmayı cinselliğini kullanarak sağlayan bir kadınla birliktelik kurup eksik kaldığı yerleri erkeğin kapatması (karısı tutkularının peşinde koşarken ev işi yapan erkek?) da aynı şekilde yıkıcı olacaktır.

Burada yapılması gereken iki uçtaki artıları ve eksileri iyi bilerek evlilik gibi uzun süreli ilişki gibi önemli kararlar verilirken tıpkı bir şirkete ortak oluyor gibi, tıpkı bir okul seçer ya da yatırım yapar gibi değerlendirmek olmalıdır.

Kalbinizle değil beyninizle karar verin.

Peki bu problem kadınlarla olan ilişkilerinizi nasıl baltalıyor?

Cinsellik noktasına geldiğinizde kadını bir fahişe gibi gördüğünüz hissedilirse karşı tarafın hata yönetim stratejisi uyarınca savunması anında yükseliyor. Bu da sizin ilişkiyi cinsellik seviyesine yükseltmenizin önüne geçiyor. Sağlıklı bir birliktelik için olmazsa olmaz olan cinselliği yaşayabilmeniz, kadının erkek tarafından sırf normal ve sağlıklı seks yaptığı için yargılanmayacağı, aşağılanmayacağı, rezil edilmeyeceği, itibarının herhangi bir zarar almayacağının anlaşılmasına sıkı sıkıya bağlıdır.

Erkek için “riskli seks sonrası böbreği çalınmış olarak buz dolu küvette uyanma” gibi bir şeydir zira bir kadın için çekici bulduğu, yeterince iyi olduğuna karar verdiği bir erkekle seks yaptıktan sonra itibarının zedelenmesine sebep olacak şeyler yaşamak.

“Centilmen özel hayatlarından bahsetmez”

Bunun daha önemlisi, sağlıklı ve özsaygısı olan bir erkek olarak itibarını zedeleme ihtiyacı duyacağınız türden bir kadınla birlikte olmamanız, birliktelik kuracağınız kişiyi çok iyi değerlendirmeniz gerekiyor.

Tabi ki bunu yapabilmek için de kadınlar tarafından beğeni gören, diğer erkeklere kıyasla üstün özellikleri olan, toplumsal hiyerarşide üst seviyelerde bir erkek olmanız – yani seçilen değil seçen taraf olabilmeniz gerekiyor.

Diğer bir deyişle sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurabilmeniz için belli kriterlere sahip bir eş seçebilmeniz gerekiyor. Bunun da ön şartı kendinizi inşa ederek seçim yapabileceğiniz eş havuzunu mümkün olabildiğince büyütmek.

O dotayı bırak dotayı.

Ideolojilerin arkasına saklanmak

Dikkatime getirilen bir konudan bahsetmem gerekli görünüyor.

Dünya tarihinde hiç bir ideoloji, din, siyasi görüş, spor kulübü vs olmasın ki, taraftarları arasında düşünceye ait esas kaidelerle değil, kişisel patolojik dürtülerle hareket edenler olmasın.

Patolojik bireyler, kendilerine yakın buldukları ve sosyal kabulü bulunan gruplara dahil olarak çok fazla sivrilmeden barınabilme olanağı ararlar. Şiddet eğilimi olan bireyler futbol takımının fanatik kollarına girerek her fırsatta kavga çıkarmaya çalışır, ırkçı bireyler siyasi bir partiye girerek ırkçılıklarına sosyo-ekonomik hatta bilimsel kılıflar uydurarak gizlilikle kendi kişisel hedeflerine ulaşmaya çalışırlar.

Kırmızı Hap da bir istisna değil. O veya bu sebeple kendi problemlerinin kaynağı ve suçlusu olarak başka insanları/grupları gören ve sorumluluk almak yerine tazmin peşinde koşan bireylerin kolaylıkla bir parçası olarak kendilerini lanse edebilecekleri fikirlerden bir başkası.

Aynı şeyi feminizm ile de gerçekleştirebilir, vegan olarak da, dindar olarak da, ateist olarak da, sol ya da sağ görüşlü olarak da. Patoloji aynı patoloji. Sorumluluk almama, sıkıntıları ve acıları için başkalarını suçlama ve kendine verildiğini düşündüğü zararların tazminatını/cezasını başkalarına yükleme yaklaşımı.

Kırmızı Hap kimseye “X grup insan böyledir, bu tartışmasızdır” bir bakış açısı sunmaz diye düşünüyorum.

Hipergami ile örnekleyelim.

Hipergami, kadınların kendilerinden ve birliktelik kurabilecekleri erkekler arasından en yüksek statülü, en iyi genlere sahip erkeği seçme eğilimine verilen isimdir.

Tüm kadınlar az veya çok hipergamiktir ve nadiren kendilerinden ya da mevcut özellikleri ile birliktelik kurabilecekleri potansiyel erkeklerden daha düşük statülü ve genetik olarak dezavantajlı bireylerle birliktelik kurarlar.

Ancak bu durum “tüm kadınlar daha iyi bir erkek buldukları zaman mevcut erkeği bırakıp diğerine atlarlar” demek değil.

Kırmızı Hap size şunu der “beraber olduğunuz bir kadın sizi bırakıp başka bir erkekle birliktelik kurduğu takdirde bu durum 99% hipergamiyle açıklanabilir“. Size “sevgiliniz sizden iyi birisini bulunca kesin bırakacak ve ona koşacak” demez.

Bu fikri (altını çizdiğim kısım) Kırmızı Hap’ı anlamaya çalışan bireylerin kafasına oturtmak için çoğu zaman bunun gerçekleştiği örnekler paylaşarak “bakınız doğada bunun bir çok örneği var” mesajını vermeye çalışır. Bu durum da – özellikle kelimelerin iyi seçilmediği zamanlarda – “tüm kadınlar orospudur daha iyisini bulunca kaçacaktır” gibi bir mesaja dönüşebilmektedir.

Bu tür mesajların muhafazakar sağ görüşlerin “tüm solcular vatan haini orospu çocuğudur” söyleminden çok farkı yok. Gerçekle örtüşmeyen ekstrem ve marjinal – çoğu zaman da geçici – görüşler hepsi.

Kırmızı Hap hipergaminin varlığını belirttikten sonra, doğadaki bu duruma nasıl adapte olacağımızı tartışır. Hipergami eğilimi tıpkı ateşin insanı yakması gibi bir doğa olayı. Tek farkı çok daha kompleks bir süreç olması. Bunu iyi anlayıp ona göre adapte olmak da, tıpkı ateşten kaçınmamız ve zarardan korunmamız gibi bir hayatta kalma ve optimizasyon stratejisi.

Hipergamiyi anlayıp, kendini geliştirip, statüyü yükseltip kendinden daha iyi erkeklerin sayısını istatistiki olarak azaltma (çünkü birey geliştikçe statü piramidinin üst sınıflarına tırmanıyor ve kendisinden bir çok açıdan daha “iyi” erkeklerin sayısı azalmış oluyor) yoluna giden birey ve hipergami yüzünden kadınlara düşman olup sorumluluk almayan iki erkek kendilerine “Kırmızı Hapı anlamış” diyebilir.

Ama ateşe yaktığı için düşman olmak ne kadar gerzekçe bir davranış ise, hipergamiye düşman olmak da aynı derecede gerzekçe bir davranış. Hipergami atalarımızın hayatta kalmasına hizmet eden, şekerli-yağlı yiyecekleri sevmemiz gibi, yılanlardan kaçınmamız gibi bize insan türü olarak faydası olmuş optimizasyon stratejilerinden sadece birisi.

Yaşadığı travmalar ve kendi eğilimleri sebebiyle X bir gruba düşmanlık besleyen bir birey için hipergami, o gruba (bu örnekte kadınlara) saldırmak için sadece bir başka bahane. Bu patolojik, hastalıklı bir düşünce yapısıdır. Çözümü psikoterapidir.

Kırmızı Hap’ı kendi patolojik eğilimlerini meşrulaştırmak için kullanacak bireyler olacaktır, bu kaçınılmazdır. Benim yapabileceğim yegane şey, bu konuda yazdığım şeylerde kelimeleri çok dikkatli seçerek, mesajları yanlış anlamaya minimum mahal verecek şekilde formüle etmekle sınırlı.

 

Okur Mektupları – Kasım 2017

Mesaj ya da maille gelen sorulardan bazıları ve cevaplar. Güzin Abla mode on. Sorular yer yer kısaltıldı özet geç piçlendi.


Soru: Yurtdışına çıktım, 1 sene buradayım, acaip oneitis oldum, ama bunu atlatmak için GFTOW (go fuck 10 other women) yapamıyorum çünkü zaten bunu yapabilecek olsam oneitis olmam. Ne yapmalı? Eskorta mı gitsem?

Skeptico the Übermensch: GFTOW içinde eskort sayılmaz. Hatta eskorttan uzak dur, bin türlü hastalık var, çok riskli.

Bu arada 10 taneye de gerek yok, 1-2 tane zaten işin 80%ini çözüyor.
Ne kadar erken durumu kabullenir, derslerini çıkarır ve reaksiyon planını devreye alırsan o kadar hızlı bir şekilde mevcut durumundan faydalanmaya başlarsın.

RP’yi ilk bulanların en büyük yanlışı şu : sanıyor ki ben XYZ işlerini başardıktan SONRA insanların (kadınların) gözünde değerli hale geleceğim.
XYZ artık para olur, badi yapmak olur, statüyü yükseltmek olur vs.
Ama o işler tamamlanana kadar sürekli analiz-teori vs kasıyorlar. Sanki bir sabah uyanacak “evet artık oldum” diyerek ortamdan ortama koşturacak.

Halbuki bu iş öyle değil. XYZ hedef evet, ama okuldan mezun olmak gibi değil. 6 sene tıp okumadan kimseye doktorluk yaptırmıyorlar – ama daha 1. sınıftaki adama “ya başım ağrıyo ne içeyim” diye sorabilirsin. Bu şekilde bak olaya. Henüz kafanda olmayı umduğun adamla aranda 5-6 sene olabilir. Ama sen 5-6 sene monk mode yapayım sonra piyasaya çıkayım dersen ölene kadar monk mode kalırsın. Çünkü bu iş 90% pratik, deneme yanılma, deneyim etme, tekrar etme üzerine kurulu. Enstrüman öğrenmek gibi. Piyano ile ilgili 40 tane kitap bitirsen de oturup çalmadıktan sonra çalamazsın. Oturup baştan teker teker saçmalaya saçmalaya piyanodan bozuk ses çıkararak öğrenmen gerekiyor.

Dotayı kapat, dışarı çık, saçmala, batır, reddedil, biraz utan, bu aşamaları hızla atlat. Çünkü kaçışın yok.


—————-

soru: Hocam selamlar. Red Pill hareketi belli kısım sınıflara ait bir durum mudur? Ya da doğrudan maddiyatla ilgili midir? Özet geçeyim; orta üst sınıftan değilsen ya da kalburüstü zengin değilsen hapı alıp, uygulayamaz mısın?

Skeptico the Wise: Hayır, hatta zaten şanslı doğmuşsan kırmızı hap’a ihtiyaç duymadan yaşayabilirsin bile. Bu şanslı doğan erkekler kırmızı hap kaidelerinden muaf demek değil, ama statüleri sayesinde daha alt statüdeki erkekler kadar acımasızca deneyimlemiyorlar dünyayı. Var olan kadın-merkezli söylemler ve sosyal kurallar dahilinde, senin dezavantajına olan şeylerden bir miktar muaf olabilirsin. Öte yandan Elon Musk’ın bile alfa dullar tarafından terk edilip gözyaşlarına boğulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kimse muaf değil.

Erkekler kadınlar gibi doğurganlığı ispat eden özellikler değil (dar kapsam) çok geniş bir skalada değerlendirildiği için (statü, bilgi, IQ, boy, pos, ses tonu, geçmiş başarılar, sosyal bağlantılar, tahsil, varlık, para kazanma potansiyeli vs.vs.) orta üst ve üst sosyo ekonomik sınıfa doğan erkekler bu özelliklere diğer erkeklerden daha kolay erişiyorlar. Bu da cinsel değerlerini – en azından ilişkiye girilebilir/girilemez değerlendirilmesinin yapıldığı aşama için- yükselten bir şey.
Y.dışı ünv’de okumuş, enstrüman çalan, 3 dil konuşan, 30 küsür ülke gezmiş, ilginç hobileri olan adam bunları ailesinin parasıyla görece daha kolay elde etmiş olabilir.
Bu üstteki adam Eskişehir’de okumuş, İstanbul’da ev arkadaşıyla yaşayan beyaz yakalı, türkçe altyazılı dizi izleme seviyesinde ingilizce bilen, hobisi Dota2 ve futbol olan adama göre çok daha avantajlı. Ancak üstteki adam yine maskülen özelliklerine göre değerlendirilecek ve eğer bu özellikler açısından zayıfsa (beta bir meriç ise) “gerekli bir can sıkıntısı” olarak tolere edilecek ve “ATM koca” olarak sistemdeki yerini alacak.

Tahmin edersin ki bu da çok arzulanan bir senaryo olmasa gerek. Karından sürekli azar yerken ister BMW kullan ister skoda kullan ikisi de kötü.

Alakalı yazı : Parayla her kadının elde edilebilmesi

————-
Soru : lisedeyim, hoşlandığım cocukla direk gittim tanıştım – ufaktan muhabbet ettik ama şimdi bir uzaklaştı, öte yandan da etrafımda dolanıyor – napıcam?

Master Skeptico :

Birinin bir şeyi niye yaptığını tam olarak anlaman zor. Yapabileceğin şey ancak bir çok hareketini değerlendirerek ortaya bir “toplam büyük resim” çıkarıp ona göre yorum yapmak.
Spesifik olarak tüm ufak olayları ele almaya çalışırsan işin içinden çıkamazsın ve elindeki limitli bilgiyle zaten varacağın sonuç da yanlış olur.

Hoşlandığın çocuğun da lise öğrencisi olduğunu, 99% şuursuz bir salak olduğunu da unutma. Bu cocuk özelinde değil, erkekler böyle. Boşuna “deli-kanlı” denmiyor.

Bir ufak nokta, kızların erkeklere yaklaşması nadiren görülen bir olay ve bu yüzden erkek nasıl davranacağını kestiremiyor olabilir. Bu noktada yapılabilecek – ve normalde lisedeyken benim şahsen gözlemlediğim şey – kızlar, bir başka kız arkadaşları aracılığıyla erkeğin arkadaşını dolduruşa getirir “Ahmet’e söylesene Burcu’ya yazsın. Mis gibi kız.” gibi tüyolar verir, ufaktan baskı kurar ve ahmet’in reddedilmeyeceğine neredeyse garanti vererek Ahmet’in Burcu’ya yaklaşması sağlanır. Böylece hem Erkek “kontrol bende” modunu kaybetmemiş olur, kız da erkeğe yaklaşarak dinamiği bozmamış olur.

Bu kariyer gibi değil, spor gibi değil, hırslı davranan, özgür güçlü istediğini alan, tuttuğunu koparan kız modu çekici değil, tedirgin edici ve şüphe uyandırıcı. Daha feminen, daha geleneksel romantik olarak görünmeye çalış ilişkilerinde. İş-kariyer-okul ve aşk hayatı bambaşka kuralların geçerli olduğu alanlar. İş hayatında okulda erkeklerle rekabet ederken erkek gibi davranman gerekebilir, ama aynı davranışı ikili ilişkilerde kullanmak hayal kırıklığı yaratır.


Soru: Erkeklerin zeki kadın sevmeme olayını dikkatli bir şekilde 2 kere okudum ve biraz arada kaldım diyebilirim. Söylediginiz daha az zorlayıcı bir kadını tercih etme içgüdüsü çok mantıklı ve tutarlı. Ama kafamı karıştıran ve beni de zeki kadınları çok daha fazla tercih etmeye iten bir nokta var ve bunun içinden pek çıkamadım. Zekanın X kromozomu üzerinden aktarılan bir özellik olduğu çoklukla savunulan bir şey oldugu, göz önüne alındıgında daha nitelikli ve hayatta kalma ihtimali daha yüksek bir çocuk yapma içgüdüsünden dolayı zeki kadınlara yönelmemeiz gerekmez mi ?

Skeptico The Çok aşırı derece seksi bişey : Buradaki önemli nokta hipergaminin tatmini. Erkek hemen hemen her açıdan hipergamiyi tatmin etmiyorsa, kadın en büyük silahı olan zekasını erkeğin gerçek değerini anlayabilmek için son derece yoğun kullanacaktır. Çok zeki ama aynı zamanda hipergami eğilimini çok güzel bir şekilde tatmin eden bir erkekle birlikte gayet mutlu mesut yaşayan sürüyle kadın var. O yazıdaki odaklandığım nokta bir erkeğin niye zeki bir kadın istemeyebileceği sorusunun cevabı. Bu bir reçete değil – bu bir tarif, bir açıklama. Yani erkeklere “gidin salak kızla birlikte olun kafanız rahat etsin” demiyorum. “Akıllı kadın tercih etmeyen adamın muhtemelen motivasyonu bu şekildedir” diye durumu anlatıyorum.

Benim önerim ise, erkek olarak kıçını kaldır, bir çok açıdan kendini geliştir, az miktarda kadının değil, çok sayıda kadının hipergami eğilimini tatmin edebilecek bir noktaya yüksel ki – kadının akıllısı ile birlikte olabilme lüksün olsun. Tam türkçe karşılığı yok ama ingilizcede “to be able to afford” kalıbı tam karşılıyor. Yani sen yeterince değer sahibi olabilirsen, kadın seni sürekli test etme ihtiyacı duymayacak, test ettiği zaman da hafif testlere tabi tutarak değerini teyit edecek ve rahatlayacak. Zekası senin altını oyan bir şey olmayacak, senin de belirttiğin gibi aileye artı değer kazandıran bir şey olacak.

Özetle olaya kıçındak bakmayı bırak. Olay aptal kız bulup rahat etmek değil. Olay akıllı kadınlarla birlikte olabilecek kadar iyi olabilmek. Bu yüzden pick up artistlik ile Red Pill ayrı şeyler.

Soru: Üç beş insandan saygı görcem, bikaç kadınla beraber olcam (ya da ilgisini kazancam) diye veyahut sırf hayatta bir vizyonum var diyerek kendimi kandırmam gerektiğini anlayamıyorum. Boş bir uğraş sanki. Niye bunları yapayım ki?

Grandmaster Skeptico:

RedPill sana “XYZ yapman lazım” demez.
Red Pill sana “bu işin kuralı bu, X istiyorsan Y yapmalısın, Z istiyorsan Q yapmalısın, T istiyorsan P yapmalısın” şeklinde bir tanımlama yapar.
Yani sana bir yol haritası verir, ama o yolu takip edip etmemek senin vereceğin bir karar.

RP hayatta bazı şeyleri gerçekleştirmek isteyen, ama bu şeyleri klasik yol haritası ile gerçekleştirememiş veya bunu gerçekleştiremeyeceğini fark eden erkeklere realiteye dayalı bir yol haritası veriyor. Bir çekiç. Bir din değil bir felsefe değil. Çekiçle ne yapacağın tamamen sana kalmış.

Benim sürekli “şunu yap bunu yap” yazmam seni yanıltmasın. Bu öneriler-tavsiyeler erkeklerin büyük çoğunluğunun istediği şeyleri istediği varsayılan bireylere yönelik. Bu nedir? Kadınlarla arası iyi olsun, ilişkilerinde tatmin olsun, kendisinden istifade edilmesin, sömürülmesin, sosyal statüsü iyi olsun saygı ve takdir görsün vs.

Bunları istemeyen, bunları “harcadığım efora değmez” diye gören birisi için RP ansiklopedik bilgiden öteye geçemez. Sana motivasyon vermez. Zorlamaz. Olanı anlatır, belli sonuçlara gitmenin en gerçekçi yoluyla ilgili yorumlar yapar.

Oraya gidip gitmemek tamamen senin kararın ve sorumluluğun. “Ben buna kasmam” diyor, sorumluluğunu alıyor, ileride zaman geçip pişman olduğunda “bu benim seçimim sonuçlarına da katlanırım” diyebiliyorsan benim için hava hoş.

———-

Soru :

Alfa erkek istediği kadını elde edebilen, cinselliğe her zaman erişebilen erkek olduğu için alfa erkekler (ya da benim yaş grubum (25-27) dolayısıyla yaştan ötürü ilişki olgunluğuna erişememe durumu, bilmiyorum) ciddi ilişkiler istemiyor.

Skeptico: Çünkü seçenekleri var. Önünde açık büfe olan adam her gün tabldot yemeye razı olur mu?

İlişki istediğim 5-6 erkekte de aynı sorunu yaşadım.

Skeptico : önemli kelime “istediğim”. Yani sana çekici gelen. Yani başka kızlara da çekici gelen. Yani seçenekleri olan.

Aynı anda birden fazla kadınla cinsel münasebet içinde olup aralarından kafalarına en uygununu zamanla seçmek istiyorlar ve karşıdaki kişiden emin olmadan haremlerinden vazgeçmiyorlar, cinsellik olmadan da tanıma süresi vermiyorlar doğal olarak.

Skeptico : Seçenekleri olan erkek için önce cinsellik sonra ilişki gelir. Yatmayacağımız kadar çekim duymadığımız kadının kişiliği ile pek ilgilenmeyiz. Yatmaya değer bulduğumuz kadınların da bir çoğunun kişiliği “tolere edilebilir/edilemez” seviyesinde ilgilendiğimiz bir konudur. Nadiren de hem yatmaya doyamadığımız hem de varlığından memnun olup normalde de birlikte olmak istediğimiz kadınlarla karşılaşırız, onlar da uzun vadeli ilişki-evlilik vs olur.

Bunu seçenekleri olmadığı için, seks elde edebilmek için doğrudan uzun süreli ilişki kartını oynayan erkeklerin davranışıyla kıyaslamanı öneririm.

Kadın cinsellik koşulunu sağlarsa da bir nevi harem kategorisine atılmış oluyor ve ciddi ilişki beklentisiyle tek adama yatırım yaparak cinsellik sunuyor.

Skeptico : Seçenekleri olan adamı şirket gibi düşün. Şirkette çalışmaya başladığın ilk gün sana CEO koltuğunu vermiyorlar – önce fotokopi çek diyorlar. Seks=fotokopi. Uzun vadeli ilişki/evlilik de CEO koltuğu. Seçenekleri olan erkekler için uzun vadeli ilişkiye bir nevi “terfi” etmek gerekiyor. Uzun ve dikkatli bir eleme aşamasından geçiyor yani kadın. Bu süre zarfında da fotokopiyi mükemmel seviyede çekmeye devam etmesi gerekiyor. Adam yıllarca sürecek bir ilişkide kadına kendini adayacak. 6 ay sonra sönen bir cinsel hayat on yıllar sürecek bir birliktelik için sence de yüksek bir bedel değil mi?

Cinsellik koşulunu ilişki dışı sağlamazsa da “ciddi ilişki istiyor” mantığıyla iletişim kopuyor. Sizin tanımını yaptığınız “evlenilecek kadın” (a.k.a. bakire ya da az ilişkisi olmuş) ya kişiliğinden ödün vermek zorunda kalıyor ya da ilişkiyi başlatamıyor ve fırsat kaçıyor.

Skeptico : Tam değil. Zira kafası çalışan adam tüm kadınların yeterince iyi bir erkekle ciddi ilişki istediğini bilir. Bu noktada 99% olan şey “staj yapmadan hemen CEO olmak istiyor” anlayışı. Dandik şirketlere hemen CEO olabildiği için (seçeneği olmayan vasat erkekler) arzuladığı şirkette de (seçenekleri olan erkek) CEO olabileceğini sanıyor kadınların bir çoğu. Öyle değil ama realite. Değerinin farkında olan erkek titizlikle eliyor seçenekleri.

Cinsiyetlerin ayrı strateji gütmesi yüzünden ideal bir ilişki kavramı yok gibi geliyor bana. Çünkü arzu duyamadığım insanlar ciddi ilişki istiyor(arzu olmadığı için bu tarz bir ilişkiye evet demek istemiyorum ve karşımdaki kişi de bu ilişkiye yatırım yapsın istemiyorum), arzu duyup ilişki çerçevesi içersinde (tek eşli mantık) birlikte olmak istediğim insanlar da ciddi ilişki istemiyor, fuckbuddylikten ilişkiye evrilirse evrilir mantığındalar.

Skeptico : Yukarıda anlattığım şeyi zaten kendin de yazmışsın. Senin arzu duyduğun erkekler yüksek statülü, yüksek değerli doğal olarak da seçenekleri olan, bir çok kişinin CV yolladığı ve herkesin stajyer olmaya razı olduğu şirketler gibi. Senin arzu duymadığın erkekler de “hemen gel yarın başla CEO ol” diyecek Ahmet A.Ş. gibi ufak kobiler.

Fuckbuddylik kavramı olmadan da kadınları tanımaya/vakit geçirmeye çalışmıyorlar. Böyle bir durumda nasıl sağlıklı ilişkiler kurulabilir?

Skeptico : “sağlıklı ilişki” kavramınla benim sağlıklı ilişkiden anladığım şeyler çok farklı muhtemelen. Senin sağlıklı ilişki diye tanımladığın şey kadınların eşleşme stratejisinin var olmadığı, romantik, karşılıklı çekimin olduğu, strateji kaygısı güdülmeyen uzun vadeli ilişki.

Bu ilişki hayal ürünü. Gerçek dünyada böyle bir ilişki yok. İnsanoğlu nasıl beslenme için stratejiler geliştirdi ise (besin değeri düşük, zehirli ve zararlı şeyleri yemeyecek şekilde tiksinti geliştirirken, tat duyumuz bunları iğrenç bulacak şekilde gelişmişken besin değeri yüksek olan şeker-yağ-protein gibi şeyleri lezzetli bulacak şekilde evrimleşmişiz) eşleşme için de stratejiler geliştirdik. Bundan kaçmaya çalışmak çakıl taşını lezzetli bulmaya çalışmak gibi bir şey. Yapabileceğin şey bunları iyi anlayıp, ona göre adapte olmak. Niye çekim duyduğun erkeklere çekim duyduğunu anlamak, bu özelliklerin ne kadarını minimumda barındıran ama aynı zamanda uzun vadeli ilişkiye razı olacak kadar da seni çekici bulan bir erkeği nasıl tanıyacağını öğrenmek, kırmızı bayrakları iyi anlayıp fark etmek, kısa ve uzun vadeli ilişkilerde neyin senin faydana olacağını iyi anlamaktan başka çok bir seçeneğin yok. 

Sağlıklı ilişki, maskülen ve feminen özelliklerin dengede olduğu, sorumlulukların doğamıza uygun paylaşıldığı, nehrin akması gibi engelsizce ve rahat bir şekilde akan ilişkiler. Bunlar da insan türünün uydurulmuş romantik ve ahlaki özelliklerine inanarak değil, bariz bir şekilde ortada olan eğilimlerimizi anlayarak elde edilebilecek şeyler.

Ek cevap :

Soru arem kategorisindeki garibim fotokopiciler de sürekli beklenti/anksiyete içinde oluyor, karşısındaki erkeği sevdiğinden ve yatırım yaptığından iletişimi kesemiyor, kadın doğasının normali monogami olduğu için sürekli mental olarak yıpranıyor ve iletişim bittiğinde evlenilecek kız modeli ”eğlenilecek kız modeli” kategorisine atılmış oluyor.

Bu doğru değil. Kadın için ikili eşleşme stratejisi vardır. 
En iyi genler (alfa özellikler) barındıran erkek
En iyi kaynak sağlayıcı (beta özellikler) barındıran erkek. 
Nadiren bu iki özellik aynı erkekte arzulanan miktarda bulunur. Çoğu zaman biri için diğerinden feragat edilir. Alfa özellikleri bol olan adamın beta özellikler göstermesine çok gerek kalmaz. Bu erkek ancak ve ancak kendisi bir aile sahibi olmak isterse, sağlayıcı rolünü üstlenmek isterse bunu verir. 
Beta özellikleri baskın erkek ise, alfa tarafını yeterince karşılayamadığı için beta özellikleri sayesinde çekici olmaya çalışır – bu onu çekici olmaktan işe yarar olmaya doğru yaklaştırır skalada. 
Erkek için kadınla kısa ya da uzun vadeli ilişkiye girme isteği yaratan en büyük belirleyici doğurganlık özellikleri. Diğer deyişle ne kadar güzel olduğu, genç olduğu, sağlıklı olduğu. 
İyi genlere sahip olduğu gibi sağlayıcı olarak da başarılı olan erkek özelliklerinin izin verdiği en doğurgan kadının (en güzel) eşi olabiliyor. Karşılıklı bir seçme söz konusu. 
Yüksek doğurganlık özelliklerine sahip olup, caydırıcı yanları minimum olan kadın (güzel genç sağlıklı olup aynı zamanda manyak olmayan, sadık ve ailevi yanı güçlü, zeki vs) da bu özelliklerinin yettiği oranda iyi erkeğin eşi olabiliyor. 
Bu da bizi acı gerçeğe getiriyor. 
Eğer bir erkek seni uzun vadeli ilişkiye değer görmüyor ise, senin yapacağın herhangi bir yatırım zaten bunu pek değiştiremez. Haremi dağıtacak kadar adamın gözünde güzel ve feminen değilsen, yapabileceğin sonradan kazanılmış becerilerinin bunu değiştirmesi çok çok zor. 
Bu özelliklerin etkileyeceği erkekler, zaten yeterince güzel olmadığını gören, ve bu durumu “ama 3 dil biliyor, bilmemne mezunu… vs” diyerek aslında çok da önemli olmayan özelliklerini öne sürerek arayı kapattıran, bunu da esasen kendi egosunu korumak için yapan erkekler oluyor – yani senin esasen çekim duymadığın ama işe yararlığı oranında birliktelik kurmaya razı olacağın erkekler. 
Erkekler için buradaki avantaj arzuladığı türde kadınların dikkatini çekebilecek seviyeye kendini yükseltebilir. Statüsü yükselebilir. 
Ancak kadın için bu statü 22-23 yaşlarında zirve yapıyor, sonra yavaş yavaş yaşla birlikte bu statü düşüyor. Yani kadın erkeğin çalışarak elde ettiği statüyü bedavaya alıyor (güzelse – değilse zaten süper şanssız) ama bu statü yüksekliği geçici ve bunu uzatmak için yapabilecekleri az. 
O yüzden zaman senin aleyhine işliyor. Doğurganlık özelliklerini çok fazla kaybetmeden mevcut özelliklerinin müsade ettiği maksimum oranda bir erkekle uzun vadeli birliktelik kurmak bence önceliğin olmalı. Çünkü arzuladığın tipte erkekler artık sadece sana daha da ulaşılmaz olacaklar yaşlanmaya devam ettiğin için. 
Kırmızıhap’ın kadın versiyonu da bu işte. 

Alakalı yazılar :

 

The Red Pill başlığındaki entrylerimin tamamı

Mesajla “ekşideki the red pill başlığındaki entrylerine ulaşmak istiyoruz” diyen arkadaşlar için. Önemli gördüklerim altta copy paste.

Format falan hak getire.


çok yanlış anlaşılmaya müsait bir şeydir. o yüzden yeni gelenlere “2 gün okuyup sağda solda konuşmayın tecavüzcü damgası yersiniz hayatınız kararır” derler.

red pill – blue pill hepinizin bildiği matrix modeli “güzel masallar mı acı gerçekler mi” sorusunda “acı gerçekler”i seçmeyi temsil eder. ve redpill genel olarak “manosphere” adı verilen çeşitli forumlardan sadece bir tanesidir.

acı gerçekleri kabul etmenin tıpkı ölümcül hastalarda olduğu gibi 5 aşaması olduğuna dair açıklamalar var.

1-kabul etmeme. yadsıma. yok öyle bişey deme. (bkz bir üstteki entry)
2-kızgınlık. sorumluluk alarak neyi yanlış yaptığını anlamak yerine karşıdakini (kadınların tamamı) suçlamaya başlama (bkz bir üstteki entry’nin hedef aldığı kitle)
3-pazarlık. “ya tamam haklı oldukları yanlar var, ben işime geleni, yapabildiğim kadarını yaparım, hayatım süper olmasa bile 1-2 gömlek iyileşir.
4-depresyon. “en anlamı var ki? hiç kimse beni istediğim şekilde sevmeyecek. asla istediğim gibi mutlu olamayacağım. mna koyayım böyle dünyanın”.
5-kabullenme. “tüm verilerin gösterdiği şey bariz ve kaçınılmaz. o halde buna adapte olmalıyım. ‘kendin gibi ol’ modeli takılıp vasat bir hayat yaşayacağıma potansiyelimi gerçekleştirmek için çalışmalıyım”

ve esasen red pill’deki 1000lerce “kızgınlık” mesajının arasında gerçekten kıymetli olanlar, 5. aşamaya gelip kendini gerçekten geliştirmiş insanların yazdıkları postlar.

felsefe, pratik bilgiler, taktik ve stratejiler sadece ve sadece 5. aşamayı aşmış ve bir süredir bu aşamada yaşayıp sonuç almış kişilerden alınmalı.

nasıl 3 ay önce ilk kez yumurta kıran birisinin yazdığı yemek kitabını okumuyorsak, 3 michelin yıldızlı şef’inkini okuyorsak, hayat felsefesi, kişisel gelişim ve benzeri konularda da ergen kızgınlığıyla yazılan şeyleri baz almamak lazım.

red pill’i merak edenler gidip günlük reddit postlarını okumamalı. redpill’i merak edenler aynı sayfanın solundaki “new here?” başlığı ve altındaki “theory reading” kısmından başlamalı. ancak belli bir perspektif kazanıldıktan sonra genel günlük postların ne manaya geldiği anlaşılabiliyor.

peki bahsettiğim acı gerçekler ne?

acı gerçek şu :

“anneniz hariç hiç kimse sizi gerçekten sevilmeyi hayal ettiğiniz şekilde sevmiyor, sevmeyecek. sevmediği gibi eğer onlara herhangi bir değer yaratmıyorsanız sizi umursamayacaklar bile. eğer iyi genleriniz, paranız, ve/veya statünüzü yükselten özellikleriniz yoksa tüm insanlığın – ama en başta kadınların – radarında görünmez haldesiniz.

insanların sevgi adı verilen ama aslında beğenisi olan şeyi kazanmak için yaratmanız gereken değer için de kıçınızı sıkıp çalışmanız gerekiyor. değer yaratabildiğiniz sürece “var”sınız. değer yaratmayı bıraktığınız anda kendi değeriniz hızla düşmeye başlıyor. o yüzden en başta kendinizi düşünmeli, yarattığınız değeri de dikkatli paylaşmalısınız. erkek için gardını düşürmek, rahatlamak, güvende hissetmek gibi şeyler çok zor kazanılan ve genellikle geçici olan şeyler. hayat adil veya mutluluğu garantileyen bir yer değil. iyi şeyler bekleyenlere gelmez, kıçını sıkanlara gelir.”


ben size bu mevzunun çıkışını 10+ senedir uzaktan izlemiş birisi olarak anlatayım bu nerden çıktı nedir, niye bu kadar kavga çıkarıyor anlarsınız belki.

sene 1990’ların sonu. erik von markovik diye bi eleman var.
gençliğinde bizim bu dota 2’ciler gibi 31ci, dungeons and dragonscu, badak bi eleman.
önceleri sihirbazlık vs gibi şeyleri denemiş, ama o aralar kızlarla şansı yaver gitmeyince kafayı “olm ben bunu çözerim” diyerek 7/24 buna takmış bir arkadaş.

nam-ı diğer mystery.

bu eleman, her gece, los angeles’ta, hollywood’daki barlara clublara vs giderek süreki kızlara yazıyor, süreki reddediliyor, reddedildikçe analiz ediyor, şansı yaver gittikçe analiz ediyor ve belli bir pattern farkediyor.

bu pattern’leri tekrar edilebilir formüllere dönüştürüyor ve kızlarla şansı hayvan gibi yaver gitmeye başlıyor.

bunu yaparken de internet forumlarında, benzeri şeylere kasan diğer erkeklerle fikir alış verişi, teoriler, taktikler üzerinde konuşuyor, bunları deniyor, deneyimlerini diğer erkeklerle paylaşıyor.

sonra bu erkekler – ki ekseriyeti aynı bu erik lavugu gibi doğal olarak kızları kendine çekecek özelliklere ve becerilere sahip olmadıkları için bu işi bir mühendislik problemi gibi ele alan elemanlar – karşılıklı geliştirdikleri taktiklerin işe yaradığını görse de, neden işe yaradığını henüz bilemiyorlar.

gazeteci neil strauss’un yazdığı the game isimli ve mystery’nin 2000ler başında hollywood’da yaşadığı ve kendi gibi olan erkekleri bir nevi himayesine alarak eğittiği dönemle ilgili bir kitap yazıyor.

kitabı okuyan görecektir ki işe yaradığını anlattığı taktiklerin neden işe yaradığını hakkaten bilemiyorlar. bazı sığ açıklamaları var, ama derinlemesine, bilimsel sosyolojik vs açıklamaları yok. sadece “x-y-z hareketleri yapar, a-b-c şeyleri söylersen kızı yatağa atarsın, sonrası allah kerim” modeli takılıyorlar.
hatta sonrasında “rules of the game” diye taktikleri öğreten bir kitap daha yazıyor neil strauss. onda da mevzu çok sığ anlatılıyor.

neyse bu ilk kitap yazılıyor, meşhur oluyor, “pick up artist” cemiyetleri oluşturuluyor, badak erkeklere “bu işi böyle yaparsınız” diyerek radar’lara nasıl girecekleri öğretiliyor. hala var. “real social dynamics” vs. gibi seminerler veren şirketler var. elemanlar “olm ben kel şişman ve kızıl saçlıyım, ben yapabiliyosam sen de yaparsın” sloganıyla sürekli seminerler dersler veriyorlar.

ancak bu öğretilen taktikler sadece taktik. stratejik değil. kalıcı bir değişiklik vadetmiyor. vadedemez.

yani erkek bu taktikleri uygularken sıçarsa, uygulamayı bırakırsa, hop – baştaki haline dönüyor.

sene geliyor 2005 civarları. yer sosuave forumları.

bazı kafası çükünde olmayan akıllı ve meraklı erkekler “bu p.u.a. taktikleri nasıl oluyor da işe yarıyor” sorusunu düşünmeye başlıyorlar ve yine anonim internet forumlarında bu konuya dair onbinlerce postluk başlıklar açılıyor. bildiğin kollektif bir çalışma var yani.

yavaş yavaş, ama hakkaten yavaş bir şekilde bugün redpill’le ilk karşılaşan ve kızgınlık evresini atlatamayan oğlan çocuklarının yaptığı kuru gürültünün arasından cımbızla seçilerek üzerinde çalışılması gereken bazı genel geçer kaideler oluşuyor.

bu kaidelerin bazılarının zaten 2000 yıllık olduğunu fark ediyorlar.

kaideler oluşuyor dediysem, belki cinsiyetler arası dinamikler, tarih, felsefe, psikoloji, evrimsel biyoloji , insan hakları, erkek hakları, kadın hakları, feminizm vs gibi konularda elime ne geçirebilirsem okumuş ve iyisi kötüsüyle 50+ kitabı bitirmiş, sayısız forum postu, yine sayısız blog postu vs okumuş birisi olarak hala net bir şekilde tüm olayı toparlayan, özetleyen ve redpill ormanındaki 3-5 tane meyve veren agacı ortaya düzgünce koyan tek bir kaynağa rastlamış değilim.

bilgi hala çok dağınık.

ama bu dağınıklık sayesinde gelişiyor bir yandan. 45 yaşına gelmiş adamın tek bir postu, 100000lerce okuyucusu olan, 10000lerce post arasında sıyrılan bir cevher doğurabiliyor. bunu alıp not ediyorsun, sonra devam.

redpill erkekler açısından çok tatsız gerçekleri, çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışan bir hareket. zaten ismi o yüzen kırmızı hap. mavi hapı al, mutlu mesut takılmaya devam et değil, kırmızı hapı al ve acı bile olsa gerçeği gör diyor.

o gerçeğin ne olduğu hala net değil ve sürekli de evriliyor. o gerçeği anlamaya çalışan erkeklerin (ve kadınların – evet hatırı sayılır miktarda kadın tarafından da bu felsefe benimseniyor) demografiği, normal toplum demografiğinden farklı değil.
gerçekten çok akıllı ve bilgili – bunları aktarabilecek kadar yazı yazabilen az sayıda erkek var.
akıllı ve bilgili olmasına rağmen kısa postlarla çok ufak konuları aydınlatan erkekler var.
büyük oranda akıllı ve kendinden önce gelen akıllı erkeklerin bulgularını çalışıp, anlayıp sonra onları geliştirmeye kalkanlar var,
bir de 3 gün okuyup hayatı çözdüğünü sanan, sağa sola saldıran, kadınları şeytanın tohumu gibi gören oğlan cocukları var.

sözlükte de var bu arkadaşlardan.

ve işin güzel tarafı bu faz gerekli. bu kızgınlık fazı gerçeği kabullenmenin bir aşaması sadece. redpill gibi yerlerde bu gibi kızgınlıkla dolu postları fazla görmenizin sebebi tıpkı x firmayla ilgili şikayetlerin, övgülere kıyasla daha fazla olması gibi.
mutsuz insanlar ses çıkarır.
mutlu ve bazı şeyleri aşmış insanlar böyle işlerle çoğu zaman uğraşmazlar.

o yüzden reddit’i açıp “oo bunlar ezik dotacılar” deyip kapatmak işin kolay yolu.
mgtow’cilere bakıp “oo bunlar kafayı yemiş ” demek işin kolay yolu.

mesela mgtow’cuların bir çoğu kadınlara kötü hisler beslemezler.
çoğunun mentalitesi aslında şudur :

“benim bir kadına ihtiyaç duyacağım yegane şey seks, geri kalan her şeyi kendim için yapabilirim. ama kadın benden seks harici şeyler de isteyecek ve ben onları ileride sağlayacakmış gibi yaparak onu kandırmak yerine, bunu yapmayacağımı baştan beyan ediyorum – bu da benim uzun süreli ilişkiler kurmamı engelliyor. belki benimle aynı şekilde düşünen bir kadına denk gelirsem farklı davranırım, ancak karşıma çıkanların neredeyse tamamı benimle aynı fikirde değil. o yüzden de ben aktif olarak enerjimi ve kaynaklarımı kadınlarla birliktelik kurma amacıyla harcamayacağım.”

bakın bu bir küsme, bir el çekme değil. bir saygı belirtisi. adam “ben evlilik ya da uzun süreli ilişki vs vaadiyle kimseyi seks için kandırmak istemiyorum, açıkça bunu baştan beyan ediyorum” diyor.
men going their own way demek adam ormana gidip kulübede yaşıyor demek değil.

ama işte bu yaklaşımı net bir şekilde ortaya koyan merkezi ve genelin kabul ettiği bir otorite, bir manifesto vs yok. o yüzden konuya aşina olmayanların 3-5 tane forum postunu okuyup “olm bunlar fetonun ışık evlerinde maklube yiyen lavuklar gibi yeeaa” demesi çok olası.

özetle redpill x – y- z zümreye düşman, takipçilerine a-b-c konularında tatkiklerle silahlandırmak gibi endişeleri olan bir felsefe değil.

tek cümlede özetlemek gerekirse, erkekler öncelikli olmak üzere tüm insanların toplumun ve insan türünün devamı için doğal avantajlarını maksimum düzeyde kullanmak ve potansiyellerini realize etmeleri için yol göstermeyi hedefleyen bir oluşum.

tekrar okuyun bak bunu.

insanların doğal – yani evrimsel süreç neticesinde miras olarak aldığımız –

avantajlarını – erkeklerin fiziksel gücü, problem çözme yeteneği ve isteği, kadınların besleyici koruyucu annelik rolü –

maksimum düzeyde kullanmak – daha iyi problem çöz, daha güçlü ol, daha dayanıklı ol, daha sorumlu ol, daha iyi bir anne ol, daha faydalı bir insan ol –

ve potansiyellerini realize etmeleri için yol göstermeyi – cılız mısın? agırlık kaldır. cahil misin, şu şu kitapları oku. hayatında bir yön mü yok? şu şu filozofları oku. paran mı yok, şunları öğren, bunları yap… –

hedefleyen bir oluşum.

ne kadar da dinlere benziyor aslında.

dinlerden farkı merkezden gelen ve tepeden inme değil, deneme yanılma yöntemi ile kollektif ve tümevarımcı bir şekilde, dayanabildiği yerde bilimsel verilere dayanan ve sürekli gelişen – değişen bir sistem oluşu.

ne erkekler kadınların düşmanı ne kadınlar erkeklerin.
problem, post modern dünyanın bazen salaklığından, bazen karlı olduğu için cinsiyet rolleri, hayat beklentileri ve “doğru olan” şeyleri bozarak bir kaç nesildir özellikle medya aracılığıyla pompalayarak (burada parantez açarak psikolojik sosyolojik tüm belden aşağı vuruşları daha çok mal satmak için istismar eden new york madison avenue’daki reklam ajanslarının afedersin amına koyayım. merak eden mad men izlesin, büyük ölçüde tarihi olarak tutarlı) bizlerin beklentisini çözmesi çok zor bir probleme dönüştürmüş olması.

evet uzun oldu paragraf – tekrar yazayım :

modern dünya, beklentilerimizi bozdu. beklentimiz yerine gelmeyince onu ikame ettirecek başka şeylere yönelmemiz kapitalizmin işine geliyor. kız bana bakmadı mı? gideyim daha pahalı bi araba alayım…

hani komplo yok yazmış yukarda birisi. var. ama merkezden yönetilen bir komplo yok. sadece kar etmenin en kolay yolu insanların zayıf noktalarını sömürmek. ufak ufak tüm aktörler bizi bu geldiğimiz noktaya getirdiler. 1 cm birisi ittirdi, 2 cm diğeri. evet yukarıdan tutup bizi 10 km öteye götüren bir komplocu üst akıl yok. ama işte toplayınca tüm post modern kapitalist aktörleri bizi getirdikleri nokta burası.

işin daha da acısı hepimiz bu makinenin hem dişlisi, hem yakıtı, hem atık maddesiyiz. yani bize yapılan bir şey yok. kendi kendimize yapıyoruz ne yapıyorsak.

böyle sikik bir ortamda, bazı bireylerin “mna korum böyle işin, bunun daha mantıklı akılcı bir yolu olmak zorunda” diyerek alternatif bir açıklama peşinde koşmasından daha doğal bir şey olamaz.

bunların çoğunun da işin kurallarını gördükten sonra kendini bu sistemden en fazla kar edecek şekilde pozisyonlaması da kaçınılmaz. o mu kurtaracak dünyayı? sikerler. adam keyfine bakar. maksimum 80-90 sene yaşayacak zaten. evrenin sikinde değiliz. ben ekmeğime bakarım diyerek takılıyor.

bak hayvan gibi yazdım kafadan. dağınık. elemanlar da böyle yazıyor işte. cımbızla alsan belki 3 paragraf adam gibi bilgi var burada. işte redpill de böyle. sen benim bu yazdığım entry’deki doğru noktalara odaklanmazsan yanlış mesajı alman kolay .

ama işte ben de senin doğru mesajı alıp almamanı sallamıyorum. o yüzden de 3 paragraf yazmadım. yazdıktan sonra başa dönüp editlemedim. yazdım tepeden, “yolla”ya bastım. yapıştır devam.


meriçlerin şu fonksiyonunu atlamamak lazım :

atm modeli koca arayan kadınları ayıklamaları.

yeterince meriç varsa, kendini geliştirmeye gerek duymayan, sığ ve öyle kalacak, solipsist, yaşlandıkça da çirkinleşecek kadınlar evlenerek potansiyel birliktelik havuzundan çıkmış olacaklar.

kafası çalışan adamın riskini azaltacaklar.

şahsen bu tarif ettiğim kadınlarla işim olmasını, kazara bile istemem.

öte yandan bu salakolar kendilerini ve evrendeki yerlerini o kadar bilmiyor, o kadar işlevlerinin (ve işlevsizliklerinin) farkında değiller ki, bu onları biraz tehlikeli yapıyor.

çünkü her kıskanç erkek tehlikeli olabiliyor.

realistik bakan adam “lan benim niye yok” diyerek kıskançlık ve nefretle dolup atıyorum eline tüfek alıp sağa sola saldırmaz kolay kolay. bilir çünkü hayatında olduğu noktanın en büyük sorumlusu kendisi. içinde kendini bulduğu şartların sorumlusu olmasa bile (doğuştan gelen dezavantajlar, kontrolünde olmayan travmatik olaylar, yaşadığı coğrafya vs) bu problemlere karşı nasıl tavır alacağı kendi sorumluluğudur – ve realistik adam bunu bilir.

ama meriç hepimizin üstte gördüğü gibi yeaeeaaa diye kendi hariç her yerde hata ve suç arar.

özetle bu erkeklerin akıllı ve realistik adamların asla bakmayacağı kadınlarla çift olması iki açıdan süper olay. hatta ataerkil toplumun bence çıkış noktası bu lavukların sağa sola saldırmasını engellemek üzerine. (bkz: ataerkil toplum/@skeptico)

büyük resmi gördüm.


nasıl mı bu kadar net konuşuyorum?

çünkü 15 sene önceki halim bu. ben de 15 sene önce boşluk gibiydim.

kırılgan ego, reddedilme korkusu, comfort zone’dan çıkamama, iyi bildiğim şeyleri tekrar etme, yatırım yaptığım fikir ve görüşleri ölümüne savunma, hata yapıyor olabileceğimi düşünmeme, confirmation bias.. ne ararsan.

fiziksel olarak var olan, sınırlar çizen ama yönlendirme açısından ortada olmayan bir baba,
aynı dertten muzdarip bir annenin pamuklara sararak kendini avuttuğu bir çocuk olarak toplumsal kurallar dahilinde yetişen, sonra aynı kuralları şansımın ve genetiğimin müsade ettiği en iyi seviyede uygulayarak sosyal açıdan başarılı bir yere gelmiş olmasına ve narrative’e 100% uymasına rağmen mutsuz bir şekilde orta yaşa ve alkolizm, oyun ya da başka bir müptelalığa doğru emin adımlarla ilerleyen birisiydim.

neden? çünkü bilinçli bir yönlendirme, bir akıl hocası olmadan yetişkinliğe girdim.
çünkü rol modelim yoktu.
çünkü rol modele ya da başka bir stratejiye ihtiyacım olduğu söylenmediği gibi, ihtiyacım olduğu söylenen stratejiyi uygulamakla meşguldum.

gel gelelim mutsuzdum işte.

mutsuzluk psikosomatik tepkiler gösterecek boyuttaydı hem de.

doğuştan “alfa” diye bir şey var elbette. ama bunlar ya kurumsalda ultra başarılı fakat kimsenin sevmediği karakterler (bkz: snakes in suits) ya da hapiste.

mevcut medeniyet alfa diye tanımladığımız dark triadları nadiren ödüllendiriyor. çoğu zaman da cezalandırıyor.

kendime dönersek burada bir seçim söz konusu idi.

ya akıntıya kendimi bırakıp bir çok hemcimsim gibi mutsuz bir hayatı obez, kalp hastası ve alkolik olarak sonlandırarak trilyarda bir ihtimalle elde ettiğim evrende var olma şansını çöpe atacağım,

ya da götümü kaldırıp bir şeyler yapacağım.

red pill’i mystery gibi roosh gibi pick up artist adı verilen şaklabanlarla karıştırmak ancak konuyla ilgili bilgisi tesadüfi ve ikinci el olan birisinin yapacağı hatadır.
ya da feminist falan olsa gerek bilemedim. aynı şey neticede. eheh…

ancak şu da bir gerçektir ki, erkeklerin bir çoğu için başarının ispatı, kadınların kendine olan ilgisidir. bir “başarımetre” gibidir yani. bunu inkar eden de gerizekalıdır.
çünkü genlerimiz bencil. çünkü genlerimiz sonraki kuşaklara aktarılmak istiyor.
hemen her hareketimizin arkasında bu güdü var.
çok nadiren irade, genetik mirastan baskın çıkıyor. baskın çıkınca da atatürk gibi, tesla gibi adamlar oluşuyor işte.

o yüzden kadınların ilgisizliği erkek için en temel mutsuzluk kaynağı olabiliyor. ,
bir çok erkeği red pill’e getiren de bu.

erkeğin bildiği sevme şekli fedakarca. sevgi görmek için bildiği en iyi yöntem fedakarlık yapmak. kendinden vermek. çünkü böyle sosyalleşiyor. bebekliğinden beri.
erkek gerekirse kendi hayatını feda edebilecek şekilde sosyalleşiyor.
bunun karşılığını alamadığı, sevgiyi bırak, saygı ve takdir bile göremediği zaman da mutsuz oluyor.

mevzu “kız tavlamak” değil. objektif bir şekilde konuyu önerilen esas kaynaklardan okuyan herkes görür.
hatta kız tavlamak 6 aylık bir pratikle çözülebilecek en kolay problem. mevzu değil yani.

esas mevzu insanların takdiri saygısı ve sevgisini doğal olarak ortaya çıkaracak bir insan haline gelmeniz.

karşınızdakini manipüle etmek kısa vadede işe yarar. manipülasyon yapmadığınız zaman işe yaramaz.
bakın zamanında ne yazmışım pick up artist’lerle alakalı . (bkz: #62017463)

insanları kontrol edemezsiniz. kontrol edebileceğiniz yegane şey kendinizsiniz.
bu fikir yeni değil. ta marcus aurelius’tan beri var. tüm dinlerde var. insanlığın ezelden beri bildiği bir şey.

bu bilgiler kolektif. 1 cümle oradan, 2 cümle buradan. sonra hepsi rehash. tıpkı muzik gibi

lennon: “all music is rehash”. playboy röportajı 1981.

ve red pill’in insan doğası hakkında 20 senedir pick up artistlerin deneye yanıla farkettikleri şeyleri david buss gibi evrimsel psikoloji uzmanlarının anlattığı cinsel dinamikler ile bağdaştırması zaten bir zaman meselesiydi.

kız tavlamak ile ilgili bilimsel gerçek tarafı sabit. bunu pick up artistler zaten defalarca test ederek teyit ettiler.
teorik kısmının takip etmesi dediğim gibi zaman meselesi.

o yüzden derdini bana değil, git david buss’a anlat. jordan peterson’a anlat ne bileyim. klinik psikolog olan onlar.

özetle red pill bir alfacı taklidi olmanızı değil, hayatın özellikle erkeklere ne kadar acımasız olduğunu göz önünde bulundurarak değerinizi artırmanızı öğütleyen bir… fikir kollektifi. felsefe bile diyemem.

şimdi bu stratejiler ve perspektif bana yıllar içinde neler kazandırdı (övünüyorsam ne olayım)

kariyer:
1. kariyerim – ulusararası kurumsal. bu sikik ekonomide bile gayet yerinde. fast track’te ilerliyor. normal işimin üzerine senede 5-6 kez y. dışında bir çok milletten insana eğitim veriyorum. maddi ve manevi olarak fazlasıyla doyurucu.
2. kariyerim – sanatsal. 4. müzik albümüm bu hafta mastering’den gelecek. 5. üzerinde calısıyorum. yaza onu da yayınlayacağım. ufak tefek produktörlük ve düzenli sahne işleri devam ediyor. maddi olarak düzensiz olsa da yıllık hesaplayınca güzel bir ek gelir, manevi olarak hayvan gibi doyurucu.
3. kariyerim – yayınlanmış 1 kitabım var. albüm işi bitince 2. kitaba başlayacağım.
henüz istediğim noktada değil. ama bunun sebebi sikik polisiye romanlar yerine sıkıcı konularla ilgili yazıyor olduğum için muhtemelen.

sağlığım:
5 yıldır checkuplar şahane çıkıyor. masabaşı çalışmaktan ve bol seyahatten kaynaklı 5-6 kilo fazlam var. (allahsız foursquare ve meşhur yerel lokantalar)

sosyal hayatım:
boş vaktimin çoğunu oğlumla geçiriyor olsam da (ergenlik loading, son iyi yıllarımız) gayet iyi.
detay verip dotacıları kıskandırmak istemiyorum 😉
yine de güzel kızlar eqlesin.

aile hayatım:
daha çok vakit ayırabilmek istemekle beraber ailem peşinde koştuğum şeylere saygı duyuyor ve destekliyor. kavgalı ya da küs olduğum kimse yok.

benim baktığım yerden gayet iyi görünüyor… bilemiyorum kesinlikle şikayet edemem.

sözlükte beni gerçek hayatta tanıyan arkadaşlarım var. yalanım varsa yazsınlar alta ne bileyim..


sosyal ve ekonomik tarafını anlattığını sanan ama konuyla alakası tesadüfi olan kişileri de açık eder.

bi boktan haberin yok atıp tutuyorsun.

(bkz: yanlış bile değil)

edit: gelmiş cognitive bias falan yazıyor.

yayınlanmış kitabım var dedim ya. hah işte o kitap komplo teorileri, misinformation taktikleri, demagoji, mantıksal safsatalar ve insanların niye bunlara inandığıyla ilgili.
tahsilim de bu alanla ilgilendiği gibi kişisel olarak da meraklı olduğum bir konu.
tereciye tere satmaya çalışıyorsun, üzülürsün.
6 06.04.2017 14:52 ~ 17:37 skeptico
(bkz: #67310407)
steam’de indirim kovalayan eziklerin “peçete eheheuh” diye güya dalga geçtiği şey.

steam’de indirim kovaladığın için fakirsin ve ful ücreti düşünmeden verip oyun alamıyosun.
azıcık kafanı kullansan düşünmeden bmw alacak para kazanacaksın ama.. bnane mnkym. anan baban düşünmemiş ben mi düşünücem.

http://prntscr.com/eth2ao
6 07.04.2017 10:28 skeptico
spoiler
9 07.04.2017 10:51 skeptico
niye bu konu “31ci ezikler”le karıştırılıyor net anlatayım.

internette bunu bulan erkeklerin 99%u travmatik bir ilişki sonrası buluyor.
kimse mutluyken hayatı iyi gidiyorken (ya da gidiyor sanarken) kalkıp değişme zorunluluğu hissetmez. bir çoğu zaten sorumluluğu almaz – orospu bana böyle yaptı – der bırakır. sonra aynı şeyi tekrarlar.

bu bilgi kolektifini bulan erkekler kendi gibi şeyler yaşamış erkeklerin hikayelerini, ve bunu nasıl aştıklarını okurlar.

hayatın, annelerinin anlattığı gibi olmadığını, çok farklı kurallar işlediğini, bu kurallara göre oynamanın da günde 4 saat bilgisayar oyunu oynayıp, ruffles ve kola ile beslenip vasat bir işte çalışmakla aynı yerde bulunamayacağını görürler.

kimisinin egosu bugüne kadar oldukları kişiye o kadar bağlıdır ki, bu iluzyon bozulmasın diye okuduklarını yalanlayabilmek için yırtınırlar. “31ci ezikler yeaa” tepkisi de budur. egosunu koruyor adam. bir müslümanın 9 yaşında evlenen ayşe hikayesini ilk kez duyduğunda inanmak istememesi gibi aynen.

kimisi ise mütevazi bir şekilde kendi gibi başlayıp olmak istediği türden adamlara dönüşmüş kendinden önce gelenlerin yazdıklarını söylediklerini okur, onların yaşadıklarından ders çıkarmaya çalışır.

kendindeki eksiklere objektif ve acımasızca bakar, sonra olmak istediği kişiyle aradaki boşluğu değerlendirip nasıl bir yol haritası izleyeceğini belirler.

daha dün reddit’te “bir tane kızı tavlamak için buraya geliyorsan siktir git. biz sana bir çok kızın sana ilgi göstermesini sağlayacak türden bir erkeğe dönüşmenin yolunu anlatabiliriz” diye bir başlık açmışlardı. kimbilir kaçıncı kez açıldı bu başlık.
sanıyor ki cocuklar bunlar 3-5 manipülasyon tekniği ve kendini sallayan kıza bu teknikleri uygulayınca kız kucagına düşecek.

hayır. kafayı çalıştıran adam bunun mümkün olmayacağını bilir zaten. ama modern erkek o kadar oğlan cocugu ki, steam’den oyun almak gibi sanıyor bunu.

kızın kendini niye reddettiğini anladığı zaman, o eski halini reddeden kıza karşı herhangi bir kötü his bile kalmıyor – çoğu “az bile yapmış kibar bile davranmış” diyor.

çünkü redpill’i bulan erkeklerin bir çoğu ilk geldiklerinde o kadar kötü durumda. ben şanslı azınlıkta hissediyorum kendimi, ama ben bile 3-4 sene önceki halimle muhattap olmazdım heralde bugün. ve memnuniyetle gördüğüm şey gidecek dünya kadar yolum olduğu.

özetle – bu bir “xyz numarayı yap kızı kap” oyunu değil.
bu bir manipülasyon tekniği değil.
bu bir kimlik siyaseti değil.
bu bir “sen alfasın sen betasın” zümreleştirmesi değil. bunu yazana götüyle gülüyorlar.

bu “hayatta bulunduğun noktada olmanın tek sorumlusu sensin. başına gelenlerin sorumlusu olmasan bile (ki çoğu zaman yine sensin) bu duruma nasıl tepki vereceğinin yegane sorumlusu sensin. bu sorumluluğu alıp, yapılması gereken şeye taş gibi bir objektiflikle bakıp sonra bunu yapmak zorunda olan da sensin. yoksa bu sikik hayatın iyileşmeyecek. kimse sana elini uzatmayacak. hatta insanlar seni engellemek için çalışacak. bunu aşabilirsen, mutluluk senin olacak. aile de kursan, tesla da olsan bunun için çalışmış ve bunu kendi şartlarınla gerçekleştirmiş olacaksın. başkasının isteklerine boyun eğmiş olarak değil.”


hala amacı afedersiniz “am” diyenlerin uzun uzun analiz kastığı şey.

“am problemi” adını verdiğiniz şey 6 ayda çözülüyor. çoğu zaman daha az.
bahsetmeye değer bir problem bile değil.

“am problemi” bir semptom.

esas problem bir erkek olarak doğduğunuzda değersiz bir insan oluşunuz.
değer yaratmadığınız sürece erkek olarak kanunun zorla dayattığı insan hakları harici hiç bir sempati, haklılık, özgürlük, anlayış vs görmeyeceğiniz.

bakmayın feminist solcu saçmalıklara, insanoğlu eşşek gibi yarattığı değer üzerinden ölçülüyor.
o değeri de başkaları belirliyor. sistem bunu ödüllendiriyor.
bunun aksini söyleyen de ya romantiktir ya saftır ya da yalancıdır.

kısır kadınlara, doğurganlığı geçmiş kadınlara sorun nasıl değersizleşiyorlar birden toplum gözünde. nasıl gençliklerindeki “rockstar” hayatından bir anda iniveriyorlar görmezden gelinenler arasına.

flaş haber – tüm erkekler oradan başlıyor işte. zengin aile cocugu erkekte bile performans yükümlülüğü var. o bile performans göstermezse “mirasyedi” diye aşağılanıyor.
geri kalanlar da ancak götünü kaldırırsa “rockstar” oluyor.

bu sikik bir düzen evet. ama böyle. ben doğduğumda da böyleydi, ölürken de böyle olacak. sebeplerini de burada uzun uzun anlatmaya pazartesi günü mesai esnasında ayıracak vaktim yok.

insanların söylediklerine değil, yaptıklarına bakın.
söylenenlere göre herkes sevgi kelebeği, herkes insan haklarına saygılı, herkes adil.
ama gel gelelim her gün bebekler ölüyor bu sikik dünyada. nasıl iş bu?

bak bir kere “am problemi” dedim mi?

derdi sadece bu olanlara satış yapmak için hazır bekleyen sürüyle üçkagıtçı var elbette. bunlar zayıflama çayı, bel inceltme hapı, bölgesel incelme esansı satanlarla aynı türden insanlar. talep olduğu sürece arz da olacak.

ama sen hala kendini iyi hissetmek için bir çok eski ve akıllıca felsefeden beslenen bir şeyi “31ci ergenlerin mala vurmak için kullandığı manipülasyon”a indirgemeye çalış.

anca mizah oluyorsun böyle yaptıkça.


çizerek de anlatılmıyor ki…

x kişinin onayı önemsiz.
kişi başarılıysa genel olarak takdir görecektir. talep görecektir.

x kızın seni reddetmesi önemsiz.
y şirketin seni işe almaması ya da işten atması önemsiz.
genele baktığında neredesin?

tüm kızlar reddediyorsa problem var.
hiç bir işe giremiyorsan problem var.

ama yazdığın 20 tane kız içinde atıyorum 2 tanesi reddetti, bu sana olan talebi gösteriyor.
işten atıldıktan sonra 1 sene boşta kalmadın da 1 ay sonra yeni işe başladın, bu senin becerilerine yarattığın değere olan talebi gösteriyor.

hem okuma, hem anlama, hem de laf sok.


cımbızlamaksa ben de yaparım. hem de çok daha kolay yaparım. feministlerin agzı yeterince frensiz nasılsa.

ı feel that ‘man-hating’ is an honorable and viable political act, that the oppressed have a right to class-hatred against the class that is oppressing them. robin morgan, ms. magazine editor

ı want to see a man beaten to a bloody pulp with a high-heel shoved in his mouth, like an apple in the mouth of a pig. andrea dworkin

the more famous and powerful ı get the more power ı have to hurt men. sharon stone

men who are unjustly accused of rape can sometimes gain from the experience. catherine comins

gerçeği reddetmeye çalışmak ilk tepki. daha önce bu türden köklü bir perspektif değişimini ateist olurken yaşadığım için kendimi ve bildiklerimi sorgulayıp, kabaca redpill adı altında tarif edilen tatsız gerçekleri objektif değerlendirmek ve yaptığım hatalarla yüzleşmek bana çok da zor gelmedi.

bu sayede zaten kızgınlığım geçti. yoksa en kolayı egomu korumak ve suçu bugüne kadar bana “yanlış yapan”lara atmak olurdu.

şunları kabul etmek kolay değil .
(bkz: erkekler ne ister/@skeptico)
(bkz: bir kadının seni çok seviyorum demesi/@skeptico)

ama malesef çocukluğumuzda yaşayamadığımız “yetişkinliğe geçiş” süreci bunu çok sonra zorla öğrenmemize sebep oluyor. bazısı başına gelse de anlamıyor.

benim söylediklerim yıllar süren değerlendirme, deneme yanılma neticesinde çıkan şeyler. 2 hafta önce okuyup getirip yazdığım şeyler değil.

ha beni sallamayın zaten, ben size kaynaklarımı yazıyorum. x konuda kaynak isteyene de listeden veriyorum kitap ismini.

şu kitapları defalarca entrylerde mesajlarda önerdim, bilmem kaç kişi okudu :

https://www.amazon.com/…words=desire evolution buss

https://www.amazon.com/…ords=myth of the male power

https://www.amazon.com/…-1&keywords=manipulated man

https://www.amazon.com/…ords=thinking fast and slow

https://www.amazon.com/…71&sr=8-3&keywords=zimbardo

https://www.amazon.com/…2&sr=1-1&keywords=iron john

sadece şu bir kaç kitabı okumak bile muazzam bir perspektif kayması yaratır.

insanların rasyonel, ahlaklı ve fedakar olmadığı,
içgüdülerin sanıldığından fazla ilişkiler ve hayatta rol oynadığı,
sistemin vitrinde erkeği güçlü gösteren ama içeride ipleri kadınların tuttuğu bir şekilde kurulu olduğu,
erkeklerin nasıl giderek daha kötü sosyalleştiği ve niye mutsuz olduğu 1 aydan kısa sürede okunabilecek kitaplarla görülebilir.

kayıp vaka diye bir şey olmaz. senin gibilerin kayıp vaka dediğin görmezden gelmeye çalıştığın erkekler bundan fayda görüyor işte. sana beni şikayet eden mesajların 10 katı bana sizinle ugrasmamamı çünkü amacının makul fikir alış verişi değil, aşağılama olduğunu söyleyen mesaj geliyor.

kadın erkek tavsiye isteyen ve bundan fayda gördüğünü söyleyenler çok daha fazla.
bunların çok çok az bir kesimi “abi nası karı düşürürüz” temalı mesajlar. böyle gelenler de 99% cevap alamıyor zaten.

64 sayfa mesaj var bugün itibariyle.

işin güzel yan ne biliyor musun?

işin güzel yanı, bu erkeklerin etrafındaki kadınlar da fayda görüyor. hatta meyvesini onlar yiyorlar.
çünkü sen istediğin kadar kızgın ergenlerden cımbızlama yap, buradaki esas mesaj bu değil.
kimse kimsenin düşmanı değil.
bazen göte göt demek düşmanlık değil.

(bkz: kadın düşmanlığı/@skeptico)

win/win yani.
yani bize win.
sen loser takılmaya devam ediyorsun mızmızlanarak.


şuna hastayım bak.. “zamanında tekme yemiş erkeklerin…”

yarraam.. sen hasta olmadan doktora gidiyor musun?
şişkolaşmadan diyet yapayım diyor musun?
merdiven çıkınca öksürmeden sigarayı bırakayım,
paran bolken “ya benim başka iş yapmam lazım” diyor musun?

mutlu mesut takılan insan zaten değişmek gibi bişeyle uğraşmaz ki?

ayda 2 kez sadaka seksi yapabilen atm modeli koca olmayı, takdir görmeden, dırdır dinleyerek hayatını geçirmeyi normal sanan milyonlarca zavallı adam yeterince mutsuz olmadığı için, daha iyi bir seçeneği olduğunu bilmediği ve kendine bunu reva gördüğü için değişmeye ihtiyaç duymuyor- ama siz bunları “kazanan”,

“lan olm burda saçma bişeyler var” diyerek oturup düşünen kafa yoran, hayatını bariz bir şekilde bir çok açıdan upgrade eden adamlara “kaybeden” diyorsunuz.

beyin yerine bonibon mu taktırdınız naptınız anlamıyorum ki?


olm anlamadığınız şey şu:

size hayatınız boyunca duvara çivi çakmak için gerekli araç tahta yemek kaşığı denmiş.

birisi de kalkıp hayır bu iş için çekiç daha uygundur çünkü çelikten yapılmış, daha ağır, vs. diye alternatif bir araç gösteriyor.

çekiç bir araç. çivi de çakarsın, yumurta da kırarsın kafa da patlatırsın. çekiç burada belirleyici değil. çekiçle ne yaptın o önemli.

redpill gözlemleri ve belli problemlere olan çözüm önerileri çekiç gibi.

senin kendini yükseltme amacıyla da başkasını manipüle edip çıkar sağlama amacıyla da kullanabileceğin araçlar.

çekiçli katil nasıl milyonlarca inşaat ustasını katil yapmıyor ise, redpill de kimseyi otomatikman kadın düşmanı vs yapmıyor.

nasıl çekiç kullanmanın güvenli ve verimli, üretken bir yolu yordamı varsa, öğrenilmesi gerekiyor ise redpill dahil her şeyin var.

senin gördüğün kadın düşmanı yorumlar kadar evliliğini bu sayede kurtaran adam hikayesi, hayatını yoluna koyan genç hikayesi de var. intihar eşiğinden dönen de var zengin olan da.

redpill sana öyle yap böyle yap demiyor. çekiç bu, böyle işler, ağırlığı uzunluğu budur diyor. artık onunla ne yaptığın senin sorumluluğun. ahlaki seçimler senin seçimin.


“red pill nedir fikrim var ancak tam olarak bilmediğimi belirterek başlamam doğru olur. ve itiraf edeyim, durumum vardı, ama okumadım.”

türkçesi “önemli olan doğru bir analiz değil, konuyu yukarı taşımak değil, benim fikrim”

ben ben ben ben ben ben ben


ne yazdıkları hakkında en ufak fikri olmayanların hala bıkmadan usanmadan yazdıkları konu.

baya şuursuzca kafanızda kurdugunuz şeye inanıp eleştirmişsiniz.

kuantum fizikçileri arasında cinlerden bahseder gibisiniz, başka türlü tanımlayamıyorum.

işin komiği hepiniz de “okumadım ama.. bilmiyorum ama… duymuştum…” gibi itiraflarla başlıyosunuz. 15 dakka baktınız çözdünüz di mi hepsini?

özgüvene gel amk. işte bunlar hep ana kuzusu yetiştirmenin prensesciliğin etkileri. herkes rockstar. herkes ceo. herkes oscar’lı.

red pill isteseniz de istemeseniz de büyüyecek, kabul edenleri artacak.
çünkü redpill işe yarayan, teorik ve pratik karşılığı olan bir kollektif.

ama önemli özelliği bu değil. en önemli özelliği bir “problem çözücü” olması.
alternatif yaklaşımlardan ikinciyi 5 katlayan bir etkinlikte problem çözücü olması.
red pill sayesinde hayatını eziklik istikametinden çıkaranlar bunun ispatı.

insanların mutluluğunu hiçe sayan ataerkil-feminist-kapitalist düzen var oldukça resme pembe gözlüklerini çıkarıp gün ışığında bakarak ona göre adapte olan insanlar da var olacak.

bir kere anladıktan sonra yukarda yazıldığı gibi “unsee” imkansız. bu başlık altında güya red pill’i eleştirenlerin yerenlerin saldıranların tamamı red pill’i onaylıyor haberleri yok.


red pill’in yegane amacı karı kız işleri mi?

kırmızı hap’ın ortaya koyduğu tezlerin hazmetmesi zor olduğundan bahsetmiştim. elbette bu gerçekleri, yanında getirdiği hayal kırıklığı ve sorumluluklarıyla birlikte kabul etmek herkesin üstesinden gelebileceği bir şey değil. egosunu korumak amacıyla kh tezlerini ölümüne reddetmek, ilk tepki.

bu reddedişlerin en kolayı ve popüleri de şu: 31ci şişko ergenlerin karı kız tavlamak için takip etmeye çalıştığı manipülasyon teknikleri.

bir çok erkeğin kh’ı karşı cinsle olan problemlerden dolayı bulduğu su götürmez bir gerçek.

ancak kh malesef bu sebeple gelenlerin önüne “bir dakika, eğer amacın sadece kız tavlamaksa onun için pick-up artist grupları var, oraya git” şeklinde bir duvar koyuyor. duvarda bir kapı var – ve üstünde yazan şu :

“senin aşk ve cinsel hayatındaki aksaklıklar bir problem değil, bir semptom. senin problemin doğana aykırı bir şekilde sosyalleştirilmiş ve potansiyelini gerçekleştirememiş olman. kariyerindeki, ilişkilerindeki, karşı cinsle olan ilişkilerindeki problemin kaynağı büyürken sana gösterilen yolun yanlış olması, sana anlatılan hayata dair kuralların yalan olması. perspektifini ve en temel anlayışını düzeltmeden hayatında hiç bir şey değişmeyecek, yine mutsuz olmaya devam edeceksin. “

hayatta elde etmek istediğin şeylerin doğasını anlamadan o şeyleri elde etmeye çalışmak aptallık. etini yiyip yiyemeyeceğin, karnını doyurup doyuramayacağı, seni öldürüp öldürmeyeceği, zehirleyip zehirlemeyeceği belli olmayan bir hayvanı avlamaya çalışmak gibi.

kh erkekler başta olmak üzere insanlara, mutluluğumuzun en büyük kaynağı olan diğer insanlarla olan ilişkilerimizle ilgili ataerkil–feminist düzen tarafından ustaca (veya salaklıktan) gizlenen gerçek kuralları göstermeye çalışıyor. “kendin gibi ol, seni sen olduğun sevecek birisi mutlaka var olacak” ya da “ruh ikizin orada bir yerlerde, onu bul” tarzı disney masalları anlatmak yerine bireyler arası çekimin nasıl işlediğini eldeki veriler ve deneyimlerle teorik ve pratik zemine oturtarak daha iyi anlaşılmasını, bireylerin de stratejilerini buna göre şekillendirmeleri gerektiğini anlatıyor.

300-400 yıllık hayal ürünü romantik fikirlere, insana gerçekte olduğundan daha üstün bir ahlak anlayışı atfederek inşa edilmiş ve neticesi evlilik dışı birlikte yaşama toplumda kabul görmeden önceki dönemlerde evliliklerin %50e yakının boşanmayla sonuçlanması, asla büyüyemeyip oğlan çocuğu olarak yaşlanan erkekler, her zamankinden daha çok psikolojik problemlerle boğuşan kadınlar, intihar eden erkekler olan mevcut ataerkil-feminist sosyalleştirmesinin hatalarını ve yalanlarını teker teker göstermeye çalışarak doğanın nasıl işlediğini açıklamaya çalışıyor.

tüm umutlarımıza rağmen tekrar tekrar ve kaçınılmaz olarak vardığımız neticeler kh’ı yutanlar için geri kalanlara göre daha acısız değil. hatta kh’a olan karşıtlığın en büyük sebeplerinden birisi olan kızgınlık safhası esnasında konuyla ilgili yazan, konuşan kişilerin yaptıkları hatalar bunun en büyük kanıtı. ama kendinize sorun, hayatınız boyunca size adeta bebeğe mama yedirir gibi yedirilen fikirlerin çoğunun yalan olduğunu öğrenmek sizi kızdırmaz mı? çektiğiniz acıların, geri döndürülemez hataların, kaybettiğiniz insanların ve hayal kırıklığının aslında önlenebilir olduğunu fark etmek, ama bu yalanlar yüzünden önleyemediğinizi, ormanın gözünüzün önünde yandığını ama bir şey yapamadığınızı çünkü kimsenin size “su ateşi söndürür” demediğini anlamak – sizi de kızdırmaz mıydı?

ikili ilişkiler, kariyer, okul, aile, saygınlık, seks – bunlarda yaşanan problemlerin hepsi birer semptom. bunları teker teker ele alıp nerede hata yaptığını, acımasız gerçekler ışığında nasıl değişmek gerektiğini açıklayan, bireyi yükseltmeye çalışan, mutluluğu yakalamasına yardım etmeye çalışan bir fikir kollektifine saldırıyı, aşağılamayı anlamak kolay, ama meşru görmek zor.

keşke kh sadece kız tavlama ile ilgili olsaydı. keşke asla istediğimiz gibi hayal ettiğimiz gibi sevilemeyecek olmamız, yarattığımız değer kadar değerli olduğumuz, sürekli bir rekabet ve toplam sıfır bir oyun içerisinde olduğumuz, mücadele içinde olduğumuz, belli şartları yerine getirmediğimiz takdirde yaşam hakkımızın bile önemsenmediği bir dünyada yaşamıyor olsaydık. bunun ne derece gerçek olmadığını bilen birisi olarak böyle bir dünyada yaşıyor olmamızı benden daha fazla isteyen kişi sayısı azdır.

ancak su ıslaktır, ateş de yakıcı.

biz ne kadar aksini dilesek de insanlar arası ilişkiler bu şekilde işliyor.


homofobik-transfobik olarak görülmesi normal – zira maskülenliğin kötü ve zehirli olduğu (bkz: toxic masculinity) , küçük çocukların biyolojilerinden farklı bir “toplumsal cinsiyet” zırvasıyla geleceklerinin katledilmesi (bkz: isveç’te yapılan sistematik erkek çocuk istismarı) yine erkek çocukların “arızalı kız çocuğu” muamelesi görmesi, daha çok kız çocuklarına uygun olarak geliştirilen okul müfredat ve eğitim ortamına ayak uyduramayan erkek cocuklara hemen ritalin gibi şeyler ittirilmesi gibi daha saymaya üşendiğim saldırılara karşı duran bir pozisyonu var.

konuyla ilgili daha önce de uzunca yazdım : homofobi

öte yandan bir çok redpill’i benimsemiş erkek meritokrasinin her türlü dil din ırk cinsiyet vs’yi ezen en önemli şey olduğunu düşündüğü için alan turing gibi, ne bileyim freddie mercury gibi efsaneleşmiş ve alenen gay olan erkekleri takdir eder ve sever.

ben mesela büyük elton john ve queen hayranıyım. elton john’la tanışabilsem altıma kaçırırım muhtemelen.

hatta redpill reddit’te zaman zaman büyük homo ve sağ görüşlü ultra zeki ve hazırcevap (oha baya hayranmışım herife) milo yiannopoulos’un feminist yalanlarını nasıl tokatladığının videoları paylaşılır.

özetle redpill’in sistematik bir homofobisinden söz edilmesi saçmadır.

öte yandan merkezi bir manifestosu olmayan, tamamen decentralized (gayrı-merkezi?) bir yapı olan redpill’de de, tıpkı diğer fikirlerde olduğu gibi her kulvardan insana rastlamak mümkündür.

benzeri örnek feminizm’de kadın sünnetini savunan ünlü feministler olması.
germaine greer’a bakarak feminizm kadın sünneti destekliyor denemez.
13 31.08.2017 13:46 skeptico
saçmalık diyenleri de görüyoruz:

http://prntscr.com/gfk3df

şunu ben yapmam mesela.

olm bak rekabet artmasın diye yapıyosanız çok ayıp ediyosunuz *


bkz: https://eksisozluk.com/entry/70566478

 

1-evrimsel psikolojiye yöneltilen herhangi bir “hard science değil” matematiğe dayanmayan tüm bilimlere (antroplojiden tut psikolojiye kadar) tüm bilimlere yapılabilecek bir eleştiri. o yüzden bir eleştiri kabul edilemez. “erikli su ıslaktır” demek gibi bişey. e tüm sular ıslak?
ankete, gözleme, klinik testlerde limitli sayıda insana, meta analize dayanan tüm bilimler böyledir. eşyanın tabiatı bu.

2-heuristic diye bir kavram var. redpill ve tüm diğer sosyolojik-psikolojik bilimler heuristic kullanır.

örn: erkekler futbol sever.
ben şahsen futbol sevmem ilgilenmem.
ama bu sokakta karşılaşacağınız bir erkeğin futbol seviyor olasılığını düşüren bir şey değil. erkeklerin futbol sevdiği genellemesini yalanlayan -veya- her erkek istisnasız futbol sever demek de değil. bu bir heuristic.

hipergami de bir heuristic. bir genelleme değil.

bunu “tüm kadınlar hipergaminin kuklasıdır, robot gibidir başka türlü davranamaz” diye anlayan da salaktır.

3-madem beynin tek bir rakam ve net yüzdeler istiyor, bunların değişmemesini istiyor, bu işlerle uğraşmayı bırakacaksın. bu konularda öyle bir rakam yok. git matematik fizik vs kurcala.

4-bu da olmamış. bireyler arası statü ve cinsel pazar değeri farkına dair değerlendirmeler için : bkz: david buss – david schmitt – 1993
https://www.bradley.edu/dotasset/165805.pdf 

sizin taşak geçtiğiniz 10 üstünden 5-6 gibi değerlendirmeler gerçek ve türümüzün cinsel stratejisinin bir parçası.

5-evet evrensel. evet evrimsel temeli var. ekşide yazar yok diyor, dünyanın ilk 30 psikologu arasında gösterilen david buss var diyor. napak inanak mı kanka?
yine david buss – 1989
http://labs.la.utexas.edu/…man-mate-preferences.pdf

6-eş tercihi sosyoekonomik şartlanma kadar biyolojiye de baglıdır.
https://www.evolution.uni-bonn.de/…-preferences.pdf

ayrıca kadınların mal edinememesi otomatikman kadını köle yapmıyor.
örneğin ingilterede kadının yaptığı borç yüzünden kocasının hapis yatmasına dair kanun var. mal varlığı erkek üzerine geçiyor ama kadının sorumluluğu da erkekte.

http://www.historyrevealed.com/facts/nutshell-debtors%E2%80%99-prisons 

1857ye kadar boşanma da mümkün değil.
kadının kendi malından ve borcundan sorumlu olması 1882 womens property act ile geliyor. https://en.wikipedia.org/…women’s_property_act_1882

objektif bakan herkes kadının tarihin başından beri korunan cinsiyet oldugunu görebilir.

7-kadın erkek eşitliği arttıkça eş seçimi yakınsamıyor.

kadınlar hala hipergamik egilim göstererek kendinden 6-7 yaş daha yaşlı, daha uzun boylu ve sosyoekonomik olarak en az eşit veya daha üst seviye eşleri tercih ediyorlar.

http://journals.sagepub.com/…177/147470490800600116
139. sayfa

8-redpill ve insan türünün cinsel stratejileri ile hakkında ne kadar sığ bir anlayışla yazdığının en büyük bayrak sallayan ispatı bu işte.

(bkz: yanlış bile değil).

9-evet içgüdülerimizi reddetmenin sonuçları hakkaten süper oluyor.

https://www.sciencedaily.com/…6/07/160715114739.htm

ahlaki olmayanı söyleyeyim :
(bkz: isvecte yapilan sistematik erkek cocuk istismari)

10-yine sığ anlayış ve straw man.
(bkz: straw man/@skeptico)

evrimsel psikoloji “cinsel stratejide sadece daha iyi genlere gitmek var” diyo sanıyorsun. “hipergami sadece genetik üstünlükle karar verilen bir şey” diyor sanıyorsun.
insanların “tek ve asla değişmez bir stratejileri var” sanıyorsun. aksi takdirde bunları yazmazdın, salak değilsin. bilmiyorsun sadece.

11-dark triad olarak bilinen kişilik tipine sahip olan erkeklerin zaten çoğu hapiste.
az ve sosyal uyum konusunda başarılı olanları da yüksek yerlere gelip gücü elinde biriktiren karakterler. ceo, devlet adamı, asker vs.

bunların genleri ise sonraki nesillere gayet güzel aktarılıyor merak etme. sadece anneyle kalıp cocuklara babalık yapmıyorlar. başka erkekler kendi cocukları sanıyor cocukları.
https://www.theguardian.com/…ildrensservices.uknews

12-sağlaması var zaten?
genetik olarak hepimiz sınırlı sayıda erkeğin torunuyuz.
https://psmag.com/…ent/17-to-1-reproductive-success

pair bonding normal doğal ortamımızda sadece max 3-4 sene. bir cocugun kendi laf dinleyeceği biraz otonomi kazanabildiği süre kadar. sonrası yok.
dorothy tennov 1979 – love and limerence.

pair bonding’in modern haline evlilik demen hakkaten konuyla ne kadar alakasız olduğunu gösteriyor.

evlilik, statü olarak aşağıda olan erkeklerin tüm kadınları üst seviye erkeklerin hamile bırakması ve elinden almasını önleyen, statüsü düşük erkeklerin toplulugun yaşam şansını azaltıcı isyan hareketlerini sınırlayan ve herkesin kurallara göre oynamasını sağlayan bir sistem. kurallara göre oynamayanların cezalandırıldığı (tıpkı az önce yazdığım dark triad alfa erkeklerin cogunun hapiste olması) sosyal adaleti sağlamaya calısan ve grubun hayatta kalma şansını artırmak için gelişmiş bir sistem.

adalet duygusu farelerde bile var. stephen siviy – farelerin güreştiği deney.

13-yine konuyla ne kadar kel alaka oldugunu göstermişsin manuelo.

redpill “kadınlar nankordur daha iyisini bulunca kaçar” demez.
redpill “arzu pazarlığı yapılabilecek bir şey değildir, senin maddi manevi yatırımın, rüşvetlerin, sağladığın imkanlar vs başkasına arzu duyan bir kadının kalmasını sağlayacak şeyler değildir – fiziksel olarak kalsa bile arzusu başka yerdedir” der.

redpill’i anlamış hiç bir erkeğin “ben bu kıza bunları bunları sağladım beni asla terketmeyecek” gibi bir beklentisi olmayacağı gibi, terk edildiği takdirde bunu nankörlük olarak değerlendirmeyecektir. çünkü arkasında yatan mekanizmayı anlamıştır. erkeğin yaptığı fedakarlıkların , arzuya bir etkisi yok. vicdana var, empatiye var, kadının sosyal itibarı açısından etkisi var (nankör olarak görülecek) ama arzuya hiç bir etkisi yok.

valla kadına salak demiyorum ama sanırım sana diyicem az kaldı.

toplumun değer verdiği şey mantık, ya da anaçlık vs değil. toplumun değer verdiği şeyler başka insanlara sağladığı yarardır.
bir kadının anaç olması cocuguna yararlıdır. komşusuna milletine vs değil.
aynı şekilde bir çok insanı etkilemeyen bir iş yapan adamın değeri de kendi sınırlı çevresi kadardır.
ancak bir çok insanı etkileyen, bir çok insana değer olarak dönen şeyler (temiz su’dan tut, iphone’a kadar) evet mantıkla, mühendislikle, bilimle vs ortaya çıkmıştır.
bunların da büyük bölümünü başka yerlerde anlattığım sürüyle sebeple erkekler yapmıştır.
bu kadın yapamaz demek değil. kadın salak demek değil. erkek zeki demek değil. bu sadece bariz bir gerçeği dile getirmek.

insanoğlu kendine faydalı şeye değer veriyor, onu takdir ediyor.
takdir edilen şeyleri bulanların çoğu erkek.
o yüzden “erkek mantığa mühendisliğe, mekanizmalara meraklıdır” , kadınlar sosyal ilişkilerde daha başarılıdır yatkındır dediğimiz zaman erkeklerin değerli gibi algılanması normal. bu yatkınlıkların yarattığı değer yüzünden.

ya bari şu “kadınlar kaç savaş çıkartmışlar” masalını tekrar etmeseydin..

tarih boyunca kadın yöneticiler, erkeklere kıyasla daha fazla savaş çıkardılar (sayıca değil oran olarak) :
https://qz.com/…e-more-likely-to-wage-war-than-men/
kadınlar evde daha çok fiziksel şiddete başvuruyorlar http://www.aeesq.com/…n-initiate-domestic-violence/

kadınlar da savaş çıkaran hükümetlere oy veriyorlar. obama’ya oy verenlerin 55%i kadın. trump 35%i. türkiyede kadınların 36%sı tayyip’e oy vermiş.
hitler de 6.5 milyon alman kadınından oy almış 1932’de.

bu “erkekler her boku yiyor kadınlar masum” masalını tekrar etmeyin komik oluyosunuz. madem kadınlar masum, savaş hiç bir şekilde istemiyorlar niye hep birlikte savaş çıkartmayacak adaylar çıkarıp onu seçmiyorlar? ben şahsen oy veririm öyle bir adaya.

kadınlar da insan. melaike değil. onların arasında da şiddete meyilli olanlar var, olmayanlar var.

güya romada erkek karısını öldürse ceza almazmış. süpermiş lan sıfır dırdır politikası. adamım julius sezar :p

https://en.wikipedia.org/…_in_ancient_rome#adultery

açıp baksan göreceksin öyle bir şey olmadığını. ama belli ki derdin anlamak değil kendi sesini dinlemek .

15-“mantık kapasiteleri olduğunu ama bunu fazla kullanmayacak şekilde evrimleştiklerini” okuyorum. ”

gene yanlış anlamışsın.

kadın ve erkek beyni farklı.
https://www.theguardian.com/…ains-wired-differently
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/…/articles/pmc4129348/
http://files.eric.ed.gov/fulltext/ej834219.pdf

bunun tartışması yok. farklı işte. ikisinin de evrimsel olarak avantajına olan özellikleri var.

kadına “mantıksız gerizekalı denmiş” gibi okuyosunuz yazılanı.

kadının hafızası daha iyi deyince kimse bişey demiyor, ama erkek matematikte iyi deyince oouuvvvv..

———

bak biraderim, benim gidip bilmediğim konularda, futboldan, sinemadan, modern sanattan, ne bileyim şaraptan vs bahseden yazımı göremezsin.

bu konular hakkında sıfır bilgim olduğundan değil, sadece tutup internete yazılacak vasat ve herhangi bir etkisi olmayacak bir bilgiyi sırf yazmış olmak için yazmayacağımdan.

tavsiye ederim, sen de yazma. kafam rahat. kimse kalkıp galatasaray diye küfür etme ihtiyacı duymuyor.

varsa kafana takılan bir nokta, düzgünce sor, mesaj at ne bileyim, ama böyle nazikçe küfrediyomuş yazılarda saçmalamak sana yakışmıyor.

ya da yakışıyor ne bileyim amk meriçi eheh.. düşüyo mu böyle?

https://twitter.com/…auss/status/904074176260071424


Kırmızı hap farkındalığı 


Kırmızı hap “daha çok karı sikmek” temelli bir öğreti değil.
kaç kere daha yazsam tutar bilmiyorum ama yazıyorum işte.

https://kirmizihap.org/…e-amaci-kari-kiz-isleri-mi/

bir erkeğin seks yapamaması sadece bir semptom.

eş olarak değerini en bariz şekilde gösteren bir semptom.
erkek doğuramadığı, insanlık açısından kadında olduğu gibi baz bir değeri olmadığı, sadece ve sadece yarattığı değer kadar değerli olduğu için erkeğin eş olarak değersizliği (veya değeri) insan olarak değeriyle ayrılmaz bir bütün. kadının 15-40 yaş arasında sahip olduğu avantaja sahip değil.

nasıl grip tedavisinin amacı ateş düşürmek değil, grip virüsünü yenmek ise, kırmızı hap’ın amacı seks yaptırabilmek değil.

seks yapamamak, karşı cins tarafından sürekli reddedilmek, hemcinsleri arasında saygı vs görmemek, para kazanamamak hepsi birer semptom. problemin ne olabileceğine dair işaretler veren birer semptom.

problem – erkekliğinizin iğdiş edilmiş olması. zihnen iğdiş, ruhen iğdiş edilmiş olması.

bu nasıl yapıldı ? dinle, medyayla, masallarla, telkinlerle, romantizmle, siyasetle, ekonomiyle. ataerkil sistemle.

hepimiz, kadın ve erkek olarak – ortalama erkeği üreten, gerektiğinde savaşan, ailesine kaynak sağlayan, cocuk yapan, sonra yaşlanıp ölen ama bu 60-70 sene boyunca mutluluğunu önemsemeyen, üstteki formüle uygun hareket etmenin mutluluk vereceğini kafamıza sokan düzenin kurbanlarıyız.

kırmızı hap, isteklerini elde etmek isteyen insanlar için hayattaki öncelikleri tekrar belirlemeye yarıyor. çilek tarlası tabelasının arkasında yatan mayın tarlasındaki mayınların yerlerini haritayla gösteriyor. o haritayı nasıl kullanacağı bireyin kendi sorumluluğu. ister koşarak girer, ister hoplayarak girer, ister hiç girmez. ama kırmızı hap çilek tarlası vadetmiyor, bunu yutan adam zengin olur, harem sahibi olur, sixpack’i olur, saçları geri çıkar, çükü 25 cm olur demiyor.

“senin istediğin şey buysa, karşındaki engeller budur” diyor sadece.

kırmızı hap farkındalığı sayesinde hayatını yoluna koyan, felakete giden yoldan geri dönen insanlar gün geçtikçe çoğalıyor. ve işin güzel yanı bu nadiren karşı tarafın maliyetini sırtlandığı şekilde oluyor. hayatını yoluna koyan adam etrafını da yükseltiyor. en yakınlarından başlayarak başkalarına faydalı oluyor. hepsi probleme feminist-romantik bakış açısı yerine realist bakış açısıyla bakmakla başlıyor. hatalı varsayımları, gerçeğe daha yakın varsayımlarla değiştirerek başlıyor.

o yüzden karşıdan tartışmayı izleyen arkadaşlara tavsiyem akıllarına yatmayan bir şey gördükleri takdirde istedikleri soruyu sormaları. “amk 31ci ergeni” diye girmedikçe lafa, karşınızdakinden saldırgan tepki alma ihtimaliniz çok düşük. hatta kendi adıma amk 31ci ergeni diye lafa girseniz bile saldırgan tepki almazsınız.

bi de imanuel’in sevgilisini hanginiz aldıysanız geri verin olm. ayıptır. *


merkezi bir manifestosu, peygamberi vs olan paket program bir din olmadığından insanların aklına yatan, işine yarayan kısımlarını alıp saçma gelen taraflarını reddedebileceği bir şeydir.

sanıyosunuz birisi “kadınlar bok gibidir” yazınca herkes “hurraaaa aynen panpa hepsi bok gibi biz kralız yeaaa” diye alkış tutuyor. öyle bişey yok.

https://kirmizihap.org/cinsiyetcilik/

100.000 abonesi olan bir reddit forumunda 200 upvote nedir ki? binde iki.

x bir zümereye düşman zaten o kadar insan var dünyada. kırmızı hap farkındalığına sahip olup kadına düşman olan adama karşılık galatasaraylıya düşman daha çok fenerli var.

insan anlamadığı şeye düşman olur. anladığı şeye değil.


benim rastladığım yorumlarda “feminizm kötüdür” değil, “feminizmin şu şu şu pratikleri kötüdür” deniyor. mesela oy hakkı eşit işe eşit para hakkı gibi konular değil, erkek cocuklarını “arızalı kız çocuğu olarak yetiştirme” pratiği reddediliyor. diğer konularda da öyle. hepsinin eleştirilebilecek yanları var.

meriç – kendi değerini, diğer erkeklerin değerini azaltmaya çalışarak yükseltmeye çalışan sinsi bireydir. virtue signalling yapar, rekabetin kredibilitesini ve değerini manipülatif tekniklerle azaltmaya çalışır. “üzülecek bir şey yapmanı istemiyorum burcu” cümlesinin altında yatan şey tam olarak budur. naif ve safça aşık olan, sevdiği kişiyi mutlu etmeye çalışan birey değildir meriç. meriç manipülasyoncudur. naif, saftır.

sjw – benzer şekilde saman adamı argümanlarla “kazanım”larını korumaya çalışır. virtue signalling yapar. meriçle benzer modus operandiye sahiptir.
bizzat kendi agızlarından duyduk burada.

postmodernizm’le ilgili eleştiriler dünya kadar. jordan peterson diye youtube’da arat, otur dinle. hayatını değiştirsin.

kırmızı hap kontekstinde beta male : ilgi ve sevgiyi “satın almaya” çalışan erkektir. sağladığı kaynaklar, yaptığı yatırımlar, bedavaya sağladığı onay vs gibi şeylerle karşı tarafın ilgisini sevgisini kazanmaya çalışan erkektir.
a.t.m. koca derken kastedilen erkektir.
yaptığı yatırımın karşılığını alamadığı zaman kadınlara “nankör” diye saldıran erkektir.

bence gayet iyi anlıyorum eleştirdiğim şeyi.

problem üstteki modelde davranarak istediğini elde etmeye çalışanların , bugüne kadar yaptıkları yatırımın işe yaramaz ve değersiz olduğunu, sinsilikle yapıldığı için esas kadın düşmanı davranış olduğunu kabul etmeme inadı.

bu sinsiliği, bu içten pazarlığı, bu gizli sözleşmelerle hareket eden erkeği ahlaklı kabul eden, arzulanır gören erkek de kadın da bana uzak olsun ltf. tşk.

üstte örnekleri verilen “kadın düşmanı” yorumların 99.99999%u bu sinsi meriç hareketlerinden keyifle nemalanırken ikili eşleşme stratejisini sonuna kadar kullanan manipülatif kadınların davranışlarını hedef almaktadır. amerika ve diğer gelişmiş batı ülkelerinde bu tür kadınların miktarı inanılmaz boyutlarda.
yani pratikte bu adamlar için kadınların büyük kısmı malesef yorumlarda anlatılan pratikleri sergiliyorlar.


kadınlar niye komik değil:

https://www.vanityfair.com/…/2007/01/hitchens200701

tl;dr: ihtiyaç duymuyor.

varsa komik kadın örneği gösterin çok samimi rica ediyorum. amy schumer falan demeyin valla ömrü billah tefe koyarım. kaç tane kadın standup’ı yarıda kapattım bilmiyorum.

kadın zaten zarafeti alımı tatlılığı mistikliği ile yetip artıyor. bilim, medeniyet, komedi, teknoloji, edebiyat hepsi erkeğin o feminen ve mistik dünyaya dahil olabilme çabası.

sizi kastetmiyorum tabi üstünüze alınmayın. allahtan zehrinizi yutmayacak kadar akıllı yeterince çok kadın var.

 


hayatında tek nota basmamış, bilgisayar oyunları harici satır yazmamış, güzel bir şeyin fotoğrafını çekmemiş resmini yapmamış adam bana gelip güzel şeylerden bahsediyor.

adam mesela pink floyd’a bunu yazabilirken :
http://prntscr.com/gn355y

bir kağıt oyununa şunu yazmış:
http://prntscr.com/gn35f9

sen hayatta ne yaptın da bana akıl öğretiyosun olm? bi tane başarını göster

bak hep diyoruz – en çok ihtiyacı olanın en çok karşı çıktığı şey diye:
http://prntscr.com/gn36eq

git assasins creed oyna birader sen. senin vasatlığın beni aşar.

ahah bonuslar:
roger waters’a yazdığı : http://prntscr.com/gn37dl

vasatlığının ispatı : http://prntscr.com/gn37se

sen gibi adamlar ancak türkiye gibi ülkelerde akademisyen olabilir işte.
evet gördüm o entry’ni de.

millete akıl dağıtmadan bi aynaya bak ben neyim de kime akıl veriyorum diye.


“3 günlük ömrü fayda ve verimlilik maksimizasyonu adına kafa yorup hesap yaparak, kıçımı gereğinden fazla sıkarak, birilerini ezmek suretiyle sürekli daha yukarı tırmanarak yaşamaya çalışmayı ben erdemli bulmuyorum.”

loser mentalitesi. ayrıca yukarı tırmanmayı sadece başkalarını ezerek olacak bir şey sanarak false dilemma yapıyorsun. korktuğun şey başkasını ezmek değil, başarısız olmak. yukarıda örnekleri vermişsin zaten. startup kurarım batar.
batsın amk. nolacak? canını mı alacaklar?
100 tane kurarsın batar. 1 kere başarılı olsan yeter.

“hayat denen kısa hikayeyi lütfen bu kadar abartmayın.”

evrende sana bana dair başka herhangi bir şey yok. sadece hayatımız var.
onu da hafife almak büyük salaklık.
trilyarda bir ihtimalle doğmuş hayata gelmişim, onu da hafife alıcam öyle mi?
bsg.

sen nihilist olabilirsin. trp zaten halinden memnunların işine yarayacak bir şey değil.
hayattan daha fazlasını isteyenlerin işine yarayacak bişey.

en büyük dram, hayatta daha fazlasına sahip olabileceğine dair ihtimal vermeyen insanların bu kadar çok olması.

bu arada sen dediğime bakma, sen belli bir mentaliteyi yazıya döküyorsun. sen gibi düşünen çok insan var.


karşı çıkılmasının en büyük sebebi bence şudur:

(bkz: sunk cost fallacy)

daniel kahneman thinking fast and slow’da zihnimizin kazanç ve kayıp karşısındaki bias’larını çok güzel anlatıyor. “kaybetme riski” bizi kazanma ihtimaline karşı çok daha fazla etkiliyor.

elbette kolay değil senin 10 sene 15 sene boyunca izlediğin yolun yanlış olduğunu, belki istismar edildiğin (iş-aşk-ailevi) ilişkilerde olduğunu kabullenmek. zaten ondan diyoruz başından beri “bu mevzu öyle keyfi ‘eh işte’ olan kimsenin dönüp bakacağı bir şey değil” diye. “travma lazım”. bir “dönüm noktası” lazım diye.

red pill’i “bulan” adamların ezici bir çoğunluğu zaten hayatlarındaki kötü gidişat değil kötü bir olay neticesinde buluyor. yavaşça ısınan tencere misali, su kaynamadıkça, canı yanmadıkça atlamaya yeltenen adam olmaz zaten.

2 aydır seks yapmaya yanaşmayan karısının fotograflarını başka bir erkeğe yolladığını gören adam,
iş yerinde 4. kez kendisinden sonra şirkete giren adamın terfi aldığını gören adam,
yıllarca prenses muamelesi yaptığı kızın 10. kez göt heriflerden tekme yiyip gelip koşa koşa kendisine ağlamasından bıkan çocuk..

açın “düşün ki o bunu okuyor” başlığını sıradan okuyun. binlerce entry var.
neredeyse tamamı silkinip olaylara objektif ve gerçekçi bakmaya ihtiyacı olan insanlar. başlarına travmatik olay gelmiş ama daha iyi bir seçenek olduğunun farkında değiller.

red pill “birader-kızım, sen sıçtın. ağır sıçtın. sıçmanın sebepleri de muhtemelen bu bu bu budur.. artık kendi değerlendirmeni yap – ama sünepe gibi yapma, dosdoğru – acımasızca yap” diyor.

bu ilk aşaması.

red pill sonra diyor ki “anladın mı niye sıçtığını? güzel. bu zaafiyetlerini gidermek için yapman gerekenler bu bu bu bu… artık hangisi öncelikliyse senin için bunlardan başla” diyor.

bak burda meriç mentalitesinin çok yaygın bir “kaçış”ı var. burda da kaç kere yazıldı “amk düzgün insanlar seçin hayatınıza almak için”.

bu kadar büyük sorumsuzluk olamaz. yetişkin insan hayatta karşılaştığı olayları “başıma geldi” diye kurban mentalitesiyle görme lüksüne sahip değil. o senin “başına gelmedi”. onu sen yarattın. hareketlerinle, yaptıklarınla, yapmadıklarınla, seçimlerinle “başıma geldi” dediğin – görünürde senin kontrolün dışında olan şeyler bile senin sorumluluğun.

red pill bu kurban mentalitesinden kurtulmanı sağlayan araçlardan biridir (bence en işe yarayanıdır).

bak örnek vereyim. kışın 3 gün elektrik kesildi evde ışık yok, kombi calısmıyor, buzdolabı çalışmıyor. sıçtın yani. elektrik kesilmesi senin suçun değil. ama ısınma, aydınlanma, yemeklerini muhafaza etme, varsa ailenin sefil olmamasını sağlama sorumluluğu senin.

red pill “elektrik giderse şunu şunu yap” demez.

“iyi talih kendi inşa ettiğin bir şeydir. iyi talih: iyi karakter, iyi niyet, iyi hareketlerdir”
bak bunu 2000 sene önce yaşayan roma imparatoru ve stoik filozof marcus aurelius demiş. red pill yeni bişey söylemiyor. önerilen okuma materyallerinin en tepesinde eski stoik filozoflar var. sadece onları okumak bile red pill’i anlamaya ve uygulamaya yeter ve artar bile.

bugün yaşayan insanların çoğu hayatı o kadar istikametsiz yaşıyor ve bunu o kadar normal ve iyi bir şey sanıyor ki – inanılır gibi değil.

red pill “elektriklerin gitme olasılığını bil, buna hazırlıklı ol (atıyorum jeneratorün ve yakıtın olsun), kurban olma, ortalama olma, vasat olmakla yetinme, sorumluluk sahibi ol ki sen ve umursadıkların gereksiz yere sıkıntı/acı çekmesinler” der.

“başıma geldi” dediğin şeylerin tamamının sebebi senin yaptıkların.
ama bu kötü bişey değil.
çünkü problem sendeyse, çözmek de senin elinde.
gün gelip bir şey seni öldürene kadar vereceğin tepki tamamen seni elinde.

edit: şu sahne aklıma geldi sonra : https://youtu.be/lv11id634lk?t=82
tam olarak bu. walter reis.

bu da bizi karşı çıkılmasındaki bence ikinci büyük sebebe getiriyor:

o götünü sikee sike kaldırıp bugüne kadar yaptığının 10 katı eforla çalışacaksın.

kimse seni kendin olduğun için sevmeyecek, annen ve belki baban harici tüm insanlık, – cocuğun dahil – tüm insanlık senden alabildiği şeyler ile orantılı olarak seni sevecek. sana anlatılan masalların aksine senin birey olarak sırf doğduğun için pek bir değerin yok. insanların büyük çoğunluğu için harcanabilir bir kaynaksın. istatistiksin. hele erkeksen çok daha az değerlisin. istatistik bile değilsin.

ağır mı geldi? daha onda birini bile anlatmadım.

muhtemelen zaten elektrik kesik doğdun. o ışıkları yakmak için o götü kaldırıcaksın. vaktini ve eforunu verimsiz işlere harcamak yerine (dota’cılar, steam’ciler, friendzone’daki meriçler, her gün 3 saat futbol izleyenler, yılda 3 kitap okumayanlar – hepiniz) kendine ve etrafında umursadıklarına değer yaratabilecek şeylere odaklanıp, etrafındaki ortalama insanların makul bulduğunun 10 katı eforla bu hedeflerine saldıracaksın.

https://kirmizihap.org/bos-zaman/

bunu insanların takdiri, onayı için değil, kendi kendine onayın için yapmalısın. çünkü başka insanların onayına kıyasla kendi eksiksiz onayın çok daha zor. kendi zaafiyetlerini eksiklerini senden iyi kimse bilemez.kendi mutfagını biliyorsun. insanlar ise mutfağını değil, vitrinini biliyorlar.
sen kendi onayını aldığın anda zaten çoktan diğer insanların onayını almış olacaksın.